Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Kader üzerine
imanilmihali.com
Kader üzerine

Kader üzerine

Kader üzerine

İnsan doğmadan önce fıtratı yazılır, melekler daha çocuk anne karnındayken ilahi mesajları iletir ve kulun hayatı bu yazgıya göre yönlenir. Bu yazgıyı sorgulamak, araştırmak ve üzerinde konuşmak bile haddimiz ve hakkımız değildir. Sonuçta kader Rabbimizce biliniyor olsa da bizim için her zaman meçhul olmaya mahkum bir konudur ve nasıl olduğunu bilmediğimiz için de yaşadığımız hayatı menfi veya müspet etkilemez.

Yüce Allah ezeliyet sıfatı gereği başı ve sonu bilen, kulunun müstahak olacağı akibeti gören ve kulunun hayatına yapacağı müdahaleleri buna göre dileyendir. O sınırsız ilim, kudret ve rahmeti ile kulun hayatına dilediği etkileri yapar, dilediğini doğru yola iletirken, dilediğini saptırır.

O’nun başı ve sonu biliyor olması bizim için sorun teşkil etmez çünkü biz sonunun nasıl olacağını bilmediğimiz bir hayatı yaşamaya gayret ederiz. Bu gayret; şartları belli, ceza ve mükafatı belli bir sınavın kurallarına göre devam ettiği sürece akıbetimiz de güzel olur. Yani biz iyi insan olarak yaşamaya, günahlardan kaçınmaya dikkat ettiğimiz ölçüde iyi bir sonla karşılaşırız.

Ödüllendirilecek olan da aslen bu gayrettir. Çünkü insanın beşeri yapısı gereği hatasız, günahsız olması mümkün değildir. Dinen aklı yerinde olmayan ve ergen olmayanlar dışında yetişkin insanların günah işlemesi diye bir şey yoktur. Tevbelerin ve duaların ne derece kabul edildiğini de bilen sadece Rabbimiz olduğuna göre bizler günah kefaretimizi ancak ahiret yurdundaki amel defterlerimizden öğreniriz.

Rabbimizin akıbetimizi biliyor olması yani nasıl yaşayacağımızı ve ahiret yurdunda cennet veya cehenneme gidecek olmamızı görüyor olması…bu akibete razı olmasını gerekli kılmaz.

O’nun rahmeti ve şefaati tam buradadır ve kader düğümünün anahtarı da budur.

Akıllarda yanlış kalan şey kaderin değişmez olduğu kanısıdır. Doğrudur Yüce Allah müdahale etmediği veya birilerine müdahale izni vermediği sürece kader yaşanmışların ta kendisi olduğu için değişmez lakin Allah her şeye gücü yeten ve tevbeleri, duaları kabul edendir. O dilediği takdirde dilediği yer ve zamanda dilediği etkileri yapar ve bizlere sürekli fırsatlar sunar. Allah, dilediği zaman kaderi değiştirendir. Hüküm ve mülk O’nundur.

Bu fırsatlar çoğu zaman; yardıma muhtaç bir kedi, bir dilenci, bir haksızlık, bir yetim, bir sadaka veya yolda bulunan bir miktar para veya aksine olursa, sizi yoldan çıkarmaya çalışan bir sarışın, pahalı güzel bir elbise, bir kadeh sert içki vs. şeklinde karşımıza çıkar. Yüce Allah bunlar ile bizi iyi veya kötü yolda sürekli sınar ve günah veya sevaplarımızın artması için bize fırsatlar sunar.

Bizim neyi nasıl doğru yapmamız gerektiğinin yanıtı Kur’an’dadır. Ama nefis ve şeytan işte bu noktada devreye girerek bizi nefsin ve şehvetin, hırsın ve açlığın tutsağı yapar ve biz rehber edindiğimiz Kur’an’ı bir anlık gafletle terk edip o hayasızlığın peşine düşeriz. Bu hayasızlık, bir kötü arkadaş ta olabilir, bir ahlaksız kadın da.

Kur’an’a ve İslam’a göre davrandığımız, dinin temel ilkelerine bağlı yaşamaya gayret ettiğimiz sürece müteakip ara durumlarımız da inşallah iyileşmemize ve günahlarımızdan sıyrılmamıza yönelik olacaktır.

Aksine yaşadığımız ve ara durumlara menfi reaksiyonlar gösterdiğimiz sürece de alacağımız müteakip ara durumlar hep bizi yoldan çıkarmaya yönelik olacaktır.

Başkalarının hayatlarının kaderimiz üzerindeki etkisi azımsanamaz. Çünkü bir katil bizi öldürmeye kast ettiyse bizim kaderimize doğrudan etki ediyordur. Birisi bizi iyiliğe kılavuzlamak için sabah akşam güzel telkinlerde, öğütlerde bulunuyorsa kaderimize etki ediyordur.

Kaderimiz içinde bazı durumları niyet ve teşebbüsle engelleyemeyeceğimiz de bir gerçektir. Sözgelimi biz kiracımızı evden atacaksak, arabayla birisine çarpacaksak (o insanın kaderi bizim ona çarpmamızı gerektiriyor da olabilir), bir depremde enkaz altında kalacak ve yedi gün sonra kurtarılacaksak vs. bunu kimselerin engellemesi, değiştirmesi mümkün değildir. Bu sadece Yüce Rabbimizin emriyledir ve yine bir sınav sorusudur.

Sınavlar bütünü kader bilmediğimiz ama aslında yaşayarak sebep olduğumuz kendi kaderimizdir. Rabbimizin bildiği sonumuz ise değişmez değil, Rabbimizin iznine tabidir. Kur’an’ın çoğu yerinde Rabbimizin ‘dilediğini yapması-imanı dilediğine vermesi-dilediğine azap etmesi’, ifadeleri işte bu dilediği müdahaleyi yapabilme yetkisinin adıdır.
Biz bilmesek te kaderimiz yani akıbetimiz bellidir.

Yüce Allah, kendisi müdahale etmediği sürece, kıyamet ve mizandan sonra insanlardan ve cinlerden kaç milyarının hem de tek tek cennete, kaç milyarının cehenneme gideceğini şimdiden bilendir. Ama bu O’nun razı olması anlamına gelmez.

O, azmak isteyene azgınlık, hidayet isteyene hidayet nasip edendir.

Bizler, O’nun sevgisi ve güvenine layık olmaya çalışmaya gayret ettikçe inşallah O’nun rahmet ve şefkatine daha çok mazhar olacağız ve akıbetimizdeki yükler de inşallah azalacak.

Kader bahsinin önemi de buradadır. Biliniyor diye her şeyi kadere fatura etmek tembellik, inanç yetersizliği, Rabbimizi yeterince tanımamaktır. Kaderi bilinen son diye değişmez kabul etmek, aklı inkâr etmek, Rabbimizin sınırsız ilim, kudret ve rahmetini -haşa- yok saymak, O’nu sadece seyirci kabul etmektir.

Kader yalnızca insanlar üzerine de yazılı değildir. Toplumların da, kavimlerin de, millet ve devletlerin de kaderi vardır. Burada da tek söz sahibi Yüce Allah iken toplumun iyiliğe kılavuzlanmayı dilemesi durumunda inşallah rabbimiz o toplumun akıbetini de değiştirmeye muktedir olandır.

Külli irade ile cüzi irade kavramları hatırlanacak olursa kulun veya yukarıdaki örnekte toplumun dilemesi ve iradesini iyiden yana kullanmaya gayret etmesi Rabbimizce onaylanıp, O’nun iradesince izin verilip hayata geçtiğinde sevap katsayıları artacak ve bu devamlı olduğu takdirde de toplumun durumunda gözle örülür bir iyileşme yaşanacaktır. Kur’an’ın ibadetin en güzelini ‘Sürekli olan’ diye tanımlaması da muhtemel bu yüzdendir.

Bu süreklilik kul için de aynen geçerlidir. Yani kul inatla iyi olma yolunda emek ve ter dökerken Rabbimiz Yüce Rahmetiyle o kulu inşallah bağışlayacak ve yazılı olan kaderini bile değiştirecek ve imanı o kalbe yerleştirecektir.
Başımıza gelen müsibet ve belalara sabretmek, bolluklarda şükretmek te bu sınavın bir gereği ve kaderimizin bir sorusudur. Yani sınav ve kader içiçedir. Bu halde kim kaderin yazılı ve asla değişmez olduğunu iddia edebilir? Allah Yaratan, gayretleri ödüllendiren ve her şeyi dilediği anda tek kelime ile değiştirebilecek olandır.

O, iyiliklerde amel gerçekleşmese de, niyet ve teşebbüsleri bile ödüllendirendir.

Kadere razı ağaç gölgesinde oturup ecelini bekleyen, çalışıp gayret etmeyen, düzelme umudu taşımayan, bela ve sevinçlerde kendisinin sınava tabi tutulduğunu idrak edemeyen insana ‘ yaratılış gayesini’ yeterince anlamış denilebilir mi? Yüce Allah değişmez alınyazısını yazmış olsa, kader asla değişmeyecek olsa dünya sınav alanı olur muydu? Biz kaderimiz gereği cehenneme gideceksek bile şu an daha yaşarken cehennemlikler gibi kötü olmak zorunda mıyız? Kaderimizi bilmediğimiz halde, kader hakkında bildiklerimiz bir çekirdeği doldurmayacak kadar az olduğu halde dünyadan el etek çekip eceli beklemek uygun mudur? Yüce Allah kader değişmez ise neden Kur’an’da sürekli bizlere öğüt ve nasihatler vermektedir? Bunlar iyi düşünülmeli haddimiz ve yeteneklerimiz sınırlarında kendimizi, ailemizi, çevremizi güzele kılavuzlamaya gayret etmeliyiz. Biz inançla, imanla Allah yolunda dik durmaz, O’nun ayetlerini yaşatmaya gayret etmezsek dünyaya iyilik ve güzellik nasıl egemen olacaktır?

Mü’min kaderin, alınyazısının olduğunu, bizim müdahil olamayacağımız musibet, afet, bela gibi pek çok şey bulunduğunu ama kendimizce kalpten isteyerek ve devamlı gayret ettiğimiz takdirde değiştirebileceğimiz bazı şeyler olduğunu da bilendir.

Tüm mesele Rabbimize layık kul olmaya, O’nun rızasını kazanmaya gayret etmektir. Bunun için vesilelerin en başında; iman, ibadet, ahlak, sabır ve salih amel gelir. Bunlar ile samimi olarak kendisine yöneldiğimiz Rabbimiz bizleri inşallah bağışlayacak ve akıbetimiz de inşallah hayırlı olacaktır. Dualarımızda ki ‘Allah’ım bize dünyada da ahirette de iyilik, güzellik ve hayırlısını ver’ ifademiz ile arz etmeye çalıştığımız da budur.

O, niyaza, secdeye, tövbeye değer veren, kullarının azaba değil esenliğe kavuşmasını dileyendir.

O, rahmetinin % 99’unu ahiret yurduna ayırandır.

O, tek malikimiz ve tek sahibimizdir.

Kader bahsi tıpkı gayb gibi sadece O’nun avuçlarındadır.

Bize düşen imanla, azimle, kanmadan O’na ulaşmaya gayret etmektir.

Bunu yapabilirsek O bizi üzmeyecek, inşallah bağışlayacaktır.

Allah tüm mü’minlerin kaderini güzel eylesin.

Amin!

Kader üzerine

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kazada rıza, belada sabır, bollukta şükür

Kazada rıza, belada sabır, bollukta şükür

Kazada rıza, belada sabır, bollukta şükür Kaza başa gelenler, bela istenmeyen hadiseler, bolluk refah ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir