Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / Kin ve nefret tohumları
imanilmihali.com
Kin ve nefret tohumları

Kin ve nefret tohumları

Kin ve nefret tohumları

Kur’an’ın yeryüzünde bozgunculuk yapanlara, iman kardeşliğini bozmaya çalışanlara dair en yüce ayetlerinden birisi Bakara suresi 204-206’ncı ayetlerdir. Münafıkların tanıtıldığı bu ayetlerde yapmaya çalışılanlar anlatılırken şimdiki ahlak, inanç ve değerlere verilmek istenen zarar anlatılırken diğer yandan ekin ve nesillerin de helakının arzu edildiğinin bildirilmesi, kin ve nefret tohumu atanların durumunu anlatır veya tersten okursak kin ve nefret tohumu atanları ayet münafıklar olarak tanımlar.

“İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider. Bir de kalbindekine (Sözünün özüne uyduğuna) Allah’ı şahit tutar. Hâlbuki o, düşmanlıkta en amansız olandır. O, (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez. Ona “Allah’tan kork” denildiği zaman, gururu onu daha da günaha sürükler. Artık böylesinin hakkından cehennem gelir. O ne kötü yataktır!” (Bakara 2/204-206)

Elbette bu kin ve nefret, bu ilahi nizama aykırı davranışlar ve isyanda haddi aşmalar şeytanların dürtüsü iledir.

“Bir de (şeytanlar), ahirete inanmayanların gönülleri bu yaldızlı sözlere meyletsin, onlardan hoşlansınlar ve işleyecekleri günahları işlesinler diye (bu fısıldamayı yaparlar).” (En’am 6/113)

Bunların kin kusmaya devam edebilmek için süre ve imkan bulmaları da Yüce Allah’ın izniyledir ama bu izin onlar rahatça kin kuşsun diye değil, kin kusarak zehirledikleri insanlardan ve inançlardan kaynaklanan veballeri iyice artsın ve helakleri hak olsun diye, aynı zamanda o kin kusanlara uyacaklar belli olsun diye ve tevbe kapıları adalet ve merhamet gereği kapanmasın diyedir.

“İnkâr edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin, sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz, onlara ancak günahları artsın diye mühlet veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.” (Al-i İmran 3/178)

Bu kin kusma, ayrıştırma, bölme, iman kardeşliğini yerle bir etme, haksız kazanç sağlama işi kişisel değil de topluca ve yine aslında aynı dine mensup ama farklı düşünenlere karşı yapılıyorsa durum çok daha vahimdir. Bu durumda yapılan işin doğru adı haddi aşmadır, düşmanlık üzere yardımlaşmadır, Allah’a karşı gelmektir.

“Ey iman edenler! … birtakımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.” (Maide 5/2)

Bu kötüleme, karalama, kin kusma işi yalan ve iftira ile yapılıyorsa çok daha kötüdür ve büyük azap getiricidir.

 “O ağır iftirayı uyduranlar, sizin içinizden bir güruhtur. Bu iftirayı kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası vardır. İçlerinden (elebaşılık ederek) o günahın büyüğünü üstlenen için ise ağır bir azap vardır.” (Nur 24/11)

Bu yalan ve iftira mesnetsiz, masum dahi olsa aşırı veya kötü zan üzerine kuruluysa da durum çok farklı değildir. Kusur aramak, açık ve ayıp aramak, zulme uğrayanın feryadı dışında kötü sözü sarf etmek dahi kötüyken, gıybet ve dedikodu ile gerçek dahi olsa kötü şeyi ifade etmek kötüyken bunu kin ve nefretle yapmak evvela dinin ihsan ve güzellik emrine karşı gelmek, kardeşlik yerine husumete hizmet etmektir.

Allah, zulme uğrayanın dile getirmesi dışında, çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Nisa 4/148)

“Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.” (Hucurat 49/12)

Yazık ki tüm bu iftira, yalan ve kinlerin ardında dünyevi çıkar ve beklentiler vardır ve ahiret hesabı çoğu zaman unutulmaktadır.

“Şüphesiz bize kavuşacağını ummayan ve dünya hayatına razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile âyetlerimizden gafil olanlar var ya; işte onların kazanmakta oldukları günahlar yüzünden, varacakları yer ateştir.” (Yunus 10/7,8)

Bu ise şeytanların fısıldamalarından ve nefisleri güdülemesinden başka bir şey değildir ve ne kadar kötüdür?!

“Kâfirlerin başına, onları durmadan (günaha ve azgınlığa) tahrik eden şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi?” (Meryem 19/83)

Suç bununla da sınırlı değildir ve saptırmak için gayret edenlerin vebali, saptırdıkları kimselerin dine aykırı durumları devam ettikçe üstlendikleri günahları da içerecek kadar büyüktür. Yani saptırılanlar sadece kendi aptallıklarının vebalini üstlenirken, saptıranlar hem kendi ve hem de saptırdıkları kimselerin günahlarını üstlenecektir.

“Böylece kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarının da bir kısmını yüklenirler. Dikkat et, yüklendikleri ne kötüdür.” (Nahl 16/25)

Bunca sevgisizlik üreten, kardeşlik yerine bölünmeyi dileyen, nefret kusan, bozgunculuğa yeltenen kimselerin içine battıkları pis çukurlar dünyada da ahiret yurdunda da sahiplerine sadece mutsuzluk getirecektir. Ve azap onlar içindir. Yine maalesef dünya hayatındaki servetleri onları ahirette kurtaramayacağı gibi o servetleri hak sahiplerine vermedikleri ve o servetle şımardıkları için daha büyük veballere maruz kalacaklardır.

“Kötülüğe batanlar ise ne mutsuz kimselerdir! Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifirî bir gölge içinde!. Çünkü onlar, bundan önce (dünyada varlık içinde) sefahata dalmış ve azgın kimselerdi. Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.” (Vakıa 56/41-46)

Yapılacak şey bu kin ve nefret üretenlere aldanmamak, itaat etmemektir.

“Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.” (Kalem 68/10-14)

“O hâlde, Rabbinin hükmüne sabret. Onlardan hiçbir günahkâra ve hiçbir nanköre itaat etme.” (İnsan 76/24)

Kötülük isteyen ve ayrımcılık emredenlere karşı sadece itaat etmemek de yetmez, Allah’ın rahmetini umarak geçmiş aldanışlar için tevbeye yeltenmek gerekir ki bu tevbe içten ve samimi olmalıdır.

“De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer 39/53)

Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe ettim” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa 4/17,18)

Allah’ın rahmeti boldur ve inşallah şirk yani kendisine ortak koşma hali hariç tüm günahları affedecektir. yeter ki kul pişman olsun ve hatayı tekrar etmesin, o pişmanlığı tüm kalbiyle yaşasın, gözyaşlarıyla taçlandırsın.

“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.” (Nisa 4/48)

“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür.” (Nisa 4/116)

Elbette sıradan insanlar için bu nefret üretme gayreti kolay değildir ve fakat yöneten durumundakilerin, halkın vicdanlarına hitap edebilen din adamlarının sesleri çok daha uzun menzillere ve daha çok sayıda insanlara ulaşmaya muktedirdir. Ancak kötülük emreden bu kimselerin ayette tarif edilen halleri de hiç iç açıcı değildir.

“İşte böyle, her memlekette günahkârları oranın ileri gelenleri kıldık ki oralarda hilekârlık etsinler. Hâlbuki onlar hilekârlığı ancak kendilerine yaparlar. Ama farkında olmuyorlar.” (En’am 6/123)

Bu kimseler kin ve nefretlerine mahiyetlerini de ortak etmek isterken sayısız yalanlar sarf ederler ve tebayı günahlarını üstlenmekle, o aldananları günahsız kılacaklarını vaad etmekle kandırırlar. halbuki gerçek öyle değildir ve bu kandırmaca başka bir şeytan oyunundan ibarettir.

“İnkâr edenler iman edenlere, “Yolumuza uyun da sizin günahlarınızı yüklenelim” derler. Hâlbuki onların günahlarından hiçbir şey yüklenecek değillerdir. Şüphesiz onlar kesinlikle yalancılardır. Andolsun, onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice ağır yükleri yükleneceklerdir. Uydurmakta oldukları şeylerden de kıyamet günü şüphesiz, sorguya çekileceklerdir.” (Ankebut 29/12,13)

Nihayet bu kin ve nefret kusan, gelecek nesilleri dahi zehirlemeyi hedef alanlar servetle şımarmış haldedir, giyimlerinden yaşam tarzlarına kadar gösterişli haldedirler. Bu halleri ise onlara bir mükafat değil, aldanmaya hazır olan Kur’an’sızlar onların bu halini görerek günaha imrensinler diyedir.

Ayetin ikazına da kulak vermek lazımdır ki günahta ve haram yemede yarışan bu nefret ekicileri durdurup ikaz etmesi gereken yetkililerin sessiz kalması ayrı bir helak sebebidir ve azabı büyüktür. Günlük hayatta bunun yansıması elbette diyanetin, gördüğü yanlışlara müdahale etmesidir ki maalesef diyanet bu işte yeterince muvaffak olamamaktadır. Bu başarısızlık ise toplumda sanki sükut ikrardan gelir düşüncesi yaratmaktadır ve bu kasten yapılıyorsa da Allah’tan gizli kalacağını düşünmek büyük aptallıktır.

“Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta, haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yapmakta oldukları şey ne kötüdür! Bunları, din adamları ve bilginler günah söz söylemekten ve haram yemekten sakındırsalardı ya! Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!” (Maide 5/62,63)

Özetle; dünya yaşamı bir sınavdan ibarettir ve sınavın nirengi taşları; hakkaniyet, adalet, doğruluk, hakikat, sevgi, güzellik, temizlik, hoşgörü ve imandır. Bunları, Kur’an aleyhine bozmaya, değiştirmeye, yeniden tarif etmeye yeltenmek, dine müdahale etmek, dine zarar vermek, dine yalan söyletmek, dini bölmektir. Hiçbir şekilde kabul edilemez bu durum kasıtlı, organize ve kin ile yapılıyorsa çok daha büyük bir suçtur.

Kaldı ki topluma veya bir kesime düşmanlık hissiyle yanaşmak, dinin tüm emirlerine aykırı bir durumdur, iman kardeşliğine büyük zarar vermektir.

Zarar o an ve o kesim için sınırlı kalmaz ve çok daha uzak menzillere erişir, gelecek nesilelri dahi kapsayacak bir intikam duygusuna dönerse o takdirde vebali de çok daha büyük ve azap verici olacaktır.

Kötülük dileyen her kim olursa günahtan en az o kimse kadar, o kimseye güç ve destek verenlerde mesuldür ki aldanmak mazeret değildir.

Saptıranların ise günahı sadece saptırmak değil, sapanların günahlarından da günah almak suretiyle çok daha büyüktür.

Açılan kötü çığırların vebali ise, o kin ve nefret tohumları günah üretmeye devam ettikçe, kul vefat etmiş dahi olsa amel defterlerine günah yazdıracak kadar etkilidir.

Nihayet kötü söz ve davranışlar, itham ve iftiralar, kötü ve aşırı zanlar sayısız ayetler ile yasak edilmişken, fütursuzca ve makam sevdasıyla kötülük üretmeye çalışmak ve bölücülükten güç kazanmaya yeltenmek büyük azaba müstahak bir gaflettir.

Ancak Allah tevbeleri çokça kabul edendir ve zararın neresinden dönülürse kardır. Yeter ki kalp ve akıl aynı doğruda samimiyetle birleşebilsin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Tuzak kurmanın dindeki yeri

Tuzak kurmanın dindeki yeri

Tuzak kurmanın dindeki yeri Tuzak, avlanmada kullanılan bir yakalama çeşididir ve sözde kurnazlıkla hayata geçirilir. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir