Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / İyiliği emretmek ve kötülüğü yasaklamak
imanilmihali.com
Ahlak yozlaşması

İyiliği emretmek ve kötülüğü yasaklamak

İyiliği emretmek ve kötülüğü yasaklamak

İslam’ın özeti nedir diye sorsalar muhakkak ki bu iki emir yetecektir. Çünkü bu muazzam kaideler hayatın, dengenin tarifi olduğu gibi dinin ve özellikle de İslam’ın nirengi taşlarıdır yani bunlar olmadan olmaz. Ve bu iki emir din adına olan olmayan, hak ve batıl olan, düzgün ve sahte olan, aydınlık ve karanlık olan her şeyi kucaklar ve yapılagelenleri gün ışığına çıkarır.

Kur’an’ın baştan sona emri de budur ki bu aynı zamanda tevhidin de tarifidir. Yani kul bir yandan iyilik ve güzellik yolunda salih amellere, imana sahip çıkacak, Allah dostlarını dost edinecek ve diğer yandan kötü ve kötülüğe karşı gür sesle haykıracaktır ki sadece iman edip güzel işler yapanlarla, bu güzelliğe bir de kafirlere karşı canını ortaya koyanlar bu yüzden bir değildir. Her ikisi de cennetlere vasıl olsalar bile muhakkak ki cennet dereceleri bile farklı olacaktır.

Bu dinin gayesi olan huzur ve esenlik ortamının tesisi gayesinin gereğidir ki bir taraftan güzellik yayılacak ve diğer taraftan kötülük yavaş yavaş ve nihayet tamamen ortadan kalkacaktır ki din hedefine ulaşsın. En azından en aza indirgensin veya cesaretini kaybetsin.

Küfrün dini tektir, küfür tek millettir. İslam ve din düşmanlığı adına Hakk’a düşman olanların tamamı aynı saftadır ve gayeleri bu yukarıda bahsedilen savaşlarda karanlığın egemen ve galip olmasını dilerler. Hak yolcuları ise bilinenin aksine hangi dine mensup olursa olsun Hak tarafında olanlar ve Allah yolunda nefes alıp verenlerdir.

Tevhide mensup bu güzel kalpler acımasız kafir güruhuna karşı daima dik durmaya ve sadece Allah’tan beklemeye and içmiş ahiret yurdu mirasçılarıdır ki inşallah Allah’ın yardımıyla da muvaffak olacaklardır.

Konuya dönecek olursak, kulun sadece iyilik ve güzellik üretmek adına, hatta sadece kendisi adına ahlak, ibadet ve hayır işleri ile uğraşması yeterli değildir. Böyle olsaydı kötülüğün yerden silinmesi veya egemenliğinin kırılması işi haşa Rabbimize kalırdı ki savaşın farz olması işte bu gayeyledir. Yüce Allah cihadın her alanında kötülük ve haksızlığın yeryüzünden kalkmasını ama bunun imanlı kalpler eliyle yapılmasını en azından niyetle başlanmasını diler ki yardımı sonradan gelir. Bu sayede Allah savaş meydanına cesaretle çıkanları ve korkarak pusanları görür, canlarını kaybetmeseler bile bu uğurda savaşanları dahil tüm şehitleri cennetlerine dahil eder.

Şüphesiz Allah mü’minlerin yardımı olmadan da kötülüğü bir emriyle yok etmek hatta kötülüğü yeryüzünden silmek güç ve kudretine sahiptir ama mesele bunu inanan kalplerin, sadece Allah rızası göstererek yapmasıdır ki cennetlerde dereceler buna göre teşkildir.

Kul iyiliklere dalıp, hayatını sadece bu maksada göre harcadığında yaptığı iyilik sadece kendisine ve çok az da diğerlerinedir. lakin kötülüğün yerden silinmesi adına yapılacak işler toplumun ve hatta gelecek nesillerin tamamına etki edecek kadar büyük ve kalıcı iyiliklerdir. Dahası o kötülük ortadan kalkmadan veya gücü azaltılmadan gelecek nesillerin selameti de zor olacaktır ki evlatlara bırakılacak miras yarınların temiz ve huzurlu olmasını temin aslen bugün yaşayan yarının atalarına aittir.

Herkesin şikayetçi olduğu pislik ve ahlaksızlıklar, adaletsizlik ve namussuzluklar bugün bu haldeyse yarın çok daha artacak ve daha fazla kimseye etki edecektir. Ortalığı yaşanmaz hale getiren bu sinek sürüsü adeta şeytanın askerleri gibi kötülük atölyesi gibi çalışırken, mü’minlerin bir kenarda dua ve ibadetle yetinmesi, günlerini cami avlularında geçirmesi uygun ve yeterli değildir.

İbadet ve dua gibi farz vazifeler yanında mü’minin yapacağı şey en başta örnek olmak, sonra kalple, elle, dille kötülüğe karşı direnmek, bir yandan merhamet ve sabır tavsiye ederken, diğer yandan kılıcın, kalemin, dilin en keskini ile zulmün karşısına çıkmaktır. Örnek olmak bahsi de şüphesiz geniş manaya sahiptir ki kul kendisinin de vampir olup olmadığını bu sayede anlar. Yani kanına şeytan mikrobu kaçmış kulların zombileştiği, vampirleştiği ortadayken kul hala tevhid yolunda yürüdüğünü söz ve hareketleri ile ispat edebiliyorsa doğru yolda ve sağlıklıdır.

Zombi ve vampirler hallerinden habersiz hala insan oldukları kanısındadırlar. Oysa benlik ve şuurları çoktan elden çıkmış, hayat pınarları kurumuş, hayat gayeleri sadece zehirlemek ve öldürmek üzere kurulmuştur. Bir yerdeki en ufak kan damlasına hücum eden, kul kalabilmeyi beceren herkese av gibi topluca saldıran bu yabaniler güruhuna karşı mü’min misalen de anlatıldığı gibi sessiz kalmak hakkına sahip değildir. Çünkü sessiz kalırsa bir gün gelecek o terk edilmiş şehirde bir tek insan kalmayacak, herkes vampirleşecektir.

Kulun ısırıklara karşı ilacı da, sokaklarda dolaşması için gerek duyduğu teçhizat ve güç te, kalbinde olmasını istediği selamette Kur’an sayfalarında gizlidir. Yüce Allah hem yolu gösteren hem yürekelre ferahlık ve cesaret verendir. Yeter ki kul bu yolda vampirlerle savaşmaya niyetli ve gönüllü olsun.

Namussuzlar duvarların arkasında karanlıkta avlanır. Gizlice, sinsice, evlere kadar giren, ekranlara sahip çıkan, kitaplardan sinemaya kadar her yerde hükümdarlık kuran küfür ordusu İslam’ı, Allah’a teslimiyeti yerden silmeye, şeytan dini şirki egemen kılmaya gayret eder.

Batılın hak olana üstünlüğü olmaz ve olmayacaktır da lakin bu yolda muhakkak çok canlar yanacak ve çok masumlar beyhude yere kandırılmışlıklarının bedelini cehennem ateşleriyle ödeyecektir. İşte kul sırf kendisi için değil mü’min kardeşinin de selameti açısından zulüm ve haksızlığa savaş açmak, kafirler güruhuna karşı iman kardeşinin yanında olmak zorundadır. Birliktelik zaferin ilk adımıdır ki sayıca üstün olmak karşı tarafında cesaretini kırar, dahası tek ses ve kararlı bir duruş karanlık güçleri hiç olmazsa geciktirir.

Özetle, Müslümanım diyen, mü’min olma arzusunu muhafaza eden her kul Kur’an, Peygamber ve İslam adına, Allah düşmanlarını sezmek, tanımak, kanmamak ve sadece iyilik ve hayırlara koşmakla yetinmeyip bu düşmanlarla mücadele etmekle de mükelleftir.

Sokaklara emniyetle çıkabilmek misaliyle tasvir edilen huzur ve barış yurdunun tesisi ancak o sokak köpeklerinin, vampirlerin temizlenmesinden sonra mümkün olur. Bu köpekler, bu bahçedeki yaban otları temizlenmeden rahat yüzü yoktur ve kimse başını kuma sokmak hakkına sahip değildir.

İşte en genel manasıyla iyiliğin emredilmesi ve kötülüğün yasaklanması bu mizansen ile alakalıdır ki bilim kurgu filmleri bizlere en güzel örnektir. Lakin her filmde olduğu gibi kazananlar hep iyiler ve vampirleşmemişler olacaktır ki Allah’ın emri ve ahdi bu yöndedir.

Nihai sonuca etki etme yetkisine sahip olamasa da kullar bu gayeye hizmet için ter, gözyaşı ve kan dökmek zorundadır ki Siyonizm yılanı ile vampirleşmiş insanlara üstün gelinebilsin. Bu arada mü’min sakın gün ışığına çıkabilen her insanı sağlıklı saymamalıdır.

Onlar arasında da münafık misali aslında ısırılmış olanlar ve fakat henüz hastalanmamış olanlar, güneş gözlüğü ile kendisini koruyanlar olacaktır. Bu yüzden insan ve insan olmayanların ayrımını, tevhid ve şirk yolcusu ayrımı gibi sağlıklı yapabilmenin şartı dil ve yüreklerin Allah için atıp atmadığıdır.

Türklük ve İslam’ın kurtuluşu, insanlığın selameti, dinin bekası ve Allah’ın muradına giden yollar bu mücadele ve dik duruştan geçer. Teslim olup pısmak, görmezden gelmek, zulmü affetmek terbiyeden değil korkaklık ve cahilliktendir ki bunun bir adı da gaflet ve hıyanettir. Vampirlerden sokağa çıkamayanların vebalinin bir kısmı da işte bu eli silah tutan (misalen din ilmine vakıf olanlar)’ların avlanmamasıdır (din ilmini yaymaya istekli olmamalarıdır).

Örnek kötü ve abartılı olsa da münafık-kafir-müşrik ile mü’minlerin savaşı aslında bu kadar acımasızdır. Hayatta kalabilmek sadece Allah’ın emirlerine sağlam yapışmakla mümkündür ve sadece korunmak değil aynı zamanda hastalığı yok etmek için mücadele etmek te gerekir.

Hak olanın batılı yenmesi ancak bu sayede mümkün olur ki Yüce Allah kulları canlarını feda etmeye hazır ve istekli olduklarını ispat etmeden yardımını göndermez. Yenilmeyi ve ısırılmayı göze alan bir teslimiyetçi insanlık ta kendine zulmeder ve zulüm öldürmekten beterdir. Kimse bu durumda Yüce Allah’ı da haksızlıkla suçlayamaz çünkü sebep ve netice kendi korkaklığı, cahilliği ve nankörlüğüdür.

Özetle; insan olmanın şartı iman etmek, imanın şartı hissetmek, ikrar ve ispat etmektir. Mü’min İslam bahçesindeki hem iyilik çiçeğini her daim sulamak hem İslam bahçesindeki yaban otlarını elinden geldiğince temizlemekle mükelleftir. Aydın ve alimlerin, yönetici ve hakim olanların ehliyetlerinden kaynaklanan veballeri ise saymakla bitmeyecek kadar çoktur.

Çünkü Onlar geniş halk kitlelerinden farklı olarak bilgiye, yetkiye ve sezişe sahiptir ki sahip oldukları bu ehliyet ve liyakat onları birinci dereceden sorumlu kılar.

Rabbim tüm gönüllere imanı, imanı ispata hazır olmayı, sokaklardaki, bahçelerdeki ekranlardaki hastalıklı yabani otlar ile mücadele edebilmeyi nasip etsin. Amin!

İyiliği emretmek ve kötülüğü yasaklamak

Bu yazıyı okudunuz mu?

Çöp Toplayan İnsanlar

Çöp Toplayan İnsanlar

Çöp Toplayan İnsanlar İslam toplumunda zenginlik ve fakirlik asla bir ayrım vesilesi değildir, olamaz. Statüler, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir