Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Kur'an nuru / Kur’an bir öğüttür
imanilmihali.com
Kur’an bir öğüttür

Kur’an bir öğüttür

Kur’an bir öğüttür

Yüce Kur’an baştan sona Allah kelamı olan, yine Yüce Allah’ın himayesinde kıyamete kadar baki kalacak ayetleri içeren, en büyük şeref ve ahirette sorulacağımız tek ve en büyük nimettir.

“Bu Kur’an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.” (Sad 38/29)

“Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz.” (Zuhruf 43/44)

Ayetlerde de buyurulduğu gibi dinde zorlama yani ikrah yok, tebliğ, davet ve nasihat vardır. Aklı, kalbi düz istikamette çalışan, vicdanı, merhameti, sağduyusu olan, öğüt almayı dileyen ve bilen için ayetler baştan sona bir öğüttür ki zaten ayetler de bunu telkin eder.

Hz. Peygamberin risalet görevi de vahyi almak, insanlar davet ve tebliğ etmekten ibarettir. Hesap sormak ise Yüce Allah’ın buyruğu ve hakkıdır ki bunca rahmete karşılık nankörlük eden insanlara (akıl sahiplerine) ceza verilmesi zaten hak olandır.

“Peygamberin üzerine düşen ancak tebliğdir…” (Maide 5/99)

Kur’an bir öğütler manzumesi ve dünya/ahiret rehberi olduğuna göre de insanlar onu anlayarak okumak, öğrenmek ve uygulamakla mükelleftir. Bu kaçınılmaz olarak anlayarak ana dilde okumayı gerektirir ki bunu yapmayanların öğüt alması mümkün değildir. Öğütsüzlük ise rahmetsizlik, nasipsizliktir.

“Sana Kur’an’ı okutacağız ve sen onu unutmayacaksın. Ancak Allah’ın dilediği başka. Şüphesiz O, açık olanı da bilir, gizliyi de. Biz seni en kolay olana kolayca ileteceğiz. O hâlde, eğer öğüt fayda verirse, öğüt ver. Allah’a karşı derin saygı duyarak O’ndan korkan öğüt alacaktır. En büyük ateşe girecek olan en bedbaht kimse (kâfir) ise, öğüt almaktan kaçınır.” (A’la 87/6-12)

“Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmıştır! Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiştir! Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmişlerdir! Yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmıştır! Artık sen öğüt ver! Sen ancak bir öğüt vericisin. Sen, onlar üzerinde bir zorba değilsin. Ancak, kim yüz çevirir, inkâr ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır. Şüphesiz onların dönüşü ancak bizedir. Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.” (Gaşiye 88/17-26)

“Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali verdik.” (Zümer 39/27)

“Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.” (İbrahim 14/52)

“Tâ Hâ. (Ey Muhammed!) Biz, Kur’an’ı sana sıkıntı çekesin diye değil, ancak (Allah’ın azabından) korkacaklara bir öğüt (bir uyarı) olsun diye indirdik.” (Ta’ha 20/1-3)

“Andolsun, biz size açıklayıcı âyetler, sizden önce gelip geçenlerden bir misal ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için bir öğüt indirdik.” (Nur 24/34)

“Bizim âyetlerimize ancak, kendilerine bu âyetlerle öğüt verildiği zaman secdeye kapanan, kibirlenmeksizin Rablerine hamd ederek tespih edenler inanırlar.” (Secde 32/15)

“ … Çünkü bu (Kur’an) bir öğüttür. Dileyen ondan öğüt alır. O, şerefli ve sâdık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.” (Abese 80/11-16)

“Elif Lâm Mîm Sâd. Bu, sana, kendisiyle (insanları) uyarman için ve mü’minlere öğüt olarak indirilmiş bir kitaptır. Artık ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın. Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!” (A’raf 7/1-3)

“Andolsun biz, onlar düşünüp öğüt alsınlar diye (gerçekleri) bu Kur’an’da değişik biçimlerde açıkladık…” (İsra 17/41)

“ … Sakın Allah’ın âyetlerini eğlenceye almayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini, size öğüt vermek için indirdiği Kitab’ı ve hikmeti hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” (Bakara 2/231)

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 16/90)

“Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Nisa 4/58)

“Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Hiç kimsenin kazandığı yüzünden mahrumiyete sürüklenmemesi için Kur’an ile öğüt ver…” (En’am 6/70)

“ … Şüphesiz düşünüp öğüt alacak bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıkladık.” (En’am 6/126)

“Nûh dedi ki: “Onu size, dilerse ancak Allah getirir ve siz (Allah’ı) âciz bırakamazsınız.” Ben size öğüt vermek istesem de, eğer Allah sizi azdırmak istemişse, öğüdüm size fayda vermez. O, sizin Rabbinizdir ve O’na döndürüleceksiniz.” (Hud 11/33,34)

“Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt mü’minlere fayda verir.” (Zariyat 51/55)

“Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?” (Kamer 54/17)

“Hayır, hayır! Onlar ahiretten korkmuyorlar. Hayır, düşündükleri gibi değil! Şüphesiz bu (Kur’an) bir uyarıdır. Artık kim dilerse ondan öğüt alır.” (Müddessir 74/53-55)

Ayetlerin anlaşılmasını zor zannetmek, anlayamayacağını düşünmek ise yine en başta ayete ve Allah’ın emrine terstir ki Yüce Allah defalarca ayetleri ve anlaşılmayı kolaylaştırdığını buyurmuştur.

Kur’an bu yüzden okuyanı sıkmayan, anlaması ve ezberlenmesi kolay bir nimettir.

Öğüt almanın ilk şartı da doğal olarak düşünmektir. Din akıl sahipleri içindir ve organsal veya yaratılış gereği aklını kullanamayanların dinen vebali yoktur ama sıradan insanların öğüt alması ancak okuduklarını yorumlamakla mümkündür. O halde bir kez daha ana dilde okumanın bir tasarruf değil Allah emri olduğu açıktır.

Kul öğüt alsa da almasa da, aklını kullansa da kullanmasa da ayetlerin hükmüne tabidir ve onlardan sorulacaktır. Akıl hesap sorulacak birşeyi hiç olmazsa öğrenmeyi gerekli kılar yani Kur’an’ı anlayarak okumayı reddedenler akılsız yaratıklardır ki bunun dindeki adı yobazlıktır.

En büyük nimet Kur’an aynı zamanda en büyük şefaatçidir ki ahirette Peygamberimizin ağzından verilen şu ayet bizler için bir ibrettir;

Peygamber, “Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey hâline getirdi” dedi.” (Furkan 25/30)

Kur’an’ı terk eden bir ümmetten Yüce Allah’ın razı olması mümkün müdür? Allah’ın razı olmadığı kula şefaat etmesi mümkün müdür? Allah’ın razı olmadığı ümmete birilerinin şefaat dilenebilmesi olası mıdır? Kur’an’ın şikayetçi olacağı bu ümmet için Peygamberin şefaat dilenmesi akla sığar mı?

Elbette hayır! İslam coğrafyalarının Kur’an’dan öğüt almaması iledir ki şefaatsizlik ve rahmetsizlik hat safhadadır. Müslüman dünyanın aklı ve öğüt almayı terk etmesi iledir ki düzelme yerine her geçen gün gerileme yaşanmaktadır.

Oysa Kur’an kişisel ve toplumsal olarak bir öğüt manzumesidir ki tüm emir ve yasaklar, bunları tarihsel gerçek olan tüm kıssalar defalarca, basit ve anlaşılır halde tekrarlanmıştır. Burada maksat anlaşılmasını temindir. Ama daha Türkçe okumaya ayak direten bir toplumun bunlardan ibretler çıkarması mümkün müdür?

Elbette hayır, hayır ve hayır!

O halde Rabbim Kur’an ile öğüt almak isteyenler ile öğüt almak istemeyenlerin arasını ayırsın.

Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur'an öğrenmek istiyorum

Kur’an öğrenmek istiyorum

Kur’an öğrenmek istiyorum Kur’an’ı öğrenmek tüm Müslümanların en büyük heves ve arzuları arasındadır ki doğrusu ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir