Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Kader halkaları
imanilmihali.com
Kader halkları

Kader halkaları

Kader halkaları

Kader bahsi Rabbimizin ve Peygamberimizin üzerinde çok yorum yapmamamızı emrettiği bir konudur. Çünkü anlaşılması zor, muhteviyatının kabulü ve hayata yansımalarının idraki kolay olmayan bir şeydir. Kaza ve kader bahsini bu nedenle, kabulü gerektiren ama cüzi iradeyi külliyen ortadan kaldırmayan bir kavram olarak düşünmek lazım gelir. Yani kader ve kaza vardır, haktır ama bu kulun vebal ve sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Çünkü kaderin yani kaçınılmaz, akibetin Rabbimizce biliniyor olması bizim için bir mana taşımaz.

Biz bilmediğimiz ama yaşanacak (hatta yaşanmış) olan bir sona doğru giderken iyiden yana olmak ve çirkinden kaçmakla mükellefiz. Ödüllendirilecek olan sadece ameller değil aynı zamanda niyet ve teşebbüslerdir de. Yani biz ne için yaratılmış olursak olalım ve nasıl bir sona mahkum olursak olalım henüz şansımız varken, hala tevbe ile Rabbimize yönelme ve güzel işler yapma şansımız varken kadere mahkum değilizdir aslında. Ve Rabbimizin sonu görüyor olması o sona razı olmak mecburiyetini doğurmaz.

Yüce Allah, kullarının, varlıkların, kainatın kaderini ve gaybı tek başına bilen ve ilmi-kudreti ile ona yön verendir. O’nun tek bir emri tüm kainatı tek saniyede yok etmeye de, tüm kötülükleri yok edip iyiliği yeryüzüne egemen kılmaya da yeter. Yani zalimlere zulmetme gücünü veren de Allah’tır, Hz. Peygambere İslam’ı yayma görevini veren de.

Kul, cüzi iradesi ile tercihlerini Rabbine sunan karşılığında onay ve güç dileyen varlıktır. Rabbimizin o isteğe razı olması (ki Allah azmak isteyene azgınlık, hidayet isteyene hidayet nasip eder) kulun sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Yani Rabbimiz öyle yapacağımızı biliyordu veya bize izin verdi diye asla suçlanacak değildir. Aksine O, çok sevdiği insana değer veren ve isteklerine azami ölçüde destek olmaya çalışan bir rahmet pınarıdır ama insan…zalim, cahil ve nankördür.

Kader, fıtrattan çok daha önce bile belirlenmiş bazı kilometre taşlarının etkisindedir muhakkak. Yani anne ve babamızın kim olacağı, hangi dine mensup bir aileden ne zaman doğup, ne kadar yaşayacağımız, kiminle evlenip hangi çocukların dünyaya gelmesine vesile olacağımız elbet bellidir. Bunlar cüzi iradenin ötesinde ilahi iradenin emrindedir.

Fakat, yaşam tarzımız, kabul ve inançlarımız, tercih ve tarzlarımız bizim eserimizdir.

Yüce Allah tüm zamanlarda kullarına bu gidişatı iyiye çevirme, tevbe ve istiğfar ile düzelme, imana dönme şansını sürekli veren rahmet kaynağı tek malikimizdir. Gönderdiği tüm kitap ve peygamberler insanlığın kaderini ıslaha yöneliktir ve düzelme şansıdır.

Ama insan unutkan ve aceleci olduğundan dönem dönem yeni kitap ve peygamberlerin gönderilmesi zorunlu olmuştur. Ancak artık zamanın sonu, ahir zamanın başıdır.

Hz. Peygamberden başkaca Peygamber, Kur’an’dan başkaca kitap ve İslam’dan başkaca din gelmeyecek olması İMAN ETMEK için başka şansımız olmadığının da ispatıdır.

Bireysel olarak ne kadar iyi olsak ta içinde yaşadığımız aile, toplum, devlet ve insanlık aleminin gidişatı ortaktır.

İnsanlığın da, dünya gezegenin de, kainatın da muhakkak bir kaderi vardır ve yaşayan (Rabbimizin diledikleri hariç) herkesin öleceği (ölümü tadacağı) o gün baki olarak sadece Rabbimiz kalacak ve bilmediğimiz bir zaman sonra ve bilmediğimiz bir alemde, bilmediğimiz şekil ve evsafta yeniden dirileceğiz. Kadere ve ahirete iman da zaten bunu gerektirir.

Ecele veya kıyamete kadar tüm insanoğlunun görevi fıtratta verdiği söze sadık kalmak, doğmadan önce şahit olduğu âleme sadakatle bağlı kalmak ve Allah’ı tek Yaratan kabul etmektir.

Birey imanlı ve has olmalıdır ki kendisinden etkilenenlere de iyilik bulaştırsın, iman aşılasın. Gayret bu yüzden ödüllendirilecek olandır. Keza Allah iblisin hayatına bir saniyede son verebilecek güçtedir ama O diler ki kulları İblise rağmen hak yolu seçsin. Zaten dünya sınavının mahiyeti de budur.

Şeytan, kulları ilahi sisteme düşman etmeye çalışarak kulları Allah aleyhinde kışkırtmaya yemin etmiştir. Şeytanın bu şeytani hamleleri kainat ve dünyanın, kulun ait olduğu tüm yaşam çemberlerinin ortak kaderini de etkiler mahiyettedir. Kul iyi ve güzellik bulaştırırken, şeytanın insan ve cinlerden orduları kötülüğü yaymak hevesindedir ve kader Rabbimizce belli ama mukadderat bizlerce muammadır. Biz amel ve gayretlerimiz ötesinde sadece gidişata bakıp umut etmekle yetiniriz. Çünkü Allah kendisinden umut kesilmeyecek yeğane İlah’tır.

Bizler iyi olmaya çalışmak yanında bir de kötülüğü men etmekle mükellefiz. yani Allah dostlarına dost olmakla yetinmeyip, Allah düşmanlarına düşman olmak ta asli görevimiz. Bu sayededir ki kötülüğün yerden silinmesine katkımız olabilir.

Oku atan her ne kadar biz görünsek te Allah’tır. Ama O diler ki kulları oku atmaya gönüllü olsun. Yoksa o oku atıp hasmın alnının ortasına çatması için kula tabi ki ihtiyacı yoktur. Bu misal aslında kaderin ve teslimiyetin de en kısa izahıdır. Buradan çıkacak sonuç ise şudur;

Kader ve kaza Rabbimizce malum olsa da bizlerce muammadır. Bizlerin yapması gereken fıtratta verdiğimiz söz doğrultusunda imanla yaşamak ve gereğini yerine getirmektir. gayretimiz şer odaklarını yok etmeye yetecek midir Rabbimiz bilir ama bir hakikat vardır ki “Allah nurunu tamamlamaktan başkasına razı olmayacak olandır.”

Yani kıyamet öncesi iyiliğin kazanacağı, iblisin öleceği ve kötülüğün yerden silineceği, kötülüklerin hesabının sorulacağı muhakkaktır. Hatta kıyametin sadece kötüler üzerine kopacak olması (imanlı kulların hemen öncesinde tatlı ve huzurlu bir şekilde canlarının alınmasını takiben) da belki bu yüzden rivayet edilmiş olabilir.

Bizler sadece kendi kaderimize değil, ortağı olduğumuz tüm kader halkalarına da etki eder halde olduğumuzdan vebal ve sorumluluğumuz da çok ama çok fazladır. Bu yüzden kişinin kendi ibadetleri kendisine iyiliktir. Kur’an’ın kast ettiği asıl iyilik ise kötülükten sakınmak, iyiliği emretmek, başkalarının yarasına merhem olmaktır. Çünkü kul ait olduğu halkalarda da mücadele etmek ve farkında olmasa bile o halkalara iyi şeyler bulaştırmak mecburiyetindedir. O halkanın akıbetinde de o kula sevap veya günah mutlaka hasıl olacaktır.

Yine salih evlat yetiştirmek bahsi bir örnek olarak alınacak olursa hayırlı evladın kendi halkalarına kazandırdığı her bir güzellik o evladın ebeveynine de sevap kazandıracaktır.

Yine toplum şeytana teslim olmuş, adaletsizlik ve zulüm toplumun burun kemiğini sızlatacak kadar güçlenmişse bunun vebali o topluma ait olan herkesedir.

Yani kimse kendisini kenara çekmek, hatasız görmek ve imanının gereğini layıkıyla yaptığını farz etmek lüksüne sahip değildir.

Toplumda, devlette, insanlık ta, ümmet te bir yara varsa bunun tedavisi tüm kullara farzdır.

Kul, kendi kaderi kadar toplumun kaderi için de emek ve ter dökmek zorundadır.

İman da ileri gidenler, Allah dostu olmayı başarabilenler işte bu yüce ve nadide insanlardır.

Rabbim bizleri hem kendi hem ait olduğumuz toplumsal halkalar manasında güzel kaderlere istikamet eylesin.
Rabbim bilerek veya bilmeyerek verdiğimiz zarar ve ziyandan dolayı bizleri affeylesin.
Rabbim kendimize de, evlatlarımıza da, ait olduğumuz kader halkalarına da hayırlı ameller üretmeyi bizlere nasip eylesin.
Rabbim akıbetimizi aydınlık, sonumuzu hayırlı, mücadelemizi muzaffer eylesin.
Rabbim mü’min kullarını zalim ve imansızlara mahkum etmesin.
Amin!

Kader halkaları

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kazada rıza, belada sabır, bollukta şükür

Kazada rıza, belada sabır, bollukta şükür

Kazada rıza, belada sabır, bollukta şükür Kaza başa gelenler, bela istenmeyen hadiseler, bolluk refah ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir