Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Kur'an nuru / Kur’an anlaşılarak okunmayı hak edendir
imanilmihali.com
Kur’an anlaşılarak okunmayı hak edendir

Kur’an anlaşılarak okunmayı hak edendir

Kur’an anlaşılarak okunmayı hak edendir

Kur’an, Yüce Allah’ın tüm insanlık için kıyamete dek seçtiği, Allah katında tek makbul Kitap olarak tanıttığı, diğer din ve kitapların hükmünü O’nunla nesh ettiği, tüm şan ve şerefi O’nda gösterdiği mübarek, erdirici, ilahi kelamıdır.

Kur’an, kıyamete dek sürecek İslam’ın son Peygamberinin vefatıyla, iman ve İslam’ın bekası görevini üstlenmiş muazzez Kitap’tır.

Kur’an, okunmayı, anlaşılmayı ve hayata yansıtılmayı bekleyen Allah sözüdür, tüm gerçek ve kurtuluş sadece O’ndadır.

Hidayet rehberi Kur’an, anlaşılarak okunması her müslümana FARZ olan, içerisindeki nasslar ile hayatı ve fıtratı anlatan, sınavı bilinir hale getiren, Allah’ın emir ve yasaklarını, sınırlarını ve sünnetini gösteren, cennetlere götüren ama cehenneme giden yolları da gösteren bir nurdur., en büyük şefaatçidir.

“Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı?..” (Nisa 4/82)

Müslüman dine giren, mü’min iman edendir ve iman Kur’an’dadır.

Kul, cuma günleri ve Ramazan ayında maneviyatın doruklarına eren, diğer günler çoğu zaman dünya telaşına dalandır. Kur’an’da en çok bu zamanlarda akla gelir ve engin deryasına müracat edilir, okunur.

Haftada bir güne ve senede bir aya mahkum edilen Kur’an ise elbette hidayet kaynağı olmaktan uzaktır. Kul, namazlarda okuduğu dua ve tesbihatın anlamını dahi bilmezken, Fatiha suresinin fıtratta verdiğimiz ahid olduğunun farkında değilken, secdelerin huşuya ermesi de, hayatın güzelleşmesi de mümkün değildir.

Doğrusu; yatarken, otururken zikri emreden, tefekkürü yüce ibadet sayan, secdelerin huşu ile miraca dönmesini dileyen, her daim Kur’an’a müracatı buyuran Yüce Allah’ın hükmüne tabi olmaktır.

“.. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik.” (Nahl 16/44)

Kur’an’ın bu gün ve aylarda daha fazla okunması normal ve güzeldir. Lakin diğer günler ve aylar da Allah’ındır ve ecel nefisleri ne zaman yakalayacaktır sorusunun cevabı sadece Allah’tadır.

Yaşamda olan biten her şey fıtrat gayesine uygundur ve tüm bu ilahi nizam içerisinde gayeler ve manalar gizlidir. Bu sırlara erebilmek de Kur’an’ın kalplere verdiği mesaj ve idrak ile mümkündür. O halde yaşamın her anı Kur’an’a muhtaçtır ki bu aynı zamanda kulu gösteriş ve riyadan da kurtararak gizli şirke esir olmaktan korur.

Kur’an, kolaya gelenin okunmasını, kolaylığı ister. Bu da demektir ki beşeri telaşlar ve mecburiyetler içinde Kur’an kendisine az zaman ayrılmasına da razıdır yeter ki saygı ve şükür de kusur edilmesin. Yani zaman darlığı mazeret değildir.

Kur’an, hatimler ve mukabelelere sıkıştırılan, akşam yemeğinden önce aradan çıkarılacak bir şey asla değildir. Yine Kur’an, Arapça okunan ama manası anlaşılmayan bir şarkı hiç değildir.

Aksine düşünülürse diğer gün ve aylarda Kur’an’ın okunmaması ve anlaşılmaya çalışılmaması, tabiattan, nefisten, beşeriyetten kaynaklanan kural ve kaideler ile yetinmek ve Kur’an’ı unutmak pahasına dünyaya dalmak demektir ki işte kalpler asıl o esnalarda katılaşır ve kararır.

Oysa Kur’an’a her gün ayrılacak makul bir zaman hem dimağları dinç tutar, hem kalpleri besler hem de imanı artırır.

Ayrıca gece veya sakin yerlerde az da olsa okunan Kur’an, huşuyu yakalamak adına gizli şirke de savaş açar ve Allah yanında olunduğunu ispat eder.

Dostlar görsün diye, birileri takdir etsin diye, elde poşetlere sarılmış Kur’an ile kapı kapı dolaşmak ve adeta Kur’an okuyuşuna şahit aramak gaflet ve yanılgısı ise Allah’ın şahdamarından daha yakın olduğunu anlamamaktır.

Netice olarak son söz şudur ki; Kur’an günün her dakikasına hakimdir, her nefese şahittir, her meselenin çözümüne kafidir, dostu ve düşmanı tanıtmaya muktedirdir. Kur’an’dan uzak geçen zamanlar kul nefsiyle baş başadır ve Peygamberimizin duasında olduğu gibi “nefisle bir nefes müddeti dahi baş başa kalmak” hata kapılarını açan gaflettir.

Bu, beşeri işleri terk anlamında elbet değildir lakin Kur’an öyle okunmalıdır ki manası, benzetme yerindeyse, bir sonraki okumaya kadar adeta bir antibiyotik gibi etkisini sürdürmeli, bir sonraki okuyuşla ruh ve beden kaybettiği sağlık ve enerjiye yeniden kavuşmalıdır.

Yani, cumaya ve ramazana mahkum etmeden ama her daim makul bir zaman okunmayı hak eden Kur’an ancak bu sayede erdirici olabilir, unutulmaz ve gaflet kapıları ancak bu şekilde kapanır.

Aldanmamanın, nefse yenilmemenin, şeytanlara kanmamanın, imandan uzaklaşmamanın, ibadette huşuyu kaybetmemenin, salih amelllerde yarışabilmenin, ahlak da yücelebilmenin tek yolu budur.

“De ki: “Bana ancak, bu beldenin (Mekke’nin); onu mukaddes kılan ve her şey kendisine ait olan Rabbine kulluk yapmam emredildi. Yine bana, müslümanlardan olmam ve Kur’an’ı okumam emredildi.” Artık kim doğru yola girerse yalnız kendisi için girer. Kim de doğru yoldan saparsa, de ki: “Ben ancak uyarıcılardanım.” (Neml 27/91,92)

Çünkü Kur’an kurtuluştur, hidayettir, rahmettir, nimettir.

Ve O’nu anlayarak ACELE ETMEDEN okuyanlar, okuduğunu kalpten tasdik edenler, hayata yansıtanlar, iman edebilenler, samimi olanlar için korku olmayacaktır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Allahın en büyük üç ayeti akıl, iman ve Kuran’dır

Allahın en büyük üç ayeti akıl, iman ve Kuran’dır

Allahın en büyük üç ayeti akıl, iman ve Kuran’dır Kainat ve bedenler, Yüce Allah’ın ayetleriyle ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir