Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Kader ve kaza kavramları
imanilmihali.com
kader

Kader ve kaza kavramları

Kader ve kaza kavramları

İman esaslarının birbiriyle olan ilişkisini düşündüğümüzde anlarız ki kader ve kazaya iman, Allah’a iman etmenin tabii bir neticesidir. Çünkü Allah’a sıfat ve isimlerinin gerektirdiği şekilde iman etmek, onun ezeli ilmine, iradesine, kudretine ve yaratmasına da iman etmemizi gerekli kılar.

Kader, kelime olarak bir şeye gücü yetmek, bir şeyi biçimlendirmek, planlamak, ölçü ile yapmak, kıymetini bilmek, bir şeyi başka bir şeyle mukayese etmek anlamındadır. Kavram olarak, ezelden ebede kadar olmuş ve olacak şeylerin hepsinin Allah tarafından bilinmesi ve irade edilmesi manasında kullanılır.

Kaza ise kelime olarak hükmetmek, emretmek, muhkem ve sağlam yapmak, ifa etmek demektir. Kavram olarak kullanıldığında ezelde bilinen ve takdir edilen şeyin, zamanı ve yeri geldiğinde Allah tarafından ortaya çıkarılması anlamına gelir.

Kader ve kazaya iman etmek demek, hayır ve şer, iyi ve kötü, canlı ve cansız, faydalı ve faydasız ne varsa tüm bunların Allah’ın bilgisi, dilemesi, kudreti ve yaratması ile mümkün olduğuna, Allah’tan başka yaratıcı olmadığına inanmak demektir. Kadere iman, kâinatta olan her şeyin bir ölçüye göre, bir hikmete göre cereyan ettiğini kabul etmek demektir.

İnanan insan başına bir musibet geldiğinde hemen isyan etmez. Bir başarı durumunda da Allah’ı unutarak: “Bunu ben yaptım.” demez.

Kader konusunda iki türlü iradeden bahsetmek mümkündür. Allah’ın iradesine külli irade, insanın iradesine cüzi irade denir. Kadere iman meselesinde Allah’ın takdiri ve külli iradesi, insanın cüzi iradesiyle birlikte değerlendirilmelidir. Kader, sorumluluktan kurtuluş için değil, kişinin haddini bilmesi, iyilik ve başarı durumunda asıl failin Allah olduğunu hatırlaması içindir. İnsanın iradesi ise sonuçta ortaya çıkan kötülük ve başarısızlık durumunda kişinin sorumlu olduğunu bilmesi, faturayı kesecek başka yerler aramaması içindir.

Kader, ezelden ebede kadar olmuş ve olacak şeylerin hepsinin Allah tarafından bilinmesi ve irade edilmesi manasında kullanılır. Kaza ise ezelde bilinen ve takdir edilen şeyin, zamanı ve yeri geldiğinde Allah tarafından ortaya çıkarılması anlamına gelir.

İrade; “istek, arzu, dilek, emir, sevk ve güç ” gibi mana la r a gelmektedir. İradenin insanların iş ve davranışlarını etkilemesi bakımından çeşitli tanımları yapılmıştır. Buna göre irade; bir şeyin yapılmasına da yapılmamasına da muktedir olan hayat sahibinin bu iki şıktan birine kendi isteğiyle hükmetmesidir. Ya da düşüncenin ortaya koyduğu bir gayeye doğru gitme hareketidir. Bu hem Allah’ın iradesini hem de kulun iradesini kapsamaktadır. İrade Cenab-ı Hak için olunca külli, kul için olunca cüzi olur.

“ Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.”

İnsanların hayır ve şer olarak isimlendirdiği şeyler kendilerine bakan yönleri itibariyledir. Allah’a bakan yönleri itibariyle her şey iyidir ve güzeldir. Allah, hayrı ve şerri kuşatacak şekilde her şeyi yaratandır ve her şeyin yaratılışını güzel kılandır.

“Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye vekildir.”

“O (Allah) ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır.”

“Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.”

Kader ve kazaya iman etmenin bizlere sağladığı en önemli özellik Allah’a iman şuurumuzun artması ve yaşadığımız pek çok olayın bu iman çerçevesinde anlaşılır bir şekilde izah edilebilmesidir.

Kader meselesi, iman ederek yaşayabileceğimiz ve yaşadıkça da daha iyi anlayabileceğimiz bir meseledir. Allah’ı yetkin sıfatlarla takdis ederek ve noksan sıfatlardan tenzih ederek gerçek tevhide ulaşabilmemiz için kader ve kazaya da iman etmemiz gerekmektedir. Öte yandan bu iman bizi tembelliğe, sorumsuzluğa, boş vermişliğe de sürüklememelidir. Çünkü kadere iman etmek, kul üzerindeki sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Kader ve kaza kavramları

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dokuz Eylül sadece İzmir’in kurtuluşu değildir

Dokuz Eylül sadece İzmir’in kurtuluşu değildir

Dokuz Eylül sadece İzmir’in kurtuluşu değildir 9 Eylül 1922, Kurtuluş savaşının Batı cephesinde 26 Ağustos ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

68 − = 66