Anasayfa / ŞİRK VE KÜFÜR / Küfrün en büyük darbesi, MEŞGULİYET
imanilmihali.com
Küfrün en büyük darbesi, MEŞGULİYET

Küfrün en büyük darbesi, MEŞGULİYET

Küfrün en büyük darbesi, MEŞGULİYET

Küfrün tek millet olduğu ve iman cephesine var gücüyle saldırdığı aşikardır. Bu saldırı plansız, emelsiz ve güçsüz değildir. Küfür, bunu hayatın tüm alanlarında gereksiz bir takım uğraşları ilke edindirerek yaparak insan yaşamının mesaisini doldurur ve başkaca uğraşlara yer bırakmaz. Bu telaşa yenilen insanın başı dünyaya ve telaşa döner, hakikati ve güzeli bulmaya imkan dahi kalmaz. Küfür aynı zamanda korkular icat ederek hayatın gayesini de yolundan saptırır ve etki edebildiklerini suni endişelere sevk eder.

İman cephesinin mevcudiyetine ve bekasına karşı olan tüm art niyetli düşünce ve yaklaşımlar, ister münafıklık, ister şirk ve isterse küfür cephesi olsun hedef birlikteliği yapmış ve imanı yani tevhidi ortak düşman ilan etmiştir.

Düşmanımın düşmanı dostumdur mantığı ile tamamının gayesi kuduz köpekler gibi tevhid aslanını öldüremese bile yaralamak, aslan sürüsünü dağıtmaktır. Her biri bir yandan saldıran bu densizlerin galip gelemeyeceği mutlak ta olsa, açtığı yaraları reddetmek ve sürünün dağılmasını görmezden gelmek mümkün değildir. O kadar ki gruptan ayrılanların sayısı her geçen gün artmaya devam etmektedir.

Bu sürüden ayrılanlardan bir daha haber alınamaması ise şunu gösterir ki küfür cephesi güvenilmezdir, vaatleri yalandır, yolu batıl ve mutlulukları sahtedir. Nihayet geçici bu heveslerin tamamı karanlıklardan başka bir şey vaat etmez, edemez.

Küfür bunu kandırarak, şüpheye düşürerek, satın alarak, tehdit ederek, cazip ahlaksız teklifler yaparak, korkutarak gerekirse yok ederek yapar. Küfrün tacirleri, akıllara ve kalplere saldığı irinli tereddütlerle, ilahi gerçeği saptırarak kandırdığı zümrelere dolar kokulu zehirleri salar ve örümcek ağına düşmüş sinekler gibi bu zehri bir kez vücuduna almış olanlar felçli hale gelir ve bir daha da kurtulamazlar.

Küfrün tüm imanlı kalplere yetişmesi mümkün olmadığından, Allah’ın ipine sarılan diğerlerini ise çok daha başka bir yol izleyerek devre dışı bırakmaya çalışan küfrün bu manada en şiddetli silahı meşguliyettir.

Kışkırtılan heves ve arzular, şehvet ve hırslar, saate bağlanmış koşuşturmacalar, estetik ve moda türü icat edilmiş alışkanlıklar, tahsil ve sertifika mecburiyetleri, zorunlu hale getirilen teknolojik üretimler, iletişimin ruhsuz ama konforlu kolaylığı, uzak mesafelere varan iş gezileri, ahlakı şirket menfaatinin gerisine atan yasama maddeleri, eşitsizliği özendiren ve hatta zorunlu kılan lüks ve israf tutkusu insanı dünya denen eğlenceli ama geçici düzene tabi kılar ve bebeklikten itibaren yaşlılık evresine kadar çoğunluk bu kıskaçtan kurtulamayarak ağlara takılır.

Tüm bunlar birer meşguliyettir ve dayatılan modern zaman gerekleri aslen gerek bile değil, ihtiyaç hiç değildir. Oluşturulan algıların, televizyon ve internet silahının bayıltıcı kurşunları ile hipnoz altına giren kitleler saldırı altında olduklarının farkında bile değildir.

Yaratılan saptırılmış ve suni düşmanlara yönlendirilen benlikleri ile bu kanmışlar güruhu gerçek düşmanı görmekten uzak, kurtulmaktan çok uzaktır.

Hayrata harcanması gereken paralar cep telefonunu yenilemeye, zikir ve ibadete ayrılacak zamanlar dizilere sevk edilerek maksatlar karmaşık hale gelir ve bu israf ve lüks tutkusu bir zaman sonra kalıcı ve bağlayıcı olur.

Sokaklardaki telaş ve anlamsız hızlı yürüyüşlerin mantığı budur. Büyük alışveriş mağazalarını dolduran para harcama sevdalısı milyonların yirmi bir elbisesi varken yirmi ikinciyi almak için gün boyu mağazalar arası dolanması bunun içindir.

Estetik ve kozmetiklerin, her yıl yeni modeli çıkan araba ve elektronik eşyaların hayesinin biri budur. Bir diğeri ise küfür cephesi cebini doldurmak ve bekasını sağlamak için bu zavallı insanların kanını emmek, ceplerindeki üç kuruşu kendi hesabına geçirmek zorundadır ki sahip olduğu gücü ve sömürü düzenini sürdürebilsin.

Bilimin harcadığı trilyonların insanı maksatlara ait olanı sanırız ellide biri geçmez ve zaten zayıf, cahil, parasız azınlık kimsenin umurunda da değildir. En müslüman kesilen toplumlar bile, kendi üzerlerine atılan sinsi ağlardan kurtulamaz ve kışkırtılmış egoları ile hayatta kalmayı gaye edinerek insafsızca diğerlerini görmezden gelir.

Aç, susuz, işsiz ve ilaçsız fakirlerin unutulduğu bu dünyanın vebali bu yüzden sadece küfür cephesine asla ait değildir. Onlara uzanması gereken elleri pahalı mağazalara uzatanlar da vebale ortaktır.

Küfür cephesi siyaset, din, teknoloji, spor, sanat, ekonomi dahil hayatın tüm işlevlerinde devrededir ve futbol, basketbol ile milyonları, moda ile bayanları, ekonomi ile patronları, teknoloji ile gençleri, eğitim ile tüm çocukları, tarih ve sanat oyunlarıyla kültürleri darmadağın eder.

İman cephesinin bunları anlaması hele baş etmesi ise hiç kolay değildir. Çünkü bu ilk başta ilgiyi, bilgiyi ve araştırmayı gerektirir ve bilimsel yaklaşımı esas kılar. Ama kanmış modern zaman iman kardeşleri halen orucu bozan şeyleri öğrenmekle, adak ağacına adak bağlamakla meşguldür.

Küfür zehrinin bir vücuda girdikten sonra devamlı verilemsi esastır ki hastalar uyanamasın ama ilginçtir çoğu hasta bir ekz o ilacı alınca artık kendi kendisini zehirlemeye başlar ve artık ona ilaç verilemse de o hipnozdan kurtulamaz.

Zehirlenen veya aşılanan bu insanlar ise küfrün sempatizanı olarak yeni kandırmacalara ve aldatmalara başlarlar, küfre asker olurlar.

Binlerce araba işe içinde tek yolcuyla giderken otobüs bekleyen insanları hiçbir şöför görmez, görse de arabasına almak bir yana onlara karşı büyüklenir ve oluşturulmak istenen sınıf farkına kendisine destek sağlar. Hele camları kapkara arabalar ile geçerken yayaların üzerine su fışkırtmak küfrün en eğlenceli yanlarındandır.

Eğitim hayatının kontrollü ve maksatlı olması ise küfrün gelecek dönem menfaatlerini garantiye almak için şarttır. Bu sayede genç nesil hem meşgul edilir hem lüzumsuz bilgilere gark edilir hem de zararlı (!) şeyleri öğrenmesi engellenir. Zaten okul dışı zamanlarda sinema ve alışverişten, internet ve modadan başını kaldıramayan gençlik buna itiraz da etmez. Bu sayede leblebi gibi dağıtılan diplomalar ile cehalet ordusu çığ gibi büyürken, bilgi hazineleri boş kalır ve hayata gereken katkıyı sağlayamaz. Bu küfrün kendi askerleri için değildir elbet. Onlar hedeflerine hizmet edecek artıtılmış bilgileri, en modern ve pahalı labaratuvarlarda öğrenir ve bu sayede cehalet sürüsü ile küfür sürüsü arası mesafe her geçen gün biraz daha açılır.

Aile ilişkileri de küfür dalgalarından nasibini alır ve yaratılan kuşak çatışmaları ile batılılaşmak adına isyan ve küslük şırınga edilerek, hür ama faydasız ve kandırılmaya müsait binlerce yeni yetme sokaklara salınır ki bunların küfür kurtadamlarınca birkaç gün içinde ısırılmaması mümkün değildir.

Yalnız yaşayan, yalnız ölen, kimselere güvenmeyen, hak ve hudutları kendilerine öğretilenlerle bilen çoğunluk, para ve alkol ile teselli bulurken, pahalı arabalar ve gereksiz estetik ameliyatlar da tesellileri olur. Gençleşmek, güzel görünmek, iyi izlenim bırakmak adına feda edilen para hayatın bir numaralı objesidir çünkü küfür en çok bu yolla kandırır. Kandırır ki kullar o paraya alışsın, o para hayatın vazgeçilmezi olsun ve o insanlar para için herşeyi yapar hale gelsinler.

Banka ve borsalar, faiz ve krediler, kur ve yapılandırmalar, bütçe ve sermayeler hep bu düzenin devamı için vardır.

Ulouslararası tüm kuruluşların gayesi milletlerin mutluluğu ve barış değil, çıkar odaklı devasa egemen güçlerin otoritesinin devamı için çıkacak çatlak seslerin hep birlikte susturulması içindir ki bu kuruluşlar dünyayı kasıp kavuran hiçbir ciddi meselede mazlumun yanında olmaz, yahudilere uşaklık etmekten öteye gidemezler.

Hollywood başlı başına bir felaket üretim atölyesidir ki bu sektörün kuruluşunun ve milyar dolarlar harcamasının tek gayesi beyin yıkamak, alışkanlıkları değiştirmek ve algıları topluma yaymaktır. Aksiyon, macera, bilim-kurgu filmleri hep bir mesaj verir ve izleyici kitap okumak araştırmak yerine oradaki mesajı aynen alır ve kabullenir. Arka plandaki gizli mesaj ise kulu esir alır ve kabullerini o kişi farkında olmadan değiştirir. Bu mesaj ise çoğu zaman şeytan, ateizm ve satanistlikle alakalıdır.

Seks, kumar, uyuşturucu, alkol, mafya, karanlık mekanlar küfrün zehir üretim merkezleri, kan zehirleyen silahları, çeteleşen zalim yapılanmalarıdır. En büyük metalardan birisi de muhakkak kadınlardır ki şehvetlerin kışkırtılması ile dünya nüfüsunun çoğu insan bile öldürür hale gelir.

Dünyanın etolojik sistemleri, gelirin eşit dağılımı, barış ve huzurun yaygınlaştırılması önemli değildir. Önemli olan küfrün bekası ve güçlenerek devamını sağlamaktır.

İnsanlar kendilerini emniyete almak için sendika, cemiyet, cemaat, oluşum, grup ve kulüplere girer, bu sayede kurtulacaklarını veya bu insanların kendilerini koruyacaklarını sanırlar.

Korku filmleri ve ölümün hayata bir kasıt olduğu mesajı küfrün en zalim mesajlarındandır ki şirkin bunda payı bir hayli büyüktür. Çünkü küfür Allah korkusunu, hesap verme korkusunu silmek, onun yerine akıllara ölüm korkusunu yerleştirmek gayesindedir. Bu sayede kontrolsüz ve kuralsız bir din yaratacak, ölümden korkan insanları gençleştirmek ve korumak bahanesiyle zehirleyebilecek ve dünyayı egemen güç olarak yönetebilecektir.

Acıdan, sıkıntı ve yokluktan şikayetçi olanlar ise bir kurtarıcı bekler hale getirilir ki kurulması için çalışılan yeni dünya düzeninin temelleri atılabilsin. Kurtarıcı Kur’an geleli on altı asır olmuştur ama küfür cephesi hala gökten gelecek kurtarıcılar bekler ve beklettirilir.

Uzaylılar ve ufo saçmalıkları da böyledir ki nihayet son yıllarda kendileri de bu pahalı oyundan vazgeçmiş ve hedef değiştirmiştir. Uzaylılar yok, melekler ve gaybi varlıklar vardır, dünyadan başka yerde hayat yok sadece bu dünyada vardır. Bunun aksini ispat çalışmaları, aya sahte ayak basmalar hem bir güç gösterişi, hem silahlanma yarışı hem akılları Kur’an dışına çıkarma girişimidir.

Akıl konusu küfrün cazibe merkezidir ki akla kilit vurmak esas, sorgulamak yasaktır. Kendileri aklı şerre teslim ederken, hedef kitlenin aklı değil güdüleri kullanmasını isterler. İman cephesinin çoğu da tembel, cahil ve nankör olduğu için okumaz, anlamaz, araştırmaz ve kendisine söylenenle yetinir. O kadar ki Allah kelamını bile okumaz ve anlamaz da küfür cephesinin safsatalarını din sanar.

Şekilcilik te küfrün silahlarındandır. Pahalı, modaya uygun, seksi, bol yırtmaçlı, taşlarla bezeli kıyafetlerin bunun tam tersi dinin manevi yolunu değil de şekli yönünü esas alan soytarıların sakal ve cüppelerinin gayesi ahlaki yapıları dejenere etmek, sisteme para girişi sağlamak, dikkatleri dağıtmak, paraya duyulan susamış özlemleri kışkırtmaktır.

Yasalar bu insanlar için mühim değildir çünkü onların güçlü avukatları, satın aldıkları yalancı tanıkları, yerlerine hapse girecek sayısız adamları vardır. Onlar, ilahi adeletten korkmadıkları için kanunları kendileri yazar, çizer ve uygularlar. Nasılsa bu yasalar güçlü ve haksız olanlar bir türlü el süremez olan hep mazlum zavallılara olur. Bu da küfür cephesinin diğerlerine güç göstergesidir.

Küfür cephesi güç göstergesini dilediği ülkede, dilediği zaman ve çapta uygulama gücüne sahiptir. O kadar ki bir yıl içinde hangi ülkenin başı belaya girecekse, bir yıl önceki toplantılarda bu kararlaştırılır ve eyleme sokulur. (Bazı planlar ise çok daha uzun sürelidir.) Bu hedef ülke ne yaparsa yapsın karara bağlanmış o plandan kendisini kurtaramaz ve tüm küfür güçleri elele vererek, üzerlerine düşeni yerine getirir ve o ülke mahvolur.

Din, küfrün olmazsa olmazıdır ki dine saldırılar çok çeşitlidir. Yok etmek diye bir seçenek olmadığından, İslam’ın kaynağı Kur’an’ı değiştirmek bile mümkün olmadığından oyun başka başka oynanır ve maalesef Kur’an’ın heybetine ve mevcudiyetine rağmen çok ta etkili olur.

Din üzerinde tefsirden meale tahrifler, Kur’an dışı kitapları egemen kılmak için mişnalar, Peygamber üstü tartışılmaz kişiler yaratmak için şeyhler, liderler yaratılır ve yüceltilir. Bu sayede uydurma hadislerle, sahte peygamberlerle, dine başka dinlerden sokulan yalanlarla, hurafe ve rivayetlerle gerçekler karman çorman edilir ve akıllarda bir şüphe uyandırılır.

Din sınıfı denen lanetli sınıfın da şahsi gayretleri ve küfürle işbirliği neticesinde insanlar dinden nefret eder hale gelirler ki asıl gaye de budur.

Tüm insanlık işlerin kötüye gittiğine, kurtuluşun ancak bir kurtarıcı ile mümkün olduğuna inandırılarak dinin özü yok edilir ve aşırı kadercilikle, kadere düşman zihniyetler hep birlikte dine saldırır. Kur’an’dan habersiz insanlar ise dini tanımadıkları için dinsizliği kendi rızaları ile kabul ederler.

Aydınlar, çoğusu zamane olmak kaydıyla, döne döne fikir savunurlar. Düz çizgide gidenleri çok azdır ve o dönemde etkin rğüzgara göre rüzgar gülü gibi yön değiştirirler. Bu sayede hem aydınlatma görevini ihmal eder, hem zehir saçmaya başlarlar. Veballeri de bu yüzden çok yüksektir. Din adına ise din adamları hakikati saklamak ve değiştirmek suçunu bizzat, isteyrek işledikleri için zaten kurtuluştan nasipsiz olanlardır.

Örneklere sayısız kez devam etmek mümkündür ancak toparlamak gerekirse küfür cephesi amansızca saldırmakta, en çok dini hedef almakta, dünyanın başına gelen belaların çoğu bu plan ve organizasyondan kaynaklanmaktadır. Bilerek veya bilmeden küfür algılarına teslim olanlar ise küfrün gücüne güç katarak, küfrün yıkıcı etkisine katkı sağlarlar.

Kurtuluş ve umut bir olmakta, şahsiyetli ben’ler olabilmekte, özgürlüğü seçmekte ve Kur’an’a gönül vermektedir.

İnsanlık Kur’an mümini olamadıkça, müslümanlar yeniden doğuşu (bilinçlenmeyi) yaratamadıkça, küfrü, şirki, riyayı tanıyamadıkça kurtuluş imkansızdır. Yenilmek kader değil, yenilmeye rıza göstermek hak değildir. Bu Allah katında bir mazeret de değildir.

Aslolan aydınlanmak, uyanmak, farkına varmak ve kendine çeki düzen vermektir. Küfrün silahlarını tek tek anlayıp o silahı sahibine çevirmek esas olandır.

İnanmak ve güvenmek şart, inanılacak ve güvenilecek ilahi kudret ise ancak Allah’tır.

Meşguliyetlerden sıyrılmak bunun ilk şartıdır ki patrondan işçiye herkes kendisini ne kadar yüksekte ve güçlü görse de birer köleden ibarettir. Çünkü sistem böyledir ve en tepede olmak kimseye nasip değildir.

Küfür yapılanması menfaati devam ettiği sürece destekler ve himaye eder. menfaati bittiğinde yok eder, siler, unutur, harcar. Zulüm ve nankörlük küfrün karakteridir.

Yol yakınken, zarar çok büyümeden insanlık gerçeği görmeli ve kalabalık sokaklardan başını göğe kaldırmalıdır. Devasa apartmanlara arsındaki kuş seslerini duyabilenler kurtuluşa en yakın olanlardır. Allah’ın ayetlerini akla, bilime, kalbe rağmen göremeyenler içinse yapılacak çok şey yoktur.

Kırlara çıkıldığında hissedilen huzurun sebebi insan yapısı pisliklerden ve küfür icadı sistemlerden uzaklaşmış olmak, algıları kapsama alanı dışına çıkarmış olmaktır. Gerçek hayat orasıdır. Tabiat ve insan eli değmemiş yerlerin güzelliği hayatın asıl rengidir.

Dolarla, borsayla, savaşla, petrolle, fuhuş ve kumarla kirlenen şehir hayatı ise şeytanın meskenidir ve sokaklarda kol gezen vampirlerin tamamı ilahi düzen ve yapılanmayı yok etmeye yeminli şeytan sürüsüdür.

Akıl ve vahiy kurtuluşun iki koludur. Birisi diğeri olmadan kıymet ifade etmez.

Kurtuluş inanmak ve güvenmekle mümkündür. İşlerin kötüye gittiğini söyleyip pısmak ancak kafirlere yakışır çünkü ancak kafirler Allah’tan umut keser.

Kur’an’la yeniden yapılanmak ve küfür cephesinden iman cephesine transfer olabilmenin vesilesi de Ramazan ayıdır ve bu ay nefsi günahlardan ayıklama, temizleme ve yeniden ve sadece Allah’a kılavuzlama ayıdır.

Ramazan ayınız mübarek ve hayırlı olsun.

Bu yazıyı okudunuz mu?

şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk Dine yalan söyletmek, küfür ve şirk cephesinin en ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir