imanilmihali.com
Kuran ahlakı

Kuran ahlakı

Kuran ahlakı

Ahlak, toplumun birey ve kamu ihtiyacından doğan kabulleri, süregelen örfi ve kültürel alışkanlıkları, değer yargıları, doğuştan gelen veya sonradan kazanılan tutum ve davranışların tümüdür. Başka bir deyişle ahlak, kişide huy olarak beliren niteliklerdir.

Ahlak, sosyolojik ve psikolojik bir olgu şeklinde insana ve topluma hastır, örflerden, kültürlerden, din ve gereklerden etkilenir, zamansaldır yani süregelir ancak değişkendir.

İyi ahlak ile kast edilen olumlu sebeplerden doğan ve olumlu sonuç verip, fayda ve değer üreten davranışlar, kötü ahlak ile kast edilen ise şerre hizmet eden veya şerden kaynaklanan yahut şer doğuran ahlaktır, davranış ve sebeplerdir. Ahlak, davranışla alakalıdır ve ahlakın mesneti aklın verileri, ihtiyaçların sentezi, menfaatlerin muhafazası, yaşamın idamesi için şart olan oluş ve ihtiyaçların mukayesesidir.

Kur’an ahlakı olarak burada anılan ise İslam ahlakından da farklı olarak mutlak iyilik ve güzelliği esas alan, insana yakışır ve mü’mine has olumlu huy ve davranışlar, bireysel ve toplumsal kabullerdir.

İslama ahlakı, Kur’an’a dayanmak ve Kur’an ahlakıyla paralel olmak zorunda olan, mesnedini dinden alan, barış, huzur ve esenlik gayeli olması gereken ahlaktır. Kur’an ahlakı ile İslam ahlakının arasındaki fark ise ilkinde mutlak iyilik varken, ikincisinde mutlak iyiliğin yanı sıra beşeri kabul ve zamansal değişikliklerin de kaideler arasına girebilmesidir.

Yani İslam ahlakı, Kur’an ahlakı ile aynı şablonda olması gereken ama maalesef bazen beşeri kaygı ve müdahalelerle sapan, saptırılan ahlaktır. Yine de İslama ahlakının özü de Kur’an’a uygun kabul edilir ve istisnalar hariç hedeflenendir.

Kur’an ahlakı ise öncelikle Yüce Allah’ın ve Hz. Peygamberin ahlakıdır yani mutlak doğru ve güzel olandır. Sırat-ı Mustakim ile kast edilen yaşam biçimini izah eden Kur’an ahlakı, sebep ve sonuçları ne olursa olsun iyi, güzel ve hak olanı savunur.

“Nûn. (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin. Şüphesiz sana tükenmez bir mükâfat vardır. Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin. (Kalem 68/1-4)

Kur’an ahlakının temelini ise iman ve teslimiyet oluşturur ki inkar etmek ahlaksızlıkla, küfürle eş değerdir. Yani güzel meyveler vermesi gereken ahlakın beslenmesi gereken su iman suyudur ve kirli suyla beslenen ahlak güzellik değil çirkinlik meyveleri verir.

Ahlak anlaşıldığı üzere kalplere vahiyle dolan veya doğuştan hazır bulunan bir şey değil aksine yaşadıkça ve öğrendikçe hislerle beraber değişen bir olgudur. Tıpkı nefsin terbiyesi gibi ahlak da iyi veya kötü manada değişir. İşte Kur’an tüm ahlakları mutlak iyiye götürmeye çalışan kati güzellik ve hayırdır ki ona erebilenler salih kul olabilme muradına erer, ona uzak duranlar ise ancak beşeri ahlakla ahlaklanır.

Beşeri ahlak güzel ve uygun olabilirse de yeterli değildir çünkü içerisinde imana yer vermeyen ahlak her daim noksandır. Bunun sebebi manadadır ve niyetler önem arz eder. Yani kul beşeri kabuller gereği iyi olsa ve hatta iyilik de yapsa dini manada salih amel işlemeye ne kadar yakındır tartışılır. Çünkü salih amel sırf Allah emrettiği için, Allah rızasına ermek adına ve iman gereği yapılandır. Kur’an ahlakı bunu emreder.

Oysa beşeri ahlak Allah’tan ziyade toplumun ve kişilerin veya nüfusluların hoşnutluğunu esas alır ve topluma güzel gelse de o şey mutlak iyi olmaz. Söz gelimi bir toplumda örfler kız çocuklarını öldürmeyi gerekli ve faydalı buluyorsa ve bir adam buna riayet ediyorsa o toplumda ahlak sahibi olarak rağbet görür ama dinen bu yaptığı pürüzsüz cinayet ve küfürdür. Kur’an ahlakı adına konuşursak da katıksız kötü ahlaktır.

Anlaşıldığı üzere ahlaksızlık diye bir şey yoktur, iyi veya kötü ahlak vardır. Tıpkı dinsizlik olmadığı gibi. İyi ahlak ile kast edilen Kur’an’a uygun olan, kötü ahlak ile kast edilen Kur’an’a aykırı olandır. Küfür cephesinin ahlakı ise zulüm ve haksızlık üzerine kurulu sahte bir ahlaktır.

“Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma! Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar; sadece ahlâksız ve kâfir kimseler yetiştirirler.” (Nuh 71/26,27)

Kur’an, ezelde ve ebedde iyi ve güzeli bilen ve duyuran olarak tüm amellerin niyetlerini de tarif edendir. O halde ahlak bir oluş değil sonuçtur ve Kur’an ahlakı doğrudan imandan doğar. İbadet ve salih ameller gibi mutlak ahlak da iman varsa var, yoksa yoktur.

Allah, doğru yolu tarif eder ve doğru yol üzerinde kalabilmeyi emreder. Bu doğru yol dünya ve ahirette de devam eden uzun bir çizgidir ve Yüce Allah’ın kendisi de bu çizgi üzerindedir. Allah’ın en güzel isim ve sıfatlarına bakmak Kur’an ahlakı için bu manada yeterlidir. Çünkü o isim ve sıfatlarda olanı, kişinin kendisinde uygulamaya niyetlenmesi dahi ahlaklanmasına başlangıçtır.

Hz. Peygamberin ahlakını soranlara kızı Fatma (ra)’nın “O’nun ahlakı Kur’an’dadır” demesi boşuna değildir. Yani Peygamber, risalet öncesi her ne kadar muntazam, dürüst ve ahlaklı olsa da bu sayılanlar beşeri yargı, algı ve kabullere göredir. Mutlak ahlak ile ahlaklanma ise İslam ile başlamıştır ve Peygamber evvela bunu kendisinde uygulayarak civarına da örnek olmuştur. İş o kadar büyümüştür ki düşmanları dahi O’na yalan ve hata istinat edemez haldedir ve düşman kavimler dahi emanetlerini muhafaza için O’na teslim etmektedir. Bu yüce ahlakı tasavvur etmek dahi Peygamberimizin yüceliğini anlamaya yeterlidir.

Mü’minlerin ahlaki örneği bu nedenle Kur’an’dan beslenen Hz. Peygamber ahlakıdır. Hz. Peygamber nirengi noktasına imanı ve Allah’ın sınırlarına riayeti koyduğu ahlakıyla, ibadet ve salih amelleriyle örnektir, örnek alınması gerekendir.

Kur’an’dan beslenmeyen ahlak sahiplerini taklit etmek veya batının imansız ama kurallara aşırı bağlı halini ahlak diye tarif etmek yaratılışa ve sınava aykırıdır. Kural ve kanunlara uymak elbette lazım ve şarttır lakin içerisinde iman olmayan ahlak zayıftır, mutlak değildir, başkaca rızaları aradığından fayda sağlamaktan uzaktır.

O halde Kur’an ahlakı demekle kast edilen emir ve yasakların tamamını hüküm kabul etmek, sadece dört ana ibadet meselesi ile yetinmemek, tüm farzları hüküm kabul etmek, nefsi bu kaide ve sınırlara uymaya zorlamak, canı ve kanı pahasına doğru yolu terk etmemek, Allah’tan korkmak ve Allah rızasını aramakla mümkündür.

Takiyyenin can tehdidi altındaki istisnaları hariç imanın kalp ve dil ile geçici süreliğine dahi terki ahlakı da bozar. Keza ibadetler ahlaka bir şey katamıyorsa sahtedir, huşudan uzaktır. Salih ameller ahlak ve imandan beslenmiyorsa kula kalp yumuşaklığı ve ferahlığı kazandıramaz. Nitekim birileri örnek almaya ve gıpta etmeye çalışmıyorsa o kişi mü’min değildir ve imanını sorgulaması gerekir.

Gerçek mü’min, imanı, ibadeti, ahlakı ve salih ameliyle bir bütündür ve hayra koşup şerle savaşanlardır. Yani imanın yarısı tevhid yarısı şirk ve şerle mücadeledir. Bunun ahlaka uyarlanması ise şudur ki ahlaklı olmak sadece iyi işler yapmak değil, aynı zamanda ve belki daha da fazla kötü işlerden sakınmak ve kötü işlerle-kişilerle mücadele etmektir.

Ahlak, olumlu ve faydalı değerler üreten, mis kokulu meyveler veren bir lezzet olmalı aynı zamanda kokuşmuşlukları, dikenleri, engelleri bertaraf etmelidir. Kur’an ahlakı ancak bu sayede gerçekleşir ve ahlak güzelleşirse ibadet de mana bulur ve salih ameller çeşitlenip dallanır, filizlenir.

Kur’an ahlakı bu nedenle mü’minin topluma görünen yüzüdür ki Allah’a görünen yüz aslen imandır. Meleklerin şehadeti de salih ameller, ibadetler ve ahlak üzeredir lakin niyetlerin bilgisi Yüce Allah’tadır. Denmek istenmektedir ki ameller ve sonuçlar ne denli yüce ve güzel olsa da asıl olan niyetlerdir. Niyetleri bilen ise sadece Allah’tır. O halde kandırılmaya müsait birileri varsa o insanlardır lakin Allah’ı kandırmak asla mümkün değildir. Ve ahlak niyetsel olarak  salih değilse hükümsüzdür. 

Riya ve gösteriş ahlakın da en büyük düşmanıdır. Tüm güzellik ve iyilikleri yerle bir eden bu ikiyüzlülük sevabı yok ettiği gibi gizli şirkle bağlantısı nedeniyle günaha sebep olur. Ahlak iman ve ibadetten ayrıdır lakin ahlaktaki riya bulaşıcı hastalık gibi önce salih amellere ve sonra ibadetlere sıçrar. BU da mahvolmak demektir.

Ahlak kula kazanım sağlar lakin bu manevi anlamdadır, şeref ve şan boyutundadır. Şan ve şeref ise sadece Kur’an’dadır. Maddi kazanca vesile olan ahlak ise ahlak değil, şarlatanlıktır ve toplum o kula ahlaklı vasfı yakıştırsa da dinen o kul ahlaksızdır. Ahlak ile elde edilmeye çalışılan maddi çıkar olmasa da, Kur’an ahlakına sahip olmak güvenilir ve dürüst olmayı sağlayacağından maddi kazançlar bir süre sonra sel gibi akmaya başlayacaktır. 

Doğru yolda olmak; Kur’an ahlakıdır ve bu; dürüst ve namuslu olmayı, ahde vefayı, iyilik ve yardımlaşmayı, ezilenleri müdafayı, zulme karşı gelmeyi, fıtri misaka sadakatle bağlı kılmayı, yalan ve iftiradan, fitne ve fesattan kaçınmayı, hile ve tuzaklar kurmamayı, aldanmamayı ve aldatmamayı, şeytanla işbirliği yapmamayı, şeytan işi pisliklerden uzak durmayı gerekli kılar. Hepsi bu kadar değildir elbet. Yukarıda bahsedilen ve Kur’an’da yazılı hükümlerin tamamı ister farz ve ister vacip olsun emirdir, Peygamberimizin sahih ve Kur’an’a uygun sünnet ve hadisleri emirdir, keza yasaklananları yapmamak da emirdir.

Ahlakın iyilik yapma ve kötülük yapmama – kötülerle mücadele etme yanları kula, tevazuyu, hoşgörü ve affetmeyi, büyüklenmemeyi, şımarmamayı, paylaşmayı, güzel sözü, iyi zannı işaret eder.

Nihayet ayıplardan, kabullerden değil de günahlardan sakınma isteğiyle doğan ahlak olması gerekendir. Diğer deyişle kişi, varlık, nüfus, para, kurum ve toplumların, yasa ve şartların rızasını değil de sadece Allah rızasını arayan ahlak “Kur’an ahlakı”dır.

O halde mü’min imanına sahip çıkarak ibadete ve salih amele bağlandıkça ahlakı da güzelleşecek olandır. Ahlak güzelleşince de kulun yeniden kötülüğe dönmesi Allah aksini dilemedikçe kolay değildir. Allah o kula inşallah basireti nasip edecek, kötü ve güzel ayrımı yapabilen gözler, kalpler nasip edecektir.

Kur’an ahlakı, İslam ahlakından farklıdır lakin burada suç Kur’an’da değil, İslam’dadır. Bunu derken kast edilen ise şudur ki bugün ortalarda İslam diye dolaşan beşeri din Allah’ın dini değildir ve bu yüzden iki ahlak arasında fark vardır.

Bu, Allah’tan korkmak bahsinde, Allah’ın sınırlarına riayet konusunda kendisini gösterir ve özellikle imana dayalı olmak ve olmamak ayrımı tam burada yaşanır. Allah’a koşulsız teslimiyeti esas alan iman kadar İslam’da Allah’a koşulsuz teslimiyeti esas alamadığı için ahlak esnemekte, tavizler doğmakta, yanlışlar İslam’a kene gibi yapışmaktadır.

Söz gelimi birileri imansızlık ve zulüm karşısında, bildiği ve şahit olduğu halde, imanına güvenip gerçeği haykıramamakta, takiyye mazeretiyle ve menfaat korkusuyla yalana en azından gerçeği saklamaya müracat ederek hakikate balta vurmakta, sayısız canları yakmakta, zulme ortak olmakta sonra da namaza durmaktadır. Bu ahlak Kur’an ahlakı olabilir mi?

Birileri sokak ortasında dayak yiyen kadınları görmezden gelirse, birileri hırsızları bilirken sessiz kalır veya o hırsıza şan ve şeref etiketi takarsa ahlaktan söz edilebilir mi? Kur’an küfür ve şirke, zulüm ve haksızlığa bu denli düşman iken birileri adaleti tersine çevirir ve haksızları beraat ettirirse ahlaktan söz edilir mi?

Sokaklar maalesef sahte ahlak sahipleri ile doluyken toplumun yüce bir ahlaka sahip olması da imkansızdır. Çünkü toplumsal ahlak bireylerinin ahlakının bütünüdür ve baskın ahlak fertlerin çoğunluğunun kabullerine uygun olandır. Azınlık içinse o genel ahlaka uymak veya kendi has ahlaklarında kalmak gibi iki seçenek olsa da orta vadede o azınlık da zorunlu olarak sahte ahlaka tabi olur. Bunun çaresi azınlık dahi olsa gerçek ahlak sahiplerinin yılmadan sahte ahlakçılara karşı mücadele etmesidir ki kazanılan her bir fert ahlakın zaferine atılan bir adımdır.

İman bahsinde de maalesef durum aynıdır. Kalplerdeki imanların üzerine sünger çeken milyonlar sokaklarda mü’min edasıyla dolaşmakta lakin imanın gereğini yapmamakla riyaya bulaşmaktadır. İman yerlerde sürünürken imandan değil de örf ve hurafelerden beslenen bir din doğmakta ve bu beşeri – sahte din gönüllere yavaştan ve bazen zorla yerleşmeye başlamaktadır.

O halde toplumların selameti de bireylerin ferdi hesaplaşmasına, terbiyesine ve ıslahına bağlıdır. nefsin terbiyesi, akidelerin kuvvetliliği, imanın basireti ve kalplerin huşu ile seslenişi kişisel ve toplumsal ahlaka uzanan en kıymetli yoldur.

Bunun esas ve temelleri Kur’an’da, örneği Hz. Muhammedin (sav) kısacık ömründedir.

Toplumda örnek ahlak sahibi olanlar elbette vardır lakin onların ahlakları dahi mutlak değildir. Bazen korkuyla, bazen hatayla, bazen menfaat veya zaruret nedeniyle ahlak baskı altında kalır ve o dakika yanlış sonuçlara sebebiyet verir. Bu sebeple o mümtaz kişilerin ahlaklarının da Kur’an’a dayanması zorunludur. Çünkü Kur’an’a dayanan ahlak taviz vermez, sekteye uğramaz ve yanlış yapmaz.

Örfler ve kamuya ait gerekler zamana ve coğrafyaya bağlı olarak ahlakın bir parçasıdır ve olmalıdır da. Lakin burada can alıcı nokta Kur’an’a uygunluk şartıdır ki bu uygunluk yoksa hele aykırılık varsa toplum cahil, zalim, kafir veya müşriktir.

Adalet ve hak, ahlakın korunmasını arzu ettiği en kıymetli evlatlardır.

Neslin korunması, özel hayatların dokunulmazlığı, canın emniyeti, dinin muhafazası korunması gereken ve yüceltilmesi gaye edinilen değerlerdir. Ahlak, bu ulvi kıymetleri korumak ve yüceltmek için ter dökmeli, bunlara uzanan ellere karşı koymalıdır.

Yalan ve iftira ahlakın baş düşmanıdır ki riya ve gösteriş, fitne ve fesat, hile ve tuzaklar hep bu yalandan kaynaklanır ve daha ilk tuğlası yanlış konan bu kabuller ile bir yere varmak olası değildir. Lakin her yerde geçici bir zaman veya bir yerde sürekli vaziyette, menfaat elde etmek arzusundakiler bu kandırmacalara sıkça müracat ederek, Allah’tan korkmayarak, dine ve ahlaka yalan söyleterek, Allah ile aldatarak işler kotarmakta ve kandırmaktadır. Ahlakın kötülüğüne işaret bu haller kandıranlar kadar kananlar için de tehlike sinyalleri çalar.

Çünkü kanmak ve aldanmak ahlakın ve imanın zayıflığına delalettir.

Ve şeytanlar aldatmakta gayet hünerlidir.

Ahlak, kudretten değil hüccetten kaynaklanmak zorundadır ki bu kudrete teslim olmak adına ahlakı terk etmeyi değil gerçek kudret sahibinin beyyinelerine istinaden doğru yolda haksızlık ve zulümlere rağmen  sabit kalmayı gerekli kılar. 

O halde mutlak ahlak, aldatmamayı ve aldanmamayı emreder. Bunun şartı da doğal olarak doğruyu anlamak ve bilmek, düşünmek ve tatbik etmek, bünyeye yerleştirmektir. Bu güzel vasıfların adresi ise Kur’andır.

Akıl ve kalp işbirliği içerisinde olduğu müddetçe hata payı da düşecektir ki Kur’an’dan habersiz niceleri için dahi kalp en yüce fetva makamıdır. Akıl ve kalp doğruda buluşursa da o ahlakın artık zayıflaması mümkün değildir.

Kur’an ahlakı zaman üstü ve tartışılmaz bir mutlak olması sebebiyle değişken değildir. Coğrafya, zaman ve ırklardan etkilenmez. Diğer tüm ahlak nevileri ise bu arada İslam ahlakı da coğrafyaya ve zamana göre değişkenlik gösterir.

Özetle

Ahlak mutlak ve beşeri olmak üzere iki tür arz eder ve Kur’an ahlakı mutlak olandır. Kur’an ahlakı imandan beslenen, uzun ömürlü, değişmez, Allah’a teslimiyeti ve Allah’tan korkmayı gerektiren, beşeri ahlak ise beşeri meşguliyet ve zaruretlerden kaynaklanan örfi, kültürel ve çoğu zaman kısa vadeli değişken kabullerdir.

Ahlak imanın meyvesi durumundadır ve iman yoksa ahlak mutlak olamaz.

İslam ahlakı, Kur’an ahlakı ile aynı olması gerekirken, bugün maalesef İslam’ın acınası halleri gereği yerlerde sürünen ve hurafelerle dolu bir ahlak nevidir.

Mü’min Kur’an ahlakını imanının gereği olarak yaşamak zorunda olandır.

Bir babanın evladına vereceği en büyük miras olan terbiye, haya, utanma duygusu gibi faziletler Kur’an ahlakının değişmez ilkeleridir ve Kur’an’ın farzları (ister emir ve isterse yasaklar olsun) Kur’an ahlakının alfebesidir.

Eşitlik, özgürlük, adalet, hak ve hürriyetler ahlakın tatlı yüzü, haksızlık ve adaletsizlikler çirkin yüzüdür.

Ahlaksızlık yok, iyi veya kötü ahlak vardır.

İman ve mutlak ahlak kulu aydınlığa çıkaran nimetlerdendir.

İmansızlık ve kötü ahlak ise akibetleri karartandır.

Rabbim imanlı kullarına güzel ahlak, Kur’an ahlakı nasip etsin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Allahın en büyük üç ayeti akıl, iman ve Kuran’dır

Allahın en büyük üç ayeti akıl, iman ve Kuran’dır

Allahın en büyük üç ayeti akıl, iman ve Kuran’dır Kainat ve bedenler, Yüce Allah’ın ayetleriyle ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir