Anasayfa / İMAN ESASLARI / Ahirete iman / korkmakta haklısınız
imanilmihali.com
korkmakta haklısınız

korkmakta haklısınız

korkmakta haklısınız

Korku; bilinmeyenden, gücü yüksek olandan, görünmeyenden, zarar verilemeyecek ve etkisiz kılınamayacak olandan kaynaklanan, hak mahrumiyeti, bedenen zarar görme, menfaat yitirme, yapılanların karşılığını alma odaklı hissedilen, endişe, tasa, kaygı ve acı duygusudur.

Korku yaşanacak acıdan ve yitirilecek şeylerden çoğu zaman daha derin bir duygudur.

Korku zihnimizde cereyan eden bir beklenti ve endişedir.

Korku kalbimizin, vicdanımızın ve aklımızın çoğu zaman bilinçaltı kaygılarının dışa vurmasıdır.

Yaşam; korku ve kahkahalarla dolu, güven ve güvensizliğin bir arada bulunduğu bir ömür süresidir.

Korkuyu gerçekten yaşamak veya ondan kurtulmak mümkün olabilir. Bunun için yüzleşmek, doğrusunu öğrenmek, üzerine azimle gitmek ve hatayı düzeltmeyi istemek gerekir. Çünkü korku yapılan veya düşünülen bir fikir veya amelin bizde yarattığı etkinin dışa yansımasıdır ki çoğu zaman pişmanlık kaynaklıdır.

İnsan tüm varlıklar gibi korkar. Kimi zaman yersiz olsa da önemli olan korkulacak asıl ve doğru şeyi bulabilmektir.
Korkulacak birden fazla kaynak/kişi/varlık varsa en çok korkulacak olan en yakın, en gerçek, en büyük en hak ve en kudretli olandır.

Ölüm korkusu korkuların en büyüğüdür. Çünkü sonrası her insana farklı şeyler hissettirir. Ölüm hak olsa da insan doğarken yaşadığı sevinci ölürken anımsamaz. Ölümün adı soğuktur çünkü sonrası karanlık, meçhul ve hakikattir.

Ölüm sonrası, hak ve hakikat olması nedeniyle, aldatmacadan uzak, tam adaletli, zerre haksızlık yapılmayacak, aldatma-mazeret-yağcılığa müsaade edilmeyecek bir süreçtir.

İnsanın yaşarken haksızlıkla kazandığı yanına kar kalabilir, haram yediği fark edilmeyebilir, zulmetmesi birilerince affedilebilir. İnsan yaptığı onca kötülüğe rağmen ceza alıp ifşa olmadığı için iyi bir insan maskesiyle aramızda dolaşabilir.

Oysa hakikatte işin aslını bilen vardır. Teki kendisi ve diğeri muhakkak Allah’tır.

Suçların ve haksızlıkların tamamının bu dünyada cezalandırılması zaten mümkün değildir.

Çünkü Allah ‘insanların işlediklerinin cezasını hemen verseydik yeryüzünde debelenen canlı kalmazdı’ buyurarak bunu ifade etmiştir. Bu nedenle ilahi manada suç ve övgüler birleştirilerek muntazam bir şekilde tasnif edilir ve zerre hata yapılmadan saklanır.

Suçların hukuken de bu dünyada hemen ve tamamen cezalandırılması tekniken mümkün değildir. Çünkü hem kusursuz bir adalet yoktur hem kişi işlediği suçların cezasını çoğu zaman bir ömür süresine sığdıramaz ve tevbe mekanizması hukukta yer almaz. Dahası bazı düşünce ve ameller hukukta suç bile değildir. Yine hukukun ödüllendirme mekanizması da asla çalışmaz.

Sonuçta kişi yaptığı iyi ve pis işler beraberinde olmak üzere berzah alemine geçer ve kefen cebinde sadece iman veya imansızlığı olur.

Orada inanırız ki mazeret, bahane, yalan, yemin, tevbe, fitne, rüşvet, yağcılık olmayacaktır.

Orada inanırız ki zerre hata ve kayırma yapılmayacaktır.

Orada herkes her yaptığının zerre kadar bile olsa karşılığını mutlaka alacaktır.

Orada helalleşilecek, haklar iade edilecektir.

Orada ağızlar konuşamayacaktır.

Orada dünyadayken gizli kalan sırlar bir bir ortaya konacak ve hesap verilecektir.

Orada karanlık ve tehnalarda yaptıklarımız bile gün ışığı gibi defterimizde yazılı olarak önümüze konacaktır.

Orada ceza da mükafat ta şiddetli ve büyük olacaktır.

Ölüm sonrası bu yüzden korkunçtur ve bu hayatı fütursuzca yaşayanlar için ölümden korkulması gerçekten gerekir.
Mü’min Allah’a sığınan, küçük hata ve günahlar işlese de tevbe edip af dileyen, dua ile Rabbine sığınan, haramdan, haksızlıktan, adaletsizlikten, zulümden kaçınan, iyilik ve hayırlarda yarışmayı dileyen, paylaşan, eşitliğe ve esenliğe değer veren, ölüm sonrasında amellerinde samimi ise mükafat bekleyendir. Mü’min ölümden korkar ancak az korkar. Korkusu berzah alemine geçişte yaşayacağı belirsizlik ortamıdır. Yoksa korkusu elem dolu bir gelecek kaygısı değildir.

Zalim ve kafirin ise korkusu cehennem ateşidir ki onlar asla ölmek istemezler.

Müşrik ve münafıklar, mürai ve kâfirler, batıl dinlere saplanıp şirke bulaşanlar, yaşamı kirleten, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar elbet korkacak ve korkuları haklı çıkacaktır.

Korkuları onları bu dünyada ıslah edecek kadar büyükse belki düzelme umutları vardır ama onlar çoğu zaman o kadar kibirli ve güç tutkunudur ki korkularına bile bahane bulup iman etmeyi sürekli ertelerler.

Korkularının bile ıslah edemediği bu zalimler ecel anı gelince tutulur ve son nefeste iman etmeye yeltenirler. Firavun misali mucizeler göründükten, ecel geldikten, ölüm melekleri kapıya dayandıktan sonra edilen iman elbet kar etmeyecektir. Doğrusunu Allah bilir ancak onların ecelleri bile mü’minlerden farklı gerçekleşecektir.

Yaşam da da aslında bu fark yaşanır haldedir. Yani huzur, güven ve esenlik duygusu tartılabilir olsa mü’minlerde daha fazla, en zengin zalimlerde çok daha az tartılacaktır. Lakin bu mümkün olmadığından uzaktan bakanlar o zengin zalimleri mutlu ve huzurlu sanır. Oysa gerçek öyle değildir. Onlar gelecek endişelere gark olmuş haldedirler ve cehennemde geçirecekleri süre onların kabusudur. Mü’min rüyalarında inşallah cennet bahçelerini görürken onlar cehennem ateşleri ile kan ter içinde uyanırlar.

Ancak dünyada bildiklerimiz sadece beş duyumuz ile hissettiklerimiz olduğundan onların bu âcizane haline çoğu zaman tanık olamayız. Biz onlara gıpta ederken onlar acı ve ızdırap içinde kıvranır, bir türlü mutlu olamazlar. Çünkü mutlu olmak iman edenlerin hakkıdır.

İşte böyleleri ölümden fersah fersah kaçmayı, ahirette tüm varlıklarını fidye vermeyi dilerler. Lakin hak yolu kirleten bu zalim ve nankörlerin yaptıkları elbet yanlarına kâr kalmayacaktır. Çünkü Allah’ın adaleti kusursuzdur.

Ey gafiller sürüsü, ey cihadı terör sananlar,  ey dini bölenler, ey zalimler ordusu, ey çalan çırpan, tartıda hile yapıp vergi kaçıranlar, ey hıyanete batmış din düşmanları, ey dünyevi hırslara tutsak olmuş kibir odakları, ey sahtekarlar, ey yetim hakkı yiyenler, ey dinci kafirler, ey münafık kafalılar!

Yaptığınız pislikleri mutlak bilen ve tek tek kaydeden var.
Oynadığınız kirli oyunları, tuzakları gören, bilen, duyan var.
Yediğiniz haram lokmaları sayan, ayaklarınızla çiğnediğiniz yetim ve masumları kaydeden var.
Sizi sizden iyi bilen, her şeyi bilen, duyan ve gören var.
Aldığınız canları, köşe başında katlettiklerinizi, çirkinliklerinizi tek tek amel defterlerinize kaydeden var.
Haksız, adaletsiz, yalan, iftira, riya dolu şanlı yaşantınızdaki sahteliklere, yanlışlara şahitlik edenler var.
Ecelden korkun! Çünkü korkmakta haklısınız!

Düzelmediğiniz, tevbe etmediğiniz, Allah’ın lütfuna mazhar olmadığınız sürece sizi kimse kurtaramaz. Kurtuluşunuz imandadır. İmansız ölürseniz korkularınız bir bir gerçekleşecektir.

Gelin bir an önce İslam’ın ve tevhidin bayrağı altında toplanın, gelin Allah yolunda birleşin, gelin Hz. Peygamberin risaletini doğru tercüme edin, gelin Kur’an’ı rehber edinin, gelin pişman olup Rabbimizden af dileyin.

İman tek kurtuluşunuzdur. Ve iman Müslümanı öldürmek, mezhepleri katletmek, dini bölmek, fitne ve fesat yaratmak, yeryüzünde bozgunculuk yapmak değildir.

İslam; huzur, barış ve esenliktir. Bu dünyada da ahirette de huzurun kaynağı budur.

Yoksa korkmakta haklısınız çünkü Allah rahmeti en yüce olan ama aynı zamanda azabı en çetin olandır.
korkmakta haklısınız

Bu yazıyı okudunuz mu?

Müsterih olmak kimin hakkıdır

Müsterih olmak kimin hakkıdır

Müsterih olmak kimin hakkıdır Müsterih olmak; vicdanı rahat, huzurlu, esenlik ve kurtuluştan inşallah emin, güvende, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir