Anasayfa / ŞİRK VE KÜFÜR / Kişilere tapmak nasıl olur
imanilmihali.com
Kişilere tapmak nasıl olur

Kişilere tapmak nasıl olur

Kişilere tapmak nasıl olur

Şirk, şeytanın dini olarak çoğu zaman muammadır ve açık şirkten çok farklı olarak gizli şirk sokaklarda kol gezmektedir. Hak birdir ve batıl çoktur lafzındaki hikmette budur. Açık şirk, Allah’ın yanısıra aya, yıldıza, puta tapmak olarak tanımlanır ve sayıca az bir kanmaca iken gizli şirk sayısız ilahlar üretmekte ustadır.

“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.” (Nisa 4/48)

Şirk, ortak koşmak demektir, inkar değil. Bu da bir takım yedek ilahlara bilerek veya bilmeyerek paye vermek demektir ki şeytanlar, putlar, kişiler, para, nefis, ibadet, mallar, endüstri vs. buna örnektir.

Bir kimsenin bir şeye ilahlık vasfı vermesi ise dini manada hareket ve düşüncelerinde o varlık veya kişiye de değer vermesi en azından yok saymamasıdır.

Konumuz burada sadece kişileri ilahlaştıranların oluşturduğu şirk olduğu için şöyle denebilir ki gizli şirkin şeytana ve nefislere tapmanın hemen ardından gelen en yaygın biçimi işte bu kişilere tapmaktır.

Peki insan birisini nasıl ilahlaştırır veya bir insan başkalarınca nasıl ilah mertebesine yükseltilir?

* Evvela şirkin oluşması için Yüce Allah’ın inkar edilmemesi gerekir ki küfür ile şirkin ayrım noktası budur.

* Bir insanın din adına belirlediği haram ve helaller bizim için nass (kesin hüküm) mahiyetine geliyorsa, yani din ve tahrim adına o kişiye yetki veriliyorsa,

* Niyet ve amellerde Allah rızası yanı sıra o kişinin de rızası (azıcık da olsa) aranıyorsa,

* O kişi insan üstü veya melek kabul ediliyorsa,

* Rızkı, medeti, şifa ve nimeti veren sadece Allah olduğu halde o kişiden de bekleniyorsa,

* O kimseye veya gruba hoş görünmek niyetiyle amellerdeki huşu kayboluyor, riya ve gösteriş benliği kaplıyorsa, ibadetler belli bir zümreye dahil olmak veya o zümreyi hoşnut etmek için yapılıyorsa, tesettür dahi Nur suresi gereği değil de belli bir ideoloji uğruna yapılıyor ise,

* Tartışma üstü tek kaynak Kur’an ve tek kişi Hz. Muhammed (sav) iken, o kişi tartışma üstü ilan ediliyorsa, onun yazdığı eserler tartışma üstü kılınıyorsa, hatta söz ve eserleri Kur’an ve peygamberden daha fazla itibar görüyorsa, (şeyhperestlik)

* Eceli ve hayatı veren sadece Allah olduğu halde o kimseden ecel gibi korkuluyorsa,

* Firavun ve Musa Peygamber kıssasında olduğu gibi sayısız zulme sessiz kalınıyor hatta rıza gösteriliyorsa, yani Allah’tan çok, (haşa) Allah gibi o kişiden korkuluyorsa,

* O kimsenin dostluğu bize diğer tüm insanlardan daha sıcak ve önemliyse,

* O kişiye ait eşyalar kutsal kabul ediliyor, o kişiye dokunmak dahi ibadetten sayılıyorsa, o kişinin davetlerine icabet farz mertebesindeyse,

* Ata kabulleri, eskilerin inançları Kur’an’a rağmen hala kalbimizde yaşıyorsa, (muhafazakarlık, yobazlık, ecdatperestlik)

* Allah’ın en güzel isim ve sıfatları, bir kişiye – kişilere yakıştırılıyorsa,

* Bir kişi günahsız adlediliyorsa, melekleştiriliyor veya kurtarıcı gözüyle bakılıyorsa,

* O kişiye Allah’ın oğlu, eşi, ortağı, yakını gözüyle bakılıyorsa, (İsa Peygamber (as) ve teslis inancı gibi)

* Şefaat ve aracı olarak Allah ile kul arasına bir kişi veya kişiler sokuluyorsa, (Hz. Peygamberi severek yüceltmek bu sayede melekleştirmek, günahsızlaştırmak, ölümsüzleştirmek, ilahlaştırmak, affedici veya din adına hüküm koyucu mertebesine getirmek bu cümledendir)

* Din ve mali işlerde görevli kimseler dahil (Haman ve Karun gibi) veya dini ve beşeri meselelerde o kişinin hükümleri tartışma kabul etmiyorsa,

* O kimsenin, ilham veya rüya yoluyla vahiy aldığına dair, (haşa) Kur’an’ı tamamladığına dair kanı bizde hakimse (ki bu durumda ilham aldığını söyleyen o kişi sahte peygamber olur)

* Nihayet ahiret sorgusunda ona tabi olmanın bizi kurtaracağı düşünülüyorsa o bahsedilen kişi veya kişiler bizim için birer ilahtır ve bu yaptığımız Allah’a ait olan kudret, ilim ve gücü başkalarına pay etmek olduğundan şirktir.

“Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki ilâh edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin. Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit (ve örnek) idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin. Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin. (Maide 5/116-118)

Görüleceği üzere kişileri ilahlaştırmak çoğu zaman sevgi ile yüceltmek, nadiren korku iledir. Tebanın bu tapma eyleminden çoğu zaman farkında bile olmaması ise ayetin “insanların çoğu şirke bulaşmadan iman etmezler” buyruğuna delil teşkil etmektedir.

Peygamberimizin ahir zaman için ümmeti adına en çok korktuğu da işte bu gizli şirktir.

Şirk üzere ölmek afsızlığa mahkum olmaktır ve ecel anında tevbe etmek dahi kulu kurtaramayacaktır. Tehlike ve haksızlık şuradadır ki tüm yukarıda sayılan yanılgıların tamamı Yüce Allah’ın kudret ve ilmi dahilindedir, başkaca kimse veya varlık için bunları yaratmak, vermek, kabul etmek veya ilahileştirmek diye bir şey söz konusu değildir.

İşte kişileri ilah mertebesine taşıyanların yaptığı bu nedenle Allah’a, Kur’an’a ve Hz. Peygambere’e haksızlıktır ki o mertebeye taşınan kimselerin de akibetleri koyu karanlıktır. Bu da demektir ki ilahlaştıranlarla ilah edasıyla ortada dolaşanlar aynı kotadadır. İlahlaştırıldığından habersiz olanlar ise elbette günahsızdır lakin İsa Peygamber gibi vebal altındadır ve ahirette sorulacaktır.

Melekler ve insanlar söz ve davranışlara, nefisler ve Yüce Allah ayrıca niyetlere şahittir. Kimin neyi kim için yaptığı veya kim için terk ettiğini bilen Allah’tır. Şayet din adına herhangi bir şey Allah’ın yanı sıra başka birileri için de yapılıyorsa orada şirk vardır ve bu toplu helak sebebidir.

Şeytanlar kendilerini ilahlaştırmakla uğraşmaz çünkü zıddı yaratan Allah’tır ama kötülük ve zulüm insanın eseridir. Şeytan şer güçlerin ilahı olmak ile uğraşmaktansa nefisleri, kişileri, varlıkları ve özellikle parayı o ilahlık mevkine oturtarak kandırmayı daha çok sever ki kibir, korku, açlık, gizli şehvet ve hırslar en çok kullandığı silahlardır.

Ayetlere rağmen, mucizelere rağmen, öğütlere rağmen, kalpten çıkan feryadlara rağmen kişilere ilahlık vasfı verenlerin tevbe kapıları da zor açılır çünkü küfür gibi inkara dayalı bir cehalet olmayan şirk, hiyerarşik, sistemli, bilinçli bir inkar ve dindir. Böyle olduğu içinde müşrikler asla tevbe etmeyi düşünmez ve kalpleri kapkara olur.

İslam, cennete giden yolları gösteren ama cehenneme gitmeyi de serbest bırakandır.

Vatana ve millete vefa, Atalara şükran ve teşekkür manası taşıyan sevgi gösterileri ise dini mana taşımadığı için asla şirk değildir. Şirk ile şükran arasındaki bu ince çizgi puta tapmakla, heykele çiçek koymak arasındaki fark ile resmedilir. Yani yobaz zihniyetin kendi pisliklerini örtmek ve beyinleri sulandırmak adına Atatürk heykellerine konan iki çiçeği ve mezar taşı önünde dökülen iki damla göz yaşını ibadet havasına sokarak şirkleştirme gayreti kendi cehalet ve yalanlarının, zulümlerinin eseridir.

Şirkin nasıl ve ne tür gerçekleşeceği ayet ve sünnet ile bellidir. Minnet duygusu dışında bir niyet taşımayan bu sevgi gösterilerini puta-ilaha tapmak olarak göstermeye çalışanlar sadece kendi şirklerini itiraf etmekle kalmaz aynı zamanda dine yalan söyleterek Allah’a da savaş açarlar.

“(Ey Muhammed!) De ki: “Ben size ancak bir tek şeyi, Allah için ikişer ikişer, teker teker kalkıp düşünmenizi öğütlüyorum. Arkadaşınız Muhammed’de cinnetten eser yoktur. O, şiddetli bir azaptan önce sizin için ancak bir uyarıcıdır.” (Sebe 34/46)

Son söz

Yüce Allah müşrik ve kafirlerin cigerini bilen, ahmak müslümanların şirke nasıl düştüğünü gören ama vatan sevdasıyla bağımsızlığı sağlayan ecdadına çiçek bırakıp anan ve minnet duyanları da bu gafillerden ayırt edendir.

Kişilere ilahlık vasfı verenlerin dünyaları da ahiretleri de bahtsızlığa ve karanlığa mahkumdur.

Kişileri ilah edinmek için bunun illa dille söylenmesi de gerekmez ki kimse birilerini ilahlaştırdığını zaten söylemez ama o kimsenin kalpte ilah gibi muamele görmesi şirke düşmek için kafidir. Çünkü Allah amellerden ziyade niyetlere bakar.

İlahlaştıranlar ve ilahlaştırılanlar ahirette ortak hesap verecektir.

Şefaat ve beraat, şirke batanların nasibi asla değildir.

Şeytanlar kişileri sevdirerek veya korkutarak kişilere teba kılmada ustadır.

İblisin ahdi, şirkin ve karanlığın temel çıkış noktasıdır.

Sahte peygamberler vahiy aldıklarını söyleyemeyecekleri için ilham veya rüya aldıklarını iddia ederek (sözde) noksan olan dini ve Kur’an’ı tamamlama hevesiyle şirkin ve küfrün katmerlisine imza atarlar.

Kendisine ilahlık yakıştırılanlar ise; Hz. Peygamber gibi efendi değil arkadaş olmalı (Kur’an’ın emri böyledir ve bir tek efendi vardır O’da Yüce Allah’tır.), kendisine din adına yetki verildiğinde sadece bir beşer ve aracı olduğunu itiraf ve beyan etmelidir ki bu suça ortak olmasın. Sessiz kalmak o halden memnuniyettir ve devamını dilemektir ki bu vaziyette de ilahlığa soyunmak anlamı hasıl olur.

Yüce Allah meleklerine ve peygamberlerine dahi ahirette hesap soracaktır.

Şefaat sadece Allah’ın razı olduğu kullara hastır.

Hayatı ve ölümü, rızkı ve nimeti veren sadece Allah’tır ve din adına hüküm koyan ve hesap soran sadece Allah’tır. Hz. Peygamberin dahi din adına yetkisi tebliğ ve davetten, yaşayarak göstermekten, örnek olmaktan, sevdirmekten, açıklamaktan ibarettir.

Şirke batanların mazereti yoktur ve akibeti karanlık cehennemlerde şeytanlar ile birlikte yanıp yanıp yeniden canlandırılmaktır.

Dünyayı dilediği gibi yöneteceğini sananlar, rızkı ve nimeti kendisi veriyor zannedenler, savaşlar çıkarıp hayatı ve ölümü kendileri belirleyenler, yalan ve iftira ile Allah diyerek aldatırken din adına hüküm verenler ise kimseler onlara ilah demese de “İlahlığa soyunmuş” olanlardır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk Dine yalan söyletmek, küfür ve şirk cephesinin en ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir