Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Kur’an anatomisi
imanilmihali.com
Kur'an

Kur’an anatomisi

Kur’an anatomisi

Kur’an anatomisi ile kastımız Kur’an ile verilmek istenen mesajın nasıl, ne şekilde verildiğinin izahı olup mana ve şekil itibarıyla mucizevi güzelliğini vurgulamak içindir.

Anatomi, bir şeyin yapısını ve bu yapıyı oluşturan alt başlıkların arasındaki ilişkileri araştırma bilim veya faaliyetidir. Başlığımıza uyarlarsak şöyle demek lazım gelir; Kitap’ın, cüzlerin, sure ve ayetlerin yapısını, mahiyetini, manasını, tekrarlarını ve bunlar arasındaki ilişkileri incelemek. Yapmaya çalışacağımız şey sadece manalar ve ana emirler arası bağlantıların önemini vurgulamaktır. (Haşa mahiyet ve hikmetine, tam mana ve istikametine vakıf olduğumuz iddiasına asla soyunmayacağız zaten haddimize de asla değildir.)

Şekli ve ebedi yönüyle izah

Öncelikle (doğrusunu Allah bilir diyerek) Yüce Allah sözünü tamamladığını buyurduğuna göre din adına olan herşey Kur’an’da vardır ve Arş’daki ana kitabın (Levh-i Mahfuz) devamı durumundaki Kur’an tamam olduğuna göre de ilahi kudretin insanlığa çağlar boyu gösterdiği ve göstereceği tüm yol ve şekil de tamamlanmış demektir.

Kur’an tamam olduğuna göre 30 cüzde yer alan 114 sure ile (ayet sayısı hakkında 6236 veya 6666 gibi tereddütler vardır) din anlatılmış demektir ki sırf bu yüzden Kur’an mü’minleri surelerin tamamını okumak ve anlamak mecburiyetindedir. Yani bazı sureleri binlerce kez okurken bazı sureleri hiç okumamak durumunda kul Kur’an okumuş olmaz.

Surelerin ayetleri de insanların anlayacağı şekilde basit, sade ve kolay ve tamam halde olmalıdır ki surenin manası anlaşılabilsin. O halde surenin tamamını okumak hedeflenen manaya temas etmemize de inşallah imkan sağlayacaktır.

Ebedi yönden Kur’an harikalar ötesidir. Dizgisi, usulü, ahengi, merak ve okuma hissi uyandıran uslubu ile binlerce yıldır okunduğu halde hala okuyucusunu sıkmayan tek kitap Kur’an’dır.

Sure ve ayetlerin sırasını, uzunluğunu belirleyen de Yüce Allah’tır ve bu yüzden anlatım, anlaşılmayı en kolay ve güzel sağlayaca haldedir.

Bazı harf ve kelimelerin bizlerce hala manası bilinmiyor olsa da o tarifsiz hikmet dolu sözler bile okuyucuya bir haz vermekte ve merakı celbetmektedir.

Kur’an’ın tamamının sıradan bir romandan daha uzun olmaması da Yüce Allah’ın rahmetinin bir eseridir ki ciltler dolusu bir Kur’an olsaydı zalim insanoğlu bu kez de mazeret üretecek ve okumamasına bahane bulmaya çalışacaktı.

Muhkem ve müteşabih ayetlerin sure içlerine serpiştirilmesi hem heves uyandırması hem de zamana bağlı olarak insanlığa bazı izahlar yapılabilmesi için şarttır.

Orijinal lisanın arapça olmasının tek gayesi, o dili konuşmakta olan halkın başka bir dille değil kendi diliyle vahyedilen emirleri anlamama bahanesine sığınmaması içindir. Yoksa kutsal olan asla arapça değildir. Nitekim diğer semavi kitaplar ibranicedir.

Kur’an’ın “Oku” emriyle başlaması ve “Tevvab (tevbeleri kabul eden)” kelimesiyle bitmesi Kur’an okumanın önemine ve günahsız olamayacak insanların umudunu kesmemesi için her zaman ve mutlaka tevbe etmesini öğütlemek içindir.

Keza ilk surenin Fatiha ve son surenin Nas olmasının da kanaatimizce hikmeti Allah’tan başkasına kulluk ve ibadet etmeyeceğine dair fıtratta ve her rekatta yemin eden insanın her şeye rağmen Allah’a sığınmasının istenmesidir. Çünkü fatiha yeminimiz, Nas şeytanlardan Allah’a sığınma emridir.

Sure başlarındaki harf ve hecelerin bizlerce hala malum olmaması ise Kur’an’a mistik ve ilahi bir hava katmakta, heves ve merak uyandırmaktadır. Bunların elbet büyük hikmeti vardır lakin açıkça izah edilmediği için şimdilik bizlere düşen olduğu gibi okumak ve anlamaktır.

Her bir varlık grubunun, kişinin veya sıfatın sadece bir surede değil de birden çok surede anılır olması, dahası her bir surede olay veya mesajın sadece bir kısmının veriliyor olması muhakkak bir hikmete dayalıdır. Bu hikmet kanaatimizce kulları Kur’an’ın tamamını okumaya teşvik ve konunun ezbere varan idrakinin sağlanması maksadıyladır.

Cüzler, otuz Ramazan ayıyla eş değerli olarak belirlenmiş, okuyucuyu sıkmadan, yormadan anlaşılacak, ay içinde okuma tamamlanacak şekilde düzenlenmiş, acele etmeden ve manaya temas edecek şekilde okumayı temin maksadıyla düzenlenmiş ara bölümlerdir.

Kur’an’ın acele okunması kesinlikle yasak ise (Peygamberimiz en hızlı şekilde bile üç günden kısa sürede okunmasını yasaklamıştır) bu mana kaçmasın, huşu kaybolmasın diyedir.

Arapça okuyuşun kıraatlar halinde yapılması her bir farklı okuyuşta kelime ve cümlelerdeki vurgular değişeceğinden ve bu değişik (saklı) manaları ortaya çıkarmaya yardım edeceğinden ve tabi Kur’an’ı sevdireceği için elzemdir. Bu nedenle on kıraat vardır ve her biri bir diğerinden güzeldir.

Kur’an’ın ana dille okunması ise Allah emridir ki Kur’an manadan ibaret, ana ilkeleri buyuran Allah kelamıdır. Bunların manasının bilinmesine, dini tanımlayan surelerin anlaşılmasına hizmet etmeyen tüm okumalar geçersizdir. Yani okumadan maksat anlamaktır. Okuma anlamayı sağlayamıyorsa okuma değildir. Kutsal olan bu nedenle ilahi mesaj yani vahiydir, Kur’an’ın indirildiği toplumun lisanı değildir. Ama anlayarak okumak Allah’ın emridir ki daha ilk kelime “Oku!” emridir.

Sure veya ayetlerden bazılarının binlerce kez okunurken diğerlerinin sarfı nazar edilmesi ise en başta Allah’a ve Peygambere haksızlıktır.

Kur’an, büyü, muska, dua veya ölüler kitabı değil, yaşam ve din rehberi, kurtuluş ışığıdır.

Mana yönünden izahı

Melek ve şeytan kelimelerinde olduğu gibi birbirine zıt kelime ve fikirler hemen hemen eşit sayıda zikredilerek yaşamın zıtlıklar üzerine kurulu hali de adeta resmedilmektedir.

Münafık, firavun, şirk gibi dinen en ağır zulümlere imza atan sıfat ve tanımlamalar ise diğer tüm kelimelerden daha sık kullanılmakta ve okuyucunun aklına yer etmesi hedeflenmektedir.

Kainattaki, bedendeki ve Kur’an’daki ayetlerin birbiriyle uyum içinde olmasını temin eden izahlar okuyucuyu bir anda Kitap’tan alıp denizlere, dağ başlarına götürürken, bir sonraki ayet okuyucuyu bedendeki hücrelere taşır ve sonra tekrar yıldızlara bakmayı emreder. Yani yaşamın tüm formlarının tek Yaratıcı’nın eseri olduğunu izaha çalışan ayetler kainatı, bedeni ve Kur’an’ı ayet yani işaret olarak kullanır ki aslolan tek ve mutlak Yaratıcı Yüce Allah’a uzanan tüm yollar okuyucu tarafından anlaşılabilsin.

Kıssaların isim ve zaman vermeden zikredilmesindeki hikmet ise kanaatimizce dinin evrenselliğinin ve zaman ötesiliğinin kaybolmaması içindir. Dahası belli bir kesime hitap eden ayet veya surenin miadını tamamlamış olma tehlikesi her zaman vardır ve o zaman dinin temel kitabının o sayfalarının okunmama, o olaydan ders alınmama riski oluşur. Bu nedenle ayetler kişi ismi zikretmez ama o olayı olması gereken kadar detaylı anlatır ve sonucunu muhakkak bağlar. yani o işin iyi veya kötü, azap veya müjdeye mazhar olduğu illaki anlatılır ki okuyucu o kıssadan bir sonuç ve ders çıkarabilsin.

İnsanların zalim, cahil, nankör ve aceleci olarak tanıtılması ise mucizevi bir ihbar ve hakikattir.

Miraç, ay yarılması gibi mucizevi hallerin bizlerce izahı çok sınırlıdır. Bunu ancak muazzez Peygamberimiz ve Yüce Allah ile melekleri bilir. Ama bizler Kur’an’a biat edenler olarak okuduğumuza inanır, o olayın nasıl ve niçinine uzanamayız.

Eski dinlerin, Kitap ve Peygamberlerin ayetlerde defalarca tekrarı bizlere Kur’an’ın müstakil bir kitap olmadığı, aksine tüm kitapların toplamı, özü, esası ve son’u olduğunu anlatır.

Dünya yaşamından öncesinin de izahı daha insan yaratılmadan da varlık aleminin var olduğuna, insan denen zeki ve ruh taşıyan varlık her ne kadar yüce ve takdire layık olsa da aslında asıl Yüce olanın Allah olduğunu izah eder.

Arş katında iblis ile ilgili bahis şirkin ve tevhidin izahı bakımından çok önemlidir ki bu bahis sayısız yerde geçerek asıl ve en büyük düşmanın şeytan olduğu, nedeniyle birlikte anlatılarak okuyucunun tevhide sarılması, şirkten sakınması emredilir. Şeytanın “İnsanları Allah yolundan caydıracağına dair” yemini şirkin ve küfrün kaynağını teşkil eder. Yüce Allah’ın bu yemine karşılık “imana sarılan kurtulur” ahdinin aynı yerde verilmesi ise tevhidin özetidir.

Kur’an ve din zıtlıklar üzerine teşkildir ki her olayın kötü ve güzel yanı bir arada verilerek zıtlıklar arasından güzel olanın seçilmesi istenir. Bağ sahipleri kıssası, ifk (iftira ve kötü zan) olayı, fil suresi gibi izahlarda kulların nasıl hata yaptığı anlatılırken aynı zamanda gelecekte böyle bir şeyle karşılaşıldığında da yapılacak doğru hareket tarzı öğretilir. İfk olayı örnek alınırsa o sahabelerin münafıklarla bir olup Hz. Aişe (r.a)’ye iftira atmaları kınanırken ve masumiyet ayet ile ortaya çıkarılırken iftira atanlar kınanmış ama diğer yandan tüm İslam alemine ve insanlığa yarın benzer bir olay yaşanacak olursa doğruluktan ayrılmamaları ve nasıl davranmaları gerektiği de öğretilmiştir.

Tüm Peygamberlerin toplum veya kavimlerine mesajlarının ortak oluşu okuyucuyu tek Yaratan ve tek din sonucuna götürür ki tüm Peygamberler ücret almadan, Allah’a çağırmış, davet ve tebliğ iman üzerine yapılmış, hurafe, batıl, çirkin haller kınanmış ve toplum kurtuluşa çağırılmıştır.

Hz. İbrahim ve ailesinin tevhide örnek gösterilmesi, firavunun şirk ve küfre misal yapılması insanlığa iyi ve kötü iki ucu da göstermesi bakımından önemlidir.

Peygamberimizin örnek ahlakıyla, temiz ve merhametli kalbiyle övülmesi ve bazı peygamberlerin diğerlerinden üstün kılınması gizli (!) mesajıyla diğer Peygamberlerden üstün olduğunun hissettirilmesi Hz. Muhammed(sav)’in değerine de işaret etmektedir. Kur’an anatomisi bunun gibi sayısız güzellik ve manaları da içinde barındırır.

Yahudi ve hristiyanların hallerinin izahına genişçe yer ayıran Kur’an, onların neden bu halde olduklarını ve nasıl kitaplarını elleriyle değiştirdiklerini ve bunları dinin içindeki adamlarca nasıl zalimce yapıldığını anlatır. Yine Kur’ani kendisini Allah korumasında ve değişmez ilan ederek tüm insanlığa meydan okuyarak “Hepiniz birden yapabilirseniz bu kitap gibi bir sure yazın ama yapamazsınız” diye haykırır.

Peygamber eşlerinin durumları ve güzel halleri anlatılırken Hz. Lut (as) ve Hz. Nuh (as) gibi Peygamberlerin hanımları bile günahlarından dolayı adeta lanetlenir. Keza evlatlardan bazısı babalarına rağmen lanetlenir ve helak edilenler arasında kalır. Öte yandan Firavun’un eşi veya Hz. Meryem gibi kadınlar övülerek Peygamber hanımı da olsalar iman etmeyenlerin cezaya, kafir de olsalar tevbe ederek doğruyu bulanların mükafata mazhar olduğu alenen ilan edilir.

Akıl ve imanı ortak paydada buluşturmayı ve aklı kullanmayı, kalbe danışmayı ilke olarak veren Kur’an merhamet ve sevgiyi, hoşgörü ve affetmeyi ön plana çıkararak, dünya malına tamah etmeyi çirkin gösterir.

Nefsin oyunlarına, açlıklarına karşı insanlığı uyaran Kur’an, şeytanın en çok kibir ve hırsı silah olarak kullandığını ve bunu yaparken de yalan ve iftiraya sıkça müracat ettiğini anlatır.

İman etmekle, İslam’a girmenin aynı şey olmadığını anlatan Kur’an, imanı verenin Allah olduğunu, oku atanın Allah olduğunu izah eder.

Kur’an, cüzi iradeye sahip insanın zalim, cahil, nankör yapısına emsal verirken öte yandan varlıkların bir çoğundan (tamamından değil) üstün kılındığını anlatır. Emaneti kabul eden insanın, dağların kabul etmediği bu mesuliyete cahil ve zalim olduğu halde yanaşmasını hayretle karşılar.

Cennet ve cehennem konusu elbette ağır temalardan birini teşkil eder ki pek çok yerde hem evsafı tanıtılır hem de oraya layık olanlar anlatılır. Mahiyetini çok bilemeyeceğimiz bu tasvirler özetle iman edenlerin ve Allah rızasına mazhar olabilenlerin cennete diğerlerinin cehenneme gideceğini anlatır.

Amel ve niyetlerin birbirine bağlı oluşunu da aktaran ayetler insanın sadece amellerden değil ama önce niyetlerden sorumlu olduğunu izah eder.

Yüce Allah’ın en güzel isimlerinin ayetlerde izahı, O’nun kudret ve ilmine, rahmet ve merhametine ama öte yandan azap ve öfkede nasıl yüce olduğuna delildir.

Keza Kur’an doğru yolu (Sırat-ı Mustakim) öğütlerken, Yüce Allah’ın da, muazzez Peygamberin de Kur’an ahlakı üzerinde olduğunu vurgularken tüm insanlığı bu ahlaka çağırır.

Münafıkların yerinin müşriklerden yukarıda ama kafirlerden aşağıda olduğu anlatılan cehennemlerdeki azabın emsalinin olmadığı anlatılırken diğer yandan cennetlerdeki ikram ve güzellikler izah edilerek ahiret yaşamına yönelik dünya sınavında yapılması gerekenlerin önemi vurgulanır.

A’raf’takiler diye anılanlar gibi ahiret yurduna ait pek çok husus hakkında bildiklerimiz sadece ayetlerin buyurduğu kadardır. Yine ruh, kader, cinler, gayb gibi meselelerde Peygamberimizin bile bilgisi sınırlıdır ve din bunların çok ta araştırılmasına ihtiyaç göstermez. Çünkü sorumlu olunan anlaşılan ve emredilenlerdir.

Kur’an ahiret yurdunu esas, dünya hayatını geçici sınav alanı olarak tanıtırken, bazı şehvet ve açlıkların insana sınav gereği süslü gösterildiğini de anlatır ve kanmamalarını ister. Diğer yandan şeytanların bunları kışkırtacağını da ihbar eder.

Dünya hayatını sınav ve ahiretin tarlası gösteren Kur’an, ayetlerde işaret edilenlere en fazla uyanların takvada en ileri olduklarını ve takvanın dünyada değil sadece Allah KATINDA bir üstünlük derecesi olduğunu anlatır.

Yine Kur’an tevhid ile şirk arasındaki tek kelimenin SADECE kelimesi olduğuna vurgu yaparak şirk mensuplarının Allah’a (ve yanında birilerine) ama mü’minlerin SADECE Allah’a iman ettiklerini anlatır.

Kur’an’ın anatomisi bizlere dinde zorlama olmadığını, zorlamayla edilen imanın faydasızlığına dem vuran Kur’an imanı, takvayı, niyeti ve kalbi bilenin sadece Allah olduğunu anlatarak kulları yargılamanın zararından bahseder. Yine Kur’an omuz başlarımızdaki şehadet melekleri bilemeseler de (melekler sadece sarf edilen söz ve yapılan ilere şahittir, niyet ve kalp okuyamazlar) kalp ve niyetleri sadece ama mutlaka Allah’ın bildiğine işaret eder.

Yine Kur’an kimseye, birilerini din dışı ilan etme yetkisi vermez. Çünkü diliyle iman ettiğini söyleyen herkes aksini diyene kadar İslam içindedir.

En gizli yerlerde, en saklı ortamlarda bile yapılan ve edilenin mutlaka Allah tarafından bilinir olduğuna dikkat çeken Kur’an hiçbir şeyin Allah’tan saklı kalamayacağına dair yemin eder.

Yine Kur’an ahiret yurdunda herkesin amelinin defter şeklinde önüne konacağını zerrece bir şeyin unutulmayacağını anlatırken nefislerin hesap sorucu olarak yeteceğine delil gösterir.

Şefaatin sadece Allah’ın razı olduğu kullarına layık görüleceğini anlatan Kur’an şefaatin tümden ve sadece Allah’a ait olduğunu sayısız kez ikaz eder.

Kişi ve varlıkları, evlat ve kızları, oğulları Yüce Allah’a eş, evlat, ortak göstermek demek olan şirk’in afsızlığa mahkum tek suç olduğunu anlatan Kur’an, diğer tüm suçların bir şekilde telafi edilebileceğini ve kafirlerin bile ümit kesmemesini anlatır.

Hz. Yusuf (as) kıssasında da olduğu gibi bazen en yakınların bile nefsine uyarak kötülüklere imza atabileceğini örnekleyen Kur’an mü’minlere affetmeyi ve tevazuyu emreder.

Ana babaya, akrabaya yardım ve şefkatin Allah emri olduğunu anlatan Kur’an, adaleti ve hayrı emreder.

Kadınlara ve evlatlara ve özellikle yetimlere özel önem veren Kur’an kuvvetçe ve yaratılışça erkekten farklı ve zayıf olanlara kuvvet ve şiddetle değil sevgi ve merhametle yaklaşılmasını emreder.

Kısası, yani kötülüğün cezasını serbest bırakan Kur’an bunda da aşırı gitmemeyi, öldürürken bile zulmetmemeyi emreder. Devamında ise affetmenin mükafatının Allah katında olduğu anlatılarak kullara affetmenin önemi izah edilir.

Hukuki ve beşeri işlerde Kur’an kamu yararına ve hak ve adalete önem verir, idari hususlara fazlaca değinmez. Ama temel şart İslam’a ve Kur’an’a uygunluktur. Keza diğer dinlere mensup insanların halleri, Peygamberimizin hadisleri, sünnetleri hep Kur’an’a uygunluk şartıyla muteberdir, değilse geçersizdir.

Namaz, tevbe, şükür, zekat, tefekkür, tevekkül, dua gibi dinin temelleri şekli ve nasılı anlatılmadan ama önemi vurgulanarak izah edilir ve Peygamberimizin uygulaması örnek gösterilir. Yani ibadet alanında örnek sadece Peygamberimizdir.

Öte yandan Peygamberin bir ilah veya melek olmadığı vurgulanmak suretiyle O’nun beşeri yönüde izah edilerek yediği, içtiği anlatılır ve bu sayede beşeri işleri ile vahyi işleri arasına kalın bir çizgi çekilir. Bu Peygamberimizin daha sonraları ilahlaştırılmasını ve şirke alet edilmesini de engellemek maksatlıdır. Keza söz ve sünnetlerinin, ayetlerin üzerine çıkmasına mani olmak içindir.

Tasnif bakımından izahı

Kur’an; insanları iman eden ve etmeyen, dinleri hak ve batıl, hayatı fani ve baki, idrakleri ilahi veya şeytani olarak ayırt eder. 

İmanı hayatın ana gayesine koyan Kur’an, fıtrattaki yemine sadakati esas alır ve bu yemine uyulmasını bekler. İmansız ibadet ve ameli geçersiz kılan Kur’an, ibadetsiz ve amelsiz imana da sıcak bakmaz.Özellikle zulme karşı isyanı özendiren Kur’an, kötü sözün açıklanmasını bile istemezken, mağdurun/mazlumun feryadına ses çıkarmaz.

İslam’ı tek muteber din olarak anan Kur’an diğer dinleri tahrif edilmiş kabule der ve onların inanç ve amellerinin muteberliğine Kur’an’a uygunlukları nispetinde değer verir.

Hayatı da ikiye ayıran Kur’an bu dünyayı süslü bir eğlence ve sınav alanı, ahireti esas yurt olarak resmeder.

Kişileri ve fikirleri ilahi ve şeytani olarak ikiye ayıran Kur’an, cennet ve cehennemin nasıl ve neden şart olduğunu da buna bağlar.

Özetle;

Kur’an anatomisi bize aslında olması gerekeni tam olarak verir. Kur’an dinin tamamıdır, Allah kelamıdır ve Allah korumasındadır. Mü’min önce Allah’a ve sonra Peygamberimizin örnekliğine, imanına biat etmekle mükelleftir. Kişilere değil ama ilkelere değer ve yer veren Kur’an evrenseldir, zaman ötesidir. Tüm insanlığı kucaklayan Kur’an iyi ve kötüyü en açık şekilde resmeder ve insanların doğru ve güzeli seçmesini emreder. Doğru tercih yapanlara mükafat ve yapamayanlara ceza ve azap vaadeden Kur’an cennet ve cehennemle birlikte ahireti, hesap ve mizanı da resmeder ki 114 surenin akıcı anlatımı ile okuyucu okumaktan sıkılmaz.

Kur’an, anlaşılmak için okunmak ister ki anlamadan okumak “okumak” değildir.

Mü’min, tevhide dost, şirke ve küfre düşman olduğu takdirde müjdelere eren, Allah’tan başka vekil ve dost tanımayandır.

Kur’an kurtuluşun istikameti, rehberi ve hidayet kaynağıdır.

Rabbim kullarını Kur’an’dan uzak eylemesin, bizleri gaflet ve delaletimizden ötürü affetsin.

Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an dünyanın en geniş kütüphanesidir

Kur’an dünyanın en geniş kütüphanesidir

Kur’an dünyanın en geniş kütüphanesidir Yüce Allah kelamı Kur’an, yaratılış öncesinden, ezel sonrasına, göklerden yer ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir