Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / KENDİNE MÜSLÜMAN OLMAK
imanilmihali.com
KENDİNE MÜSLÜMAN OLMAK

KENDİNE MÜSLÜMAN OLMAK

KENDİNE MÜSLÜMAN OLMAK

Bu deyim halk arasında sıkça kullanılan, bencilliği ifade eden, yardımdan, iyilikten uzak duran, dini tam anlayamamış kimseler için kullanılan hoş bir sözdür ve düşünüldüğünde çok derin manalar ve korkutucu ihbarlar ihtiva eder.

Hatırlanacak olursa iyilik önce Allah’a, sonra etrafa ve dine ve nihayet kulun kendisine yaptığıdır ki iyiliğin sevabı da bu öncelik sırasına göredir.

Allah’a iyilik, Allah’ın fıtrat ve tevhidi istikametinde yaşamak, bu sistemin yeryüzüne egemen olması için amel ve fikir üretmek, gerektiğinde ilim ve cihada müracat etmek, bilmek, anlamak, anlatmak, nasihat etmektir. Yani Allah’ın sınırlarının gönüllere ve cihana egemen olmasını temin yolunda yapılacak herşey Allah’a yardım etmektir ki Yüce Allah ayetinde, mealen, “Allah’a yardım edene, Allah da yardım eder” buyurmaktadır ki Allah’ın yardımına mazhar olabilecek bir kul için bundan yüce bir bahtiyarlık olamaz.

Etrafa, cihana, akrabalara, ailelere, muhtaçlara, hayvanlara, tabiata yardım ise ikinci gruptaki beşeri dış çevre denilen bizim dışımızdaki yaratılanlara yardımdır. Bu da Allah emridir ki en başta zekat, sadaka, tatlı söz, yardımlaşma, acıları paylaşma, hak ve hukuka riayet, komşuluk haklarına saygı, barışı ve adaleti tesis, hürriyet ve eşitliği temin, insan haklarını egemen kılma gibi gayrete hizmet eden tüm güzel ve faydalı fikir ve ameller, niyetler bu cümledendir.

İyiliğin en son ve faydası en az olanı da kulun kendisine iyiliğidir ki bu namaz, hac, oruç gibi farz, vacip ve sünnetler ile emredilenlerin ibadete ait olanlarını kapsar. Bu grupta kulun eda ettikleri sadece kendi kalp huzuru ve vicdan sesine hizmet ederken etrafa ve Yüce Allah’a çok bir şey ifade etmez. Sevabı da (doğrusunu Allah bilir) en az olan iyilik nevi budur.

Kendine Müslüman olmak sözü ile zikredilen de işte tam olarak budur ki kul sadece kendisine iyilikle meşgul olarak fani ömrünü tüketir ve cehennemden korunma, cennete gitme hayaliyle sevap biriktirmeye ve günahlardan sakınmaya çalışır. lakin etrafına faydası yoktur ve iman kardeşliğine, İslam’ın yüceltilmesine, Müslümanlar arası yardımlaşma ve dayanışmaya katkısı yoktur. Sabah namazı ile başladığı günlük mesaisi yatsı namazı ile sona ererken günlük Kur’an okumalarını da eda eden bu grup kimseye zarar vermese de kimseye de fayda sağlamadan ömrü tüketir ve lakin insan olmanın mesuliyetini taşımadığı, emanetin gereğini yerine getirmediği ve Kur’an ile emredilenlere riayet etmediği için muhtemeldir ki ahiret sorgusunda şefaate muhtaç kalır.

Kendisine Müslüman olanların bir sonraki ermişliği etrafa iyiliktir ki bunu yapabilenler mü’minlik mertebesine daha yakın olanlardır. Kamil Müslümanların ermişliği ise dine ve Allah’a iyiliktir ki bu gruptakiler Allah kabul ederse mü’min olabilenlerdir.

Müslüman ve mü’min farkı bu nedenle çok katıdır ve ayetin ifadesiyle İslam’a girmekle, iman etmek farklı şeylerdir. Başkalarına ve Allah’a yardım etmede yarışabilmek bu nedenle sadece mü’minlere hastır ve sıradan Müslümanlar için mana ifade etmez.

Oysa dinin emri, Allah’ın farzı kulun kendisinden ziyade etrafa ve Yaratan’ına iyiliktir.

Bu aksamadaki en büyük etken elbette maddi olarak paraya aşırı tamah ve paylaşmama düşüncesi, yetersiz dini bilgi, kafi gelmeyen itikat, fıtrat ve tevhidi yeterince anlayamamaktır ki ahiret sorgusunun vehametinden ziyade dünya hayatının aldatıcı yoksunluklarından endişe eden milyarlarca insanın en büyük hatası işte bu parayı biriktirme ve paylaşmama hissiyatıdır ki bunu fısıldayan şeytandır, iblistir, insan ve cin şeytanlardır.

Kulun kendisine iyilik etmesi yani kendisine Müslüman olması kolaydır. Abdest alarak günlük rekatları tamamlamamak hatta manasını anlamasa da roman okur gibi Kur’an okuması O’nu kendisine Müslüman yapabilir.

Ama etrafa ve Allah’a iyilik yapabilmek için etrafa ve Allah’a Müslüman olmak lazım gelir ki bu yapılmazsa dinin erdiriciliğinden nasiplenemeyenler için Kur’an’ın şefaati de hayal olur.

Yeryüzünün kirletilmesine, ormanların yanmasına, derelerin kimyasal atıklarla kirlenmesine sessiz kalanlar, hortumlara ve yolsuzluklara ses çıkaramayanlar, hırsızları baş tacı edenler, komşu haklarına riayet etmeyenler, sokak hayvanlarına zulmedenler, fakirleri aşağı tabaka görenler, para ile şımaranlar, paraya ilah diye tapanlar, kişileri ilah mertebesine yükseltenler, ölülerden medet umanlar, vergi kaçıranlar, güçsüzü ezmeye kalkışanlar, hak yiyenler, adaleti saptıranlar, öksüzün haklarına tecavüz edenler, şiddet ve terör üretenler, Allah’ın ayetlerini değiştirip dine ve Peygambere yalan söyletenler için zaten başkaca bir mertebe yoktur, onlar sadece kendisine Müslümandır.

Ama dinin istediği ve Allah’ın emrettiği asıl sahip olduğumuz bedenden başkasına yardımdır. Bu ise zordur. Çünkü tevazuyu, aydınlanmayı, hak ve adalete riayet etmeyi, eşitliği, paylaşmayı, sevgi ve sabrı, şükür ve tevbeyi, helalden başkasına uzanmamayı emreder.

Kendisine değil de Allah’a Müslüman olmak isteyenler için fani dünya sınavdan ibarettir ve asıl yaşam ahiret yurdundakidir. Bu kökten ve zor kabul becerilebilirse kul zaten fani hayat içinde ahireti yaşamaya başlar ve bu durumda karıncayı dahi incitemez hale gelir. Mal ve para biriktirmek yerine Peygamber ahlakı ile ahlaklanıp yoksulları arama, bulma, onlara yardım etme ateşi ile yanar tutuşur.

Boşuna ve gafletle geçen ömrü için tevbeler eder, dualar ile af ve bağışlanma diler, daha fazla iyilik yapabilmek için güç ve imkan diler Yüce Rabbimizden.

Kendine Müslüman olanların ise duası daha çok para, imkan ve makam üzerine kuruludur. Bunlar için muhtaç olmamak, eziyet görmemek, banka hesaplarında birikim yapmak, altınlar takıp, siyah ciplerle gezmek Müslümanlıklarına verilen hediyedir, kısmet ve nimettir. Ama bilmezler ki o nimetler dahi hep sınav içindir ve günahları daha çok artsın diyedir. Yani paylaşmadıkları, içinde yoksullara da ait olan hakları (servetleri) kendilerinde tutup paylaşmadıkları sürece biriktirdikleri her bir kuruş, boyunlarına ahirette takılacak ateşten demir halkalardır. Bu sınavı idrak edemeyecekleri içinse köşelerinde kabuklarına çekilmiş olarak yaşar, yoksulları yok farz eder, sokak çocuklarına yardımı devlete havale eder, komşuları aç iken horul horul uyurlar.

Kendisine Müslüman olanlar için durum bu haliyle çok daha ciddi ve tehlikeli bir hal alır ki onların en büyük zaafı işte “kendilerini cennetlik görmeye başladıkları” bu noktadan sonrasıdır. Dini öğrendikleri, layıkıyla Müslümanlık yaptıkları, vebalden arındıkları, verdikleri üç kuruş zekat ile aklandıkları, gittikleri hac ile resetlendikleri hatta günahsız oldukları iddiasını taşımaya başlayanlar için tehlike çanları kulakları sağır edercesine çalar ve akibet kararır da kararır.

Kur’an gözler önündedir, daha nefes alıyorken vakit vardır, din ve iman kardeşliği, fıtrat ve tevhid kişisel değil bütün halinde refah ve huzura ulaşmayı emreder, yardımlaşmayı ve etrafa iyiliği farz kılar.

Bu yüzden ibadetle dini, din ile imanı, niyet ile ameli birbirine karıştırmamak lazım gelir.

Allah’ın sınırları ve farzları herkes içindir. Bilmemek mazeret değildir. Dünya fani, ahiret bakidir, hesap ve mizan haktır, kimse ahirete para götüremeyecektir, Peygamberimizin örnek ahlakı herkese rehber olmalıdır.

Yapana ne mutlu!

Yapmak istemeyene, parayı çok sevene, dünyaya dalanlara, bakmasını ve görmesini bilmeyenlere, açlıklar, acizlikler, mazlumluklar,  sorunlar, bir lokma ekmeğe muhtaçlıklar yok sayanlara, hatta para uğruna yanlış yollara sapanlara, çalanlara, zulmedenlere, şeytanları ilahlaştıranlara ve haksızlık edenlere ise vay, vay, vay ….

Allah onları affetmesin zaten.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Hz. Hüseyin neden şehit oldu

Hz. Hüseyin neden şehit oldu

Hz. Hüseyin neden şehit oldu Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitleri sadece İslam’ın değil aynı zamanda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir