Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri / Kalem suresi – Karşılaştırmalı meal
imanilmihali.com
Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Kalem suresi – Karşılaştırmalı meal

Kalem suresi – Karşılaştırmalı meal

Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri

KALEM SURESİ

Ali Bulaç Rahman ve Rahim Olan Allah`ın Adıyla
Diyanet Vakfı Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.
Elmalılı Hamdi Yazır Bismillahirrahmanirrahim
Süleyman Ateş Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla..
Yaşar Nuri Öztürk Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…
Ali Bulaç 1- Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun.
Diyanet Vakfı 1. Nûn. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki,
Elmalılı Hamdi Yazır 1-Nun, Kaleme ve kalem ehlinin satıra dizdiklerine ve dizecekleri hakkı için,
Süleyman Ateş 1. Nun. Kaleme ve (kalemle) yazdıklarına andolsun.
Yaşar Nuri Öztürk 1 Nûn! Yemin olsun kaleme ve satır satır yazdıklarına
Ali Bulaç 2- Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin.
Diyanet Vakfı 2.Sen -Rabbinin nimeti sayesinde- mecnun değilsin.
Elmalılı Hamdi Yazır 2-sen Rabbinin nimeti sayesinde, deli değilsin.
Süleyman Ateş 2. Sen, Rabbinin ni’metiyle cinlenmiş (deli) değilsin.
Yaşar Nuri Öztürk 2 Ki sen, cin tasallutuna uğramış değilsin; Rabbinin nimeti sayesinde,
Ali Bulaç 3- Gerçekten senin için kesintisiz bir ecir vardır.
Diyanet Vakfı 3. Hiç şüphesiz senin için bitip tükenmeyen bir mükâfat vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 3-Ve muhakkak senin için tükenmez bir mükafat var.
Süleyman Ateş 3. Senin için kesintisiz bir mükafat vardır.
Yaşar Nuri Öztürk 3 Senin için kesintisiz bir ödül var.
Ali Bulaç 4- Gerçekten sen, pek büyük bir ahlak üzeresin.
Diyanet Vakfı 4. Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.
Elmalılı Hamdi Yazır 4-Ve herhalde sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin.
Süleyman Ateş 4. Ve sen, büyük bir ahlak üzerindesin.
Yaşar Nuri Öztürk 4 Ve gerçekten sen, çok büyük bir ahlak üzerindesin.
Ali Bulaç 5- Artık yakında göreceksin, onlar da görecekler.
Diyanet Vakfı 5. (Sen de) göreceksin, onlar da görecekler,
Elmalılı Hamdi Yazır 5-Yakında göreceksin ve görecekler,
Süleyman Ateş 5. (Sen de) Göreceksin, onlar da görecekler;
Yaşar Nuri Öztürk 5 Yakında göreceksin, onlar da görecekler,
Ali Bulaç 6- Sizden, hanginizin ‘fitneye tutulup-çıldırdığını.’
Diyanet Vakfı 6. Hanginizde delilik olduğunu yakında .
Elmalılı Hamdi Yazır 6-O fitne, o delilik hanginizdeymiş.
Süleyman Ateş 6. Hanginizin fitnelenmiş (cin çarpmış delirmiş) olduğunu.
Yaşar Nuri Öztürk 6 Hanginizmiş fitneye tutulan, deliren!
Ali Bulaç 7- Elbette Rabbin, kimin kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi bilendir.
Diyanet Vakfı 7. Doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi en iyi bilendir, hidayete erenleri de en iyi bilen O’dur.
Elmalılı Hamdi Yazır 7-Şüphesiz Rabbindir, yolundan sapanı en iyi bilen, yine O’dur doğru yola erenleri en iyi bilen.
Süleyman Ateş 7. Şüphesiz Rabbin, kim(ler)in kendi yolundan saptığını ve kimlerin yolda olduğunu en iyi bilen O’dur.
Yaşar Nuri Öztürk 7 Senin Rabbin, evet O’dur kendi yolundan kimin saptığını en iyi bilen. Ve O’dur kimin doğruya ve güzele kılavuzlandığını en iyi bilen.
Ali Bulaç 8- Şu halde yalanlayanlara itaat etme.
Diyanet Vakfı 8. O halde, (hakikati) yalan sayanlara boyun eğme!
Elmalılı Hamdi Yazır 😯 halde tanıma o yalan diyenleri!
Süleyman Ateş 8. Öyleyse yalanlayanlara ita’at etme.
Yaşar Nuri Öztürk 8 O halde, yalanlayanlara itaat etme!
Ali Bulaç 9- Onlar, senin kendilerine yaranmanı (uzlaşmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp-uzlaşacaklardı.
Diyanet Vakfı 9. Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 9-Arzu ettiler ki, sen (onları) yağlasan onlar da sana yağ yapacaklardı.
Süleyman Ateş 9. İstediler ki, sen yağcılık yapasın da onlar da yağcılık yapsınlar (sana yumuşak davransınlar).
Yaşar Nuri Öztürk 9 İstediler ki sen, alttan alıp gevşek davranasın/yağcılık edesin de onlar da yağcılık etsinler/yumuşaklık göstersinler.
Ali Bulaç 10- Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık,
Diyanet Vakfı 10.Şunların hiçbirine itâat etme :yemin edip duran,aşağılık,
Elmalılı Hamdi Yazır 10-Tanıma şunların hiç birini; çok yemin eden o aşağılık,
Süleyman Ateş 10. Şunların hiçbirine ita’at etme: Yemin edip duran aşağılık,
Yaşar Nuri Öztürk 10 Şunların hiçbirine eğilme, uyma: Çok yemin eden, bayağı-alçak,
Ali Bulaç 11- Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan),
Diyanet Vakfı 11.(Herkesi) kötüleğen,söz götürüp getiren,
Elmalılı Hamdi Yazır 11-gammaz, koğuculukla gezer,
Süleyman Ateş 11. Kötüleyip duran, söz götürüp getiren,
Yaşar Nuri Öztürk 11 Alaycı/gammaz, koğuculuk için dolaşıp duran,
Ali Bulaç 12- Hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar,
Diyanet Vakfı 12. Hayra engel olan, mütecâviz ve saldırgan günahkar,
Elmalılı Hamdi Yazır 12-hayrı engelleyen, saldırgan, vebal yüklü,
Süleyman Ateş 12. Hayra engel olan, saldırgan, günahkar,
Yaşar Nuri Öztürk 12 Hayrı engelleyen, sınır tanımaz-saldırgan, günaha batmış,
Ali Bulaç 13- Zorba-saygısız, sonra da kulağı kesik;
Diyanet Vakfı 13.Kaba ve kötülükle damgalı,
Elmalılı Hamdi Yazır 13-zobu (kaba), sonra da takma (soysuzlukla damgalı),
Süleyman Ateş 13. Kaba, sonra da kötülükle damgalı,
Yaşar Nuri Öztürk 13 Kaba/obur, bütün bunlardan sonra da soyu bozuk, kötülükle damgalı.
Ali Bulaç 14- Mal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye,
Diyanet Vakfı 14.Mal ve oğullar sahibi olmuş diye (böyle yolunu şaşırmış)
Elmalılı Hamdi Yazır 14-mal ve oğulları var diye.
Süleyman Ateş 14. Mal ve oğullar sahibi olmuş diye (yolunu şaşırmış).
Yaşar Nuri Öztürk 14 Mal ve oğullar sahibi olmuş da ne olmuş?
Ali Bulaç 15- Ona ayetlerimiz okunduğu zaman: ‘(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır’ diyen.
Diyanet Vakfı 15. Ona âyetlerimiz okunduğu zaman o, “Öncekilerin masalları!” der.
Elmalılı Hamdi Yazır 15-Karşısında ayetlerimiz okunurken: “Eskilerin masalları.” dedi.
Süleyman Ateş 15. Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: “Eskilerin masalları” der.
Yaşar Nuri Öztürk 15 Ayetlerimiz ona okunduğunda şöyle der: “Daha öncekilerin masalları!”
Ali Bulaç 16- Yakında biz onun hortumu (burnu) üzerine damga vuracağız.
Diyanet Vakfı 16. Biz yakında onun burnuna damga vuracağız (kibirini kırıp rezil edeceğiz).
Elmalılı Hamdi Yazır 16-Yakında Biz onu o hortumunun üzerinden damgalayacağız
Süleyman Ateş 16. Biz onu burnunun üzerine damga vurup işaretleyeceğiz.
Yaşar Nuri Öztürk 16 Yakında biz onun hortumu üzerine damga basacağız/burnunu sürteceğiz.
Ali Bulaç 17- Gerçek şu ki, biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi.
Diyanet Vakfı 17. Biz, vaktiyle “bahçe sahipleri” ne belâ verdiğimiz gibi, onlara da belâ verdik. Hani onlar (bahçe sahipleri), sabah olurken (kimse görmeden) onu (mahsullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır 17-Haberiniz olsun ki, Biz onlara bela vermişizdir, (tıpkı) o bağ sahiplerine bela verdiğimiz gibi. O sırada ki, sabah olunca mutlaka onu devşireceklerine yemin etmişlerdi.
Süleyman Ateş 17. Biz bunlara da bela verdik, şu bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi: Hani onlar, sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.
Yaşar Nuri Öztürk 17 Biz onları, o bahçe sahiplerini belalandırdığımız gibi belalandırdık. Hani, onlar sabaha çıktıklarında, bahçeyi mutlaka kesip biçeceklerine yemin etmişlerdi.
Ali Bulaç 18- (Bu konuda) Hiç bir istisna yapmıyorlardı.
Diyanet Vakfı 18 Onlar istisna da etmiyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır 18-(Allah izin verirse, diye) bir istisna da yapmıyorlardı.
Süleyman Ateş 18. İstisna da etmiyorlar(Allah dilerse biçeriz demiyorlar)dı.
Yaşar Nuri Öztürk 18 Hiçbir istisna tanımıyorlardı.
Ali Bulaç 19- Fakat onlar, uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolaşıp-gelen bir afet üstünü sarıp-kuşatıverdi.
Diyanet Vakfı 19. Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından (gönderilen) kuşatıcı bir âfet (ateş) bahçeyi sarıverdi de,
Elmalılı Hamdi Yazır 19-Derken onlar uyurken Rabbin tarafından bir dolaşan (afet) onun üzerinden dolaşıverdi.
Süleyman Ateş 19. Fakat onlar uyurlarken hemen (gönderilen) dolaşıcı bir bela, onu sardı da,
Yaşar Nuri Öztürk 19 Ama onlar uyumaktayken, Rabbinden gelen bir dolaşıcı bahçeyi dolaştı da,
Ali Bulaç 20- Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara kesildi.
Diyanet Vakfı 20.Bahçe kapkara kesildi.
Elmalılı Hamdi Yazır 20-Sabaha kadar o bağ sırıma (biçilmiş tarlaya) dönmüştü.
Süleyman Ateş 20. Bahçe simsiyah kesiliverdi.
Yaşar Nuri Öztürk 20 O, simsiyah kesiliverdi.
Ali Bulaç 21- Nihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler.
Diyanet Vakfı 21.Sabah olurken birbirlerine seslendiler.
Elmalılı Hamdi Yazır 21-Derken sabaha yakın birbirlerine seslendiler.
Süleyman Ateş 21. Sabahleyin birbirlerine seslendiler:
Yaşar Nuri Öztürk 21 Sabaha çıktıklarında birbirlerine seslendiler:
Ali Bulaç 22- ‘Eğer ürününüzü devşirecekseniz erkence kalkıp-çıkın.’
Diyanet Vakfı 22. “Madem devşireceksiniz, hadi erkenden mahsülünüzün başına gidin!” diye.
Elmalılı Hamdi Yazır 22-“Haydi, kesecekseniz harsinize (ekininize) erkence koşun!” dediler.
Süleyman Ateş 22. Haydi devşirecekseniz erkenden ekininize gidin diye.
Yaşar Nuri Öztürk 22 “Hadi, eğer biçecekseniz ekininize erken gidin.”
Ali Bulaç 23- Derken, aralarında fısıldaşarak çıkıp-gittiler:
Diyanet Vakfı 23. Derken yürüyorlardı; fısıldaşıyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır 23-Hemen fırladılar, şöyle mızırdaşıyorlardı (fısıldaşıyorlardı):
Süleyman Ateş 23. Derken yürüdüler; fısıldaşıyorlardı:
Yaşar Nuri Öztürk 23 Yola koyuldular. Aralarında fısıldaşıyorlardı:
Ali Bulaç 24- ‘Bugün sakın oraya hiç bir yoksul girip karşınıza çıkmasın.’
Diyanet Vakfı 24. “Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın”diye.
Elmalılı Hamdi Yazır 24-“Sakın bugün aranıza bir yoksul sokulmasın!” diyorlardı.
Süleyman Ateş 24. Sakın, bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın diye.
Yaşar Nuri Öztürk 24 “Hey! Bugün oraya bir yoksul girip yanınıza gelmesin!”
Ali Bulaç 25- (Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.
Diyanet Vakfı 25.(Evet yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler.
Elmalılı Hamdi Yazır 25-Sadece engelleme gücüne sahip (bir tavırla) erkenden gittiler.
Süleyman Ateş 25. Devşirebileceklerini umarak erkenden gittiler.
Yaşar Nuri Öztürk 25 Sadece engellemeye, şiddete güçleri yeten kişiler olarak erkenden vardılar.
Ali Bulaç 26- Ama onu görünce: ‘Muhakkak biz (gideceğimiz yeri) şaşırmışız’ dediler.
Diyanet Vakfı 26. Fakat bahçeyi gördüklerinde: Mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız! dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 26-Ama bağı gördüklerinde: “Biz her halde yanlış gelmişiz.
Süleyman Ateş 26. Fakat bahçeyi görünce: “Herhalde biz yolu şaşırdık.” dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 26 Fakat bahçeyi görünce: “Yahu, biz yanlış gelmişiz.” dediler!
Ali Bulaç 27- ‘Hayır, biz (her şeyden ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık.’
Diyanet Vakfı 27. Yok yok, doğrusu biz mahrum bırakılmışız!
Elmalılı Hamdi Yazır 27-Yok, biz mahrum edilmişiz.” dediler.
Süleyman Ateş 27. Hayır, doğrusu biz mahrum bırakıldık!
Yaşar Nuri Öztürk 27 “Hayır, hayır! Biz mahrum edilenleriz.”
Ali Bulaç 28- (İçlerinde) Mutedil olan biri dedi ki: ‘Ben size dememiş miydim? (Allah’ı) Tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi?’
Diyanet Vakfı 28. İçlerinden en makul olanı şöyle dedi: Ben size “Rabbinizi tesbih etsenize” dememiş miydim?
Elmalılı Hamdi Yazır 28-En mutedil olanları: “Ben size Rabbinizi tesbih etsenize, demedim mi?” dedi.
Süleyman Ateş 28. Orta(yolda giden iyi)leri: “Ben size demedim mi? Rabbinizi tesbih etmeniz gerekmez miydi?” dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 28 Ortancaları/ılımlı olanı şöyle dedi: “Ben size söylemedim mi? Tespih etseydiniz ya!”
Ali Bulaç 29- Deriler ki: “Rabbimiz seni tesbih eder, yüceltiriz; gerçekten zalim imişiz.”
Diyanet Vakfı 29. Rabbimizi tesbih ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) yazık etmişiz, dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 29-Onlar: “Rabbimiz Seni tenzih ederiz, doğrusu bizler zalimlermişiz!” dediler.
Süleyman Ateş 29. Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zulmedenlermişiz! dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 29 O zaman dediler ki: “Tespih ederiz seni, ey Rabbimiz! Gerçekten biz zalimler olduk.”
Ali Bulaç 30- Şimdi birbirlerine karşı kendilerini kınamaya başladılar.
Diyanet Vakfı 30. Ardından, kabahati birbirlerine yüklemeye başladılar.
Elmalılı Hamdi Yazır 30-Sonra döndüler, kendilerini kınıyorlardı:
Süleyman Ateş 30. Dönüp birbirlerini kınamağa başladılar:
Yaşar Nuri Öztürk 30 Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.
Ali Bulaç 31- ‘Yazıklar bize, gerçekten azgınmışız’ dediler.
Diyanet Vakfı 31. (Nihayet) şöyle dediler: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz.
Elmalılı Hamdi Yazır 31-“Yazıklar olsun bizlere; bizler doğrusu azgınlarmışız.
Süleyman Ateş 31. Yazık bize, dediler, biz azgınlarmışız!
Yaşar Nuri Öztürk 31 “Yazıklar olsun bize, dediler, biz gerçekten azgınlarmışız!”
Ali Bulaç 32- ‘Belki Rabbimiz, onun yerine daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimize rağbet eden kimseleriz.’
Diyanet Vakfı 32. Belki Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz (artık) Rabbimizi(O’nun hoşnutluğunu) arzuluyoruz.
Elmalılı Hamdi Yazır 32-Ola ki, Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir; gerçekten biz bütün ümidimizi Rabbimize çeviriyoruz.” diye.
Süleyman Ateş 32. Belki Rabbimiz, bize onun yerine ondan daha iyisini verir. Biz Rabbimize yönelir, O’ndan umarız. It may be that our Lord will give us better than this in place thereof. Lo! we beseech our Lord.
Yaşar Nuri Öztürk 32 “Umarız, Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz de her şeyimizle Rabbimize yöneliriz.”
Ali Bulaç 33- İşte azab böyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler.
Diyanet Vakfı 33. İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
Elmalılı Hamdi Yazır 33-İşte böyledir azap. Elbette ahiret azabı daha büyüktür, fakat bilselerdi!
Süleyman Ateş 33. İşte azab böyledir. Ahiret azabı ise daha büyüktür, keşke bilselerdi.
Yaşar Nuri Öztürk 33 İşte böyledir azap! Âhiretin azabı ise gerçekten çok daha büyüktür. Bir bilselerdi!
Ali Bulaç 34- Doğrusu, muttaki olanlar için Rableri katında nimetlerle donatılmış cennetler vardır.
Diyanet Vakfı 34. Şu da muhakkak ki, takvâ sahipleri için Rableri katında nimetleri bol cennetler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 34-Şüphesiz ki, korunan takva sahipleri içindir Rabbinin katında nimetleri bol cennetler.
Süleyman Ateş 34. Korunanlar için de Rableri katında ni’met bahçeleri vardır.
Yaşar Nuri Öztürk 34 Takva sahipleri için, Rableri katında nimetlerle dolu cennetler vardır.
Ali Bulaç 35- Öyleyse, müslümanları suçlu-günahkar olanlar gibi (eşit) kılar mıyız?
Diyanet Vakfı 35. Öyle ya, (Allah’a) teslimiyet gösterenleri, (o) günahkârlar gibi tutar mıyız hiç?
Elmalılı Hamdi Yazır 35-Ya artık, müslümanları suçlular gibi yapar mıyız?
Süleyman Ateş 35. Biz müslümanları suçlular gibi yapar mıyız hiç?
Yaşar Nuri Öztürk 35 Biz, Müslümanları/Allah’a teslim olanları, suçlular gibi yapar mıyız?
Ali Bulaç 36- Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?
Diyanet Vakfı 36. Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır 36-Neyiniz var, nasıl hükmediyorsunuz?
Süleyman Ateş 36. Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz?
Yaşar Nuri Öztürk 36 Neniz var sizin, nasıl hüküm veriyorsunuz?
Ali Bulaç 37- Yoksa (elinizde) ders okumakta olduğunuz bir kitap mı var?
Diyanet Vakfı 37. Yoksa size ait bir kitap var da, (bu bâtıl inanışları) onda mı okuyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır 37-Yoksa size ait bir kitap var da onda şu dersi mi okuyorsunuz?
Süleyman Ateş 37. Yoksa sizin bir Kitabınız var da onda mı (bu hükümleri) okuyorsunuz?
Yaşar Nuri Öztürk 37 Yoksa sizin bir kitabınız var da ondan ders mi görüyorsunuz?
Ali Bulaç 38- İçinde, neyi seçip-beğenirseniz, mutlaka sizin olacak diye.
Diyanet Vakfı 38. Onda, beğendiğiniz her şey sizin için mutlaka vardır (diye mi yazılı)?
Elmalılı Hamdi Yazır 39-“Siz bu alemde neyi beğenirseniz o mutlaka sizin olacak” diye (mi yazıyor o kitapta).
Süleyman Ateş 38. Onda istediğiniz her şeyi buluyorsunuz?
Yaşar Nuri Öztürk 38 Onda, keyfinize uyan her şeyi rahatça buluyorsunuz.
Ali Bulaç 39- Yoksa sizin için üzerimizde kıyamete kadar sürüp gidecek bir yemin mi var ki siz ne hüküm verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye.
Diyanet Vakfı 39. Yoksa, “Ne hükmederseniz mutlaka sizindir” diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?
Elmalılı Hamdi Yazır 39-Yoksa size karşı üzerinizde kıyamet gününe kadar sürecek yeminler taahütler mi var, “Siz her ne hüküm verirseniz mutlaka öyle olacak.” diye.
Süleyman Ateş 39. Yoksa sizin istediğiniz hükmü verebileceğinize dair, kıyamete kadar sürecek andlarınız mı var üzerimizde?
Yaşar Nuri Öztürk 39 Yoksa sizin lehinize üzerimizde kıyamete kadar uzanacak yeminler mi var da siz ne hükmederseniz oluverecek!
Ali Bulaç 40- Onlara sor: ‘Hangisi bunun savunuculuğunu yapacak?
Diyanet Vakfı 40. Sor onlara: Bu iddiayı onların hangisi savunacak?
Elmalılı Hamdi Yazır 40-Sor bakalım onlara, içlerinden ona kefil hangisi?
Süleyman Ateş 40. Sor onlara: Onların hangisi buna kefil olacak?
Yaşar Nuri Öztürk 40 Sor onlara: “Böyle bir şeye hangisi kefil?”
Ali Bulaç 41- Yoksa onların ortakları mı var? Şu halde eğer doğru söylüyorlarsa, ortaklarını getirsinler.
Diyanet Vakfı 41. Yoksa ortakları mı var onların? Sözlerinde doğru iseler, hadi getirsinler ortaklarını!
Elmalılı Hamdi Yazır 41-Yoksa onların ortakları mı var? O halde ortaklarını getirsinler, doğru söylüyorsalar!
Süleyman Ateş 41. Yoksa kendilerinin ortakları mı var? Doğru iseler ortaklarını çağırsınlar.
Yaşar Nuri Öztürk 41 Yoksa kendilerinin ortakları mı var? Eğer doğru sözlüler iseler, çığırıversinler ortaklarını!
Ali Bulaç 42- Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler.
Diyanet Vakfı 42. O gün incikten açılır ve secdeye davet edilirler; fakat güç getiremezler.
Elmalılı Hamdi Yazır 42-Saktan keşfolunacağı (gerçek bütün çıplaklığıyla ortaya konulup iş büyümeye başladığı) gün secdeye davet edililirler, ama artık güçleri yetmez.
Süleyman Ateş 42. Bacaktan açılacağı (paçanın sıvanacağı, işlerin güçleşeceği) ve secdeye da’vet edilecekleri gün (secde) edemezler.
Yaşar Nuri Öztürk 42 Baldırın çıplak kalacağı, secdelere çağrılacakları gün, onu da yapamayacaklar.
Ali Bulaç 43- Gözleri ‘korkudan ve dehşetten düşük’, kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.
Diyanet Vakfı 43. Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı (fakat yine secde etmiyorlardı).
Elmalılı Hamdi Yazır 43-Gözleri düşmüş, kendilerini bir zillet sarmış bulunur. Oysa onlar, o secdeye sağ salim iken davet ediliyorlardı.
Süleyman Ateş 43. Gözleri düşük olarak yüzlerini bir zillet kaplar. Onlar sağlam iken de secdeye da’vet edilirler(fakat secde etmezler)di.
Yaşar Nuri Öztürk 43 Gözleri yere eğilmiş, benliklerini zillet kaplamıştır. Onlar, sapasağlam oldukları zaman da secde etmeye çağrılıyorlardı.
Ali Bulaç 44- Artık bu sözü yalan sayanı sen Bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece (azaba) yaklaştıracağız.
Diyanet Vakfı 44. (Resûlüm!) Sen bu sözü (Kur’an’ı) yalan sayanı bana bırak (kendini üzme). Biz onları, bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş azaba yaklaştırıyoruz.
Elmalılı Hamdi Yazır 44-O halde Bana bırak bu sözü yalanlayanları! Biz onları bilmeyecekleri yönden derece derece azap uçurumuna yuvarlarız.
Süleyman Ateş 44. Bu sözü yalanlayanı bana bırak; onları bilmedikleri yerden derece derece (azaba) yaklaştıracağız.
Yaşar Nuri Öztürk 44 Bu sözü yalanlayanla beni baş başa bırak. Onları, bilmedikleri yerden yakalayacağız.
Ali Bulaç 45- Ben, onlara süre tanıyorum. Elbette benim düzenim (cezalandırmam) sapasağlamdır.
Diyanet Vakfı 45. Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim fendim çok sağlamdır!
Elmalılı Hamdi Yazır 45-Ve Ben, onların iplerini uzatır (süre tanır)ım, çünkü fendim sağlamdır.
Süleyman Ateş 45. Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır (onu kimse bozamaz).
Yaşar Nuri Öztürk 45 Süre tanıyorum onlara. Tuzağım gerçekten zorludur benim.
Ali Bulaç 46- Sen, onlardan bir ücret mi istiyorsun ki, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altında kalmışlar?
Diyanet Vakfı 46. Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır 46-Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır borç altında mı eziliyorlar?
Süleyman Ateş 46. Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır borç altında mı kalıyorlar?
Yaşar Nuri Öztürk 46 Bir ücret mi istiyorsun kendilerinden de onlar, bir borç altında eziliyorlar!
Ali Bulaç 47- Yoksa gayb (görünmeyenin bilgisi) onların yanında mıdır ki, kendileri yazıp duruyorlar?
Diyanet Vakfı 47. Yahut gaybın bilgisi onların nezdinde de, onlar mı (istedikleri gibi) yazıyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır 47-Yoksa gayb yanlarında da onlar mı yazıyorlar?
Süleyman Ateş 47. Yoksa gayb (görünmez bilgi hazinesi), kendi yanlarında da onlar mı (istedikleri gibi) yazıyorlar?
Yaşar Nuri Öztürk 47 Yoksa gayb, yanlarında da onlar mı yazıyorlar?
Ali Bulaç 48- Şimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma; hani o, içi kahır dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu.
Diyanet Vakfı 48. Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, dertli dertli Rabbine niyaz etmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır 48-O halde Rabbinin hükmüne sabret de balık sahibi (Yunus peygamber) gibi olma! Hani o, öfkeye boğulmuş da seslenmişti.
Süleyman Ateş 48. Sen Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, sıkıntıdan yutkunarak (Allah’a) seslenmişti.
Yaşar Nuri Öztürk 48 Artık, Rabbinin hüküm vermesi için sabret! Balığın dostu Yûnus gibi olma! Hani o, öfkelendirilmiş bir halde yakarmıştı.
Ali Bulaç 49- Eğer Rabbinden bir nimet ona ulaşmasaydı, mutlaka yerilmiş ve çıplak bir durumda (karaya) atılmış olacaktı.
Diyanet Vakfı 49. Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı o, mutlaka, kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.
Elmalılı Hamdi Yazır 49-Ona Rabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, o fezaya, alana elbette yerilmiş olarak atılacaktı.
Süleyman Ateş 49. Eğer Rabbinden ona bir ni’met yetişmeseydi, yerilerek çıplak bir yere atılırdı.
Yaşar Nuri Öztürk 49 Eğer ona, Rabbinden bir nimet ulaşmasaydı, horlanmış bir halde cascavlak bir yere atılırdı.
Ali Bulaç 50- Fakat Rabbi onu seçti ve onu salihlerden kıldı.
Diyanet Vakfı 50. Fakat ardından, Rabbi onu seçti (vahiy verdi) ve onu sâlihlerden kıldı.
Elmalılı Hamdi Yazır 50-Fakat Rabbi onu seçti de iyilerden kıldı.
Süleyman Ateş 50. Fakat Rabbi onun du’asını kabul etti de onu Salih(iyi insan)lardan yaptı.
Yaşar Nuri Öztürk 50 Fakat Rabbi onu seçilip yüceltti ve barışseverlerden yaptı.
Ali Bulaç 51- O inkâr edenler, zikri (Kur’an’ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. ‘O, gerçekten bir delidir’ diyorlar.
Diyanet Vakfı 51. O inkâr edenler Zikr’i (Kur’an’ı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hâla da (kin ve hasetlerinden:) “Hiç şüphe yok o bir delidir” derler.
Elmalılı Hamdi Yazır 51-Ve gerçekten o küfredenler o zikri (Kur’an’ı) işittikleri zaman az daha seni gözleriyle kaydıracaklardı; bir de durmuşlar: “O şüphesiz bir deli.” diyorlar.
Süleyman Ateş 51. O inkar edenler Zikr(Kur’an)’ı işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. “O mecnundur” diyorlardı.
Yaşar Nuri Öztürk 51 O küfre sapanlar, Zikir’i/Kur’an’ı işittiklerinde az kalsın gözleriyle seni devireceklerdi. “Bu tam bir cinlidir.” diyorlardı.
Ali Bulaç 52- Oysa o (Kur’an), alemlere bir zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka bir şey değildir.
Diyanet Vakfı 52. Oysa o (Kur’an), âlemler için ancak bir öğüttür.
Elmalılı Hamdi Yazır 52-Halbuki o (Kur’an) bütün akıllı alemler için bir öğüttür.
Süleyman Ateş 52. Halbuki o, alemler için uyarıdan başka bir şey değildir!
Yaşar Nuri Öztürk 52 Oysaki o Zikir/Kur’an âlemler için bir öğütten başka şey değildir.

 

 

http://www.kuranikerim.gen.tr sitesinden alınmıştır.

 

Kalem suresi – Karşılaştırmalı meal

Bu yazıyı okudunuz mu?

Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri NAHL SURESİ Ali Bulaç Rahman ve Rahim ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir