Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Kamu malı talanı ve rüşvet suçları
imanilmihali.com
Kamu malı talanı ve rüşvet suçları

Kamu malı talanı ve rüşvet suçları

Kamu malı talanı (gulul) ve rüşvet (irtikab) suçları

İrtikâb: kötü bir iş işlemek, rüşvet almak gibi çirkin bir iş yapmak, bir makamı alet ederek, hakkı olmayan para veya malı hile ile almak demektir.

Rüşvet: kanunen bir işi gördürmek maksadıyla vazifeli olan kimseye, gayr-i meşru olarak verilen para ve bu para karşılığında herhangi bir menfaat ve fayda sağlamak demektir.

Gulul ise; kamu malını talan, kamu malını aşırma, kamu malına ihanet suçlarıdır. Hırsızlığın bir çeşidi olup, kamu mallarına verilen talan ve yağmacılıktır. Kebair (büyük günahlar) arasında zikredilir.

Ahir zaman İslam dünyası yazık ki, ”haram lokma” yiyenlerin, hem de besmele çekerek haram yiyenlerin, sokaklarda dindar edasıyla cirit attığı yerler haline gelmiştir ki devlet ve finans işleri öncelikli olmak üzere yenmekte olan haklar sadece kişisel bazda kalmamış, mali getirisi daha yüksek olan (ama vebali de çok daha yüksek olan) kamu alanına kaymıştır.

Vurgun, hortum, soygun, hak gaspı, kamu haklarını gözetmemek ve ihlal etmek sadece bu haramlara imza atan dinci ve din tüccarlarını bozmak ve kirletmekle kalmamış, halk tabakalarını da kendisine meylettirmeye, zehirlemeye başlamıştır. Maalesef haramiler sıradanlaşmakta, İslam alemi haram yiyenlerle arasına set çekemektedir.

Kamu malına tamah etmek tek kişinin değil sayısız insanın hakkını yemek olduğu için hem büyük günah hem de helallik alınması imkansız olandır. Hz. Peygamber, kamunun haklarına, mallarına, ganimetlere musallat olanların cenaze namazlarını dahi kılmaz, onların şehitliklerine şahitlik etmezdi. Peygamberin sünnetini, adeta Kur’an farzları üzerine çıkaranlar için bu sünnet nedense yok sayılır, çünkü para tatlı, şeytan tatlı yaklaşandır.

Bir harp sonrasında Hz. Peygamber’e; Filanca, filanca şehid oldu diye tekmil verdiler. Peygamberimiz,bunlardan birisi için şöyle dedi: ” Hayır işte o dediğiniz kişi şehit olmamıştır. Ben onu cehennemin içinde görüyorum. Sebebi de kamu mallarından çaldığı bir giysidir.” Peygamberimiz bundan sonra hattab oğlu Hz. Ömer’i çağırarak şu talimatı vermiştir. ”Git ey hattab oğlu, git de insanlara şunu duyur. Cennete yalnız ve yalnız müminler girecektir” (İbn Hanbel,Müsned, 1/30,47)

Hayber gazasında, Peygamber Efendimize atılan oklardan Rasulullah Efendimizi korumak maksadıyla, önüne atılarak şehid olan sahabe için yanındakiler, ”Ne güzel ölüm,cennete gitti…” mealinde ki sahabe sözlerine,Peygamberimiz (SAV) hayır o cennete gitmemiştir, açın elbisesini bakınız diyerek, ölen sahabenin sırtında henüz daha paylaştırılmamış ve kamuya ait bir elbise kumaşının sırtında sarılı olduğu görülmüştür. Peygamber Efendimizi korumak için okların önüne atılarak ölen sahabenin bile cennete gideceğini müjdelemiyor. Paylaştırılmayan kamu malına ait bir kumaş parçası için, hırsızlık suçu sayıldığından cennete gidemeyen sahabenin durumu bu iken,ülkemizde kamu mallarını talan edenlerin mahşeri kübrada nasıl hesap verebileceklerini düşünmek dahi ürkütücüdür.

Gulul suçunun miktarı ve mahiyeti ne olursa olsun cehenneme götüreceği, tevbe gerektirdiği Kur’an emridir ve beşeri hayatta da bu tür insanlarla irtibatın kesilmesi doğal sonuçtur. Çünkü Müslüman, inkar ve isyan cephesiyle oturup kalkmayan, onlarla iş yapmayandır.

Kur’an-ı Kerim, kamu hakkını yiyenleri gulül (hıyanet, kamu malını aşırma) suçu işlemekle itham etmektedir. Yani kamuya ait bir hak veya mala musallat olmak, sadece hırsızlık değil aynı zamanda ihanet suçunu teşkil eder ki kamunun o çalınan ile yapmayı tasarladığı faydalı işlerin zayi olmasının da vebali o çalanadır. Yani kamu malı talanı çok yönlü bir BÜYÜK GÜNAH’tır.

Hz Ömer’in gece yarısı çalışırken sahabeler yanına geldiğinde, yanan mumu söndürerek, başka bir mum yakmasını merak eden sahabelere açıklaması ibrete şayan bir düsturdur. ”Siz gelmeden önce yanan mumla, halkın ve kamunun işlerini yapmaktaydım. Ama siz gelince, kamu hizmetine ara verdiğimden kendime ait olan mumu yaktım. Kamuya ait olan mum ile şahsi işlerimizi konuşmanın vebalini ödeyemem…” Bu söz, yüce dinimiz İslam’ın adaleti gözetmenin ve kamu mallarını korumaya verdiği önem açısından gayet manidardır.

Büyük İslam alimi İmam-ı Azam Ebu Hanife, kamçı cezasına çarptırılmasına rağmen kadılık görevini acaba neden kabul etmemiştir? İslam tarihinin hemen her döneminde rastlanan büyük din alimlerinin cezalara çarptırılmalarına rağmen reddi görevde bulunarak kadılık yapmak istememelerinin altında yatan tek sebep hataya düşülerek KUL HAKKI YEME KORKUSUDUR.

Keza Türklerin uzun yıllar ticaretten uzak durması haram ve hak yemek korkusundan değilse nedir? Bu işin haramdan çekinmeyen, hileleri kurnazlık sanan, tefecilikte zirve yapan Yahudilere terki rastlantı mıdır?

Fıtrat beşeri hayat manasında ”Haram, helal ve haklar” üzerine kuruludur. İşte hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet ve tüm bunların hepsini içine alan, ister para ister makam kazandırsın, KUL VE KAMU HAKKI’na tecavüz, yüce dinimiz İslam’ın üzerinde hassasiyetle durduğu büyük günahlar arasında sayılır.

Peygamberimiz hadisi şeriflerinde, ”Hırsızlık yapan kızım Fatıma bile olsa cezalandırırım” emir buyurarak hırsızlığın toplumu içten kemiren ne kötü bir hastalık olduğunu vurgulamıştır.

Yenen hakkın iki yönü vardır ki teki Allah hakkına tecavüz, diğeri hakkı yenenin hakkına tecavüz. Allah belki rahmeti gereği affedecek, diğer sevap ve ameller neticesi o hakkından vazgeçecektir lakin bizzat o hakkı yenenden helallik alınmadan saadet mümkün olmayacaktır.

Peygamberimizin vefatı esnasındaki serveti (neredeyse sıfırdır) tüm mü’minlerin kulağına küpe olmalıdır ki islam devleti adına da ganimetleri muhafaza edip sarf eden kendisi olduğu halde asla tek kuruşa tamah etmeyen Peygamberin örnek Kur’an ahlakı mü’minlerin şiarıdır.

Hediyeleşmek adı altında sürdürülen sahtekarlıklar ise, rüşvetin İslam’a uydurulmuş halidir. Dostlar, aileler, eşler arasındaki karşılığında menfaat beklenmeyen hediyelerden farklı olarak bahsettiğimiz hediyeleşmek rüşveti hediye paketi ile vermektir, halkı aldatmak, Allah’ı aldatmaya çalışmaktır. kaldı ki Peygamberimizin şu ikazı akıllardan çıkmamalıdır; “Sen görevli bir memur olmasaydın, evde otursaydın o hediye sana gelir miydi?”

“Dinde zenginleşmek yasak değildir” safsataları da bu hırsız ama ZENGİN dincilerin uydurmasıdır ki evet Yüce Allah rızkı dilediğine bol dilediğine az verir bu zenginliği kısmen mübah gösterir ama yine Allah şart olarak  emreder ve diler ki o zenginler İHTİYAÇ FAZLASINI elleriyle muhtaçlara infak etsinler.

Zekatın kırkta bir oranı asgari orandır ve doğrusu ihtiyaç fazlasıdır. Ama malesef paraya tapan İslam alemi bunda da gaflet içindedir. Zenginlerin malında haram olmaması ana şart iken bunu sorgulayan dahi yoksa, o haramiler daha çok servete ersin diye az maaşla didinenler harama hizmet ettiklerinin farkında dahi değilse, İslam kalplere girememiş, iman unutulmuş demektir.

İslam kaynaklarında RÜŞVET alanların ise şahitliklerinin kabul edilemeyeceği ifade edilmektedir. Sebebi ise; şahitlikte esas olan adaletin ortaya çıkarılması, sağlanmasıdır. Halbuki rüşvette gerek alan ve gerekse veren kişinin adaleti ortadan kaldırdığına hükmedilmektedir. Hz.Peygamber bir hadisi şeriflerinde; ”Rüşvet alana, verene ve bunlar arasında vasıta olana Allah lanet etsin ve rüşvet alan da veren de cehennemdedir.” buyurmaktadır.

Dini kullanan ve Allah ile aldatan bezirganların talan ve hırsızlıkları, irtikab ve yolsuzlukları elbette dine mal edilemez lakin kamu nezdinde dini uygulayan ve öğreterek örnek olan durumundaki kesimin bu gafletleri, dip dalgası gibi toplumun alt kesimlerine inmekte ve haramilik adeta sıradan bir hafif günah olarak kabul edilir olmaktadır.

Din içinde olduğunu iddia edenlerin bu gaflete seyirci kalması ve hatta kanarak tabi olması, en azından onlarla irtibatı kesmemesinin sebebi maalesef dinin içinin boşalmış olmasıdır. Dini, şekli İslam’a çevirenlerin açtığı bu kötü çığırın vebali çok daha fazla ve azaplıdır. Nefislerinin emri istikametinde inancını yaşayan, zenginleşmeyi meşru sayarak, zenginleşmek için her yolu mübah sayan bir anlayışın toplum ve ticaret ahlakını yerle bir edeceği de muhakkaktır ki ekonomideki çöküntülerin asıl sebebi bu ahlaki enflasyondur.

Kanunda adı ne olursa olsun hak yemek ve haksız akzanç sağlamak dinen yasaktır, günahtır, haramdır. Aslolan şekil ve mahiyet değil niyettir. Niyet çalmak ve gasp etmekse adı ne olursa olsun HATTA KANUNLARDA SUÇ SAYILMASA DAHİ, MAHKEMELER BERAAT VERSELER DE sonu cehennemdir. 

Yenen hakların bir kişiye ait olmasıyla, kamuya veya birden çok kişiye ait olmasının vebali de elbet farklıdır. Konu kamuya gelince, o kamu içindeki en azından şehit ailelerinin, engellilerin, yaşlıların ve yetimlerin de hakkı vardır ve vebal çok büyüktür, helalleşmek imkansızdır. Keza Allah hakkına tecavüz suçu işlenmektedir, adalet ve nimet zarar görmektedir, hakkaniyet yara almakta, kötü çığır açılarak İslam’a ihanet edilmekte … karşılığında sadece beşeri mal veya makam elde edilmektedir.

Bu akıl karı bir ticaret ve amel midir?

Müslüman olan birileri için elbette değildir ama müslümanım diyenlerin acaba kaçı dinin içindedir? kendisi iddia etse dahi kaçı dinen kabul görmüştür? Doğrusunu Allah bilir lakin bu büyük suçları fütursuzca işleyenlerin iman ve İslam’ı şüphelidir.

Şeytan dokunuşları hissi veren bu gafletler, kulu Allah’tan başka ilahlara tabi olmaları şüphesini bir hayli artırmaktadır ve mü’minler için bu; onlarla olan irtibatı kesmek mecburiyeti demektir.

Aldığı maaşa rağmen, haksızlıkla, sırada bekleyenlerin önüne geçirerek, olmayacak işi oldurarak üç kuruş kazanan zalim rüşvetçilerin, verdikleri zararı, yediği hakları çok iyi tahlil etmesi gerekir.

Kamuya uzanan kirli ellerin vebalin dehşetinden titremesi gerekir.

Mü’minlerin, rüşvetçi ve hırsızlara, haksız ve adaletsiz olanlara feryat etmesi gerekir.

Bu gerekler yapılmadığı içindir ki İslam alemi yerlerde sürünmekte, din erdirici olamamaktadır.

Dinsizlik, dincilikten yeğdir çünkü dincinin yeri cehennemde dinsizden de aşağıdadır.

Dincilerin oyunlarına gelenlerin, onlara çanak tutanların, onlarla bir olanların, ahlaksızlığı topluma dayatanların, haramı sıradanlaştıranların dünyada da ahirette de yatacak yeri yoktur, inşallah onlara huzur da asla nasip olmayacaktır.

LAKİN ONLARIN DİNSİZLİKLERİ, mü’minlerin onlara göz yummasını ve desteklemesini asla gerektirmez ve böyle verilen destekler aynen o kulları da suça ortak eder, cehenneme namzet yapar.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Huzurda mahçup edecek haller

Huzurda mahçup edecek haller

Huzurda mahçup edecek haller Yüce Allah, yaşamı ve eceli kimin daha iyi iş göreceğini ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir