Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Kalp gözü ve kafa gözü
imanilmihali.com
Kalp gözü ve kafa gözü

Kalp gözü ve kafa gözü

Kalp gözü ve kafa gözü

Din denilen şey bedene ait beşeri istek ve arzulardan çok öte, farklı, et ve kemikten ziyade bizzat ruha ve nefse hitap eden bir yaratılış gayesi. İnsan ise et ve ruhtan müteşekkil. Adına ister kalp, vicdan, nefis, ruh, şuur deyin soyut bu âlemin muhatabı din hayal dünyası olan görünen âlemin aslı ve hakikati. Görünen hayat ise sınav alanından ve kandırmacadan, caydırmaya çalışmaktan başka bir şey değil. Ama çoğu insan işin kandırma kısmıyla alakadar olup gerçeği gözden kaçırıyor.

Şeytanın işi aslen gözleri maneviyattan maddeye çevirmek ve icat ettiği para, kadın, kumar gibi illetlerle maneviyatı yok etmek en azından dilediği kıvama getirmek. Hayatı yüzeysel yaşayanlar ise maalesef şeytana oyuncak ve hatta asker olup, Kur’an’da lanetlenen soya tabi oluyorlar. Bu soy sadece biyolojik soy değil elbet ve daha çok yol soyudur.

Yani bel evladı değil yol evladı meselesidir.

Dine uzak olanlar için din çok kolay ve hazmedilebilir birşeydir. Birkaç tekrar, kopya, bir iki ezber ile din kotarılabilir ve ikame edilebilir. Ancak Rabbimizin ilimde derinleşmeyi emretmesi de hatırda tutularak biraz dinde ileri gitmeye kalktığınız anda herşey berraklaşmaya başlıyor ve bilgi beraberinde korkuyu getiriyor. Allah’tan en çok Peygamberimizin ve daha sonra alimlerin korkması da bu yüzdendir. Çünkü cahil adam cesur olur. Alim olanlar ise o Yaratıcı’nın sonsuz kudret ve ilminde saklı celal ve azabı bildiklerinden bırakın küfrü günah işlemekten bile korkarlar.

Bu korku gereği de etraflarında korkusuz, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayanlara hayret eder, onların fütursuz davranışlarına mana veremez ve hele çoğu zaman farkında bile olmadıkları şeytani maksat ve amellerine şaşırır kalırlar.

Dinde biraz ileri gitmek kendilerine Allah tarafından lütfedilenler ki bu tamamen Allah’ın dilemesiyledir, berrak gözlerle kötü ve çirkini hayatta sokanları ve gayelerini anlar, sakınmaya ve engellemeye çalışırlar. Zaten iman bir yandan çirkinden uzaklaşmak ve engellemek öte yandan güzele yönelip iyi şeyler yapmaktır. İyi ve güzel şeylerin günden güne azalıyor olması ise ilim sahiplerini üzer.

İlim sahipleri arasında yarı cahil, kifayetsiz ve hatta hain olanlar da elbet vardır ki bunlar cahil ve özellikle yarı cahil kesime bilerek veya istemeden kötülük bulaştırır, şeytanın heves ve arzularına maşa olurlar.
Halife ve sahabelerin hayatından tutunda, şahların kralların sofralarına kadar, tefsir ve fıkıh alimlerinden meal ve tercüme sahiplerine kadar, sokaktaki adamdan tutunda Kur’an yerine Arapça’yı ezberlemeye çalışanlara kadar gaflet ve cehalet had safhadadır.

İnsan üzülüyor, morali bozuluyor, kötü gidişatın sebebini daha iyi anlıyor ve istek ve hevesi azalıyor.

Dinin bir rant tezgahı, siyasi bir baskı mekanizması olması, onlarca parçaya bölünmesi, insanların birleştirici ve sevgi aşılayıcı dini nefret ve kin gayesi olarak görmesi … insanı kahrediyor.

Bu kadar beşeriyatçı, maddeci, dünyacı İslam aleminin ayağa kalkması elbet çok zordur. Çünkü bu açlıklar bitecek gibi değildir ve şeytan hergün yeni havuçlarla biz tavşanları istikametinde koşturmaya devam etmektedir. Paraya, kadına, şehvete, makama, güce doymak bilmeyen insanlardan oluşan bir toplum ve yekunen tüm insanlık bu vaziyette asla ıslah olamaz. Çünkü paraya tapan, kişileri ilah yerine koyanların göz menzilleri banka hesapları kadardır ve bunların zaten kalp gözleri kapalı olduğundan ötelere, ufuklara bakması da imkansızdır.

Diğer din mensupları, demode din daimleri bir yana İslam aleminin Peygamber nurunu yakalamasının tek şartı Kur’an’a geri dönmek ve rotayı yeniden Allah’a çevirmektir. Din ve tevhid kağıt üstünde, dilde kalacak kadar hafif ve basit değildir.

Şu anki hal cahiliye Arabistan’ından çok daha kötü ve vahimdir. Çünkü altı yüz küsur sene önce Hristiyan dini altında gelmiş bir peygamberden nasiplenmemiş, ondan binlerce sene önce Yahudi dini adıyla İsrailoğullarına gelmiş peygamberden nasiplenmemiş Arap toplumunun cehaleti kabul edilebilir ki Yüce Allah eski suçlardan ötürü merhametini her daim ifade etmiş ve kaldı ki İslam’a girenlerin eski günahlarını bağışlayacağını bildirmiştir. Buna rağmen putlarından vazgeçemeyenler, bu kainatı bir tek ilahın yaratmış olabileceğine inanamayanlar, şefaatçi ve aracı arama ihtiyacındakiler bir yere kadar anlaşılabilir ki Peygamberimizin Mekke fethinden sonra zaten insanlar akın akın hakikate gelmiş ve İslam’a tabi olmuştur.

Bu da acıdır ki bu yoğun İslamlaşmanın ardında yatan hakikat Mekke’nin fethiyle gelen zaferden sonradır ki bu insanların peygamber ve Kur’an’dan ziyade gözüyle gördüğü fiziki başarılara daha fazla önem verdiğini gösterir. Çünkü Peygambere hemen iman eden yakın akrabaların, sahabelerin ve muhacir – ensar kardeşliğinin gayesi en acı zamanlarda omuz omuza vermek iken sonraki zamanlarda İslamlaşanların bir gayesi maalesef ganimet tutkusu ve makam talebi olmuştur.

Sahabe, sıddık ve şehitler ile diğerlerinin farkı işte bugün yaşadığımız madde ve maneviyat savaşıdır. Oysa iman görünmeyene görmeden inanmaktır. Gördükten sonra zaten herkes inanacaktır. Sahabeler görmeden bir söz ile inandıkları içindir ki doğrusunu Allah bilir ama cennetliktir. Bunlar inşallah sorgusuz sualsiz cennet kapılarından geçecek, imanını aklı ile teyit etmek gayretindekiler ise sorguya tabi olacaktır.

İnananlar için durum böyleyken inanmayanlar o zamanlar gelir kaybı ve itibar zaafiyeti riskini göze alamayanlardı ki sonraları bu endişe ve korku yerini hırs ve kine, savaş ve zulme bırakmıştır. Çünkü onlarca asıl olan mevcut düzenin devamı ve gelir kaynaklarının kurumaması ve sahip oldukları üstün ayrıcalıkların eşitlik gibi şeylerle bozulmamasıydı. Gelin bugüne ve bakın bakalım İslam’ı gerçekten topluma egemen kılmaya çalışmayanların asıl gayesi nedir? Aynen Mekke kafirlerinin inat ve korkularıdır.

Aralarında yaşayan rahmet Peygamberine rağmen 23 sene sonunda sayıları ancak yüz bini bulan Müslümanlık hemen sonrasında sayıca kalabalıklaşırken nicelik olarak deforme olmuş ve özellikle ilk iki halifeden sonra büyük hasarlar yaşamıştır. Sonraki savaşlar, devşirme hatunlar, ganimet ve hazine tutkuları ile süslenen toprak işgalleri de İslam’ı yaymak ve tanıtmaktan ziyade birer beşeri gelir kaynağı vazifesi gördüğünden maksada hizmet edememiş, İslam her geçen gün güdükleşmiştir. Emevi zulmünün yok ettiği sahabeler, Peygamber torunları, halis Müslümanlar, yaktırdığı tefsirli Kur’an’lar, uydurduğu sayısız sahte hadisler nedeniyle İslam bugün gerçeği ayırt edemez haldedir ve başını pislikten kaldırıp göğe bakamamaktadır.

Sokaktaki insan ise geri plandaki bu savaşlardan habersiz birkaç basit dua ile yetinmekte, bir iki rekat namazı ve kelime-i şehadeti cennete girmek için yeterli saymaktadır. En okumuşu için bile moda olduğu üzere anlamadan da olsa Kur’an’ı Arapça ile okumak, hatim etmek yeterli sayılmaktadır. Hele evladını Kur’an kursuna gönderenler babalık görevlerini yapmış olmanın hazzıyla kahvede pişpirik oynarken kendilerine şu soruyu asla sormazlar; din nedir?

Din; hayatın ta kendisi, Allah sınırlarının tamamı, iman, ibadet ve ahlakı sarmalayan, sevgi ve kardeşliği özendiren, ahirete sağ salim ulaştırmayı hedefleyen, yaratılış gayesini anlatmaya çalışan, sayısız peygamber ve kitabın ortak mesajı ve helak edilen sayısız kişi ve kavimlerin ortak manasıdır.

Anılan kişi ve kavimler, başını çarşafla örtmediği için değil, namaz kılmadığı için değil, oruç tutmadığı için değil, zekat vermediği için değil, iman etmediklerinden dolayı lanetlendikleri için helak edilmişlerdir. Bu nokta çok iyi anlaşılmalıdır ki günümüz İslam’ının ur gibi beyne yapışanı tam olarak budur.

Yüce Allah’ın lanet ve öfkesi kendisine inanmayan, ahirete iman etmeyen ve kendisine eş-ortak atayanlaradır ki bu küfür ve şirk terimi tevhidin bir numaralı düşmanı, yaratılışın zıddı ve şeytanın ahdidir. Ama iblisin ahdinden habersiz Müslüman camia cennetlere koştuğunu sanarken maalesef bu yüzden cehennemler yuvarlanmaktadır. İbadet, amel, ahlaktan da önce iman olmalı ve kalpte olmalıdır. İman yoksa herşey boş bir spor ve uğraştır. Başınızı yetmiş yıl secdeden kaldırmasanız da iman kalpte değilse yapılan şey bir aerobik seansından öte gidemez.

İman ise; katıksız ve saf olarak sadece Allah rızasına yönelmek, Kur’ani yasak ve teşviklere uymak, Peygamberin şekli şemalinden öte ahlak ve ibadetini kopyalamak, sahabenin cihad ruhunu anlayabilmek, ensarın malını muhacirle paylaşmasındaki yüceliği sezebilmek ve Asr-ı Saadetin iman kardeşliği ruhunu özümseyebilmektir.

Savaşla cihadın, takiyye ile hakikatin, şirkle tevhidin, riya ile takvanın farkı budur.

Kamu ve kul hakkını öne çıkartan, Allah hakkına tecavüzü zinhar yasaklayan, yetim, yolcu ve yoksula yardım elini esirgemeyen, paylaşma, tevazu ve eşitliği hedef alan, özgürlüğü ve insanca yaşamı ilke edinen İslam bugün yaşanan İslam değildir. Bir an önce Kur’an İslam’ına dönmek, tüm bu safsataları başımıza çorap gibi ören Yahudi, Hristiyan ve münafık oyunlarını bozmaktır ki bu yapılmadan asla iman edilemez ve imanlı ölünemez. Bu vaziyette vefat etmek ise bizzat ateşlerle hesaba çekilmenin adıdır ve kurtuluş yoktur. Çünkü şefaat bile sadece Allah’ın razı olduğu kullarına nasiptir. Hiçbir kimse Allah’ın dilemediği kuluna şefaat edemez ve şefaate muhtaç olmak bile büyük azaptır.

Dindeki tanımları yerinde tuttuğunuz sürece asıl tehlikeyi sezer ve yanlışa düşmezsiniz. Ama ayet ve tanımlarla oynar ve dine yön verirseniz bunun adı beşeri bir din icat etmektir ki bunun da İslam ile alakası yoktur.

Maddeciliği maneviyattan arındırmaz, yaban otlarını İslam’dan temizleyemez iseniz de kurtuluş kuru bir hevesten öte gidemez.

Velhasıl; günün İslam’ının sorunu, Peygamberimizin vefatını ve ilk iki halifenin görev süresini takiben bozulmaya yüz tutmuş İslam’ın sorunu ile aynıdır ki temelde kafa gözü ve kalp gözü arasındaki fark kadardır.

Olay ve hadiselere kafa gözüyle bakanların buna göre yaşaması da normaldir ki bu vaziyette akla yatmayan, ispatlanamayan, elle tutulmayanların reddi kaçınılmazdır. O zaman ahiret ve gayb gibi hadiseler görünmez olduğundan iman tamam olur mu? Tabi ki olmaz.

Olaylara kalp gözüyle bakanlar ise çiçeğin kokusunda, arının kanadında, güneşin doğmasındaki ilahi rahmet ve kudreti sezenlerdir ki bunların kötülük çukurlarına yuvarlanması bir o kadar zordur.

Kafa gözü kulu maddiyata, paraya, şeytana çeker ki beşeriyatın bugün maddeci hale gelmesi şeytanın en büyük zaferidir. Kalp gözü ise bakanlar ise para hırsını ve şeytana tapmayı reddeden ve kazanılan parada başkalarının da hakkının olduğunu bilendir.

Çünkü şeytan kalp gözlerinin hep kapalı ve kalplerin hep uykuda olmasını ister. Çünkü hakikat sadece kalp gözüyle görünür.

İnsan etrafta bu kadar hain, cahil, gafil, liyakatsiz ve ehliyetsiz varken üzülüyor ve dine yapılan muamele insanı kahrediyor. Kader kişisel bazda değil aynı zamanda toplumsal bazda da hayata geçer. Mesele sadece parasızlık değildir çünkü Allah rızkı bol verendir, cimri olmayandır. Ama para için her şeyi yapabilecek insanlardan oluşan bir toplumun helak olmasına tek sebep Rabbimizin verdiği erteleme sözüdür ki bugün toplumda daha önce helak edilen her bir toplumun tek tek işlediği suçların tamamı ve misli ziyadesiyle mevcuttur.

Bu iyi niyet ve hoşgörüyü farklı tanımlamamak gerekir ki kıyametin kopacağı zaman yakındır. Dahası herkesin kıyameti kendi ecelidir. Ölüm melekleri veya mucizeler görüldükten sonraki iman ve tevbe fayda etmeyecektir.

Allah esirgeyen ve bağışlayan, merhameti bol ama azabı bir o kadar şiddetli olandır.

Ne tuzaklara müsaade eder, ne zulme. Ama ister ki kulları kendileri, kendiliklerinden Allah yolunda emek ve gözyaşı döksünler. İster ki zalimlerin zulmü artsın ki iman edenler ayağa kalksın. Allah diler ki zalimlere süre versin de hem onların zulmü artıp helakleri hak olsun hem de o zalimlere uyacaklar iyice belli olsun.

Dünya imtihanında hepimizin sınıfta kaldığının ve Yüce Allah’ın kurtarma sözlüleri yapmakta olduğunun farkında değil misiniz?

Müslüman coğrafyanın kan, gözyaşı ve ahlarının vebali sadece zulmedenlere mi sorulacak sanıyorsunuz? Paraya ilah diye, kişilere Allah diye tapmakta olduğunuzdan cennetelere şefaat ile girebileceğinizi mi sanıyorsunuz?

Öyle sanıyorsanız ne Allah’ı, ne dini, ne Kur’an’ı ve ne de Peygamberi hiç anlamamışsınız demektir.

O halde sizler için … yaşasın cehennem!

Kalp gözü ve kafa gözü

Bu yazıyı okudunuz mu?

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir