Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Korkak tavuklar cenneti
imanilmihali.com
Dinin ortak paydası imandır

Korkak tavuklar cenneti

Korkak tavuklar cenneti

Elhamdülillah hepimiz Müslümanız.

Cumaya gider, oruç tutar, kurban keser, nasipse hacca icabet eder, sadaka ve fitre verir, iyilik yapmaya gayret ederiz. Hepimiz böyleyiz ve toplumumuzun tamamına yakını da bu inanç ve istekle bir arada.

Karşımızdakini de aynı sevgi ve muhabbetle yoğrulmuş, onu da Müslüman ve herkesi din kardeşi sanıyoruz. Buraya kadar her şey güzel.

Ama ters giden bir şeyler var ki hem ülke ve hem de tüm İslam camiası kötü durumda.

O zaman hem kendimize hem karşımızdakilere bir şeyleri sormak zorundayız ki hatanın kaynağını bulabilelim.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki din, iman ve akaid anlamında bir şeyler yanlış ve eski moda olamaz çünkü tamamı Allah korumasındadır ve kıyamete kadar da böyle kalacaktır. O halde hata din de değil, dine tabi olanlardadır.

Dine tabi olup ta hata yapmak nasıl olur? Bilgisizlik, samimiyetsizlik, gaflet, delalet veya ihanetle. Peki bunları yapanlar yani dine ihanet edenler nasıl olur da bizlerce hala din kardeşi kabul edilir? Nasıl bunların sözüne itimad edilir? Sıkıntı buradadır.

Müslüman için düstur olan şudur; Allah dostlarını dost, Allah düşmanlarını düşman edinmek. Bunun ötesi, mazereti, yanından dolaşması yoktur. Kişi ya Allah yolundadır ya şeytan, ya tevhid eridir ya şirk, ya iman eder ya etmez. O halde kişileri ayırt etmek ve doğru tarafta olmak lazım gelir.

Din meselesi imanla başlayan, ibadet ve ahlakla devam eden, salih amelle süslenen bir güller bahçesidir. Bunların tamamı diğer sayılanlarla kol kola olmazsa şayet bir şeyler eksik kalır ve kişi istese de Müslüman olamaz.

Bu yolu aydınlatan başta Kur’an ve Hz. Peygamberimiz, daha sonra kalp atışlarımızdır.

Yolu çıkmaza, karanlıklara sokmak isteyen ise iblis ve soyudur.

Dinin yolu doğruca sırat-ı müstakime çıkar. Daha doğrusu din, bu sırat yolunun ta kendisidir.

Bu yolda usulünce ve tevazu ile yürüyüp te sadece Allah rızasına ermek isteyenler halis kullar ve kamil mü’minlerdir.

Müslüman ile mü’min arasındaki fark bu yolda yürümeye istekli olup ta, gereğini yapıp yapmamakla alakalıdır.

Şimdi baştaki konuya dönersek, etrafımızdaki birilerinin bir şeyleri eksik olmalıdır ki bizimle aslında aynı takımda değiller. Birileri bizim gibi görünüp bizler ile aynı noktaya bakmıyor olmalıdır ki iman kardeşliği sürekli yara bere içindedir. Ensar ve muhacir kardeşliğine imrenerek bakan İslam alemi bugün kardeş kavgalarına mağlup oluyorsa sebebi işte bu samimi olmayanlar yani bizden olmayanlardır.

Sözün hemen burasında şu asla akıldan çıkartılmamalıdır. Günah işleyen, hatta günahkâr olanlar dinden çıkmaz ve çıkartılamaz. Onların tövbe imkânı hep mevcut olduğundan ve cezasını da sadece Rabbimiz vereceğinden bize onları kafir ilan etmek yetkisi verilmemiştir.

Asıl sorulması gereken soru şudur? Dini bu hale getirenler günahkar kesim midir? Yoksa başkaları mı?

Günahkar kesimin alışkanlıklarına, yapıp söylediklerine inanmayan bir toplum iman yolunda doğaldır ki bunlardan da etkilenmeyecektir. Yani karşısındakinin yanlış yaptığını bilen hiç ona uyar mı? O halde dine asıl zarar verenler onlar değildir.

Peki kimdir o halde? Alimlerdir!

Alim, bu işin mektebini okumuş, kitap okumuş, mürekkeb yalamış, hidayet nasip olmuş, irfan öğrenmiş, terbiye edilmiş, kalbi temizlenmiş, merak salmış, araştırmış, kalem tutmuş, şahit olmuş, dinde ileri gelenler arasına girmiş, eser yazmış, kelam etmiş, fıkha yön vermiş herkestir.

Bu grubun diğer insanlar üzerindeki etkisi, günahkarların bıraktığı etkiden çok daha fazla olduğu noktasında herkes hem fikirdir. Yani dine muhabbet duyan herkes günahkarları elinin tersiyle iterken, bu alimlere kulak kesilir ve onları örnek alır.

O zaman alimler hakikati yansıtmak, değiştirmemek, doğru söylemek ve dürüst olmak mecburiyetindedir. Zaten çoğusu da öyledir. Tamamına yakını iyi niyetli ve tevazu ile dini, imanı tanıtmak gayretindeki bu insanlar toplumu

Allah yoluna sokmaya gayret edenlerdir.

Ama bazıları da vardır ki dillerinden dökülen, kalplerde filizlenmesi gerekenler değildir.

Bilerek veya bilmeyerek hata eden bu alimlerin gayesi iyilik bile olabilir. (Bu bahiste iblis ve nefsi konu dışında bıraktığımız için küfür ve şirk konusuna değinmiyoruz.) Lakin bazen aşırı sevgi ve yüceltme ile bile insan şirke batabilir ve onu oradan kurtaran da olmaz.

Hurafeler, örfler, alışkanlıklar, coğrafi gerekler dinden değil, kültürdendir. Dinin kendisi ve tamamı Kur’an’dadır.

Kur’an’ın unuttuğu, es geçtiği, bahsetmediği şeyler ayet değil en azından farz değildir.

Ayetleri kendi istikametinde yorumlama gayretinde olanların da akibeti hiç parlak değildir ve bunlar ayetleri değiştirip, başkaca manalar yükleyerek Kur’an’a ve Allah’ın dinine haksızlık ederek en büyük günahları işlerler.

Din birkaç temel üzerine kuruludur, basittir, kolaydır ama vebali yüksek olandır. Müslüman aileden, Müslüman olarak doğan herkes bu nimetin cevabını ahirette mutlaka verecektir. Nimetlerden sorulacak olan günde herkes başta imanının hesabını verecektir.

Dinin en temel taşı muhakkak imandır. Diğer herşey bunun gereği ve telaffuzudur. Hiçbir şey yapmadan katıksız bir saf imanla akibetiniz inşallah aydınlık olacaktır. Ama diğerlerinin tamamını, hergün, daima, defalarca yapsanız da iman kalbinize yerleşmediyse, siz bu güzellikleri iman adına, Allah uğruna yapmıyorsanız nafiledir. Bu güzellikler imansız olduğu sürece spordan, ahlaktan, iyi davranıştan öte gidemez.

Bu manada iman işte yukarıda bahsedilen kötü gidişatın ilk çaresi ve ilacıdır.

Toplumda Müslüman kesim çoğunluktadır lakin mü’min sayısı kaçtır?

Bu ikisi arasındaki farkı bilen kaç kişi vardır ve Allah’a rağmen sahtekar riyakarlara tabi olanlar imandan nasiplenmemiş olduğunun farkında mıdır?

Karşısındakine dair fikir üreten, onun din kardeşi olup olmadığına bakmak zorundadır. Çünkü hem Yüce Allah, hem

Peygamberimiz kafir ve müşriklerle, münafıklarla değil arkadaş olmayı aynı ortamda bulunmayı bile yasak etmiştir.

Dahası onlarla oturup kalkanın onlar gibi olacağı, onlara tabi hale geleceği de ayet ve hadislerde sıkça ifade edilmiştir.

Kafir, müşrik, münafık ve mürailerin tanımı, açıklaması tefsir ve fıkıh eserlerinde bolca varken, Müslüman hem kendisini düzeltmek hem de etrafındakileri ayırt etmek için bunları çok iyi bilmek zorundadır. Çünkü bilmemek mazeret değildir. En büyük nimet Kur’an gözler önündedir ve her Mü’min onu hatmetmek, anlamına temas etmek ve

Kur’an hilafına olan ne varsa hayatından def etmekle mükelleftir.

Yapmazsanız, korkar, üşenir, haram size tatlı gelir, o zalimler güruhunun gücünden istifade etmek adına Allah’tan değil onlardan beklerseniz de haliniz harap olur.

Müslüman kendisini sorgulamak, kendisini düzeltmek, uygun insanlarla beraber olmak mecburiyetindedir.

Ertelemek, üşenmek, vazgeçmek, korkmak, menfaat kaybı uğruna duymazlıktan gelmek mü’mine asla yakışmayandır.

Cennetlere sadece mü’minler girecektir.

Mü’min olabilmek bu yüzden gerektir, şarttır.

Müslüman olarak kalanlar ise belki bir süre sonra, belki şefaat ile cennetlere vasıl olabileceklerse de huzurda mizanda beklerken, şefaat dilenirken çekilecek acı ve ızdıraplar o kişiye yetecek ve artacaktır bile.

Mü’min ise Rabbimizin rızası, Kur’an’ın şefaati ile inşallah beklemeden cennetlere ulaşacaklardır.

O halde ve son kez herkes şu soruyu sormalıdır?

Dinde güzel başlığı altında olanları hayata egemen kılmaya kimler çalışıyor?

Dinde çirkin atfedilenler peşinde kimler koşuyor?

Bizlerin söz ve davranışlarına bakarak insanları sınıflandırma ve kendimizle arasındaki mesafeyi yeniden değerlendirme zamanı gelip geçmiyor mu?

Bizler bu tasnifi yapmakta daha ne kadar oyalanırsak korkarız bir gün tasnif yapmaya artık gerek kalmayacak ve herkes Yahudileşmiş olacak.

Müslüman şunu bağrından ve yüksek sesle söyleyebildiği kadar Müslümandır;

Müslüman çalmaz, kamu malına ve harama dokunmaz, zinada, haramda gözü olmaz, zulmetmez, adaletten şaşmaz, cana kast etmez, komşusunu rahatsız etmez, vergi kaçırmaz, ehliyetsizse işe talip olmaz, ehliyetsize iş vermez, hak yemez, şahitlik ederken Allah’tan korkar, kumardan, şeytan işi pisliklerden uzak durur…

Bunları diyebildiğimiz kadar Müslüman, diyemediğimiz kadar korkak tavuğuz.

Korkak tavuklar ise cennete gitse bile gideceği cennet TAVUK CENNETİDİR.

Korkak tavuklar cenneti

Bu yazıyı okudunuz mu?

Atatürk’ün Dini Yönü ve Din Eğitimine Bakışı

Atatürkçülüğün dini yönden analizi

Atatürkçülüğün dini yönden analizi İslam dini, ahiret yaşamı dahil kıyamete dek ve kıyamet sonrası tüm ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir