Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri / Kamer suresi – Karşılaştırmalı meal
imanilmihali.com
Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Kamer suresi – Karşılaştırmalı meal

Kamer suresi – Karşılaştırmalı meal

Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri

KAMER SURESİ

Ali Bulaç Rahman ve Rahim Olan Allah`ın Adıyla
Diyanet Vakfı Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.
Elmalılı Hamdi Yazır Bismillahirrahmanirrrahim
Süleyman Ateş Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla..
Yaşar Nuri Öztürk Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…
Ali Bulaç 1- Saat (kıyamet vakti) yaklaştı ve ay yarıldı.
Diyanet Vakfı 1. Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.
Elmalılı Hamdi Yazır 1-Yaklaştı kıyamet, ay yarıldı!
Süleyman Ateş 1. O sa’at yaklaştı, ay yarıldı.
Yaşar Nuri Öztürk 1 Saat yaklaştı, Ay yarıldı.
Ali Bulaç 2- Onlar bir ayet (mucize) görseler, sırt çevirirler ve: ‘(Bu,) Süregelen bir büyüdür’ derler.
Diyanet Vakfı 2. Onlar bir mucize görürlerse hemen yüz çevirirler ve: Eskiden beri devam edegelen bir büyüdür, derler.
Elmalılı Hamdi Yazır 2-Hala bir mucize görseler, yüz çevirip: “Süregelen bir sihir!” derler.
Süleyman Ateş 2. Bir mu’cize görecek olsalar yüz çevirirler ve “Süregelen bir büyüdür” derler.
Yaşar Nuri Öztürk 2 Bir ayet-alâmet görseler yüz çeviriyorlar ve şöyle diyorlar: “Sürüp giden bir büyüdür bu!”
Ali Bulaç 3- Yalanladılar ve kendi heva (istek ve tutku)larına uydular; oysa her iş ‘sonunda kendi amacına varıp karar kılacaktır.’
Diyanet Vakfı 3. Yalanladılar ve kendi heveslerine uydular. Halbuki her işin ulaşacağı yeri vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 3-Yalan dediler, arzularına uydular. Halbuki, her iş (Allah takdirinde) yerini almıştır.
Süleyman Ateş 3. Yalanladılar, nefislerinin heveslerine uydular. Halbuki her iş, yerini bulacaktır (Allah’ın kararına kimse engel olamaz).
Yaşar Nuri Öztürk 3 Yalanladılar; kendi heves ve kuruntularına uydular. Oysaki her iş ve oluş karara, ölçüye ve düzene bağlanmıştır.
Ali Bulaç 4- Andolsun, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) caydırıp vazgeçirtecek nice haberler geldi.
Diyanet Vakfı 4. Andolsun onlara, kötülükten önleyecek nice önemli haberler gelmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır 4-Andolsun ki, onlara kötülüklerden vazgeçirici haberleri de içeren kıssalar geldi!
Süleyman Ateş 4. Andolsun, onlara, (batılda kalmalarını) önleyecek (ibret verici olayları anlatan) haberler geldi.
Yaşar Nuri Öztürk 4 Yemin olsun ki, onlara haberlerden, içinde ihtar, sakındırma ve tehdit bulunanı gelmiştir.
Ali Bulaç 5- (Ki her biri) Doruğunda-olgunlaşmış bir hikmettir. Fakat uyarmalar bir yarar sağlamıyor.
Diyanet Vakfı 5. Bu büyük bir hikmettir. Fakat (yüz çevirene) uyarılar ne fayda verir!
Elmalılı Hamdi Yazır 5-Bir hikmet-i baliğa (hedefe ulaşmanın en yüksek derecesine ermiş bir hikmet) fakat uyarılar fayda vermiyor.
Süleyman Ateş 5. Bunlar üstün hikmettir! Ama uyarılar fayda vermiyor.
Yaşar Nuri Öztürk 5 Doruk noktaya çıkmış, isabeti tartışmasız bir hikmettir o. Ama uyarılar yarar sağlamıyor.
Ali Bulaç 6- Öyleyse sen onlardan yüz çevir. O çağırıcının ‘ne tanınmış, ne görülmüş’ bir şeye çağıracağı gün…
Diyanet Vakfı 6. Çağıranın görülmemiş bir şeye çağırdığı gün, sen de onlardan yüz çevir.
Elmalılı Hamdi Yazır 6-Sen de onlardan yüz çevir ki, o gön çağırıcı görülmedik korkunç bir şeye çağırır.
Süleyman Ateş 6. Öyleyse sen de onlardan yüz çevir; o çağırıcının görülmemiş, tanınmamış bir şeye çağıracağı gün,
Yaşar Nuri Öztürk 6 O halde yüz çevir onlardan sen de; o çağırıcının alışılmadık/ürpertirci şeye çağırdığı günde,
Ali Bulaç 7- Gözleri ‘zillet ve dehşetten düşmüş olarak’, sanki ‘yayılan’ çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.
Diyanet Vakfı 7. Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan (utançtan yere bakar) bir halde kabirlerden çıkarlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 7-Gözleri düşkün düşkün sanki yayılan çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar.
Süleyman Ateş 7. Gözleri düşkün düşkün (zillet ve dehşet içinde) kabirlerden çıkarlar; tıpkı yayılan çekirgeler gibidirler.
Yaşar Nuri Öztürk 7 Kaymış olarak gözleri, çıkarlar kabirlerden. Sanki çekirgelerdir, çıvgın mı çıvgın!
Ali Bulaç 8- Boyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken, kafirler derler ki: ‘Bu, zorlu bir gün.’
Diyanet Vakfı 8.Dâvetçiye koşarlarken o esnada kâfirler: Bu, çok çetin bir gündür! derler.
Elmalılı Hamdi Yazır 8-Çağırana koşarak, kafirler: “Bu çok çetin bir gündür!” derler.
Süleyman Ateş 8. Boyunlarını, çağırana doğru uzatmış koşarlarken, kafirler: “Bu çetin bir gündür!” derler.
Yaşar Nuri Öztürk 8 Boyunları büküktür çağıranın önünde. Derler ki o küfre saplananlar: “Çok zorlu bir gün bu!”
Ali Bulaç 9- Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: ‘Delidir’ dediler. O ‘baskı altına alınıp engellenmişti.’
Diyanet Vakfı 9. Onlardan önce Nuh’un kavmi de yalanladı, hem de kulumuzun yalancı olduğunda ısrar ederek: O, delirdi, dediler. Ve (Nuh, davetten vazgeçmeye) zorlandı.
Elmalılı Hamdi Yazır 9-Onlardan önce Nuh’un kavmi de yalanladı; o kulumuza yalancı dediler, delidir, dediler; çok incittiler.
Süleyman Ateş 9. Onlardan önce Nuh’un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: “Cinlenmiştir” dediler. Ve o(na çeşitli eziyetler yapılarak tebliğden) menedildi.
Yaşar Nuri Öztürk 9 Onlardan önce Nûh kavmi yalanlamıştı. Yalanladılar kulumuzu ve “Mecnundur bu!” dediler. Ve durduruldu kulumuz.
Ali Bulaç 10- Sonunda Rabbine dua etti: ‘Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık Sen (bu kafir toplumdan) intikam al.’
Diyanet Vakfı 10. Bunun üzerine, Rabbine: Ben yenik düştüm, bana yardım et! diyerek yalvardı.
Elmalılı Hamdi Yazır 10-O da sonunda Rabbine dua etti: “Ben yenik düştüm, bana yardım et!” dedi.
Süleyman Ateş 10. Bunun üzerine Rabbine: “Ben yenik düştüm, yardım et!” diye yalvardı.
Yaşar Nuri Öztürk 10 Bunun üzerine yakardı Rabbine, “Yenilgiye uğradım işte, yardım et!” diye…
Ali Bulaç 11- Biz de ‘bardaktan boşanırcasına akan’ bir su ile göğün kapılarını açtık.
Diyanet Vakfı 11. Biz de derhal nehir gibi devamlı akan bir su ile göğün kapılarını açtık.
Elmalılı Hamdi Yazır 11-Bunun üzerine göğün kapılarını şakır şakır dökülen bir su ile açtık.
Süleyman Ateş 11. Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.
Yaşar Nuri Öztürk 11 Biz de açtık gök kapılarını seller gibi akan bir su ile.
Ali Bulaç 12- Yeri de ‘coşkun kaynaklar’ halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti.
Diyanet Vakfı 12. Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık. (Her iki) su, takdir edilmiş bir işin olması için birleşmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır 12-Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık, derken sular önceden takdir edilmiş bir iş için birleşti.
Süleyman Ateş 12. Yeri kaynaklar halinde fışkırttık, (göğün ve yerin) su(ları) takdir edilmiş bir işin olması için birleşti.
Yaşar Nuri Öztürk 12 Ve yardık/fışkırttık yeryüzünü pınar pınar. Sonunda kesin ölçülere bağlanmış bir oluş üzere birleşti sular.
Ali Bulaç 13- Ve onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık;
Diyanet Vakfı 13. Nuh’u da tahtalardan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 13-Ve onu elvahlı ve kenetli (tahta ve çivilerden yapılı) bir gemi üzerinde taşıdık,
Süleyman Ateş 13. Nuh’u da tahtalar ve çiviler(le yapılmış gemi) üzerinde taşıdık.
Yaşar Nuri Öztürk 13 Ve taşıdık onu levhalar ve çivilerden oluşturulan şey üstünde.
Ali Bulaç 14- Gözlerimiz önünde akıp-gitmekteydi. (Kendisi ve getirdikleri) İnkâr edilmiş-nankörlük edilmiş olan (Nuh)a bir mükafaat olmak üzere.
Diyanet Vakfı 14. İnkâr edilmiş olana (Nuh’a) bir mükâfat olmak üzere gemi, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
Elmalılı Hamdi Yazır 14-gözetimimiz altında yürüyüp yol alıyordu, inkar ve nankörlüğe uğramış kimseye mükafat olmak üzere.
Süleyman Ateş 14. (Kendisine karşı) Nankörlük edilen(kulumuz)a (bizden) bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
Yaşar Nuri Öztürk 14 Akıp gidiyordu gözlerimizin önünde, bir ödül olarak nankörlüğe uğratılan kişi için.
Ali Bulaç 15- Andolsun, Biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
Diyanet Vakfı 15. Andolsun ki onu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?
Elmalılı Hamdi Yazır 15-Andolsun ki, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık. Fakat düşünen mi var ki,
Süleyman Ateş 15. Bunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?
Yaşar Nuri Öztürk 15 Yemin olsun ki, biz onu bir ibret ve işaret olarak arkaya bıraktık. Yok mu araştırıp öğüt alacak?
Ali Bulaç 16- Şu halde Benim azabım ve uyarıp-korkutmam nasılmış?
Diyanet Vakfı 16. Benim azabım ve uyarılarım nasılmış!
Elmalılı Hamdi Yazır 16-azabım ve uyarılarım nasılmış!
Süleyman Ateş 16. Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler diye).
Yaşar Nuri Öztürk 16 Nasılmış benim azabım ve uyarılarım!
Ali Bulaç 17- Andolsun Biz Kur’an’ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
Diyanet Vakfı 17. Andolsun biz Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. (Ondan) öğüt alan yok mu?
Elmalılı Hamdi Yazır 17-Andolsun ki, Kur’an’ı düşünmek için kolaylaştırdık; fakat düşünen mi var?
Süleyman Ateş 17. Andolsun biz, Kur’an’ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
Yaşar Nuri Öztürk 17 Yemin olsun ki, biz, Kur’an’ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?!
Ali Bulaç 18- Ad (kavmi) de yalanladı. Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
Diyanet Vakfı 18. Ad kavmi (Peygamberleri Hûd’u) yalanladı da azabım ve tehdidim nasılmış (gördüler).
Elmalılı Hamdi Yazır 18-Ad kavmi de yalanladı, azabım ve uyarılarım nasıl oldu?
Süleyman Ateş 18. Ad da yalanladı, ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu?
Yaşar Nuri Öztürk 18 Âd da yalanlamıştı. Ama nasıl oldu azabım ve uyarılarım!
Ali Bulaç 19- Biz, o uğursuz (felaket yüklü ve) sürekli bir günde üzerlerine ‘kulakları patlatan bir kasırga’ gönderdik.
Diyanet Vakfı 19. Biz onların üstüne, uğursuzluğu devamlı bir günde dondurucu bir rüzgâr gönderdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 19-Çünkü üzerlerine uğursuzluğu devam eden bir günde dondurucu bir rüzgar salıverdik.
Süleyman Ateş 19. Biz onların üstüne uğursuz mu uğursuz bir günde uğultulu bir kasırga saldık.
Yaşar Nuri Öztürk 19 Biz onların üzerine uğursuzluğu kesiksiz bir günde, dondurucu/uğultulu bir kasırga gönderdik.
Ali Bulaç 20- İnsanları söküp atıyordu; sanki onlar, kökünden sökülüp-kopmuş hurma kütükleriymiş gibi.
Diyanet Vakfı 20. O rüzgâr, insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.
Elmalılı Hamdi Yazır 20-İnsanları, kökünden devrilen hurma kütükleri gibi yoluyordu.
Süleyman Ateş 20. İnsanları sanki köklerinden sökülmüş hurma kütükleri imişler gibi koparıp deviriyordu.
Yaşar Nuri Öztürk 20 İnsanları, köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi kaldırıp atıyordu.
Ali Bulaç 21- Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
Diyanet Vakfı 21. Nasılmış benim azabım ve uyarılarım!
Elmalılı Hamdi Yazır 21-Bak nasılmış azabım ve uyarılarım?
Süleyman Ateş 21. Benim azabım ve uyarılarım nasıl oldu?
Yaşar Nuri Öztürk 21 Nasılmış benim azabım ve uyarılarım!
Ali Bulaç 22- Andolsun Biz Kur’an’ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
Diyanet Vakfı 22. Andolsun biz Kur’an’ı düşünüp öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?
Elmalılı Hamdi Yazır 22-Andolsun ki, Kur’an’ı düşünmek için kolaylaştırdık, fakat düşünen mi var?
Süleyman Ateş 22. Andolsun biz Kur’an’ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
Yaşar Nuri Öztürk 22 Yemin olsun ki, biz, Kur’an’ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?
Ali Bulaç 23- Semud (kavmi) de uyarıları yalanladı.
Diyanet Vakfı 23. Semûd kavmi de uyarıcıları yalanladı.
Elmalılı Hamdi Yazır 23-Semud da o uyanları yalanladılar,
Süleyman Ateş 23. Semud da uyarıları yalandı:
Yaşar Nuri Öztürk 23 Semûd da uyarıları yalanlamıştı.
Ali Bulaç 24- Dediler ki: ‘Bizden biri olan bir beşere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz bir sapıklık (delalet) ve çılgınlık içinde kalmış oluruz.’
Diyanet Vakfı 24. “Aramızdan bir beşere mi uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık etmiş oluruz” dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 24-Şöyle dediler: “İçimizden bir insana mı uyacağız? Şüphesiz biz o vakit şaşkınlık içinde kalır, ateşlere yanarız!
Süleyman Ateş 24. Bizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içine düşmüş oluruz dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 24 Şöyle demişlerdi: “İçimizden bir tek insana mı uyacağız? Vallahi böyle bir durumda biz, sapıklık ve çılgınlık içine düşeriz.”
Ali Bulaç 25- ‘Zikr (vahy) içimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarıktır.’
Diyanet Vakfı 25. “Vahiy, aramızda ona mı verildi? Hayır o, yalancı ve şımarığın biridir” (dediler.)
Elmalılı Hamdi Yazır 25-“O zikir (vahiy) aramızdan ona mı bırakılıyor? Belki o bir şımarık yalancıdır!”
Süleyman Ateş 25. Zikir, aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı küstahın biridir!
Yaşar Nuri Öztürk 25 “Aramızdan öğüt ona mı verildi? Hayır, o yalancı küstahın biridir.”
Ali Bulaç 26- Onlar yarın, kimin çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarık olduğunu bilip-öğreneceklerdir.
Diyanet Vakfı 26. Yarın onlar, yalancı ve şımarığın kim olduğunu bileceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır 26-İleride o şımarık yalancı kimdir bilecekler.
Süleyman Ateş 26. (Salih’e dedik ki): Yarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler.
Yaşar Nuri Öztürk 26 Yarın bilecekler, kimmiş yalancı küstah!
Ali Bulaç 27- Gerçek şu ki Biz, bir fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o dişi deveyi kendilerine göndereniz. Şu halde sen onları gözleyip-bekle ve sabret.
Diyanet Vakfı 27. Gerçekten onları imtihan etmek için dişi deveyi gönderen biziz. Sen onları gözetle ve sabret.
Elmalılı Hamdi Yazır 27-“İşte Biz onları imtihan etmek için o dişi deveyi salıyoruz; onun için onları gözet ve sabırlı ol!”
Süleyman Ateş 27. Biz onlara, kendilerini sınamak için dişi deveyi göndereceğiz. Hele sen onları gözetle, sabret.
Yaşar Nuri Öztürk 27 Bir imtihan aracı olarak kendilerine dişi deveyi göndereceğiz. Artık gözetle onları ve sabret!
Ali Bulaç 28- ‘Ve onlara, suyun aralarında kesin olarak pay edildiğini haber ver. Su alış sırası (kiminse, o) hazır bulunsun.’
Diyanet Vakfı 28. Onlara, suyun aralarında paylaştırıldığını haber ver. Her biri kendi içme sırasında gelsin.
Elmalılı Hamdi Yazır 28-Onlara haber ver ki su aralarında nöbetleşe taksim edilmiştir. Herkes suyu sırasına göre alacaktır.
Süleyman Ateş 28. Onlara, suyun aralarında paylaştırılacağını, (bir gün devenin, bir gün de kendilerinin su içme nöbeti olacağını) haber ver; içme sırası kiminse o gelip suyunu alsın.
Yaşar Nuri Öztürk 28 Suyun, aralarında bölüştürüleceğini onlara bildir. Her su alış/içiş nöbetledir/içilecek her miktar hazırlanmıştır.
Ali Bulaç 29- Derken arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağını kapıp ‘hayvanı ayağından biçip yere devirdi.’
Diyanet Vakfı 29. Arkadaşlarını çağırdılar, o da (bundan cür’et alarak) kılıcını kaptı ve deveyi kesti.
Elmalılı Hamdi Yazır 29-Bunun üzerine arkadaşlarına bağırdılar, o da silaha sarıldı ve ayaklarını çırptı (biçti).
Süleyman Ateş 29. Bir arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağı çekip (deveyi) kesti.
Yaşar Nuri Öztürk 29 Arkadaşlarını çağırdılar, o da hançerini kapıp deveyi boğazladı.
Ali Bulaç 30- Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
Diyanet Vakfı 30. (Bu azgınlara) azabım ve uyarılarım nasıl oldu!
Elmalılı Hamdi Yazır 30-Fakat bak nasıl oldu azabım ve uyarılarım?
Süleyman Ateş 30. Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu?
Yaşar Nuri Öztürk 30 Nasılmış benim azabım ve uyarılarım!
Ali Bulaç 31- Çünkü Biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar, ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot gibi oluverdiler.
Diyanet Vakfı 31. Biz onların üzerlerine korkunç bir ses gönderdik. Hemen hayvan ağılına konan kuru ot gibi oluverdiler.
Elmalılı Hamdi Yazır 31-Çünkü Biz üzerlerine tek bir sayha gönderiverdik; ağılcı çırpısı gibi kırılıp dökülüverdiler.
Süleyman Ateş 31. Biz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı kuru ot gibi kırılıp döküldüler.
Yaşar Nuri Öztürk 31 Biz, onlar üzerine bir tek ses gönderdik de ağılcının serptiği kuru ot gibi kırılıp ufalandılar.
Ali Bulaç 32- Andolsun Biz Kur’an’ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
Diyanet Vakfı 32. Andolsun biz Kur’an’ı, anlaşılıp öğüt alınması için kolaylaştırdık. O halde düşünüp öğüt alan yok mu?
Elmalılı Hamdi Yazır 32-Andolsun ki, Kur’an’ı düşünmek için kolaylaştırdık, fakat düşünen mi var?
Süleyman Ateş 32. Andolsun Biz Kur’an’ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
Yaşar Nuri Öztürk 32 Yemin olsun ki, biz, Kur’an’ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?!
Ali Bulaç 33- Lut kavmi de uyarıları yalanladı.
Diyanet Vakfı 33. Lût’un kavmi de uyarıcı peygamberleri yalanladı.
Elmalılı Hamdi Yazır 33-Lut’un kavmi o uyarılara yalan dediler.
Süleyman Ateş 33. Lut’un kavmi de uyarıları yalanladı.
Yaşar Nuri Öztürk 33 Lût kavmi de uyarıları yalanladı.
Ali Bulaç 34- Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lut ailesini (bu azabtan ayrı tuttuk;) onları seher vakti kurtardık;
Diyanet Vakfı 34. Biz de üstlerine taş (yağdıran bir fırtına) gönderdik. Ancak Lût ailesini seher vakti kurtardık.
Elmalılı Hamdi Yazır 34-Biz de üzerlerine taşlar yağdıran (kasırga) gönderdik. Yalnız Lut ailesini bir seher vakti kurtardık,
Süleyman Ateş 34. Biz de üstlerine (taşlar savuran) bir fırtına gönderdik, yalnız Lut ailesini seher vakti kurtardık;
Yaşar Nuri Öztürk 34 Biz de üzerlerine çakıl taşları fırlatan bir rüzgâr gönderdik. Sadece Lût’un ailesini, seher vakti kurtarmıştık,
Ali Bulaç 35- Tarafımızdan bir nimet olarak. İşte Biz, şükredenleri böyle ödüllendiririz.
Diyanet Vakfı 35.Katımızdan bir nimet olarak. Biz şükredeni işte böyle mükâfatlandırırız.
Elmalılı Hamdi Yazır 35-Tarafımızdan bir nimet olarak! İşte şükredeni böyle karşılarız.
Süleyman Ateş 35. Katımızdan bir ni’met olarak. Biz şükredeni böyle mükafatlandırırız.
Yaşar Nuri Öztürk 35 Katımızdan bir nimet olarak. Şükredeni işte böyle ödüllendiririz biz.
Ali Bulaç 36- Oysa andolsun, zorlu yakalamamıza karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar, bu uyarıları kuşkuyla karşılayıp-yalanlamakta direttiler.
Diyanet Vakfı 36. Andolsun ki, Lût onları bizim şiddetli azabımızla uyardı. Fakat onlar bu tehditleri kuşkuyla karşıladılar.
Elmalılı Hamdi Yazır 36-Andolsun ki (Lut) tutuşumuzun şiddetini kendilerine ihtar da etmişti. Fakat o ihtarları kavga ve şüphe ile karşıladılar.
Süleyman Ateş 36. Lut, onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı, fakat uyarılara karşı kuşku duydular.
Yaşar Nuri Öztürk 36 Yemin olsun, Lût onları bizim yakalayışımız hakkında uyarmıştı da onlar, uyarılarla ilgili olarak kuşkulanıp çekişmişlerdi.
Ali Bulaç 37- Andolsun onlar, onun konuklarından da murad almak için baskı yaptılar. Biz de onların gözlerini silip kör ettik. ‘İşte azabımı ve uyarmamı tadın.’
Diyanet Vakfı 37. Onlar Lût’un misafirlerine karşı kötülük yapmayı planlamışlardı. Hemen biz onların gözlerini silme kör ettik. “Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!” (dedik).
Elmalılı Hamdi Yazır 37-Ve onun konuklarından murad almaya kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik (kör ettik) ve: “Tadın bakalım azabımı ve uyanlarımı.” dedik.
Süleyman Ateş 37. Onun (güzel delikanlılar şeklinde görünen melek) konuklarından murad almağa kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik: “Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!”
Yaşar Nuri Öztürk 37 Yemin olsun, Lût’un misafirlerinden nefislerini tatmin etmek istemişlerdi de onların gözlerini silme kör etmiştik. Hadi, tadın azabımı ve uyarılarımı?
Ali Bulaç 38- Andolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azab yakalayıp-bastırıverdi.
Diyanet Vakfı 38. Bir sabah kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattı.
Elmalılı Hamdi Yazır 38-Andolsun ki, kendilerini kararlı bir azap bir sabah bastırıverdi.
Süleyman Ateş 38. Sabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı.
Yaşar Nuri Öztürk 38 Yemin olsun, sabahleyin erkenden, kararlı ve oturaklı bir azap yakaladı onları.
Ali Bulaç 39- Şimdi azabımı ve uyarmamı tadın.
Diyanet Vakfı 39. İşte azabımı ve uyanlarımı tadın! (denildi).
Elmalılı Hamdi Yazır 39-“Tadın bakalım azabımı ve uyarılarımı!”
Süleyman Ateş 39. Azabımı ve uyarılarımı(n akıbetini) tadın!
Yaşar Nuri Öztürk 39 Hadi, tadın azabımı ve uyarılarımı!
Ali Bulaç 40- Andolsun Biz Kur’an’ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
Diyanet Vakfı 40. Andolsun biz Kur’an’ı, öğüt almak için kolaylaştırdık. O halde düşünüp ibret alan yok mu?
Elmalılı Hamdi Yazır 40-Andolsun ki, Kur’an’ı düşünmek için kolaylaştırdık, fakat düşünen mi var?
Süleyman Ateş 40. Andolsun biz Kur’an’ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
Yaşar Nuri Öztürk 40 Yemin olsun ki, biz, Kur’an’ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?!
Ali Bulaç 41- Andolsun Firavun ailesi (ve çevresi ile kavmi)ne de uyarılar geldi.
Diyanet Vakfı 41. Şüphesiz Firavun’un kavmine de uyarıcılar gelmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır 41-Andolsun ki, Firavun’ un ailesine de uyarıcı peygamberler geldi.
Süleyman Ateş 41. Fir’avn’ın kavmine de uyarılar gelmiştir.
Yaşar Nuri Öztürk 41 Yemin olsun, Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti.
Ali Bulaç 42- Bizim ayetlerimizin tümünü yalanladılar. Biz de onları üstün ve güçlü, kudretli olanın yakalayışıyla yakalayıverdik.
Diyanet Vakfı 42. Lâkin onlar bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları güç ve kudretimize lâyık bir şekilde yakaladık.
Elmalılı Hamdi Yazır 42-Ayetlerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları üstün ve güçlü birine yaraşır bir tutuşla alıverdik.
Süleyman Ateş 42. Bütün ayetlerimizi yalanladılar. Biz de onları, galib ve güçlü(padişah)ın yakalaması gibi yakaladık.
Yaşar Nuri Öztürk 42 Ayetlerimizin tümünü yalanladılar da biz de onları onurlu ve güçlü birine yaraşır bir yakalayışla yakaladık.
Ali Bulaç 43- Sizin kafirleriniz onlardan daha hayırlı mıdır? Yoksa sizin için Kitaplarda bir beraat mi var?
Diyanet Vakfı 43. Şimdi sizin kâfirleriniz, onlardan daha mı iyidirler? Yoksa kitaplarda sizin için bir berât mı var?
Elmalılı Hamdi Yazır 43-Sizin kafirleriniz onlardan hayırlı mı? Yoksa (önceki) kitaplarda sizin için bir beraat (kararı) mı var?
Süleyman Ateş 43. Şimdi sizin kafirleriniz, ötekilerinizden hayırlı mı? Yoksa Kitaplarda sizin için bir beraet (inkarınızdan dolayı size sorumsuzluk) mu var?
Yaşar Nuri Öztürk 43 Sizin kâfirleriniz, ötekilerden hayırlı mı? Yoksa zübürlerinde/kutsallaştırılmış hizip kitaplarında sizin için bir beraat/dokunulmazlık mı var?
Ali Bulaç 44- ‘Biz, ‘birbiriyle yardımlaşıp öcünü alan’ bir topluluğuz’ mu diyorlar?
Diyanet Vakfı 44. Yoksa “Biz, intikam almağa gücü yeten bir topluluğuz” mu diyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır 44-Yoksa: “Biz yardımlaşan bir topluluğuz.” mu diyorlar?
Süleyman Ateş 44. Yoksa “Biz muzaffer (yenilmez) bir topluluğuz” mu diyorlar?
Yaşar Nuri Öztürk 44 Yoksa, “Biz, yardımlaşan/yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar?
Ali Bulaç 45- Yakında o topluluk bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.
Diyanet Vakfı 45. O topluluk yakında bozulacak ve onlar arkalarını dönüp kaçacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 45-Her halde o topluluk bozulacak ve arkalarını dönüp gidecekler.
Süleyman Ateş 45. O topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır.
Yaşar Nuri Öztürk 45 O topluluk, bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklar.
Ali Bulaç 46- Daha doğrusu onlara va’dedilen (asıl azab) (kıyamet) saatidir. O saat, ‘kurtuluş olmayan daha korkunç bir bela’ ve daha acıdır.
Diyanet Vakfı 46. Bilakis kıyamet onlara vâdedilen asıl saattir ve o saat daha belâlı ve daha acıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır 46-Daha doğrusu onların asıl buluşma zamanları kıyamettir. Kıyamet ise daha acı ve daha bela ve beterdir.
Süleyman Ateş 46. Hayır, buluşma zamanları o (uyarıldıkları) sa’attir. O sa’at cidden çok feci ve acıdır;
Yaşar Nuri Öztürk 46 Hayır, buluşma zamanları kıyamet saatidir. Ne korkunç, ne acıdır o saat!
Ali Bulaç 47- Hiç şüphesiz suçlular-günahkarlar, bir sapmışlık (dalâlet) ve çılgınlık içindedirler.
Diyanet Vakfı 47. Şüphesiz suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır 47-Muhakkak ki, suçlular şaşkınlık ve çılgınlıklar içindedirler.
Süleyman Ateş 47. Suçlular bir sapıklık ve çılgınlık içindedir.
Yaşar Nuri Öztürk 47 Kuşkusuz, suçlular, şaşkınlık ve çılgınlık içindedir.
Ali Bulaç 48- Ateşin içinde yüzükoyun sürüklenecekleri gün cehennemin dokunuşunu tadın’ (denecek)
Diyanet Vakfı 48. O gün yüzüstü ateşe sürüklendiklerinde “Cehennemin elemini tadın!” denir.
Elmalılı Hamdi Yazır 48-O gün yüz üstü ateşe sürüklenecekler! “Tadın neymiş cehennemin dokunuşu!” diye.
Süleyman Ateş 48. O gün yüzükoyun ateşe sürüklenecekler: “Cehennemin dokunuşunu tadın!” diye.
Yaşar Nuri Öztürk 48 O gün yüzleri üstüne ateşe sürüklenirler. “Cehennemin dokunuşunu tadın bakalım!”
Ali Bulaç 49- Hiç şüphesiz, biz her şeyi bir kader ile yarattık.
Diyanet Vakfı 49. Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.
Elmalılı Hamdi Yazır 49-Haberiniz olsun ki, Biz her şeyi bir kaderle yaratmışızdır.
Süleyman Ateş 49. Biz her şeyi bir kadere (bir düzene, ölçüye, plana) göre yarattık.
Yaşar Nuri Öztürk 49 Şu bir gerçek ki, biz herşeyi bir ölçüye göre/bir kaderle yarattık.
Ali Bulaç 50- Bizim emrimiz, bir göz kırpma gibi yalnızca ‘bir keredir.’
Diyanet Vakfı 50. Bizim buyruğumuz, bir anlık bakış gibi, bir tek sözden başka bir şey değildir.
Elmalılı Hamdi Yazır 50-Emrimiz (işimiz, buyrultumuz) yalnız bir tekdir, göz açıp yumma gibidir!
Süleyman Ateş 50. Bizim buyruğumuz yalnız bir tektir, göz açıp yumma gibidir.
Yaşar Nuri Öztürk 50 Emrimiz bir tektir, bir göz kırpma gibidir.
Ali Bulaç 51- Andolsun Biz sizin benzerlerinizi yıkıma uğrattık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
Diyanet Vakfı 51. Andolsun biz, sizin benzerlerinizi hep helâk ettik. Düşünüp ibret alan yok mu?
Elmalılı Hamdi Yazır 51-Andolsun ki, emsalinizi hep helak ettik, fakat hari düşünen?
Süleyman Ateş 51. Andolsun biz sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Öğüt alan yok mudur?
Yaşar Nuri Öztürk 51 Yemin olsun, biz sizin benzerlerinizi hep yok ettik. Fakat düşünen mi var?
Ali Bulaç 52- Onların işlemiş oldukları her şey kitaplarda (yazılı)dır.
Diyanet Vakfı 52. Yaptıkları her şey kitaplarda (amel defterlerinde) mevcuttur.
Elmalılı Hamdi Yazır 52-Bununla beraber işledikleri herşey defterlerdedir.
Süleyman Ateş 52. İşledikleri her şey, Kitaplarda mevcuttur.
Yaşar Nuri Öztürk 52 Onların yapmış oldukları her şey defterlerdedir.
Ali Bulaç 53- Küçük, büyük her şey satır satır (yazılı)dır.
Diyanet Vakfı 53. Küçük büyük her şey satır satır yazılmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır 53-Küçük, büyük hepsi satıra geçmiştir!
Süleyman Ateş 53. Küçük, büyük hepsi satır satır yazılmıştır.
Yaşar Nuri Öztürk 53 Küçük-büyük tümü, satır satır yazılmıştır.
Ali Bulaç 54- Hiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nehir (çevresin)dedirler.
Diyanet Vakfı 54. Takvâ sahipleri cennetlerde ve ırmakların kenarlarındadır.
Elmalılı Hamdi Yazır 54-Şüphesiz takva sahipteri cennetterde nur içindedirler.
Süleyman Ateş 54. Korunanlar cennetlerde ırmaklar(ın kenarın)dadırlar.
Yaşar Nuri Öztürk 54 Korunup sakınanlar; bahçelerde, nehir kıyılarındadır.
Ali Bulaç 55- Çok kudretli, mülkünün sonu olmayan (Allah)ın yanında doğruluk makamındadırlar.
Diyanet Vakfı 55 Güçlü ve Yüce Allah’ın huzurunda hak meclisindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır 55-Kudretine nihayet olmayan padişahlar padişahının yüce huzurunda doğrulara has mecliste!
Süleyman Ateş 55. Güçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarında(memnunluk içinde)dirler.
Yaşar Nuri Öztürk 55 Güçlü bir padişahın/bir Melîk’in katında, özü-sözü birlere has oturma yerlerinde…

 

 

http://www.kuranikerim.gen.tr sitesinden alınmıştır.

 

Kamer suresi – Karşılaştırmalı meal

Bu yazıyı okudunuz mu?

Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri NAHL SURESİ Ali Bulaç Rahman ve Rahim ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir