Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kadere iman / Kader mecburiyet değil mesuliyettir
imanilmihali.com
Kader mecburiyet değil mesuliyettir

Kader mecburiyet değil mesuliyettir

Kader mecburiyet değil mesuliyettir

Kader konusu dinin en büyük bilinmezlerindendir ve Peygamberimiz de bu bahiste fazlaca konuşulmasını istememiştir. Lakin İslam tarihi incelendiğinde görülür ki din adına oynanan oyunların büyük kısmı kadercilik anlayışı adı altında servis edilmektedir.

Bu yüzden kader ve kazaya iman bahsi, ilahi iradenin mahsulü ve kulun kendi cüzi iradesinin mahsulü kadere iman şeklinde iki adımda incelenmelidir.

Bu konuda en büyük tartışma kadere ve kazaya imanın, imanın alt başlıklarından birisi olup olmadığıdır. Çünkü ayet’te iman bahsi anlatılırken kadere imandan bahsedilmemekte, bu başlık sadece bir hadis nedeniyle İmanın şartları arasında sayılmaktadır. Ayette sayılmaması mazur görünse de Kur’an bütünlüğü, Sünnettullah ve fıtrat göz önüne alındığında, ahiret ve mizan düşünüldüğünde kader ve kazanın ilahi irade tarafından tasavvur edilip hayata geçirildiği ama öte yandan kainatın ve yaratılışın kıymetlisi insanın da cüzi irade denen kendi hür istek ve tercihini ortaya koyduğu ve dünya sınavının bu sayede icra edildiği açıkça görülür. Lakin kadere iman bahsini, kadercilik veya tam tevekkül yada rızkı hepten Allah’tan beklemek ile karıştırmamak lazım gelir.

Kadere iman bahsinden anlaşılması gereken bizce şudur;

Allah tüm yarattıklarına bir ölçü, yasa, konum, durum, zaman ve mekan takdir etmiştir.  O hiçbir şeyi boşuna yaratmamıştır. Yarattığı her şeye takdir ettiği bu ölçü ise kaderdir. Tüm varlıkların kaderi ise Allah’ın koyduğu yasalara tabidir ki bu yasalara sünnettullah denir. İradesiz varlıklar için bu yasalar değişmez ve sorgulanmaz. İnsan gibi iradeli varlıklar içinse kaderi insanın dışında olanlar ve insanın alanına girenler diye iki başlıkta okumak lazım gelir. Allah iradesini kendisine teslim ettiği insanın eylemlerinden sorumlu olduğunu bildirmiştir. Tercih yapmak insanın kaderidir. Kısaca diğer varlıklar statik kaderi, insan dinamik kaderi yaşar. Allah’ın iradesi kayıtsız şartsız, insanınki şartlıdır.

Yüce Allah başı ve sonu hatta bunlardan öncesini ve sonrasını bilen, olan ve olacağı aynı anda görebilen bu yüzden amelleri, kişileri, varlıkları akibetleri ile tanıyabilendir. O dünyanın da, kainatın da, insanın da öncesini ve sonrasını bilendir. Tüm hayat bahşedilenlerin tamamının bir eceli vardır ve bu takdir baştan sona Yüce Allah’ındır. O’nun bilmesi hakka zarar vermez ve kaderini bilmeyenler için sınav her zaman adildir. Bu kadere imanın cüzi boyutudur.

Kader ister kainattaki ölçü ve nizam, ister alın yazısı olarak değerlendirilsin dünya bir sınav olduğu için insana düşen emir ve yasaklara riayet etmektir. Kainat ve tabiat ve tabi bedendeki kural ve kaideler Allah dilemedikçe değişmez. Fizik, matematik, kimya da böyledir. İnsan zaten bunlara temas ve nüfus edemez. yani insan üstü ve dışı bu oluşumlar tamamen Allah’ın kutsal ve yüce iradesi ile yaşanagelir.

İnsanın cüzi iradesi ise ona bahşedilen aklın ve ruhun bir armağanı ama aynı anda sorumluluğudur. Kul bu sayede görür, anlar, seçer ve bir tercih yapar. Bu manada kaderin ağları yapılan bu tercihlerle örülür. Ahirette sorgulanacak olan da bu tercihlerin istikamet ve Kur’an’a uygunluğudur.

İlahi nizama mecburiyet kulun elinde olmayan, gücünün yetmediği bir kabuldür. Ancak cüzi irade eseri olan davranış ve sözlerin ise mesuliyeti sadece kendisine aittir.

Kadere iman ve kazaya iman denildiğinde anlaşılması gereken, Allah’ın tüm kainatın sahibi ve yaratıcısı olduğu, ona bir düzen, ölçü, ilim, sanat ve ahenk vererek insanın kullanımına sunduğu, tüm kainatın temel yapı taşlarının bir hücre ile bir devasa galaksinin atomu düşünüldüğünde aynı olduğu, hepsinin sahibinin sadece Allah olduğudur. Zaman öncesinden zaman ötesine kadar dizilen bu kaideler tüm varlıklar ve tüm zamanlar için geçerlidir ve Allah dilemedikçe de değişemez. Bu kadere imanın ilahi boyutudur. 

Kaza ise kaderin beliriş, ortaya çıkış halidir ki tohumun yarılması, yağmurun yağması, rüzgarın bulutları sürüklemesi bile bir kazadır.

Kaderin insana ait boyutu ise Allah’ın sınırlarına dair riayet, emir ve yasaklara uymak, tercihleri iyiden yana kullanıp kullanmamaktır. Allah o kulun nasıl yaşayacağını bilen, cennet veya cehenneme gideceğini bilendir ama o kulun cehenneme gitmesi Allah dilediği için değil, kul o şekilde yaşadığı içindir. Yani Allah’ın biliyor olması insanı aklamaz. Çünkü eser ve tercih kulundur. Allah bu gidişe dilediği an müdahale eder, bu O’nun hakkı ve kudretidir. Ama O, çoğu zaman müdahale etmez ve diler ki kul kendisi isteyerek ve severek düzgün yaşamayı seçsin. O’nun zaman zaman müdahale etmesi de, müdahale etmemesi de kulun mesuliyetini sıfırlamaz, azaltmaz.

Kulun gayreti düzgün ve doğru yaşamak olmalı ve kul dua, şükür, tevbe gibi rahmetleri sıkça kullanarak gidişatını iyiye meyletmelidir. Bu niyaz için Allah’a yalvarmak ıslah ve terbiyenin de başıdır.

Anlaşıldığı üzere kader kullar için yazılı bir hayata, dizgili bir sefere mecburiyet değil, sonu amellerimizin meyvesi olarak belli olan ama bizim bilmediğimiz bir gidiştir ve bu anlamda mahkumiyettir. Ama sonu hazırlayan kendimiz olduğu içindir ki bu mahkumiyetin tam tarifi mesuliyettir. Hesap ve mizanın espriside budur.

Yapacağımız tercihlerdeki tereddütlerde kaderin bir cilvesidir ve mesuliyet tereddütten değil tercihten kaynaklanır. Niyet dışı olanlar ise amelden sayılmayacağından mesuliyet getirmeyecektir. Ama en hayırlı iş bile olsa kulun niyeti esastır ve tercihler niyetlerle değer kazanır.

Kainattaki nizama uymak ise bir mecburiyet, bunun aksini iddiaya çalışmak, o düzene zarar vermek ihanettir. Bu ilahi iradeye isyan manası da taşıdığından cüzi irade boyutuyla kulu isyan ve küfür noktasına taşır.

Tam aksine, kainattaki ulu nizama, ahenk ve ölçüye riayet ve saygı, onun yaratılış maksadına uygun kullanımını teşvik, ona zarar vermeye çalışanlarla mücadele ilahi iradeye saygı ve cüzi irade ile doğru bir tercih yapmaktır.

Oku atan her ne kadar biz isek te asla unutulmamalıdır ki oku atmayı dileyen biz, doğrultan biz ama atmamıza izin veren ve güç sağlayan Yüce Allah’tır. İsteyen ve eyleme geçiren biz olduğumuz için de sorumluluk bizdedir.

Dünya sınavı diğer tüm hallerde gülünç ve manasız olurdu. Herşey yazılı, herşey bitmiş, herşey değişemez olsaydı kul kendisine takdir edilen hayatı yaşar, aynı yanlışları zamanı gelince yapar ve cehenneme masum olduğu halde giderdi. Bu yüzden kaderin başkasınca boynumuza asıldığı fikri yerine kaderi her insanın kendi amel ve niyetleri ile yazdığı kabulü daha muteberdir.

Özetle; kader bahsi anlaşılması güç, karmaşık bir ağdır ki sadece kişinin değil, ailenin, toplumun, insanlığın kaderi de birbirine geçmiş haldedir. Bu yüzden iyilik yapıldığında çapı dünyaya ulaşıyorsa karşılığı binlerle, sadece kendimizle sınırlı kalıyorsa karşılığı belki sadece kendisi nispetincedir.

İlahi iradeye dayalı kader, kainatın ölçüsü, ahengi, ilmidir ve Allah dilemedikçe değişmez.

İlahi iradenin ruh ve akıl verdiği kulun görevi cüzi irade kullanarak tercihler yapmak ve hayatı yönlendirmektir. Bu görevler arasında kainat ve tabiatı muhafaza ve idame de vardır. Yani ilahi ve cüzi irade bazı yerlerde birbiriyle yakın mesafededir.

İnsanın irade kullanabilmesi ve tercih yapabilmesi ise Allah’ın kendisine bahşettiği en büyük nimetlerdendir.

Bu tercihler Kur’an ve İslam istikametinde kullanılırsa da akibetler inşallah aydınlık olur. KULUN GÖREVİ  KENDİ TERCİHLERİNE, İLAHİ NİZAM İSTİKAMETİNDE YÖN VERMEKTİR.

Sürü ve otlak Allah’ın yarattığı kader, insanın o sürüyü sulak veya kuru otlakta otlatması kendi kaderidir.

Son söz; Kader mecburiyet değil mesuliyettir.

Kul, elinden geleni yapmalı, niyet ve emeğiyle Allah rızasına mazhar olmaya gayret etmeli, iş ve gayretin hasılasını Yüce Allah’a bırakmalıdır. Bunun adı tevekküldür ama tevekkül de yan gelip yatmak ve herşeyi Yaratan’dan beklemek değildir. Herşeyi Allah’ın verdiği rızık örnekleri (İsrailoğulları) ayetlerde mevcuttur ama aslolan emek ve ter harcamak ve sonucunu Allah’a havale etmektir.

İnsanın kaderini, cüzi iradesiyle değişmez kabul etmek ise puta tapmak zamanından kalma batıl bir inançtır. Karıştırılan nokta, ilahi iradenin tüm kainatı kuşatan kaderi ile insana ait kaderdir. İlki değişmez, diğeri değişebilir haldedir.

İman ve ibadetler, infak ve dualar, şükür ve tevbeler olası kara akibetleri yumuşatmaya, olası beyaz akibetleri daha da beyazlaştırmaya, Allah’ın rahmetine daha fazla sığınmaya inşallah yardımcı olacaktır.

Hakkımızda yazılı olan akibeti bilemesek te doğru olan; Kur’an istikametinde iyi düşünmek, iyi yaşamak ve iyi olarak can vermektir.

Rabbim yazımızı ve bahtımızı güzel eylesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kader olacaklar değil olanlardır

Kader olacaklar değil olanlardır

Kader olacaklar değil olanlardır kader mevzu biz insanları aşan, hikmeti Yüce Allah’da olan, Peygamberimizin dahji ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir