imanilmihali.com
dualar

Kitaplara iman

Kitaplara iman

(Ey Muhammed!) Yaratan Rabbinin adıyla oku.O, insanı alaktan yarattı. Oku! Senin Rabbin en cömert olandır. Kalemle yazmayı öğretendir. İnsana bilmediğini öğretendir. (Alak 96/1-5)

İLAHİ KİTAPLARA İMAN ETMEK;

Allah kitaplarını peygamberlerine vahiy yoluyla indirmiştir. Vahiy; gizli ve süratli söz, işaret ve ilham manalarındadır. Dini terim olarak ise vahiy; Allah’ın peygamberlerine dilediğini özel bir şekilde bildirmesidir.

Vahiy Kuran-ı Kerim’de söylenen şekliyle üç çeşittir. İlk anlamda Allah dilediği şeyi, dilediği kulunun kalbine doğrudan doğruya çok çabuk bir şekilde yerleştirir. Buna “Vahy-i Hafi = Gizli vahiy” veya “Vahy-i gayr-i Metluvv= Kelimeler Halinde Okunmayan Vahiy” denir. Peygamberimizin Allah Teala şöyle buyuruyor dediği sözleri bu tür vahiylerdendir ve “Hadis-i Kudsi” diye bilinir. İkinci anlamda peygamberin perde arkasından duyduğu sözlerdir. Bu tür vahiyde peygamber birşey görmeden sadece işitir. Musa (as) Tur dağında ağaç arkasından kendisine vahyedilen Allah sözünü böyle işitmiştir. Üçüncü anlamda Melek Cebrail(as)’in peygamberlere getirdiği vahiydir. Buna “Vahy-i Metluvv=Okunarak Kelimeler Halinde Gelen vahiy” denir. Vahyin en yüksek derecesi de budur. Kuran-ı Kerim peygamberimize bu şekilde nazil olmuştur. Vahiy sadece peygamberlere mahsustur, peygamberlerden başkasına vahiy gelmez.

İlahi Kitaplar ve sayfalar; Allah yarattığı insanı başıboş bırakmamış, dünya ve ahirette mutlu olmasını sağlayacak yolları, peygamberleri aracılığıyla göstermiştir. Peygamberlerde aldıkları vahiyleri aynen tebliğ etmişlerdir. Peygamberlerin getirdikleri ilahi ve semavi kitapları oluşturmaktadır. Peygamberlere gelen kitaplardan bazıları birkç sahifeden ibarettir. Bunlara sahifeler anlamına gelen “Suhuf”, diğerlerine “Dört Büyük Kitap” denir.

Sayfalar;

Adem (as): 10 sahife, Şit (as): 50 sahife, İdris (as):30 sahife, İbrahim (as): 10 sahife indirilmiştir. Bugün bu sahifelerden hiçbiri mevcut değildir.

Büyük Kitaplar;

Davud (as): Zebur, Musa (as): Tevrat, İsa (as): İncil, Muhammed (sas): Kitabımız Kuran-ı Kerim.

Tevrat (Ahd-i Atik); Bugün elde bulunan Tevratın Musa (as) Peygambere nazil olan Tevrat ile birebir aynı olduğu söylenemez. Sonradan değişik kimselerce yazılmış, ilave ve çıkartmalar yapılmış, bazı kısımları saklanmış ve kitap haline getirilmiştir. Çünkü Musa (as) Peygamberden sonra İsrailoğulları birçok savaşlarla parçalanmış, egemenliklerini yitirerek uzun yıllar esir hayatı yaşamışlardır. Ayrıca Süleyman (as) peygamberden sonra gelen Yahudi hükümdarların çoğu Hz. Musa’nın dinini terk etmişti.Bu yüzden Tevrat’ın asıl nüshası korunamamış, kaybolmuştur. Milattan yaklaşık 622 yıl evvel Azra adındaki bir kahin kendisinin yazdığı bir kitabı Tevrat diye ortaya koymuştur. İşte bugün yahudilerin elinde bulunan ve “Ahd-i Atik” adını taşıyan kitabın durumu budur. Bu kitabın ilahi kitap olarak kabul edilmesi bu nedenle mümkün değildir. Tevrat’ın İbranice, Yunanca ve Samirice olmak üzere üç nüshası bulunmakta bunlar da birbirini tutmamaktadır. Esasen Kuran-ı Kerim’de Tevrat’ın değiştirildiğini bildirmektedir.

İncil (Ahd-i cedid); İncilin de Tevrat gibi sıl ve sahih bir nüshası yoktur. Bugün Hıristiyanların elinde bulunan “Ahd-i Cedid”ler Hz. İsa’ya Allah tarafından gönderilen İncil değildir.Hz. İsa’dan çok sonra değişik kimselerce yazılmış kitaplardır. Halen kabul ettikleri dört ayrı İncil nüshası birbirini tutmamakta, birinde bulunan bahisler diğerinde yer almamaktadır. Luka, Matta, Yuhanna ve Markos isimli şahısların yazdığı İncil vardır. Bu İnciller Milattan sonra 325 yılında İznik’te toplanan bir ruhani meclis tarafından seçilen İncillerdir. Diğer inciller yakılarak yok edilmiş sadece bu dört tanesi bırakılmıştır.

Kuran-ı Kerim; Kuran-ı kerim Allah’tan Peygamberimize indirildiği gibi korunmuş ve ondan da bize tevatür yoluyla gelmiştir. Bugün insanoğlunun elinde mevcut yegane semavi kitap Kuran-ı Kerim’dir ve kıyamete kadar da değişikliğe uğramadan devam edecektir. Biz müslümanlar Zebur, Tevrat ve İncil’in Allah tarafından indirildiğine iman ederiz ancak bugün elde bulunan kitapların bu haliyle birer kutsal kitap olduklarını kabul etmiyoruz. Çünkü bunlar zarar görmüş veya tahrif edilmişlerdir. Kuran-ı Kerim nazil olduğu andan itibaren itinayla ezberlenmiş, kayıt altına alınarak Peygamberimiz tarafından Allah emirleri doğrultusunda sıralanmış, kendisinin vefatından hemen sonra derlenmiş, tek elden çoğaltılarak bugüne kadar değişmeden muhafaza edilebilmiştir. İncil ve Tevrat birer kavme gelmişken Kur’n tüm insanlığa ve sonsuz kadar son kitap olarak gelmiştir.

Kuran-ı Kerim’in Özellikleri;

1. Kur’an, Peygamberimize vahyedilmiştir. (Kuran-ı Kerim, Allah tarafından Peygamberimize Arapça lisanı le indirilmiş bir kitaptır.Allah kelamıdır.)

2. Tevatür yoluyla nakledilmiştir. (Tevatür “yalan üzerine birleşmeleri sayıca mümkün olmayan bir topluluğun bir bilgiyi aktarması” demektir.)

3. Kur’an, mushaf halinde yazılmıştır.(Kur’an sure sure, ayet ayet nazil olmuştur. İnen ayetler ezberlenmiş ve yazılmıştır. Yazılanlar daha sonra birleştirilerek mushaf haline getirilmiştir.)

4. Kur’an’ın manası gibi lafzı da ilahidir.(Kur’an her yönüyle mucizedir. Allah sözüdür. İlahidir. Bu itibarla hiç kimsenin onun benzerini ortaya koyması mümkün değildir. )

KİTAPLARA İMAN ETMENİN MAHİYETİ

Yüce Allah elçileriyle bize çok özel bir lütufta bulunmuş, kitaplarını göndermiştir. Bizzat kelamını gönderip bizi muhatap kılmıştır. İnsanlar okuyunca doğrudan O’nun sözlerini bulmuş, bu sözler kalplere işlemiş, dünyayı aydınlatmış, doğru yolu göstermiştir. Kitaplar yeryüzüne güneş gibi doğmuş, çiçekler nasibini almış, alamayanlar çürüyüp gitmiştir. Kitaplar imana iman katarken, inkârcıların nefret ve azgınlığını artırmıştır.

Bir kısmı sayfalar halinde idi. Bunlara “suhuf yani sayfaların çoğulu” denilirdi. Kitaplara gelince dört tanedir. Hepsi birbirini doğrular. Musa (as)’a Tevrat, Davud (as)’a Zebur, İsa(AS)’a İncil ve Muhammed(sav)’e Kur’an-ı Kerim.

Kitaplar ve peygamberler aynı zincirin halkalarıdır. Kitapların hepsi aynı şeyi söyler. Değişen sadece zaman ve mekândır. Bu farklılık şeriat ve kitaplardaki farklılıkları doğurur. Allah’ın sözünde değişme yoktur bu nedenle inanç ve iman ekseninde birinin diğerinden farkı yoktur. Kur’an dışındakilerin hiçbiri bugün orijinal halinde değildir. Bunu hem Kur’an’dan hem de o kitapların metinlerindeki farklardan anlıyoruz.

KİTAB-I MUKADDES; Tevrat, Zebur ve İncil “Kitab-ı Mukaddes” dıyla anılan bir külliyat içinde kutsal sayılan başka metinlerle birlikte yer alır. Kitab-ı Mukaddes ise; Eski Ahid (Ahd-i Atik) ve Yeni Ahid (Ahd-i Cedid) olmak üzere ikiye ayrılır.

Tevrat ve Zebur eski ahidde yer alırken Hz. İsa’nın hayatını anlatan dört ayrı kitap ta dört İncil olarak yeni ahid içinde yer alır. Hristiyanlar eski ve yeni ahidi birlikte bütün Kitab-ı Mukaddes’i tanrı sözü kabul eder, Yahudiler ise sadece eski ahidi kabul eder, yeni ahide inanmazlar.

Her iki ahidde yer alan metinlerin ortak özelliği, yüzyıllarca sözlü nakledildikten sonra yazılmış olmasıdır. Dahası başkalarınca kaleme alınmasıdır. Yahudi ve Hristiyanlar Tevrat ve Zebur’un Tanrı tarafından gönderilen ile aynı olduğunu iddia ederler. İncil’e gelince Hristiyanlar semavi bir kitap değil, tanrılık yakıştırdıkları Hz. İsa’nın sözleri olarak bakarlar ki bugün İncil diye okudukları havarilerin hatıraları niteliğindedir.

Bilinen dört İncilin yanı sıra bir de Barnabas İncili vardır. Ancak o Hristiyanlığın teslis inancını değil, İslam’ın tevhid inancını ders verdiği ve ahirzaman peygamberine ait çok açık mucizeler verdiği için Hristiyanlarca kabul edilmez.

İncil’den sonra insanlık vahşet ve cehaletin en karanlıklarına dalmış, ilahi buyruklar unutulmuş ve göklerle yerin ve içindekilerin neler anlattıkları bilinmez olmuştur. Mazlumun sesini işiten kalmamıştı. Bu esnada bir nur indi yere. Bütün alemler o nur ile aydınlandı. “Oku!” dedi Rabbimiz, insan okudu. Okudukça sisler dağıldı, perdeler kalktı, yer gök gülümsedi. Okuyan çoğaldı yeryüzünü kapladı. Hz. Peygamber’in vefatında yüz bin dil onu okuyordu. Bugün milyarlar O’nu okuyor. Herhangi bir anda milyonlarca kişi O’nu okuyor, yüzlerce hatim indiriliyor, her saniye bir ezan sesi yükseliyor semaya. Samanyolu geçtiği her noktada saniyede 150 kilometre hız ile Kur’an sedaları bırakarak ilerliyor.

Kur’an’ın indiği bu koyu karanlıktaki nesil, daha dünyadan silinmeden, ilimde, ahlakta, fazilet, adalet ve hürriyette dünyaya örnek hale geldi. Bu mucize değil de neydi?

KUR’AN MUCİZELERİ;

*Kur’an sayesinde bir nesil karanlıktayken çok geçmeden aydınlığa çıkmıştır.

*Peygamberi başlı başına mucizedir.

*Tek harfinin değişmeden bugüne kadar gelmesi mucizedir.

*İnsan ve toplum üzerindeki etkisi mucizedir.

*Yüzyıllardır milyarlarca kişinin okuması mucizedir.

*O kadar çok ve sık okunduğu halde sıkmaması mucizedir.

*Her okunuşta veya âlimlerce her gün yeni bir manasının keşfedilmesi mucizedir.

Bu mucizede Fatiha suresi başlı başına dünyaya meydan okur. Bir insan ortalama 60 yıllık ömründe sadece namazlarda 800.000 kez tekrarlar. Allah kelamından başka hangi kitabın hangi bölümü böyledir?

*Gürültüye dayanamayan hastalar ölüm döşeğindekiler O’nunla huzur bulur,

*Sultanlar adaleti O’ndan öğrenir,

*Hak dostları Allah’ın muhabbetine giden yolu onda bulur,

*Liderler fazilet dersini O’ndan alır,

*Alimler O’ndan ilim öğrenir,

*Hastalar maddi/manevi şifayı O’nda bulur,

*Ölü kalpler O’nunla dirilir,

*Teselli arayan gönüller müjdeyi O’nda bulur,

*Herkes hem de eşit şekilde (Hükümdarla köle aynı anda aynı safta) alır dersini, aynı anda okur. Kimse mahrum kalmaz herkes okur, öğrenir.

*Üzerine milyonlarca kitap yazılması da bir mucizedir.

Kur’an tek seferde değil 23 senede peyderpey indirildi. Bu bir öğretim ve eğitim süreciydi. Bu sürecin bir tarafında Alemlerin Rabbi, diğer tarafında O’nun emirlerine gönülden bağlı insanlar vardı. İnsanlar O’nu okumayı, yaşamayı ve korumayı gaye bildi.

Kur’an önce doğru bir imanın esaslarını sapasağlam yerleştirdi. Eski kitapları tasdik etti, onların insanlarca yapılan tahriflerini, yanlışlarını düzeltti. Allah’ın tek ve ortaksız olduğunu anlattı. Allah’ın noksan sıfatlardan, acz’den uzak ve Yüce olduğunu, benzeri olmadığını anlattı.

Kur’an güzel ahlak esaslarını da birer birer yerleştirdi. Kötü huy ve gelenekleri söküp attı. Kısa öğütlerle kıssalarla güncel olaylara inen ayetlerle nazariden (teoriden) çıkıp fiiliyata geçiyor, gönüllü insanlarla dünyaya meydan okuyacak güç halini alıyordu.

Kur’an kavme değil tüm insanlığa, hem de kıyamete kadar yaşayacak insanlığa hitap etti. Daha Kur’an’ın indirilişi tamamlanmadan binlerce insan topluca Müslüman oldu. Ayetlerin yerini Hz. Peygamberimiz (s.a.v) tek tek kendisi gösterdi. Sahabilere Kur’an’ı öğretirken de aynı metin, aynı kelimelerle fakat farklı okunuşlarda (kıraat) öğretti. Bu kıraatler 10 farklı şekilde bize kadar ulaştı.

Ayet ve sureleri arasında çelişki olmaması da Kur’an’ın bir diğer mucizesiydi.

Kur’an on dört asır sonra harfi değişmeden, milyarlarca dile ulaşıyor, yaşanılan asır için yazılmış gibi hep canlı kalıyor. Her gün bir manası anlaşılıyor. Bu manada Kur’an her gün insanlığa inmeye devam ediyor. Her şey yıpranıp eskirken o hep taze kalıyor.

Kur’an eşsizdir. Okumanın bir yöntemi vardır. Roman gibi okunmaz. Açıklama tarzı ve üslubu kendisine hastır, uzmanlık ister. Kur’an’ı okumak ve anlamak her mümine farzdır. Bu anlamda en az bir kere anlayabileceği dilde okumak gerekir. Hele namazda ettiğimiz duaların ve sarf ettiğimiz sözlerin mutlaka kendi dilimiz ile manasını en açık şekilde bilmek durumundayız.

Hadisler ihmal edilirse Kur’an anlaşılması güçleşir. Çünkü Hz. Peygamber Kur’an’ı hem yaşamış, hem anlatmıştır.

Bu dinin bizlere ulaşmasında ve Kur’an’ın anlaşılmasında sahabenin özel yeri vardır. Allah hepsinden razı olsun. Onlar kaderleri gereği, Hz. Peygamber ile yaşamış, Kur’an’ın inişine tanık olmuş, Hz. Peygamberden yansıyan her şey onlarca topluma intikal ettirilmiştir. Kur’an’ın korunması da bize sağlam ulaşması da onların duyarlılıkları sayesindedir. Peygamberimiz bir hadisinde onları “insanların en hayırlısı” olarak tanımlamıştır. Doğruluk, titizlik ve sarsılmaz imanları, Allah korkuları, ayetlere tanık olmaları, dinlerini ilk ağızdan öğrenmeleri dikkate alınırsa tefsirde de onların sözü ağır basacaktır.

Sahabelerin bile yorumları, Hz. Peygamberin hadisleri yanında bir anlam ifade etmez. Sahabelerden sonra heves ve ciddiyetle görev Kur’an öğrenen nesle geçmiş, temayüz edenler tefsir ilimlerinin temelini atmış, bu tefsirler Kur’an’dan nice anlamlar çıkarmış, aldıkları mirası sonraki nesle zenginleştirerek taşımışlardır. Allah’ın kitabını en mukaddes sayan ümmetin geçmiş ümmetlerden farkı buradadır.

Uzman olmayanların da elbet Kur’an’dan nasibi olacaktır. Öğrenmek, öğüt alıp ders çıkarmak, Kur’an’a yönelmek, edepli olmak gibi. Ama formasyondan uzak yorum ve hüküm yapmanın, manayı değiştirebileceği ve Kur’an’a zarar verebileceği unutulmamalıdır.

(Ey Muhammed!) Bu Kur’an, ayetlerini iyiden iyiye düşünsünler, aklı olanlar ibret alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. (Sa’d 38/29)

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur'an

Kur’an terminolojisi

Kur’an terminolojisi denildiğinde anlaşılması gereken yaratılışın zıt iki kutbuna ve insanların bu ikisi arasındaki tercihlerine ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir