Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kadere iman / KADERE MAHKUM MUYUZ?
imanilmihali.com
kadere iman

KADERE MAHKUM MUYUZ?

KADERE MAHKUM MUYUZ?

Kadere mahkum muyuz?

Fani dünya hayatı bir imtihan olduğuna göre kul amellerinden sorumlu olacaktır. İmtihanın geçerli olabilmesi de kulun seçenekler arasında tercih yapma hak, hürriyet ve yetkisine sahip olmasıdır. Yüce Allah iyi ve kötüyü, karanlık ve aydınlığı, hayır ve şerri yaratmış ve insana tercih yapma melekesi bahşetmiştir.
“De ki: “Ey insanlar, size Rabbinizden gerçek (Kur’an) gelmiştir. Artık kim doğru yola girerse, ancak kendisi için girer. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Ben sizden sorumlu değilim.” (Yunus, 10/108)
“De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin…” (Kehf, 18/29)
İnsan cüzi iradesiyle, gücü ve yetkisi oranında dilediğini yapmakta serbest olduğuna vicdanen kendisi de şahittir. (Bu diledikleri şeyler içine ‘iradesi dışında gerçekleşen ilahi irade ürünü hadiselerin’ dahil olmadığını hatırlamakta fayda vardır.)
İyilik yapmak isteyen iyilik, kötülük yapmak isteyen kötülük yapabilir. Yüce Allah çoğu zaman kulun isteğine karşı çıkmaz. Hidayet isreteye hidayet, azmak isteyene azgınlık nasip edecek şekilde izin ve güç verir.
Kimse kötü amellerinin yük ve sorumluluğunu ne başkasına ne kadere yükleyebilir.
Kader mahkûmu olduğunu iddia edenler o ameli işlerken istemiş, dilemiş ve hayata geçirmiştir. Kader sorumlu ve suçlu değil, şahittir. Yüce Allah o kulun o şeyi işleyeceğini bildiğinden kader ve akıbetini ona göre yazmıştır.
Kulun kötülüğü kendi iradesi ile değil fakat kaderin zorlaması ile yapmış olsa kul mahşerde sorguya çekilebilir miydi? Allah dilediği için o kul insanlara eziyet etse asıl zulmeden haşa Allah olmaz mıydı?
“Ben kaderin mahkûmuyum!” diyerek işlediği günahı kadere yıkmaya çalışan insan, aslında bu söz ile çok büyük bir cürüm işlemekte ve sonsuz adaletin sahibi olan Allah’a zulüm isnat etmektedir. Hâlbuki Allah mutlak adil olandır ve zulümden münezzehtir.
Hem eğer insan kaderin mahkûmu olsaydı, iyiliği emretmek, kötülüğü yasaklamak, itaat edene mükâfat, isyan edene ceza vermek de manasız olurdu. Çünkü herkes kaderinin çizdiği yoldan gitmiş olacağından, namaz kılan kaderinde olduğu için namaz kılacak, günah işleyen de kaderinde olduğu için günah işleyecekti.
Ve kader değişmez, katı ve zorlayıcı olsaydı doğru yolu göstermek için peygamberler göndermek, kitaplar indirmek manalı olur muydu? Eğer insan kaderinin mahkûmu olduğu için günah işleseydi, onları tövbeye davet etmenin bir manası olur muydu?
İbadet gibi farz işlerde bile aklı ve sağlığı, hal ve vaziyeti ile mazereti bulunanlardan zorunluluğun kaldırılmış olması kulun kaderin mahkûmu olmadığının bir başka delilidir.
Kader kulun akıbetine istinaden yaratılmış, Allah ilim ve iradesine özgü yazgıdır. Kader bir sebep değil neticedir. Yani yaşarken yaptıklarımız akıbetimizi belirler ve kaderimiz ona göre yazılır.
Mahkûmuz dediğimiz kaderin sebebi, vesilesi kendimizdir.
Yüce Allah’ın ilim ve kudretinin, dileme ve müdahale etme arzusunun sınırlarını biz bilemeyiz ama kaderi önceden yazılmış ve oynamak zorunda olduğumuz bir senaryo gibi düşünmek yanlıştır. Yanlıştır çünkü öncelikle bu senaryonun bu şekilde yazılmış olmasının nedeni yani sebebi bizizdir. Dahası yaşarken ettiğimiz gaflet ve ihmaller bizi bu noktaya getirmiştir. Dahası bizim yaşrken yaptığımız kötülük ve cehletler nedeniyle cezaya çarptırılmamızdan daha doğal bir şey olamaz.
Akibetimize göre tecelli eden kaderin mhkumu olduğumuz doğrudur ancak Allah’ın dilemesi hali istisnadır.
Bu istisna bizim aslen bilmediğimiz akıbetimizi olumluya çevirmek gayretimizin ilahi mukadderat tarafından afla ödüllendirilmesi şeklinde gerçekleşebilir. Yani bilmediğimiz akibetin aslında Yüce Allah atarafından biliniyor olması birşeyi değiştirmez. Biz gayret, niyet ve emekle doğruya yönelmeye gayrete devam etmeli, sonrasında mükafatı Yaratan’dan beklemeliyiz.
Kaderi değiştirmek için gayretimiz aslında akıbetimizi değiştirme niyet ve arzumuzdur. Cennet ve cehennem kavramlarının sayısız misallerle anlatılmış olması, sayısız kitap ve Peygamberin gönderilişi hep bu istek ve hevesin şahlandırılması gayretidir ve tamamen adildir.
Kimse Hak’tan habersiz ve kaderden bağımsız, amelinden sorumsuz olduğunu iddia edemez.
Niyet eder, diler ve cüzi irademize Yaratan’ın onay ve güç vermesini bekleriz. İlahi irade sahibi Yüce Allah olumlu veya olumsuz işe ait isteğimize rıza gösterir ve güç ile desteklerse o işi yaparız. hayır işiyse sevabından, fenalık işiyse günhından mesul oluruz.
Hayatımız olumlu veya olumsuz tercihlerle tuğladan duvar gibi gün geçtikçe yükselir ve ecelimizle birlikte duvar inşası biter. Kimse o duvarı kendisinin ördüğünü inkar edemez. Güç ve izni veren Allah’tır ama dileyen, ameli işleyen kuldur. O duvar güzel ve hayırlı ise sevabını, kötü, gereksiz ve çirkinse günahını o kul taşıyacaktır.
Dualarımız, tövbelerimiz Allah’ın rızasını yeniden kazanma girişimimizdir ki bu sayede rahmet ve merhamet umarız. Bu yüzden amel ve niyetlerimiz hayatımıza da kaderimize de nüfus eder. Söz gelimi sadaka vererek belaları defetmiş ve ömrümüzü uzatmış oluruz. Bu bahis Yüce Rabbin apaçık bir lütfu olmasına rağmen tatbik eden kaç kişi vardır? Aksine bunu inkâr edip kader ile ilgili hususlarda kafa karıştırıp hatta kadere imanı iman başlıkları altından çıkaran, kaderi tamamen insanın belirlediğine iman eden sayısız Müslüman vardır.
Onlar Allah’ın ilmini kaderden bihaber, sebep ve sonuç ilişkisinden uzak, sebep ve netice varlıklarının hepsini bir olarak göremeyen bir acizlikte tasvvur edenlerdir ve ezeli ilmin acizliğine dem vurup evrene rastgeleliğin egemen olduğunu savunurlar.
İşte kader bahsinin anlaşılmaması ve kadere imanın reddi insanı bu manada küfre bulaştırır.
İnsanın kullandığı cüzi irade ile dev dalgalar oluşturma hevesindeki insanın, kanatı kuşatan muazzam irade ile tarafsız ve aciz kalmasını düşünmek ne büyük bir gaflettir?
Yüce Allah herşeyi bilen, duyan, görendir.
Soru ve düşüncelerin manasını en iyi bilen de O’dur.
O zaman soru sorarken bile dikkatli olmak niyet ve maksadımızı Yüce Allah’a göstermek adına önem arz eder.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dinen kader ve kadercilik nedir

Dinen kader ve kadercilik nedir

Dinen kader ve kadercilik nedir Kader, ellerimizle işlediğimiz nakıştır. Yaşamın ve dinin önündeki en büyük ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir