Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / Kul ölünce ne olur
imanilmihali.com
Kul ölünce ne olur

Kul ölünce ne olur

Kul ölünce ne olur ?

Allah hayatı ve ölümü kimin daha iyi işler yapacağını görmek için ve belirli süre ile yaratandır.

“Hükümranlık elinde olan Allah, yücedir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir. O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” (Mülk, 67/1,2)

Vakıa suresi ise ilk yaratılışı idrak edebilen akılların çok kolay ölümü ve yeniden dirilmeyi de anlayabileceklerini anlatır, bu öldürme ve diriltmenin mahiyet ve manasını da.

“Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez. Andolsun, birinci yaratılışı(nızı) biliyorsunuz. O hâlde düşünseniz ya!” (Vakıa 56/60-62)

Al-i İmran suresi ise bize her canlının fani olduğunu, her nefsin (canın) ölümü tadacağını bildirir ki Baki olan sadece Allah’tır.

Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” (Al-i İmran 3/185)

Enbiya suresi ise yukarıdaki faniliği bir kez daha anlatırken çok daha korkunç bir gerçeği dile getirir; dünya sınavını ve hayır ve şer ile sürekli denenmekte, imtihan edilmekte olduğumuzu ve dönüşün sadece Allah’a olduğunu yani hesabı.

“Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya 21/35)

Hesabın görüleceği ahiret yurduna inanmayanları ikna içinse Rum suresinde edebi ve ebedi bir ikaz ve ihtar vardır. Keza Fatır ve Taha surelerinde de.

“Allah, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır. Ölümünden sonra yeryüzünü diriltir. Siz de (mezarlarınızdan) işte böyle çıkarılacaksınız.” (Rum 30/19)

“Allah, rüzgârları gönderendir. Onlar da bulutları hareket ettirir. Biz de bulutları ölü bir toprağa sürer ve onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltiriz. İşte ölümden sonra diriliş de böyledir.” (Fatır 35/9)

“(Ey insanlar!) Sizi topraktan yarattık, (ölümünüzle) sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız.” (Taha 20/55)

Yine Rum suresi 24ncü ayette ve Casiye suresi 5nci ayette toplumların kainatta olup bitene bakarak, aklını kullandıkları takdirde ölümü, hayatı, sınavı ve hesabı anlayabileceklerine, hesap gününün tek sahibinin Allah olduğunu kavrayacaklarına vurgu vardır.

“Korku ve ümit kaynağı olarak şimşeği size göstermesi, gökten yağmur indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesi, O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rum 30/24)

“Geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, Allah’ın gökten rızık (sebebi olarak yağmur) indirip, onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgârları evirip çevirmesinde aklını kullanan bir toplum için deliller vardır.” (Casiye 45/5)

Anlaşıldığı üzere Yüce Allah hayatı sınav olsun diye bahşeden, ölümü takdir eden ve hesabı soracak olandır. Dünya sınavı doğma ve ecel arasındaki kısacık fani ömürde yapılan ve ihmal edilenlerin mukayesesidir. Yaşamın doğrusu Kur’an’dadır ki Kur’an’ın hayata yansıtılmasının adı İslam’dır.

İman ise tevhid ve takvanın temeli, yaratılışın ilk farzı, dünya sınavının en kritik sorusudur.

Kul aslen ölüm âleminden gelir ve ecel ile yeniden oraya döner. O âlem ahiret yurdudur. Oraya dönüş muhakkak olduğuna göre de doğru olan buradaki kısacık misafirliği uygun ve doğru yaşamaktır.

Lakin bunu kimisi başarır ve ahiretin mükâfatlarına erer, kimisi de bu dünya sınavını unutarak yahut anlamayarak fıtrattaki misakını yalanlayıp şeytanlara ve nefsine ve dünya süslerine yem olur ve akıbetini karartırken, dünyayı da diğerlerine zehir eder.

Sınav, iblisin cehalet ve kibirle Yüce Allah’a isyanı ve ilk yaratılan insanları kandırması neticesinde, insan ve cinlerin yeryüzüne belli süre ile sınanmak üzere gönderilmesiyle başlamıştır ve sadece Allah’ın zamanını bildiği kıyamet vaktinde tamamlanacaktır. İblis, lanetlenmesine sebep saydığı insanları kıskanmakta ve lanetine sebep sanmakta olduğu için insanları Allah’a iman konusunda saptırmaya ve Allah hakkında aldatmaya yemin etmiştir ve sınav gereği kendisine verilen süre ve imkanlarla kan kusmaya devam edecektir.

Lakin Yüce Allah o iblise süre verirken, imanlı kullar üzerinde sultası olmayacağını bildirmiş ve fakat o iblise uyanlarla iblisin kendisini ebedi cehennem ateşlerine mahkûm edeceğini ahdetmiştir.

Görüldüğü üzere kulların bu sınavda şeytana aldanmasının sonu fenadır ve sınavın kaçınılmaz sonucu olan ahiret yurduna geri dönüş mutlak ve açık bir gerçektir.

Kullar son nefeslerine kadar bu değişmez Kur’ani kurallara ve ilahi nizamlara tabi olarak yaşarlar ve nihayet ecel vakti geldiğinde hayata veda ederler. Bu ecel herkesin kendi kıyametidir aynı zamanda.

Peki, Kul ölünce ne olur?

Sabah dolaşılan park, yem atılan kuşlar, sulanan ağaç, perdesi açılan pencere, binilen araba, yenen yemeğin geri kalanı, masanın buruşuk örtüsü, cep telefonu, banka cüzdanı, koldaki saat, soba üstündeki dumanı tüten demlik… aynen durmaya devam eder.

Kuşlar ötmeye, rüzgar esmeye, yağmur yağmaya, çiçekler açmaya, güneş ve ay yer değiştirmeye, arabalar korna çalmaya, insanlar işlerine koşturmaya aynen devam ederler.

Değişen tek şey dünya nüfusundan bir kişinin eksilmesi, bu hayata bir kulun veda etmesidir.

Yani kıyamet sadece bir tek kula kopmuş, pişmanlıklar, sevinçler, hüzün ve telaşlar artık geride kalmıştır.

O an itibarıyla kulun artık ne günahlarla ve ne de sevaplarla işi yoktur çünkü amel defterleri ikinci bir emre kadar kapanmış, günah ve sevap kazanma imkânı kalmamış, pişmanlıklara tevbe, imansızlıklara gözyaşı, noksan ibadetlere fırsat, kırılan kalplere merhem olma, yenen haklarla helalleşme şansı artık kalmamıştır. hem de aniden ve bir saniye içinde kulun bu alemdeki varlığı son bulmuş,başka bir aleme, berzah ötesine yolculuk başlamıştır.

Vefat ve takiben selası ile gayb alemine geçen merhumun bedeni bu dünyada kalır ve geldiği yer olan toprağa emanet edilirken,  ruhu, amel defterleri, sevap ve günahları ile birlikte başka bir aleme göçüp gitmiştir.

Kabir hayatı müddetince ve kıyamete dek geçecek kısacık süre içinde insanlar adeta uykuda kalır ve bizlerce çok malum olmayan bir şekilde mahşerde toplanmak için emir beklerler.

Bir zaman sonra kâinat ve bilinen âlem bir anda, korkunç bir sesle kıyamete maruz kalır ve bilinen bilinmeyen tüm varlıklar, Yüce Allah hariç ölümü tadar. Hayat sona ermiş, her şey yok olmuş sadece ilk yaratılış öncesi gibi Allah baki kalmıştır.

Artık ne evler, ne yatlar, ne sobalar ve kuşlar ne de biriktirilen paralar yoktur. Maddi hayat sona ermiştir.

Sonra bir ses duyulur ve tüm merhum ve meftalar mezarlarından kalkarak çağrıldıkları yere doğru koşarak ilerlerlerken kiminin etrafından nurlar ve ışıklar saçılır, kimilerinin ise yüzleri kapkara ve yolları karanlık olur. Herkes her şeyi hatırlamakta, dünyada yapılan ve yapılmayan her şey sanki dün gibi akıllardadır.

Bu dehşetli tablo içinde endişe ve korkular zirve yaparken gafil imansızlar “Demek her şey hakikatmiş, demek ki Kur’an ve Peygamber doğru söylüyormuş” diye pişmanlıkla saçlarını yolarken, mü’minler gördükleri gerçek sahnenin dünyada iman ettikleri gayb âlemiyle aynı olduğu görüp sevinçle birbirlerine sarılırlar.

Amel defterleri dağıtılır ki kimi defterini sağdan alırken kimileri soldan veya geriden alır. Mahşerde toplanılır, bölük bölük ayrılınır, yenen haklar sahiplerine teslim edilir, zalimler mazlumlara haklarını iade eder, diri diri toprağa gömülen kız çocuğunu gömenlere o kızın günahı neydi diye sorulur (!), amel defterleri tartılır, akıbetler belli olur ve nihai karar için Yüce Allah’ın takdiri beklenir.

Yüce Allah sadece razı olduğu kullar için, sadece razı olduğu kullara ve sadece müsaade ettiği miktarda şefaat için sevgili bazı kullarına yakarma şansı tanır.

Bu arada cehennemlik olanlar çoktan ateşe sürülmüş, münafıklar, mürailer, kâfir ve müşrikler çoktan ateşlerin yolunu tutmuştur.

Cehennemlikler arasında kendilerini dünyada kandıranlara lanetler ederek konuşur, kandıranlar ise onları akılsızlıkla suçlar, hep birlikte Yüce Allah’a kandıranları iki misli cezalandırması için yakarışta bulunurlar ve Yüce Allah hepsine misliyle cezalarını verir.

Cehennem dolar taşar ama daha yok mu der. Allah dileyene kadar da dolmaya devam eder. Kızgın alevleri, korkunç gürültüsü cennetliklere dek varır.

O sırada melekler cennetlikleri sevgi ve gıpta ile selamlamakta, onları cennet yurtlarına götürmektedir. Çünkü onlar sabretmelerinin, imandan ayrılmamalarının, şükrederek salih kul olmaya çalışmalarının mükâfatını almış, endişelerden sıyrılarak artık esenliğe varmışlardır. Onlara artık korku da yoktur.

A’raftakiler onları izlerken, cennetlikler mekânlarına yerleşir, gölgeliklerde serinlerken hallerine bir kez daha şükreder, görmeden sırf Kur’an’a itimat ederek iman ettikleri şeylerin gerçek çıkmasına sevinir, Yüce Allah’ın verdiği sayısız müjde ve nimetle huzura ererler.

Sorgu biter, herkes nihai yurdunu bulur, cehennemin Müslümanlara ait bir tabakası bir müddet sonra, tüm Müslümanlar iman edince boşalır ve ahiret yurdundaki sonsuz yaşam başlar.

***

Kul ölünce ne olur?

Kul ölünce dünya ve yaşam kıyamete dek sürmeye devam eder.

Kul için amel defterleri kapanır. Artık hesap zamanıdır.

Berzah ötesine bir tek çorap dahi götürülemez.

Ahiret yurdu hesabın çetin ve tam adaletli görüleceği yerdir.

Hesapta tüm haklar sahiplerine iade olacaktır.

Cennetler sadece iman edenler içindir.

Cehennem ağzına dek dolacak, cennetler tehna kalacaktır.

Dünya malına, nefse, şeytana dünyada ilah mertebesi verenler sorgusuz sualsiz ebedi cehenneme mahkûm olacak ve ölmek isteyecek ama ölemeyeceklerdir.

İmanlı kullar cennetlerde gölgeliklerde serinlerken, bin bir nimetle zevklenirken, cehennemdekilerin derisi yanarak atacak, sonra yeniden çıkarak bir kez daha yanacaktır.

En büyük rıza olan Yüce Allah’ın gül Cemaline müşerref olma ise sadece Cennettekilerin hakkıdır.

Tüm şehitler, Peygamberler, salih kullar, mü’minler, imanlarına şirk bulaştırmayanlar yeşil cennetlerde sonsuz hayata başlarken, kafir ve müşrikler, zalimler ve aldatanlar, karalayan ve günah tohumu ekenler, yeryüzünü bozmaya çalışanlar, şeytanlar, şeytan soyları … kırmızı ateşlere konuk olacaktır.

Dünya ahiretin tarlasıdır.

Korkulacak şey ölüm korkusu değil, ahirette verilecek hesabın korkusudur!

Ömür, doğarken duyulan sela ile ölünce duyamayacağımız sela arası kadardır, kısadır.

Dünya malı, makamlar, servetler, atlar, kadınlar, evlatlar, mallar süslü dünya eğlenceleridir.

İman etmeden kimse cennete giremeyecektir.

***

O halde bunca zulme, aldanışa, menfaat için ahiretten vazgeçmeye, yaşamı kahretmeye, bölücülüğe, günah ve kin tohumu atmaya, fitne ve fesada, haset ve kine, zulüm ve küfre, şirke ve münafıklığa, insanlara kan ve göz yaşı döktürmeye, hırsızlığa, hortumlamaya, gıybete, kötü söz ve kötü zana ne gerek vardır?

O halde, iman etmek yerine şeytanlara tabi olmaya, akibetleri karartmaya, fani hayat için baki hayattan vazgeçmeye, Allah’ın rızasını kaybetmeye, şefaatten mahrum kalmaya, Peygamberi küstürmeye, Kur’an’ın himayesini reddetmeye ne gerek vardır?

Bu kısacık hayatta, asıl yurda dönülecekken, kalıcı gibi yaşamaya, servetler, kadınlar, şehvetler sınav için olduğu halde aldanmaya, öldürmeye, çalmaya, karalamaya, iftira atmaya, yaşamları karartmaya ne gerek vardır?

Ölünecekse yaşamın kıymetini bilmek yerine hiç ölmeyecekmiş gibi şeytanca yaşamaya ne gerek vardır?

Ölmek için doğanlar ile doğmak için ölenler arasındaki farkı anlamayanlarla bir olmanın manası var mıdır?

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri (YAZIMIZI Sadece ve daima Allah diyebilen, Kur’an dışı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir