Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Kadının dindeki yeri
imanilmihali.com
Kadının dindeki yeri

Kadının dindeki yeri

Kadının dindeki yeri

“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının…” (Nisa 4/1)

Evvela ayetler ışığında; kadının bir “insan” olduğunu, iman ve itikad anlamında erkeklerle eşit olduğunu, bedenen farklı yaratıldığını, hayat vazifeleri ve evlilik müessesi içinde görevlerinin erkeklerden farklı olduğunu, Peygambere biatlarının dahi ayrı alındığını, ayetlerde mü’min kadınlara ayrıca hitap edildiğini, firavunun karısının iman ettiğini ama Nuh ve Lut peygamber hanımlarının dahi müşriklerle işbirliği yaptığını, Hz. Meryem’in iffete örnek gösterildiğini ve dünya kadınlarına üstün kılındığını, firavunun huzur ve asayişi bozmak, fuhuşu-ahlaksızlığı yaygınlaştırmak ve zulmetmek için erkekleri öldürüp kız çocuklarını öldürmediğini, kısasta kadına karşı kadının kısas edileceğini, kadınların bedenlerini örtecek elbise giymeleri gerektiği, mahrem yerlerinin erkeklerden fazla olduğunu, göğüs çatalının mutlaka örtülmesi gerektiğini, annenin bebeği emzirme mesuliyetinin iki yıl olduğunu (sütanne bulunabileceğini), Peygamber eşlerinin mü’minlerin anası olduğunu,

Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmenin yasak olduğunu, mü’min bir cariyenin ortak koşan hür kadından daha hayırlı olduğunu, kadınların müşrik erkeklerle evlenmesinin haram olduğunu, ay hallerinde kadınlardan uzak durulması gerektiğini, erkeklere iffetli kadınlar hakkında iyi davranmanın emredildiğini, boşanmış ve evli kadınların hakları olduğunu, kadınların nefse güzel gösterildiğini, kadının erkeğin nefsinden yaratıldığını, evli kadınların diğerlerine haram olduğunu, erkeklerin kadınların koruyucusu ve kollayıcısı olduğunu, iyi kadınların eşlerine itaatkar olması gerektiğini, mü’min olup salih amel işleyen kadınların bu durumdaki erkeklerle bir olduğunu, kadınlara adil davranılması gerektiğini, iffetli kadınlara iftira atmanın büyük günah olduğunu, mü’min kadınların da gözlerini haramdan sakınmaları gerektiğini, Peygamber eşlerinin durumlarının diğer kadınlardan farklı olduğunu, Peygamberlerin tamamının erkek olduğunu,

Ancak şahitlikte iki kadının bir erkek şahide denk olduğunu, mirasta da erkeğin hakkının kadının iki katı olduğunu, fuhuş yapan kadınların ölene dek ev hapsinde tutulması gerektiğini, eşlerine başkaldıran kadınlara öğüt, olmazsa yalnız bırakma ve o da olmazsa hafifçe dövme izni olduğunu, kadınların bedenen (güç bakımından) zayıf ve yaşlı erkeklerle bir tutulduğunu, hırsızlık yapan kadının da cezasının erkeklerle aynı olduğunu, münafık erkek ve kadınların aynı akibete mecbur olduğunu, iblisin dişi bir cin olduğunu,

Ayrıca kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşmanın helake müstehak olduğunu, meleklere dişilik yakıştırmanın haddi aşmak olduğunu, Yüce Allah’ın oğlu ve kızı olmadığını, hurilerin cennetteki mü’min erkeklerle evlendirileceklerini, evliliğin kadının kontrolünde ama boşanmanın daha ziyade erkeğin kontrolünde olduğunu,

Sonra … Peygamberimizin hanımlara dair sünnet ve hadisleri ışığında onları hoş tutmayı, Allah emaneti olduklarını, rahimlerdeki kutsiyetlerin ancak kadınlar sayesinde gerçekleştiğini, kadınlar hakkında aidl olmak gerektiğini, şefkat ve sevgi gösterilmelerinin emredildiğini, erkek gibi giyinen kadınların hoş görülmediğini, Peygamberimize ilk iman edenin eşi Hz. Hatice olduğunu hatırlayalım.

Birkaç ayete de göz gezdirip konumuza girelim.

“Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzab 33/35)

“Rableri, onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükâfatın en güzeli Allah katındadır.” (Al-i İmran 3/195)

“Onlar, Allah’ı bırakıp ancak dişilere tapıyorlar. Hâlbuki (aslında) azgın bir şeytana tapmaktadırlar.” (Nisa 4/117)

“Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar şahid mi bulunuyorlarmış?” (Saffat 37/150)

“Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar…” (Nisa 4/34)

Bu son ayet, erkek ve dişi olarak yaratılan insanın evlilik yoluyla ve helal yoldan birleşmesini öğütleyen ve bu arada erkek ve kadının vazifelerine de temas eden ayettir ki erkek çalışmak ve güç gerektiren işleri yaparak aile ve yuvanın dışarıya karşı güvenini tesisten, kadın ise aslen evin iç tanzim ve düzeninden, aile içi ve temel ihtiyaçlara ait işlerden, her ikisi de namuslu ve imanlı yaşamaktan mesuldür.

Cihadın sadece erkeklere farz olması da bu nedenledir, Peygamberlerin sadece erkeklerden seçilmiş olması da. Çünkü kadınlar istemeseler de huy olarak haset ve kıskançlığa daha yakın, dedikodu ve gıybete sevdalıdırlar. Bu huylarına ilaveten düşünmeden ani karar verme, öfke ile fevri davranma mizaçlarında vardır ve erkeklerin aksine süslü gösterildikleri için narin, güzel, zarif ve adeta zinettirler.

Erkekler ise güce dayalı yapıları ve daha geniş muhakemeleri ile küfre ve cehalete karşı daha dirençlidirler ve evi geçindirmek bu nedenle aslen erkeğin görevi, çocuk büyütmek kadının vazifesidir.

Ahir zamanda değişen şartlara (başta ekonomik sorunlar olmak üzere) karşı bu kurallar değişmez değildir lakin ana esasları belirleyen Allah’tır. İslam hukukunda yer alan taksimatın modern yasalarda yer almaması kabul edilemezse de kamu yararı önceliklidir ve vebal kanun koyucularındır. Lakin ayeti inkar Kur’an’ı inkardır.

Kadının namus yönüyle zaafiyeti veya hedefe konması erkek egemen dünya kadar, buna sebep veren kadınların mesuliyetidir ki çok eşliliği eğlence olsun diye değil yetim ve dul kızlar-kadınlar muhtaç duruma (kötü yollara) düşmesin diye emreden Yüce Allah, evlilikte dahi tek eşliliği buyurmaktadır.

Keza muta nikahının haram veya değil olmasına dair iki görüş vardır ki; ilki kesin kez haram olduğuna (özellikle gecelik nikahların!) ikincisi, o zamana ait cinsel yönden yalnız olan eşi savaşta şehit olmuş dul kadınların kötü yola düşmesine mani olmak düşüncesi egemen olmak ve çocuklarının öz evlatlar gibi kıymetlendirilmesi şartıyla caiz olduğudur.

Namus konusunun bir diğer yönü örtünmeyle ilgili bahistir ki elbiseler değil ruh ve bedenleri örten asıl takva giysisidir. Buradan hareketle namus sadece kadının görevi olmamakla birlikte, ilk adımı atıp cesaretlendiren daha ziyade kadın olduğu için fıkıhta kadının örtünmesi, erkeğin namuslu yaşamasından da öne alınmış vaziyettedir. Oysa namus önce akılda, sonra gözde ve nihayet bacak arasındadır.

Tesettür konusu kadının yaşamına o denli girmiştir ki erkeğin namuslu olmasını arayan İslam ahlakı yerine kadının kapanmasını öngören bir anlayış hakimdir ve bu kadının okula gönderilmemesine, namussuzluk yapacak korkusuyla kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesine dek varmıştır.

Kadın, kendisinden biat alınmak suretiyle seçme hakkına daha Asr-ı Saadet döneminde kavuşmuştur ki bu eşitlik, insan hakları konusunda örnektir, önemlidir. Kadın hakları denmesi sakıncalıdır çünkü hak birdir ve herkese aittir. Hakkın kadını erkeği olmaz.

Benzer şekilde kadınlar cihatlara doğrudan katılmasalar da geri bölgede daima destek vermiş, idari işlerde uğraşmış, cihat edenlerin görevlerini üstlenmiş ve manevi yönden de güç vermişlerdir.

Kadınların bu hak ve yetkilerinin Allah korumasında olduğu açıkken iki husus önemlidir ki ilki eşcinsellik konusu ve diğeri feminizimdir. Eşcinselliğin her türü lanetlik günahlardandır ve feminizm yani kadının üstünlüğünü savunmak konusu israiliyat kaynaklı yanlış bir felsefedir. Çünkü ayet açıktır ve kadınla erkeğin konuları dahi farklıdır. bı konuda çok dikkatli olmak lazım gelir.

Peygamberimize ilk biat edenin Hz. Hatice olması akıllardan çıkarılmamalı, O’nun mal varlığını İslam uğruna harcadığı unutulmamalıdır. Keza Peygamber hanımlarının tamamı, Peygambere tebliğ ve davette yardımcı olmuş, güç, moral ve destek vermiştir. Peygamberin vefatından sonra da kalan eşler tarafından aynı vazife devam etmiştir.

Peygamberimizin kızlarının da erdemi, anneleri gibi tüm mü’min kadınlara örnektir. Neticede Ehlibeyt sevgisi her müslümana farzdır.

Kadınların ahir zamanda farklı görülmesinin asıl sebebinin bizzat kadınlarca sergilenen haller ve durumlar olduğu unutulmamalıdır. Tıpkı erkeklerde olduğu gibi kadınların bazılarınca yapılan yanlışlar tamamına mal edilmekte ve koruyucu tedbirler devreye girmektedir.

Evlatların sağlıklı ve güzel yetişmesi annenin, terbiye edilmesi ve geçindirilmesi babanın görevidir. Sevgi ve şefkat sunma ve alaka konusu ise ortak konulardır. Yine güvenlik babanın, iaşe annenin işidir ki bu durum şartlara göre değişiklik gösterebilir. benzer şekilde anne veya babadan birisinin olmaması, ayrılması veya ölmesi durumunda ailenin bekası kadın veya erkek kalana aittir.

Kamu erkek ve kadını yasal olarak aynı tutmak, diyanet kadın ve erkeğe has dini hususları öğretmek, toplum eşitliği idrak etmek zorundadır ki bu eşitlik yasal ve iman boyutundadır, bedeni yapı boyutunda değildir ve asıl olan ayetin dedikleridir.

Ahiret yurdunda her nefsi ferdi olarak hesaba çekilecek, amel ve niyetler herkes için ayrı ayrı değerlendirilecektir. Yani işlenen salih amelin sevabı işleyene, işlenen günahın vebali yine işleyenedir. Peygamber hanımlarının dahi azarlandığı ayetler hatırlanırsa kimse eşinin imanından dolayı şefaate mazhar olmayacaktır. Müşterek cennetler imanda birleşen çiftler içindir. Yani vebalde herkes ferdi olarak sorumludur.

Namazda kadınların arka sıralarda olmasının sebebi ise onların statüleri gereği değil, beden, yapılarının yaratacağı aksi düşünceler korkusuyladır. İbadet faslının tüm farzları kadın ve erkek için aynıdır. İbadet içinde bazı şekilsel farklar bulunsa da esas değişmez ve aynıdır.

Kadını aşağılamak nasıl kötüyse, erkeğin üzerine çıkarmaya çalışmakta o denli yanlış ve kötüdür. Çünkü iyilik ve kötülüğün cinsiyeti olmaz. Bu anılanlar bedenle veya uzuvlarla değil doğrudan kalple alakalıdır. İman ve ibadet bu nedenle yapana fayda, ihmal edene vebal getirir.

Kölelik ve cariyelik konusu akıllarda kalan bir başka sorudur ki ayetler bunları yasaklamasa da terkini öğütler haldedir ve Hz. Peygamber hayatı boyunca sayısız köleyi azat etmiş, sayısız cariyeyi mü’min olması için teşvik edip evlendirmiştir.

Mesele bundan ziyade ister hür ister cariye olsun kadının namuslu ve imanlı olup olmadığı ile ilgilidir. Cariyelerin iman edenleri, hür kadınlardan üstün kılındığına göre önemli olan kadının sosyal statüsü değil, iman seviyesidir. bu modern hanımlara da örnektir, olmalıdır. Zengin, makam sahibi olunsa da iman etmeyen kadınların, imanlı yoksullar kadar kıymeti yoktur, olamaz.

Kadın ve erkek eşitliğine de bu pencereden bakmak lazım gelir ki kadının iffetli ve imanlısı, kaypak ve inkarcı erkeklerden yeğdir. Çünkü mesele kul olma bilinci, iffetli kalma arzusu ve imanla yaşama isteğidir. Bu sadece o an içi değil, İslam’ın sağlıklı ve imanlı nesiller yetiştirme gayesi sebebiyle ileriki zamanlar için de geçerlidir. Yani namussuzluğun olduğu yerde mutlaka bir kadın ve birde erkek vardır ve bu yapılan iş dinen kötü ama gelecek nesiller için dehşet verici bir illettir. Zina ve fuhuşun yasak olmasının asıl sebebi de işte bu rahimlerde olan ve bitendir.

Evlatların terbiyesinde erkek ve kız ayrımı yapılmaması gerektiği de gayet açıktır. Erkek evlatlar namussuzluk yapmama, kızlar daha ziyade namusunu koruma ile terbiye edilmelidir. Dini öğrenme ve uygulama görevleri ise ortaktır.

Dinen mükellefiyet yaşları erkek ve kızlar için doğal olarak farklıdır ve kızların ay hali, erkeklerin ihtilam olması ile gerçekleşen mükellefiyet ecele dek sürer.

Bekar, evli veya dul olmak kadın için görev ve sorumlulukları asla değiştirmez. Kadına verilen kabiliyet, kudret, vazife ve mesuliyet aynen devam eder.

Modern dünyanın beşeri telaşları içerisinde iş ve hayatı birbirinden ayırmak, özellikle aile içi ilişkilerde çok daha dikkatli olmak gereği açıktır.

Dişilik sadece kadına has bir şey değildir, çiçeklerin de, hayvanların da, her şeyin dişisi de erkeği de vardır ve doğum (vesair surette) erkek ve kadının ortak işbirliği ile gerçekleşir. Yani hayatın vuku bulması eşit olarak sağlanır, taşıyıcılık görevini daha ziyade annenin yapması kadına üstünlük getirmeyeceği gibi onun aşağılanmasına da sebep değildir.

Mahremiyet meselesi dinde kadının yerinin anlaşılması için önemlidir ve yakın akrabaların mahremden sayılması, mahrem yerlerinin erişkin erkeklere ve yabancı kadınlara da yasak olmasına dair ayetler iyi okunmalı, kadınların bedeninde daha fazla mahrem yeri olduğu, erkeklerin ise diz altı ve karın bölgesi arası olduğu hatırlanmalıdır.

Boşanma ve evlilik, miras, kısas, şahitlik gibi hususlarda kadınların, ayetle kendilerine has işaret edilen hak ve görevlere hakim olması zorunludur.

Netice olarak kadın ikinci sınıf ve zayıf yaratılmış bir varlık değil, ilahi nizamın bir başka faktörüdür, güzeldir, süslüdür, narindir, şefkat sembolüdür, din ve iman bakımından erkek ile aynı, huy olarak farklı, ama İslam’da önemli yeri olan, yaşam için şart olan bir unsurdur.

Kadın hayatın narin güzelliği, erkek güçlü kudretidir.

Emir ve yasaklar kadınlar için de erkekler için de aynıdır.

Mesele kadın veya erkek olmak değil … dindar, iffetli, kamil insan ve kul olabilmektir.

Erkekler gibi kadınlar da ayetlerin manasına temas edebilmek maksadıyla Kur’an’ı anlayarak okumak, öğrenmek ve kendilerine dair bahsedilen hususları hayata yansıtmakla mükelleftir.

İyi kadınların itaatkar olarak anılmasında şart, eşlerinin veya temas ettiği kimselerin hakkı ve adaleti emrediyor olmasıdır. Yoksa ahlaksızlığı, namussuzluğu emredene itaat yoktur çünkü kadınlar peygambere biat etmiştir ve o biat kadınlar için daima geçerlidir. Öte yandan kadının hane ve evlilik içinde eşine itaat etmek yerine husumet etmesi veya diş geçirmeye çalışmasının ayetle belirlenen vebali olduğu unutulmamalıdır. (Not; evlilik kadının, boşanmak aslen erkeğin hakkı olsa da sevgisiz, ilgisiz, şiddet gören-zor durumdaki kadınların boşanma talep ve icra hakları vardır. Yani zor şartlarda evliliğe devam yerine terki caizdir. Ama bu zorluklara tahammül edip fitne ve fesat yaratmak, evlatları (saygı ve terbiyeye vereceği zarar dikkate alındığında) baba aleyhinde kışkırtmak caiz değildir.)

Keza ekonomik bağımsızlık elde eder etmez, aile bağlarını koparmaya tevessül etmek de hatalıdır, hele bu gerçekleştikten sonra sorumsuz (!) bir hayat sürmek akıllara da dine de sığmaz.

Annelerin kızlarını özellikle duygusal olarak yetiştirmeleri, dine uygun iffetle terbiye etmeleri, anneliği öğretmeleri, doğrulukta sebat eden, yoklukta sabreden, bollukta şükreden kız evlatları İslam’ın geleceği olarak hayata katmaları doğru ve lazım olandır.

Kadın bir cinsel meta değil hayatın dişi yanıdır. Bu nedenle kadına karşı şiddet kullanmak, erkeğe verilen güç kabiliyetini haksız yere ve yanlış kullanmaktır. Kadının dövülmesine dair olan ayet ise haktır ve fakat namusun tesisi ile ailenin korunması bakımından ve şarta bağlıdır. Bu dövmeyi başka bir yerlere çekiştirmek ve manasından saptırarak dozunu azaltmak ise doğru değildir. Bunu bahane ederek iftira atmak ve bu sebeple dövmede aşırıya gitmek ise sapıklık ve zulümdür.

Namus nedeniyle cinayet işlemenin ise dinde yeri yoktur. kan davaları da benzer şekilde din dışıdır. Kadınların okula gönderilmemeleri de dinden değil örften kaynaklanan bir gaflettir.

Peygamberimizin sahih olmayan hadisinde anıldığı gibi şayet cehennemin çoğunluğunu kadınlar oluşturacaksa çok daha dikkatli olmakta fayda vardır. Unutulmamalıdır ki iblis dişidir.

“Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Mümtehine 60/12)

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’ın abdesti iman

Bir çekirdekten dev çınarı çıkartan Allah bizler için iman nüvesini kalplere koymuştur. O iman büyüyecek, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir