Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Kandiller ve anlamları
imanilmihali.com
ibadet

Kandiller ve anlamları

Kandiller ve anlamları

Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. (İsra 17/1)

ÜÇ AYLAR

Hicrî aylardan Recep, Şabân ve Ramazan aylarına denir. Kandil gecelerinden dördü bu aylardadır. Recep ayının ilk gecesi Regâib gecesi, 27. gecesi Mirac gecesidir. Şabân ayının 15. gecesi Berat gecesi, Ramazan ayının 27. gecesi Kadir gecesidir. İslâm’ın beş temel esasından biri olan oruç da Ramazan ayında tutulur. Üç aylar, arınma, bağışlanma ve ibâdette yoğunlaşma aylarıdır. Peygamberimiz (a.s.) Recep, Allah’ın ayı, Şa’bân benim ayım, Ramazan ümmetimin ayıdır.” demiş, (Aclûnî, Keşfü’l-Hafa, I/423) ve “Allah’ım! Recep ve Şabânı bize mübarek kıl ve bizi Ramazana yetiştir.” diye dua etmiştir (Ahmed, I/259).

Mübarek geceler olarak da adlandırılan kandil geceleri Mevlit, Regaip, Miraç, Berat ve Kadir geceleridir. Mevlit kandili dışındaki geceler, üç ayların içinde yer alır.

Mübarek gecelere ‘Kandil Geceleri’ denilmesinin nedeni: II. Selim döneminde (1566-1574), mübarek gecelerde cami ve minareler kandillerle süslenmeye başlandı. Bu nedenle mübarek gecelerin adı, kandil geceleri olarak kaldı. Müslümanlar, kandil gecelerinde kaza namazlarını kılar, nafile ibadetler yapar; yaptıkları hata ve günahlarını düşünür; pişmanlık duyar ve tövbe ederler. Geceyi idrak edenler, birbirlerinin kandillerini kutlar, ihtiyaç sahibi kimselere yardımda bulunurlar. Kandillerle ilgili birçok gelenek oluşmuştur. Kandil helvası, kandil simidi, daha yeni dönemde çikolata ve şekerleme dağıtmak adet olmuştur. Kandil öncesi oruç tutmak da adetlerimiz arasında yer alır.

MEVLİT KANDİLİ

Peygamberimizin doğduğu gecenin yıl dönümleri Mevlit Kandili olarak kutlanır. Peygamberimiz hicri takvime göre 12 Rebiülevvel’de doğmuştur. Bugün kullandığımız miladi takvime göre Peygamberimizin doğum tarihi 20 Nisan 571’dir. Peygamberimizin doğum günü, mübarek bir gündür. Çünkü Allah’ın bütün alemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber o gün dünyaya şeref vermiştir. Mevlit Kandili’nde, Peygamberimizin doğumunu anlatan Mevlit okutulur. Nisan ayının ikinci haftasında Kutlu Doğum Haftası olarak çeşitli etkinlikler ve programlar düzenlenir. Rumi takvimine göre kutlansa da ülkemizde miladiye göre kutlama geleneği de yerleşmiştir. Kutlu Doğum haftası buna istinaden ortaya çıkmıştır.

REGAİP KANDİLİ

Üç ayların girişinde, yani Recep ayının ilk Cuma gecesi, hem Recep ayının hem de üç ayların girişi kutlanır. Üç aylar İslam’da mübarek aylardır. Müslümanlar, bu aylarda ibadetlerini ve hayırlarını arttırır, sözlerine ve davranışlarına her zamankinden daha çok dikkat ederler. Regaip, arzu edilen, çok rağbet edilen (aylar) demektir. Regaip Kandili, üç ayların girişinde Müslümanların ilgisini bu mübarek aylara çeker. Peygamberimizin annesi Hz. Amine’nin Peygamberimize hamile olduğunu anladığı gecedir.

REGÂİB GECESİ

Regâib, çok bağış ve bol ihsân anlamına gelen “rağîbe” kelimesinin çoğuludur. Regâib gecesi, Recep ayının ilk Cuma gecesine denir. Bu gecede Allah müminlere rahmet ve mağfiretini bolca verir. Bu geceye özgü bir namaz yoktur. Diğer mübarek geceler gibi bu gece de; tevbe, dua, namaz Kur’ân okuma, zikir, salavat vb. ibadetlerle ihya edilir.

MİRAÇ KANDİLİ

Miraç Kandili, Recep ayının 27. gecesi kutlanır. Peygamberimiz bu gece Allah’ın huzuruna çıkarılmıştır. Günde beş vakit namaz bu gecede farz kılınmış, bu nedenle namaza mü’minin miracı denilmiştir. Peygamberimizin, bir gece vakti Kudüs’e gidişi oradan da göğün en tepesine çıkarak farklı alemlere seyahat ettiği gecedir.

Mİ’RAC

Dinimizde yaygın şekliyle “Mi’rac mucizesi” olarak bilinen olay; İsrâ ve Mi’rac olmak üzere iki bölümden meydana gelmektedir. Birincisi Kur’ân’da, ikincisi de hadislerde bildirilmiştir. Mucize bir bütünlük içinde ele alındığında ilk bölümü olan İsrâ, Kur’ân’da şöyle açıklanmıştır: “Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu mescidi haramdan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir.” (İsrâ, 17/1)

Görüldüğü gibi mucizenin Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya kadar olan kısmı bu âyette anlatılmaktadır. İsrâ, gece yürütmek demektir. O halde Hz. Peygamberin geceleyin bu iki şehir ve mescid arasındaki mesafeyi katettiği anlatılmaktadır. Mi’rac ise sözlükte merdiven, yukarı çıkmak, yükselmek, yükselme aracı ve yükselme yeri gibi anlamlara gelmektedir.

Dinî literatürde ise Mi’rac; İsra olayının Mescid-i Aksa’dan sonra gerçekleşen Rasûlullah’ın semaya yükselmesidir. Mi’rac, hicretten yaklaşık bir buçuk yıl önce olmuştur. İsrâ ve Mi’rac hakkında otuz iki kadar hadis rivâyet edilmiştir. Bunlar arasında farklılıklar olsa bile temelde M’iracın vukuu hakkında bir tereddüt yoktur. Sadece oluş biçimi ve safahatı noktasında görüş ayrılıkları vardır. Asıl tartışılan yönü onun ruhen mi yoksa ruhen ve bedenle birlikte mi gerçekleştiği hususudur.

Bazı İslâm âlimleri; miracın ruh ve rüya halinde gerçekleştiğini, bunun da birkaç kez meydana gelmiş olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Alimlerin çoğunluğu ise; Mi’racın uyanık halde ruh ve cesetle birlikte gerçekleştiği görüşü üzerinde birleşmişlerdir. Bu görüşü benimseyenler İsrâ âyeti ve Mi’rac hakkındaki hadisleri delil göstererek; “Nassların, aklen bir imkânsızlık söz konusu olmadığı müddetçe, zâhiri üzere bırakılması vaciptir” kaidesini ileri sürmüşlerdir. (DİB)

BERAT KANDİLİ

Üç ayların ikincisi olan Şaban ayının 15. gecesi kutlanır. Bu gecede Müslümanlar, işledikleri hatalardan ve günahlardan tövbe eder; bağışlanma dilerler. Bu gece Allah’ın rahmet ve mağfiretinin dolup taştığı gece olarak bilinir. Kur’an-ı Kerim’in dünya semasına indirildiği, kulların bir senelik hayatlarının gözden geçirildiği, müslümanların ilahi af ve mağfirete nail olduğu gecedir.

BERÂET

Sözlükte “bir borçtan, ceza veya sorumluluktan kurtulma; temize çıkmak; uzak olmak; ilişkiyi kesmek” gibi anlamlara gelmektedir. Kur’ân-ı Kerim’de, suçsuzluk, kurtuluş belgesi (Kamer, 54/43) ve müşriklerle her türlü ilişkiyi kesme, onlardan uzak durma (Tevbe, 9/1) anlamlarında iki yerde berâet kelimesi geçmektedir. Hadislerde ise genellikle, günahtan kurtulma, bir iş veya zümreden uzak durma anlamlarında kullanılmıştır. Dinî bir kavram olarak berâet kelimesi ise; “berâet-i zimmet (berâet-i asliyye)”, “berâet gecesi” ve “berâet yemini” ile borçlar hukukunda kullanılan berâet olmak üzere dört anlamda kullanılmaktadır. Berâet gecesi, Şaban ayının 15. gecesi için kullanılan bir tabir olup, halk arasında berat gecesi de denmektedir.

Berâet gecesi, Müslümanlarca kutsal sayılan, rahmet ve mağfiret gecesi, mü’minlerin dualarının kabul, günahlarının af olduğu bir zaman dilimidir. Hz. Peygamber, “Allâh Teâlâ Şaban’ın 15. gecesi dünya semasında tecelli eder ve Kelb kabilesinin koyunlarının kıllarının sayısından daha fazla kişiyi bağışlar” buyurmuştur (İbn Mâce, İkame, 191).

Başka bir hadislerinde de, “Şaban’ın ortasında gece ibadet ediniz, gündüz oruç tutunuz. Allâh o gece güneş batınca dünya semasına tecellî eder ve fecir doğana kadar, `Yok mu Benden af isteyen affedeyim; yok mu Benden rızk isteyen vereyim; yok mu bir musibete uğrayan ona afiyet vereyim, yok mu şöyle, yok mu böyle!’ der” buyurmuştur (İbn Mâce, İkâme, 191). Bu geceye mahsus olmak üzere belirlenmiş ibadet yoktur.

Hatta bazı alimler; belli ibadet ve kutlama şekilleri ihdas edip âdet haline getirmenin dinde yeri bulunmadığını söylemişlerdir. Ancak, Hz. Peygamber’in bu geceye önem vererek ihya etmesi göz önünde bulundurulduğunda, namaz kılmak, Kur’ân okumak ve dua etmek sûretiyle bu gecenin ihya edilmeye çalışılması, gündüzünde de oruç tutulması sevaba vesile olacaktır.

Berâet yemîni; sözünün doğruluğunu kuvvetlendirmek amacıyla, “eğer yalan söylemişsem İslâm’dan çıkayım” veya “şöyle yaparsam kâfir olayım” şeklinde yapılan yemindir. Hz. Peygamber, bu şekilde yapılan yemini yasaklamış; “bir kimse (eğer yalansa) İslâm’dan uzak olayım diye yemin eder de, söylediği yalan olursa, söylediği gibi İslâm’dan çıkmış olur; şâyet doğru söylemiş ise, İslâm kendisine sağlam olarak geri dönmez” buyurmuştur (İbn Mâce, Keffârât, 3). Bu tarzda söylenen sözlerin yemin sayılması, yani bozulduğunda keffaret gerektirmesi için, bunun yemin niyetiyle, yani sözü kuvvetlendirmek maksadıyla söylenmiş olması gerekir.

Berâet-i Zimmet (Berâet-i Asliyye) ise, fıkhın genel prensiplerinden birisidir. Aksine bir hüküm veya delil bulunmadığı sürece, kişinin hukukî ve cezâî sorumluluğunun olmaması demektir. Bu prensibe göre, Şâri’in (kanun koyucunun, Allâh’ın) hükmü bulunmadan fert herhangi bir yükümlülükle mükellef tutulamaz; aynı şekilde aksine bir delil bulunmadıkça kişinin suçsuzluğu ve borçsuzluğu esastır. Mecelle’de, “berâet-i zimmet asıldır” şeklinde yer alan küllî kaide de bunu ifade etmektedir.

Anayasamızda da, “suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz” (Maide, 5/38) denilmektedir. Borçlar hukukunda berâet-i zimmet, aksine bir delil bulununcaya kadar kişinin borçsuzluğunun esas olması anlamına gelir. Bunun dışında berâet kelimesi, kişinin, borçlu veya kefilinin ifası, alacaklının ibrası veya tazmîn sebebinin ortadan kalkması sûretiyle, mevcut bir borçtan kurtulması anlamına gelir. Ayrıca alışverişte, satılan maldaki ayıptan dolayı satıcının sorumlu tutulmaması için akit esnasında ileri sürülen şarta da, berâet şartı denilmektedir. (DİB)

KADİR GECESİ

Kandil geceleri arasında en mübarek gecedir. Çünkü bu gece, kıyamete kadar insanlığa yol gösterecek olan Kuranıkerim indirilmiştir. Allah bu geceyi bin aydan daha bereketli olarak nitelendirmiştir:

Biz Kadir Gecesi’nde indirdik onu. Bilir misin Kadir Gecesi nedir? Kadir Gecesi bin aydan bereketlidir. Rablerinin izniyle, O gecede, Ruh ve melekler yağar, Türlü [bereketli] işler için… Selamet, huzur ve sükun [kaplar geceyi] Fecir sökene kadar… (Kadir Suresi 1-5)

“Kadir” güç yetirmek, hüküm, kaza, takdir, şeref, azamet ve tazyik; leyle-i kadir ise takdir, hüküm, şeref, azamet ve tazyik gecesi demektir. Çünkü her hikmetli iş bu gecede tefrik edilir, bin aydan hayırlıdır, Kur’ân bu gecede indirilmiştir. Yeryüzü, meleklerle dolup sıkışır. Kadir gecesi mübarek gecelerden biridir. Ramazan ayının 27. gecesinde olduğu (Müslim, Sıyâm, 207) genel kabul görmüş olmakla birlikte Ramazanın son yedi gecesinde aranması ile ilgili hadisler de vardır (Müslim, Sıyâm, 219; Buhârî, Leyletü’l-Kadr, 3; Tirmizî, Savm, 72).

Ancak asırlardır bütün İslâm ülkelerinde Kadir gecesi Ramazanın 27. gecesinde kutlanmaktadır. Kur’ân’ın Ramazan ayında (Bakara, 2/185) ve Kadir gecesinde indirildiği âyetle sabittir (Kadr, 97/1). Dolayısıyla Kadir gecesinin Ramazan ayında olduğu kesindir. Kur’ân’ın 97. sûresi Kadr sûresidir.

Bu sûrede Kur’ân’ın Kadir gecesinde indirildiği ve kadir gecesinin bin aydan hayırlı olduğu, meleklerin ve Cebrail’in bu gecede Allah’ın izni ile her bir iş için yer yüzüne indikleri, fecre kadar bu gecenin esenlik olduğu bildirilmiştir.

Bu geceye özgü bir ibadet ve namaz yoktur. Bu gece, dua, tevbe, istiğfar, zikir, Kur’ân kıraati ve namaz ile ihya edilebilir. Bu geceyi ihya eden bağışlanır (Dârimî, Savm, 54). Peygamberimiz (a.s.) bu gecede “Allah’ım! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet” diye dua edilmesini tavsiye etmiştir (Tirmizî, Deavat, 84). (DİB)

Muharrem ayının fazileti ve bu ayda oruç tutmanın hükmü

“Muharrem” hürmet edilen anlamındadır. Bu ay, Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından Allah’ın ayı diye nitelendirilmiştir (Müslim, Sıyam, 202; Ebu Davud, Savm 55; Tirmizi, Savm, 40). Bu niteleme Muharrem ayının faziletine, ilahi feyz ve bereketinin bolluğuna işarettir. Kameri aylardan Muharremin onuncu günü Aşure günüdür. Bu gün oruç tutmak sünnettir (Serahsi, el-Mebsut, III, 92). Rasulüllah (s.a.s.) aşure gününde oruç tutmuş ve oruç tutmayı tavsiye etmiştir (Buhari, Savm, 69).

Rasulüllah (s.a.s.) başka bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan muharremde tutulan oruçtur. Farz namazlardan sonra en faziletli namaz da gece namazıdır.” (Müslim, Sıyam 202-203; Ebu Davud, Savm 55; Tirmizi, Savm, 40).

Hz. Peygamber (s.a.s.) Medine’ye gelince, Yahudilerin aşure gününde oruç tuttuklarını görmüş ve “Bu gün niçin oruç tutuyorsunuz? “ diye sormuştu. “Bu, hayırlı bir gündür. Allah, o günde Beni İsrail’i düşmanlarından kurtardı. (Şükür olarak) Hz. Musa o gün oruç tuttu.” dediler. Rasulüllah da (s.a.s.) “Ben Musa’ya sizden daha layığım (yakınım).” buyurup o gün oruç tuttu ve Müslümanlara da tutmalarını emretti (Buhari, Savm 69; Müslim, Sıyam, 127).

Ancak, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Yahudilere muhalefet için ertesi sene Aşure orucunu Muharremin dokuzuncu günü de tutacağını söylemesi (Ebu Davud, Savm, 66); bu orucun Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu veya onuncu ve on birinci günlerinde tutulmasının daha doğru olacağına işaret etmektedir.

Mübarek gün ve gecelerde farz, vacip hükmünde bağlayıcı özel bir ibadet şekli yoktur. Yine sahih kaynaklarda Muharrem ayına özel kılınan bir nafile namazın olduğuna dair bir rivayet yoktur. Böyle mübarek gün ve gecelerde kaza namazları olanların öncelikle kaza namazlarını kılmaları uygun olur. Ayrıca Kur’an okumak, dini eserlerden istifade etmek ve zikir ve salavatla meşgul olmak da mümkündür. Muharrem ayı içerisinde oruç tutmak ise, müstehabtır.

Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuşlardır: “Ramazan orucu dışında en faziletli oruç, Allah’ın ayı muharremde tutulan oruçtur. Farzlar dışında en faziletli namaz da gece namazıdır.” (Müslim, Sıyam 202, 203; Ebu Davud, Savm 56; Tirmizi, Mevakit 207; Nesai, Kıyamü’l-Leyl 6). Muharrem ayının başında, ortasında, sonunda veya 13, 14, 15’inci günlerinde ya da 9, 10 veya 10 ve 11’inci günlerinde oruç tutulabilir. Muharrem ayının onuncu gününe de, aşura günü denmektedir.

Rasulüllah (s.a.s.), “Aşura günü orucunun önceki yılın (küçük) günahlarına keffaret olacağını umarım” buyurarak (Tirmizi, Savm, 47, No: 752), ümmetine bu günde oruç tutmayı tavsiye etmişlerdir. Aşura günü oruç tutmakla ilgili olarak İbn Abbas (r.a.) şöyle anlatıyor: “Rasulüllah (s.a.s.) Medine’ye gelince, Yahudileri aşura günü oruç tutar gördü. Onlara: “Bu da ne (niçin oruç tutuyorsunuz)? “ diye sordu. “Bu, salih (hayırlı) bir gündür. Allah, o günde Beni İsrail’i düşmanlarından kurtardı. (Şükür olarak) Hz. Musa o gün oruç tuttu.” dediler.

Rasulüllah (s.a.s.) de: “Ben Musa’ya sizden daha layığım (yakınım)” buyurup o gün oruç tuttu ve müslümanlara da tutmalarını emir (tavsiye) etti.” (Buhari, Savm 69, Enbiya, 22, Fedailu’l-Ashab 52; Tefsiru Yunus 1, Taha 1; Müslim, Sıyam 127, hadis no: 1130; Ebu Davud, Savm 64, hadis no: 2444).

Hz. Peygamber döneminde Yahudiler sadece Muharrem ayının 10. (aşura) gününde oruç tuttuklarından, onlarınkine benzememesi için öncesine veya sonuna bir gün ilave edilerek oruç tutulmasını tavsiye etmiştir. Bazı rivayetlerde ise bir öncesine ve bir sonrasına ilave ederek üç gün oruç tutulmasını tavsiye etmiştir (Ali el-Mütteki, Kenzu’l-ummal, VIII, 570).

İşbu nedenle aşure günü oruç tutulurken önemli olan aşure gününü yalnız tutmamaktır. Bir önceki veya sonraki günü ilaveyle iki gün oruç tutulabileceği gibi her ikisini de ilave ederek üç gün de tutulabilir.

Biz Kadir Gecesi’nde indirdik onu. Bilir misin Kadir Gecesi nedir? Kadir Gecesi bin aydan bereketlidir. Rablerinin izniyle, O gecede, Ruh ve melekler yağar, Türlü işler için… Selamet, huzur ve sükun [kaplar geceyi] Fecir sökene kadar. (Kadr 97/1-5)

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir