Anasayfa / İMAN ESASLARI / Ahirete iman / KIYAMET VE ÖTESİ
imanilmihali.com
kıyamet

KIYAMET VE ÖTESİ

KIYAMET VE ÖTESİ

“Kıyamet mutlaka gelecektir. Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, neredeyse onu gizliyorum.” (Taha 20/15)

KIYAMET; DİRİLİŞ, HESAP VE MİZAN, SIRAT VE ÖTESİ

Herkes bir gün ölecektir. Her can ölümü tadacak ve geldiği toprağa geri dönecektir. Bereberde götürülecek şey ne para pul ne de mal ve evlatlardır. Götürülecek tek şey tevhid ve imanımızdır.

Bütün canlıların ölmesi gibi dünyada bir gün ölecek, yeryüzündeki sınav yani hayat sona erecektir. İnsanlar yeryüzünde iyiliğin de kötülüğün de yolu gösterilmiş olarak, özgür iradeleri ile yapacakları seçimlerle yaşar. Tüm yapılanlar kaydedilir, şahitlerce gözlemlenir. En sır dediğimiz şeye toprak, hava, su, tenimiz, gözümüz, melekler ve Yüce Allah şahittir. Gün gelir burada çekilen filmler bir başka âlemde gösterime girer. O zaman herkes kimin ne yaptığını açıkça görmüş olur. Görmekle kalmaz şahit olur.

O gün ne zamandır bilinmez lakin kıyamet muhakkaktır. Herkesin işlediğinin karşılığını göreceği, dünya tarlasına diktiğinin hasatını alacağı ahirete uzanan ilk adım olan Kıyametin vaktini Allah’tan başka bilen yoktur. Mü’minden beklenen şey imanını tehdit eden tehlikeler karşısında daima uyanık bulunmak ve her an Rabbinin huzuruna çıkarak hesap vermeye hazır bir durumda imanlı, ibadetli ve ahlaklı olmaktır.

Sûr’a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur. (Hakka 69/13-15)

Yazılı kâğıt tomarlarının dürülmesi gibi göğü düreceğimiz günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, -üzerimize aldığımız bir vaad olarak- onu yine yapacağız. Biz bunu muhakkak yapacağız.(Enbiya 21/104)

Göğün, erimiş maden gibi ve dağların atılmış renkli yün gibi olacağı günü hatırla.(Mearic 70/8,9)

Yerin ve dağların sarsılacağı ve dağların akıp giden kum yığını olacağı günü (kıyameti) hatırla. (Müzzemmil 73/14)

Güneş, dürüldüğü zaman, Yıldızlar, bulanıp söndüğü zaman, Dağlar, yürütüldüğü zaman, Gebe develer salıverildiği zaman, Yaban hayatı yaşayan (irili ufaklı) tüm canlılar toplandığı zaman, Denizler kaynatıldığı zaman, Ruhlar (bedenlerle) eşleştirildiği zaman, Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman, Amel defterleri açıldığı zaman, Gökyüzü (yerinden) sıyrılıp koparıldığı zaman, Cehennem alevlendirildiği zaman, Cennet yaklaştırıldığı zaman, herkes önceden hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir. (Tekvir 81/1-14)

Gök yarıldığı zaman, Yıldızlar saçıldığı zaman, Denizler kaynayıp fışkırtıldığı zaman, Kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman, Herkes yaptığı ve yapmadığı şeyleri bilecek. (İnfitar 82/1-5)

Yeryüzü kendine has bir sarsıntıya uğratıldığı, içindekileri dışarıya çıkarıp attığı ve insan, “Ona ne oluyor?” dediği zaman, İşte o gün, yer, kendi haberlerini anlatır. Çünkü Rabbin ona (öyle) vahyetmiştir.(Zilzal 99/1-5)

O gün insanlar, her biri bir tarafa uçuşan küçük kelebekler gibi olacaktır. Dağlar da atılmış renkli yünler gibi olacaktır.(Karia 101/4,5)

Hâl böyle iken inkâr ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek olan bir günden (kıyametten) nasıl korunursunuz? O günle gök (bile) yarılır, Allah’ın va’di gerçekleşir. (Müzzemmil 73/17,18)

Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirmekte olduğu çocuğundan geçer ve her hamile kadın da karnındaki çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş görürsün; hâlbuki onlar sarhoş değillerdir. Ne var ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir. (Hac 22/1,2)

Yeryüzünde Allah, Allah diyen hiç kimsenin başında kıyamet kopmaz. (Hadis:Müslim, iman, 234)

Kıyametin kopmasından önce Yüce Allah bir rüzgar gönderecek ve kalbinde zerre kadar bile olsa imanı bulunan kim varsa hepsinin ruhunu o rüzgarla alacaktır. (Hadis: Müslim, Fiten, 116)

Kıyameti yaşayacak olanlar cahiliye halkından da beter olan, insanların en kötüleridir. (Hadis: Müslim, imare, 176)

Şüphesiz onlar o azabı uzak görüyorlar. Biz ise onu yakın görüyoruz. (Mearic 70/6,7)

Kıyametten ne kadar zaman sonra bilinmez diriliş ve hesap günü yaşanacaktır. Gelmiş geçmiş, ölen, yaşayan herkes yeni bir alemde gözlerini açacak ve hesap verecek, dünyada işledikleriyle değerlendirilecektir. Bu dünyada yenen kul ve kamu hakları hesabı verilecek en zor şeylerdir. Çünkü Yüce Allah’ın rahmet ve merhameti herşeyi ve heryeri kuşatmıştır. Fakat Allah affetse bile hakkı yenen kişi affetmedikçe zulmeden hakkı iade etmek zorunda kalacaktır.

Bir karınca veya sineğin bile hakkı ciddiyetle ele alınacak ve sevaplar ve günahlar iki taraf arasında zulmeden aleyhine yer değiştirecektir. Hakkı yenen bir kişi ise belki hesaplaşmak kolay olacaktır ancak hakkı yenen bir topluluk veya bir millet ise o takdirde adeten helalleşmek mümkün olamayacak ve bu kadar çok sayıda kula hakkı teslim edilince zulmedende sevap kalmayacaktır. Kalmadığı zaman da o mazlumların her birinden günahları alacak cebine koyacaktır.

Hayvanlara, tabiata, mahlûkata, bitkilere yapılan zulüm ve haksızlıklar da aynı şekilde mahkeme edilecektir. Hayvanlar bile (Boynuzlular boynuzsuzlarla vb.) kendi arasında helalleşecektir.

Kainatın varlıkları hesap zamanı insandan şikayetçi veya duacı olacaktır. İman, ibadet eden ve ahlak üzere olanlara varlıklar bağışlanmaları için dua edecek, en azından şikayetçi olmayacak fakat imanı olmayandan, ibadet etmeyenden, Allah’a kulluk görevini aksatandan şikayetçi olacaktır. Çünkü bu varlıklar (Güneş, ay, rüzgar, bulutlar, vb.) kendilerine Yüce Allah tarafından verilen itaat emrine ve göreve sadakatle bağlıyken, insanoğlu çok az şeyle mükellef olduğu halde görevini yapmadığından dolayı itiraz edecektir. Bu nedenle hiç olmazsa farz olan ibadetlerin yerine getirilmesi ahiret hayatının vazgeçilmez kurtuluş yollarındandır.

(Ey Muhammed!) Çağırıcının yakın bir yerden sesleneceği gün, (o sese) kulak ver. O gün insanlar hakka çağıran o korkunç sesi işiteceklerdir. İşte bu, (kabirlerden) çıkış günüdür. Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Dönüş de ancak bizedir. O gün yer, onların üzerinden süratle yarılıp açılır. Bu, (hesap için) bir toplamadır, bize göre kolaydır. (Kaf 50/41-44)

Sûr’a üfürüldüğü zaman var ya; işte o gün çetin bir gündür. Kâfirler için hiç kolay değildir.(Müddessir 74/8-10)

“Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun, o gün mü’min için öyle hafifletilir ki, nihayet, dünyada iken kıldığı bir farz namazdan daha hafif gelir.” (Hadis; Müsned, 3:75)

Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiğimiz dünyalık nimetleri de arkanızda bıraktınız. Hani hakkınızda Allah’ın ortakları olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz? Artık aranızdaki bağlar tamamen kopmuş ve (Allah’ın ortağı olduklarını) iddia ettikleriniz, sizi yüzüstü bırakıp kaybolmuşlardır. (En’am 6/94)

Dağları yürüteceğimiz ve senin yeryüzünü çırılçıplak göreceğin günü bir hatırla. Biz onları mahşerde toplarız da içlerinden hiçbirini bırakmayız. Hepsi saf saf Rabbinin huzuruna çıkarılırlar. Onlara, “Andolsun, sizi ilk önce yarattığımız gibi bize geldiniz. Oysa siz, sizin için hesaba çekileceğiniz bir zaman belirlemediğimizi sanmıştınız” denir. (Kehf 18/47,48)

O gün her ümmeti diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır. (Onlara şöyle denilir:) “Bugün (yalnızca) yaptıklarınızın karşılığı verilecektir.” İşte kitabımız, size karşı gerçeği söylüyor. Çünkü biz yapmakta olduklarınızı kaydediyorduk. (Casiye 45/28,29)

Her ümmetten bir şahit çıkarırız ve (kâfirlere), “Kesin delilinizi getirin” deriz. Onlar da gerçeğin Allah’a ait olduğunu bilirler ve (Allah’a ortak diye) uydurdukları şeyler kendilerini yüzüstü bırakıp kaybolup gitmişlerdir. (Kasas 28/75)

Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir. (Zilzal 99/7,8)

Amel defterleri açıldığı zaman, Gökyüzü (yerinden) sıyrılıp koparıldığı zaman, Cehennem alevlendirildiği zaman, Cennet yaklaştırıldığı zaman, Herkes önceden hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir. (Tekvir 81/10-14)

O gün (hesap için Allah’a) arz olunursunuz. Hiçbir sırrınız gizli kalmaz. İşte o vakit, kitabı kendisine sağından verilen kimse der ki: “Gelin, kitabımı okuyun! Çünkü ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum.” Artık o, hoşnut bir hayat içindedir. Yüksek bir cennettedir. Onun meyveleri sarkar (kolaylıkla devşirilebilir). (Onlara şöyle denir:) “Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık, afiyetle yiyin, için.” Kitabı kendisine sol tarafından verilen ise şöyle der: “Keşke kitabım bana verilmeseydi. Hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim. Keşke ölüm her şeyi bitirseydi. Malım bana hiçbir yarar sağlamadı. Saltanatım da yok olup gitti.” (Allah, şöyle der:) “Onu yakalayıp bağlayın. Sonra onu cehenneme atın. Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu. Çünkü o, azamet sahibi Allah’a iman etmiyordu. Yoksulu doyurmağa teşvik etmiyordu.” (Hakka 69/18-34)

Ey insan! Şüphesiz, sen Rabbine (kavuşuncaya kadar) didinip duracak ve sonunda didinmenin karşılığına kavuşacaksın. Kime kitabı sağından verilirse, Hesabı çok kolay bir şekilde görülecek, Sevinçli olarak ailesine dönecektir. Fakat kime kitabı arkasından verilirse, “Helâk!” diye bağıracak ve alevli ateşe girecektir. Çünkü o, (dünyada iken) ailesi içinde sevinçli idi. Çünkü o hiçbir zaman Rabbine dönmeyeceğini sanırdı. Hayır! Sandığı gibi değil! Şüphesiz Rabbi onu görüyordu. (İnşikak 84/6-15)

“Sizin herbirinizle, kıyamet gününde Rabbi tercümansız bir şekilde konuşacak. O zaman kişi sağına bakar, evvelce yapmış olduğu işlerden başka bir şey görmez. Soluna bakar, evvelce yapmış olduğu işlerden başka bir şey görmez. Sonra önüne bakar, karşısında ateşi görür. Bu sebepten, yüzünü ateşin sıcaklığından korumak için yarım hurma olsun bağışlamaya gücü yeten varsa bunu yapsın.” (Hadis: Müslim, Zekat, 66-69, Tırmizi, kıyamet,1)

Hesaplar ve teraziler kurulduğunda bu hayatta Allah huzurunda hesap vermekten korkan ve bu hayatını buna göre düzenleyen kimse için Allah’ın huzuruna çıkmak demek sevinçlerin en büyüğünü yaşamak demektir. Çünkü o gün imanlı kimse için Allah’ın vaadettiği lütuflara kavuşma günüdür. Kul dünyada büyük günahlardan sakınmış se defterini eline aldığında inşallah küçük günahlarının da silindiğini görecektir.

Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız. (Nisa 4/31)

Bu hayatta; Yüce Allah tövbe kapılarını sonuna kadar açmış ve kullarını tövbe etmeye davet etmiştir. Bu nedenle huzurda utanmamak, sıkılmamak ve cezalandırılmamak, küçük günahlardan arınmak için daha nefes alıyorken tövbe etmek, kötülükleri iyiliklerle örtmek mümine yakışandır.

Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: “Selâm olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Enam 6/54)

De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”(Zümer 39/53)

Ey iman edenler! Allah’a içtenlikle tövbe edin. Umulur ki, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların nurları önlerinden ve sağlarından aydınlatır, gider. “Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü senin her şeye hakkıyla gücün yeter” derler. (Tahrim 66/8)

(Ey Muhammed!) Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.(Hud 11/114)

İyilikler kötülükleri giderir. (Hadis: Müslim, taharet, 7,14)

Kime kitabı sağından verilirse, hesabı çok kolay bir şekilde görülecek, (İnşikak 84/7,8)

Ümmetimden müflis olan kişi o kimsedir ki, kıyamet gününde namaz, oruç ve zekat sevabıyla Allah’ın huzuruna gelir. Fakat şuna sövmüş, buna iftira etmiş, onun malını yemiş, ötekinin kanına girmiş, berikini dövmüştür. Böylelikle, sevaplarından bir kısmı şuna, bir kısmı buna verile verile, daha hesabı görülmeden sevapları bitecek olursa, bu defa onların günahlarından bir kısmı alınır ve kendisine yüklenir. Sonra da o kişi cehenneme atılır. (Hadis: Tırmizi, kıymet, 2)

İşte o gün, yer, kendi haberlerini anlatır. (Zilzal 99/4)

Peygamberimiz bu ayetin açıklamasına istinaden buyuruyor ki; Yeryüzünün haberleri, üzerinde her bir adamın ve her bir kadının ne yapmış olduğuna şahitlik etmesidir. ‘O filan gün şunu, şunu yaptı der.’ İşte bu onun haberidir. (Hadis: Tırmizi, tefsir, 99)

O gün biz onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları da kazandıklarına şahitlik eder.(Yasin 36/65) Allah’ın düşmanlarının, toplanıp yığın yığın cehenneme sevk edilecekleri günü hatırla! Nihayet cehenneme vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri, yapmış oldukları işler hakkında, kendileri aleyhine şahitlik ederler. Derilerine, “Niçin aleyhimize şâhitlik ettiniz?” derler. Derileri de der ki; “Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştı ve yine yalnızca O’na döndürülüyorsunuz. Siz (günahları işlerken) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şâhitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Lâkin yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz.”(Fussilet 41/19-22)

Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.(Enbiya 21/47)

Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir. (Zilzal 99/7,8)

(Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir. Sonra Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız. (Meryem 19/71,72)

Kıyameti gördükleri gün onlar, sanki dünyada ancak bir akşam yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış gibidirler.(Naziat 79/46)

Mahşer, toplanma, defterleri alma, hesap ve tartı derken sonunda sıra herkesin geçmek zorunda olduğu meşhur köprüye gelir. Cehennemin üzerinde sırat kurulur. Oradan ilk olarak geçecek ben ve ümmetimdir. O gün orada peygamberlerden başka hiç kimse ağzını açamaz. Onların sözü de; ‘Allah’ım esenlik ver, Allah’ım esenlik ver’ demekten ibarettir.

Cehennemde de diken gibi kancalar vardır, ancak ne kadar büyük olduklrını Allah’tan başkası bilemez. Bu dikenler kötü işleri yüzünden insanları kapıverirler. Kimi insanlar işledikleri kötülükler yüzünden kancalara yakalanırlar, kimileri de zorlukla kurtulmak suretiyle cezalandırılırlar. (Hadis: Buhari, Rıkak, 52, Müslim, İman, 299,302)

Sırat üzerinde düzgün bir şekilde durulamayan kaygan bir yoldur. Kimi mü’minler gözün bir bakışı kadar kolay bir şekilde Sırat’ı geride bırakmış olacak, kimi şimşek hızıyla oradan geçecek, kimi rüzgar gibi uçup geçecek, kimi de at ve deve süratiyle Sırat’ı geçecektir. (Hadis: Müslim, iman, 302)

Sırat üzerinde müminlerin parolası; “Esenlik ver, Rabbim, esenlik ver!”dir. (Hadis: Tırmizi, kıyamet, 9)

Kıyamet gününün tüm aşamaları tamamlanınca haklarında hüküm verilenler dört gruba ayrılır.

1. Doğrudan cennete girecekler

2. Doğrudan cehenneme girecekler

3. Bir süre cehennemde kalacak olanlar

4. A’raftakiler.

Hesaplar görüldükten sonra herkesin yerlerine sevk edilişi ise ahiretin en büyük en muhteşem tablosudur.

Sûr’a üflenir ve Allah’ın dilediği kimseler dışında göklerdeki herkes ve yerdeki herkes ölür. Sonra ona bir daha üflenir, bir de bakarsın onlar kalkmış bekliyorlar. Yeryüzü, Rabbinin nuruyla aydınlanır. Kitap (amel defterleri) ortaya konur. Peygamberler ve şahitler getirilir ve haksızlığa uğratılmaksızın aralarında adaletle hüküm verilir. Herkese yaptığının karşılığı tam olarak verilir. Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir. İnkâr edenler grup grup cehenneme sevk edilirler. Cehenneme vardıklarında oranın kapıları açılır ve cehennem bekçileri onlara şöyle derler: “Size içinizden, Rabbinizin âyetlerini size okuyan ve bu gününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” Onlar da, “Evet geldi” derler. Fakat inkârcılar hakkında azap sözü gerçekleşmiştir. Onlara şöyle denir: “İçinde ebedî kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların kalacağı yer ne kötüdür!” Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da grup grup cennete sevk edilirler. Cennete vardıklarında oranın kapıları açılır ve cennet bekçileri onlara şöyle der: “Size selâm olsun! Tertemiz oldunuz. Haydi ebedî kalmak üzere buraya girin.” Onlar şöyle derler: “Hamd, bize olan vaadini gerçekleştiren ve bizi cennetten dilediğimiz yere konmak üzere bu yurda varis kılan Allah’a mahsustur. Salih amel işleyenlerin mükâfatı ne güzelmiş!” Melekleri de, Rablerini hamd ile tesbih edip yücelterek Arş’ın etrafını kuşatmış hâlde görürsün. Artık kulların arasında adaletle hüküm verilmiş ve “Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” denilmiştir.(Zümer 39/68-75)

Cennet ehli cennete geldiğinde meleklerin hoşgeldinleriyle karşılanır. Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır…(Tevbe 9/111)

Bu sonuç da Adn cennetleridir. Atalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanlarla beraber oraya girerler. Melekler de her bir kapıdan yanlarına girerler (ve şöyle derler): “Sabretmenize karşılık selâm sizlere. Dünya yurdunun sonucu (olan cennet) ne güzeldir!” (Rad 13/23,24)

Bir nida edici cennete girenlere şöyle seslenir; Artık sonsuz bir hayatınız var, asla ölmeyeceksiniz. Hep sağlıklı olacaksınız, artık hastalanmayacaksınız. Sonsuz bir gençliğiniz var, asla yaşlanmayacaksınız. Hep sefa süreceksiniz, asla üzülmeyeceksiniz. (Hadis: Müslim, Cennet,22)

Onlar için yaptıkları güzel işllerin karşılığında göz aydınlığı olacak ne ödüller saklandığını kimse bilemez. (Secde 32/17)

Ben iyi kullarıma öyle nimetler hazırladım ki, ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne de kimsenin hatırına gelmiştir. (Hadis: Buhari, tefsir, 32,1)

Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır. (Tevbe 9/72)

De ki: “Size, onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır.” Allah, kullarını hakkıyla görendir. (Al-i İmran 3/15)

Rableri onlara, kendi katından bir rahmet, bir hoşnutluk ve kendilerine içinde tükenmez nimetler bulunan cennetler müjdelemektedir. (Tevbe 9/21)

Cennet ehli muazzam lütuf ve mutluluklarla karşılaşırken bir de sürprizle karşılaşır. Bu müjde Yüce Alla’ın cemalini görmektir.

Güzel iş yapanlara (karşılık olarak) daha güzeli ve bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de bir zillet. İşte onlar cennetliklerdir ve orada ebedî kalacaklardır.(Yunus 10/26)

Cennet ehli bu halde iken cehennem ehli sonsuz bir azap ve acı ile karşılaşır. Cennet ne kadar güzel ve akla gelmez ise, cehennemin azabı ve ateşide dünya mantığıyla anlaşılamayacak kadar büyüktür.

Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver. (Hicr 15/49,50)

Her kim iyi amel getirirse, ona ondan daha hayırlısı vardır. Onlar o gün korkudan emindirler. Kimler de kötü amel getirirse, yüzüstü ateşe atılırlar. (Onlara), “Ancak yaptıklarınızın karşılığını görüyorsunuz” (denir.)(Neml 27/89,90)

Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü varılacak yerdir orası! Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı korkunç uğultuyu işitirler. Neredeyse cehennem öfkeden çatlayacaktır! Oraya her bir topluluk atıldıkça oranın bekçileri onlara, “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?” diye sorarlar. Onlar da şöyle derler: “Evet, bize bir uyarıcı gelmişti. Fakat biz onu yalanlamış ve ‘Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz’ demiştik.” Yine şöyle derler: “Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateştekilerden olmazdık.” İşte böylece günahlarını itiraf ederler. Artık alevli ateştekiler Allah’ın rahmetinden uzak olsun! (Mülk 67/6-11)

Şüphesiz günahkârlar, (dünyada) iman edenlere gülüyorlardı. Mü’minler yanlarından geçtiğinde, birbirlerine kaş göz ederek onlarla alay ediyorlardı. Ailelerine dönerken zevk ve neşe içinde gülüşe gülüşe dönüyorlardı. Mü’minleri gördükleri vakit, “Hiç şüphe yok, şunlar sapık kimselerdir” diyorlardı. Hâlbuki onlar, mü’minlerin başına bekçi olarak gönderilmemişlerdi. İşte bugün de mü’minler kâfirlere gülerler. Koltuklar üzerinde (etrafı) seyrederler. Nasıl, kâfirler yapmakta olduklarının karşılığını buldular mı? (Mutaffifin 83/29-36)

Mü’minlerden de bir grup, (Allah’ın uygun gördüğü, tartısı hafif gelen, şefaat ile arınamayan, rahmete uğramayan) bir sürede olsa cehenneme girecektir. Bu grup inşallah bir süre sonra temizlenerek cennete alınacaktır. Ancak o ana kadar ki acıların yaşanmaması daha iyi değil midir? Öyleyse kısa süre için bile olsa bu acıdan kurtulmanın yolu bu hayatta imanı güçlendirmek, sağlam tutmak ve iman üzere ölmektir. O sonsuz acılardan kurtulmanın aslında çaresi bu kadar kolaydır.

Cennetlikler, cehennemlikler, geçici cehennemlikler dışında kalan son grup A’raftakilerdir. Bu grubun mahiyeti tam anlaşılmıyorsa da yaygın kanı sevap ve günahları eşit olanlar olduğudur. İnşallah onlar da bir süre sonra cennete girecektir.

İkisi (cennet ve cehennem) arasında bir sur, A’râf üzerinde de birtakım adamlar vardır. Cennet ve cehennemliklerin hepsini simalarından tanımaktadırlar. Cennetliklere, “Selâm olsun size!” diye seslenirler. Onlar henüz cennete girmemişlerdir, ama bunu ummaktadırlar. cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman, “Ey Rabbimiz! Bizi zalim toplumla beraber kılma” derler. A’râftakiler, simalarından tanıdıkları birtakım adamlara da seslenir ve şöyle derler: “Ne çokluğunuz, ne de taslamakta olduğunuz kibir size bir yarar sağladı!” “Sizin, ‘Allah bunları rahmete erdirmez’ diye yemin ettikleriniz şunlar mı?” (Sonra cennetliklere dönerek) “Haydi, girin cennete. Size korku yok. Siz üzülecek de değilsiniz” derler. (A’raf 7/46-49)

Kıyametten sonra Yüce Allah’ın hayvanlardan bir kısmını da, aralarında ve insanlarla helalleşmesini müteakip, cennetine alacağı hadislerde bildirilmiştir.

Herkesin nihai yerini almasından sonra ahirette sonsuz yaşam böylece başlamış olur. Oradaki hayat buradaki fani dünyadan çok daha güzel ve adaletlidir.

Özetle; bu dünyada iyilik ve kötülük yapma iradesine nasıl sahipsek, ahirette de iyi veya kötü akıbeti kendimiz belirleriz. Kimseye (maalesef hukuk hukuk deyip adaleti bir yana bırakan zalimlerin bu dünyada yaptığı gibi) haksızlık yapılmaz. Ahiret yurdu bu dünyada elimizle kazandıklarımızın karşılığıdır. Güzel ve iyi işlerimiz misliyle, kötülüklerimiz sadece kendisiyle karşılık bulur. Herşey ama herşey kayda alınır ve hesap günü zerre kadar haksızlık yapılmaz. Küçük ve büyük günahlarımıza, salih amellerimize, ibadetlerimize, ahlakımıza, bilumum işlediklerimize ait her şey tartılır ve sonsuz yaşamdaki yerimiz belli olur.

Tövbe kapısı hep açıktır. Yüce Allah en kâfir olanların bile tövbe etmesini istemektedir. Lakin mucizeler görüldükten sonra tövbe etmek te (Allah bilir) işe yaramayacaktır.

Şefaat etme yetkisi Yüce Rabbimizdedir. O veya müsaade buyurdukları dışında kimse şefaat edemez, kimse kimsenin günahını yüklenemez.

Kur’an’da yer alan binlerce misal ve kıssanın maksadı; göremediğimiz ahiret hayatına ve gayba ait iman etmek, Yüce Allah’ın varlığına, sonsuz gücüne şahitlik etmek, O’nun buyruklarına uygun ahlak ile yaşamak, farz olan ibadetleri aksatmamak, fazlasını yapabiliyorsak yapmak, Yüce Kur’an’dan ve Sevgili Peygamberimizin sünnetinden ayrılmamak, Allah’ın itaatkâr hizmetlileri meleklerine, kutsal kitaplarına, peygamberlerine inanmak, kader ve kazaya razı olmaktır.

Kaderim buymuş demek isyandır. Hayır ve şerri verenin Allah olduğunu bilmek, çoklukta şükretmek, azlıkta kanaat getirmek, ihtiyaç fazlasını muhtaçlarla paylaşmak, haram ve günahtan kaçınmak yapmamız gerekendir.

İman etmek; inanmayı, ibadet etmeyi, ahlaklı yaşamayı içeren dev bir bütündür. Bu muazzam binada bir kiremit noksan olursa o bina Allah korusun oturulamaz hale gelir.

Buna meydan vermemek için; hesap gününü beklemeden daha bu dünyada nefes alıyorken kendimizi hesaba çekmek doğru olandır.

KIYAMET VE ÖTESİ

Onlar, Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah’ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beşerî ve ahlâkî bütün ilişkileri) koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.(Bakara 2/27)

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kul ölünce ne olur

Kul ölünce ne olur

Kul ölünce ne olur ? Allah hayatı ve ölümü kimin daha iyi işler yapacağını görmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir