Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Kadere iman
imanilmihali.com
Ahiret hayatı devreleri ve kıyamet

Kadere iman

Kadere iman

Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” (Al-i İmran 3/85)

Kader ve kazaya iman etmek

Kader; Allah’ın ezelden ebede kadar olacak şeylerin zaman ve yerini, niteliklerini ve özelliklerini önceden bilmesi ve takdir etmesi demektir.

Kaza; Allah’ın ezelde takdir buyurduğu şeylerin zamanı gelince takdir ettiği şekilde onları yaratması demektir.

Başka bir ifade ile kader; Allah’ın kanunları, ölçüleri, kaza ise işlerin o kanun ve ölçülere göre meydana gelmesidir. herşeyi yaratıp takdir eden Yüce Allah’tır. Çünkü O’ndan başka yaratıcı yoktur. Allah olmuş ve olacak ne varsa hepsini bilir. Zamanı gelince bildikleri ve dilediği şeyler Allah’ın bilgisi ve müsadesi dahilinde hayata geçiyor. O’nun takdiri dışında hiçbirşey ortaya çıkamaz. Kaza ve kader denilince Allah’ın “Tekvin” “İlim” ve “İrade” sıfatları gelmelidir. Allah Teala biliyor ve yaratıyor.

Allah insanı yaratmış, ona akıl, irade ve güç vermiştir.İnsanın aklıyla ve iradesiyle iyi olanı seçmesi ve kötü olandan sakınması gerekir. İnsanın bu irade ve seçme gücüne “İrade-i Cüziyye” denir. Bu istek ve irademizi iyilik veya kötülükten hngi tarafa yönlendirirsek Allah’ta o istediğimizi yaratır. Yaptığımız işleri yapmadan önce de yaptıktan sonra da kadere isnat edemeyiz. Biz irade ve isteğimizi o yöne sarf etmek suretiyle Allah’ın takdirinin bu şekilde tecelli etmesine sebep olduğumuzdan dolayı sorumlu oluruz.

Bizim yapacağımız işleri Cenab-ı Hakk önceden bilir. Yani bizim kendi irademizle yaptığımız işleri Cenab-ı Hakk sınırsız ilmiyle önceden bilip takdir ediyor. Yoksa o bildiği için biz yapmak zorunda kalmıyoruz. Esasen bizimle ilgili olarak ne takdir ettiğini de bilmiyoruz. Bir şeyi ypmaya veya yapmamaya karar verirken hiçbir baskı altında kalmadn sadece kendi hür irademizle karar veriyoruz.

Kadere iman eden kimse sabırlı olur. Elinde olmayan sebeplerle karşılaştığı felaket ve müsibetler karşısında bunalıma düşmez. Bu Allah’ın takdiridir der ve sabreder. Kendi hatası yüzünden başına gelenlerden ise pişman olur ve yanlış tutum ve davranışlarından vazgeçerek Allah’a sığınır. O’ndan yardım ister, bağışlanma diler ve ümitsizliğe düşmez.

Tevekkül; İnsanın Allah’a itimat etmesi ve O’na bağlanmasıdır. Bu insan için ruhi bir güçtür. İnsanı yaratan ve pekçok nimet veren Allah’tır. İnsan herişinde O’na güvenmek ve kendisine düşeni yaptıktan sonra neticeyi beklemek durumundadır. Tevekkül insanın kendisini ihmal etmesi ve çalışmayı bırakarak “Nasıl olsa Allah rızkımı verecektir” demek değildir.’deveyi bağlayıp sonra Allah’a tevekkül etmek’ doğrusudur. Her tedbiri alıp Allah’a tevekkül eden başarısız olunca üzülmez, teselli bulur. Bu inanca sahip olmayan kimse ise her işte tereddüt eder ve hiçbir şeye başlayamaz.

Çalışmanın önemi; Allah her canlının rızkını vereceğini va’detmiş ve bu rızkın elde edilmesi içinde sebepler yaratmıştır. Bu sebeplere yapışmak ve Allah’ın takdir ettiği rızkı arayıp bulmak insanın görevidir.Allah rızkını arayana ve çalışn verir. Kaza ve kadere güvenip te çalışmayı bırakmak ve gerekli olan tedbiri almamak doğru olmadığı gibi sebeplere sarılmayı , çareler aramayı tevekküle engel saymak ta doğru değildir.”Çalışmak bizden vermek Allah’tan” sözü kadere imanın tam manasını ifade eder. Esasen insana çalıştığının karşılığı vardır.

Rızık; Allah’ın canlılara yiyip içmek ve hayatlarını devam ettirmek için verdiği şeylerdir. Rızkı yaratan da veren de yalnız Allah’tır. İnsan rızkını hangi yoldan isterse Allah ona o yoldan verir. Ancak helal olmayan yollara saparsa günah işlemiş olur. Çünkü Allah rızık ararken helal ve meşru yolların kullanılmasını emrediyor. Herkes kendi rızkını yer. Hiç kimse başkasının rızkını yiyemeyeceği gibi başkaları da o insanın rızkını yiyemez.

Ecel; Allah yarattığı her canlı için belli bir yaşam süresi koymuştur. Bu sürenin yani ömrün sonuna ecel denir. Ecel gelince ölüm kaçınılmaz olarak gelir. Bir dakika sonraya bile kalmaz. Yaratan ve yaşatan Allah olduğu gibi, öldüren de yani ölümü yaratan da O’dur. O’ndan başka yaratıcı ve öldürücü yoktur. Ecel birdir. Öldürülmüş olan veya kazayla ölende eceliyle ölmüş demektir. Sadece şekilleri farklıdır.

(Yazının buradan sonraki bölümü; İslam İnanç İlmihali, Ümit ŞİMŞEK, DİB Yayınından özetlenmiştir.) (ÜŞ)

KADERE İMAN ETMENİN MAHİYETİ

Bu âlemde var olan her şey bir kaderin sonucudur. Kader vücuda gelecek varlığın projesidir. Kader sonsuz kudret ilmiyle hayata geçer yani kaza edilmiş olur. Allah her şeyin kaderini sonsuz ilmiyle tayin eder, sonsuz kudretiyle de kaza eder.

Kader ve kaza Allah’tandır deyince her şeyin, her halini takdir edenin de, vücuda getirenin de Allah olduğunu söyleriz. Bazen sadece kader desek te kader ve kazayı aynı anlamda kastederiz.

İlahi kader bir varlığı yaratırken ölçü ve düzen vermekle kalmaz, diğer varlıklarla ilişkilerini de düzenler. Bir şey varsa kader de vardır demektir.

EZELİYET; Allah’a mahsus bir sıfattır. “Başlangıcı olmamak” demektir. Zamanın başı değil, dışında olmak demektir. Allah zaman ve mekândan münezzehtir. Her zaman her yerdedir. Geçmişi, geleceği birden görür. Allah kullarının işlediklerini de işleyeceklerini de bilir.

Kulun niyeti ve tercihi fiili yaratacak gücü var kılamaz. Oku atan Allah’tır. Ama kulun niyet ve teşebbüsü olmasa ok atılamaz. Kulun niyeti ile teşebbüs, Allah’a ait yaratma ile birleşir ve ok atılır.

Başka deyişle; kulun iradesi ile Allah’ın iradesi örtüşürse fiil gerçekleşir. Kulun tercih hakkı, (cüz’i iradesi) seçme gücünün neticesidir. Yüce Allah iradesini insanın tercihine tabi kılarsa “Sen hangi sonucu istersen onu yaratacağım” der.

Kulun tercihi yaratma gücü yoksa da sorumluluğu vardır. İnsanın özgür iradesi sorumluluğu hatırlatır, kötülükten alıkoyar, Allah’ın iradesi ise insana kulluğunu bildirir.

Allah kulun fiillerini, akıbetlerini bilir yoksa Allah bildiği için kul o işleri yapıyor demek değildir.

Allah kula iki yol açar; yolun sonunu bildirir. Özgür iradesiyle baş başa bırakır. Yanlış yoldakilere tövbe yani dönüş kapısını açık tutar. Kul tercihlerini kullanır ömrünü bitirir, işine göre ceza veya mükâfat görür.

Allah’ın ilmi olmuş ve olacağın hepsini bilmek şeklindedir. Bu yüzden Allah iradesi kulun tercihini etkileyen ve onu belli akıbete zorlayan bir unsur değildir.

Allah imanı dilediğine verir demek kul tercihi yok demek değildir. Allah’ın iradesi tabi ki esastır ama Allah o hidayeti veya imanı bazı huy ve davranışlar sonucu verir. (İman edene , Allah rızası gözetene, Allah’a yönelenlere vs..)

Zalimleri, kafirleri, imandan sonra inkara dönenleri ayetlere inanmayanları, çok yalancı ve çok nankörleri, çok yalancıları da saptırır.

Hidayette sapıklıkta Allah emriyledir ama kulun iradesi sonucudur. (Allah sonucu bildiğinden iradesini o akıbet istikametinde kullanır, herkese hakkını verir.) Sonuçta kulun iradesini kullanmış olması sonucu bileğinin gücüyle kazandığı anlamına gelmez, bu doğrudan Allah’ın dilemesine ve lütfuna bağlıdır.

Azanlar Allah’a zarar vermez, onlar saptırılmayı ister, Allah’ta onları saptırır. Hayır ve şerrin bir arada yaratılmasındaki bu güzellik sınavın gereğidir. Hayır da şer de Allah’tandır.

Bir kısım işleri de Allah hiçbir kula tercih hakkı tanımaksızın takdir eder ve yaratır. Kimini de sadece kulun iradesine bırakır. (İsteyen iman etsin isteyen iman etmesin der)

İnsanın doğası, toplumla ilişkileri karmaşıktır. Dolayısıyla kendi kaderi başkasının kaderi ile iç içedir. Onların tercihlerinden de kendi başına pek çok şey gelir. Bu karışık ağı, çözüp Allah’ın kaderi nasıl belirlediğini anlamak insanüstüdür.

Çoğu meseleler toplum olarak yaşanır görünse de her birinin ferdi birer yönü vardır. İlahi kader işte bu ferdi yönleri bir arada planlar, herkese ayrı planlama yapar. Kader bu şekilde yaşanırken kişiyi cezalandırma, ödüllendirme, duaya cevap verme gibi nice hikmetlerde araya girer. Allah’a bunlar zor gelmez. Fakat kul bunu idrak edemediğinden kendini bazen tanrı yerine kor, her şeye muktedirmiş görür. Bize düşen kadere kul tarafından bakmak, gereğini yapmaktır. Şart basittir; tedbir ve tevekkül.

Bu sır kavranırsa insan hayırlı işlere teşebbüs eder, ama bu teşebbüsün dua gücünde olduğunu da unutmaz. Teşebbüsün sonucunu Rabbinden bekler. Rabbinin hükmünü görür, boyun eğer. Keşke demez, hayıflanmaz. Sorumluluğunu bilir, halini düzeltir, eriştiği nimette Rabbinin lütfunu görür, şükreder.

Dünya fanidir, herkes bilir ama çok azı hatırda tutar. Ölüm bize yaklaştıkça biz bu dünyaya daha çok sarılarak ondan uzaklaşırız. Ölüm dost yüzünü göstermek ister, biz onu düşman belleriz. Ölümle barışık yaşasak hayatın tadı yerine gelir. Biz kaçtıkça dünya yaşanmaz bir hal alır. Bu dünyanın bir parçasını birkaç günlüğüne ele alabilmek için insanlar bir biriyle çekişir.

Ebedi hayat için bizden bu dünya istenseydi o bile az kalırdı. Bizden istenen sadece imandır. Ki bu hayatın mutluluğunun altın anahtarıdır. Dünya nimetleri varsın gitsin, çünkü onlar fani, onları gönderen bakidir. Gidecek bir fani dünya gelecek on baki dünyadır. İman ahireti kazandırmakla kalmaz bu dünyamızı da hoş, kolay, güzel yaşatır.

Eğer ebedi âlemde gözümüzü açtığımızda ayağımıza gelmiş bu fırsatı kaçırmış olduğumuzu görürsek üzülmez miyiz? Bu pişmanlığı ne telafi edebilir?

Bu hayatın en büyük gayesi sağlam imanı elde etmek, sapasağlam korumaktır.

Bu “Allah birdir” demek kadar basit görülebilir ama bu iş özel ve sürekli bir çaba ister. Ama iman için gösterilecek çaba ebedi âlemdeki ödülün kokusunu da taşır.

İman korunur ve geliştirilirse dünya huzuru da beraberinde gelir.

“Herkesin tek davası varsa o iman davasıdır. İnsan için bu alemde iman varsa her şey hoş, iman yoksa herşey boştur.”

Rabbiniz şöyle dedi: “Bana dua edin, duânıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir hâlde cehenneme gireceklerdir. (Mü’min 40/60)

Kadere iman

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an ne diyor biz ne yapıyoruz

Kur’an ne diyor biz ne anlıyoruz

Kur’an ne diyor biz ne anlıyoruz ? Kur’an; Allah kelamı olarak sadece doğruyu bildiren, insana ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir