Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Kur'an nuru / Kur’an dünyanın en geniş kütüphanesidir
imanilmihali.com
Kur’an dünyanın en geniş kütüphanesidir

Kur’an dünyanın en geniş kütüphanesidir

Kur’an dünyanın en geniş kütüphanesidir

Yüce Allah kelamı Kur’an, yaratılış öncesinden, ezel sonrasına, göklerden yer altına, insandan hayvana, güzelden çirkine, gerçekten batıla, görünenden görünmeyene her bir yaratılış ve varlığı izah eden, gösteren, ispat eden dünyanın en geniş kütüphanesidir.

Bu haliyle Kur’an, beşeriyatın yazdığı ve yazacağı tüm eserlerin özeti, bilinen ve bilinmeyen tüm ilimlerin kaynağı, olmuş ve olacakların rehberidir.

İnsanlık tarihi denen şey, aslen dinler veya peygamberler tarihidir ki dünya üzerinde hiçbir ümmet Peygambersiz kalmamıştır ve tüm Peygamberler sırasıyla aynı dini (sadece haramlar değişerek) insanlara tebliğ etmiş, bir sonraki Peygamber öncekini doğrulamış, tüm peygamberler aynı doğru yolu göstermiş ve Yüce Allah sözlü veya yazılı tüm emir ve yasaklarını açık ve sade bir şekilde insanlığa tebliğ etmiştir.

İnsanlık dinlerin adını farklı koysa da tamamı fıtrat dinidir, İslam’dır, çünkü Allah’ın dini değişmez. Değişen sadece helal ve haramlardaki değişikliklerdir lakin zalim insan tahrif etmede ustadır ve nankörlükle bencilliği kaynaştırıp menfaat uğruna dini alet etmekte pek hünerlidir. Dinlerin durumu bu nedenle son din İslam hariç böyledir ki Kur’an hariç İslam’ın tüm müessese ve uygulanışlarında da bu nankör darbe izlenmeye başlamıştır.

Halen ve kıyamete dek geçerli tek din olan İslam, tüm dinlerin ortak adıdır lakin mesneti Kur’an olan Müslümanlık dini Hz. Peygamber(sav)’in tebliğ ve daveti ile bildirilendir ve bu son vahiy kıyamete ve ahiretteki yaşama dek tesir edecek tek dindir, daha doğrusu dinin son halidir.

Kelime anlamı huzur, barış, esenlik ve sadece Allah’a teslimiyet olan İslam, sadece Kur’an’dadır ve bu nedenle Kur’an tüm sorulara cevap verebilecek, tüm öngörüleri karşılayacak, tüm ilimleri kapsayacak vaziyettedir. Lakin bu okumak isteyen ve anlamaya hazır olanlar içindir.

Kur’an, böylesine muazzam bir hazine ve bilgi kaynağı iken O’ndaki irfandan istifade edebilmek elbette istemeye, okumaya ve anlamaya bağlıdır ki istemenin şartı iman, okumanın şartı anlamak ve anlamanın şartı kalbe yerleştirmektir.

İş olsun diye, sevap kazanmak için, ölülere dua niyetine, hatim olması için, mukabele şeklinde, hızlı ve anlamsız okumaların hiçbiri gerçek okuma değildir. Gerçek okuma yavaş, kendini vererek, anlamaya çalışarak, vahiy sanki kendisine veriliyormuş da ümmete tebliğ görevi varmışçasına okumaktır.

Bu okumanın doğal olarak ilk şartı da anlamayı temin eden ana dilde okumaktır ki arapça okumanın faydası, ana dilde anlayarak okumanın sevabı vardır. Yani Kur’an’ın devasa bir kütüphane olması ve içerisindeki nurlara erişebilme imkânı sadece anlayarak okuyanlar içindir ve bunun için ruhlar, vicdanlar, akıllar ve kalpler de hazır ve istekli olmalıdır.

Ana dilde okumak anlamayı mümkün kılarken, Arapçayı sonradan öğrenenlerin hiçbirisi bu anlamı yakalayamaz. Çünkü merhum Elmalılı Hamdi Yazır’ın dediği gibi tekniken ana dili arapça olmayanın, Kur’an’ı tam anlayabilmesi mümkün değildir. Burada sıradan okuyucuya düşen görev sağlam meallerden okumak, din âlimlerinden sağlam arapça bilgisine sahiplere düşen görev doğru ve Kur’ani meal hazırlamaktır.

Bu sebeple okuyucu, varsa yanlışların vebalini hazırlayana yükleyerek, o meali okumak ve böylece Kur’an’ı anlamakla mükelleftir. Çünkü din, bu okuyuşla kalbe dolan hissiyat, akla dolan irfan ve ruhu doyuran idrakin toplamıdır.

Çoğu Müslüman anlamadan okuyuşlara teslim olduğu içindir ki kalbe dini yerleştirememekte, akıllar imana demir atamamakta, ruhlar başka arayışlara meyletmektedir. Zaten Müslüman ile Mü’min arasındaki fark da budur.

Kur’an, okuyucusuna her okuyuşta farklı bir ufuk açar ve hayata bakışı değiştirir.

Anlayarak okumak, kalbe giden sevgi pınarları önündeki setleri kaldırır, akla uzanan yollardaki engelleri dağıtır ve idrake imkân sağlar.

Kur’an’ın tamamını okumak esas, çoğu yerini sarf-ı nazar ederek bazı yerlerini defaten (hem de 4444 kere filan) okumak zinhar hatadır. Çünkü din Kur’an’dadır ve Kur’an bir bütündür. O halde dinin tamamını öğrenmek isteyenler için Kur’an’ın tamamını okumak farzdır ki anlayarak okumak zaten en büyük farzdır.

Bu sebeple Kur’an’ın ilk emri oku’dur.

Kalbi ve manevi olarak okumaya hazır vaziyette, temiz ve teslim olmuş halde, anlayarak, isteyerek, yavaş yavaş, baştan sona, heyecanlar içerisinde okunan Kur’an, insanlık âleminin tüm kapılarını okuyucusuna açacaktır. Çünkü tüm cevaplar O’ndadır ve okuyucu şayet hazır ve istekli ise o cevapları bulacaktır.

Eski kavimlerden, ağaç yapraklarına, gök ilimlerinden fıtrata, kaderden duaya, tevekkülden zikre, anne karnından birleşen ama karışmayan denizlere, iyiden çirkine herşey Kur’an ayetlerindedir, vardır, doğrudur, tembih ve emirdir.

İnsanlık zaten var olan ilim veya bilimi keşfetmek burcundadır ve bulunan hiçbir şey icat değildir. Çünkü icat yaratmak, ortaya imal ederek çıkarmaktır ki bunun ilmi zaten vardır ancak zamanı gelmemiştir. Yüce Allah dilediği zamandadır ki o ilmin kapılarını açar ve ilham yoluyla dünyanın bir yerinde birileri o işi akıl ediverir. O halde bunun adı keşfetmektir, icat etmek değildir. Bu bakış açısı ise din ve imanla doğrudan alakalıdır.

Kur’an, eski kavimlerden bazılarının medeniyette çokça ileri gittiğini dahi anlatmakta, yaşanan mucizeleri bile ihbar etmekte ama aslen insani duygulara yer vermektedir. Çünkü din mucizelere dayalı bir öğreti değil, kalbi bir yöneliş ve teslimiyettir.

Bu nedenle Yüce Allah, dininin son Kutsal Kitabı olan Kur’an ile tüm insanlığa, kıyamete dek baki kalacak emirlerini bildirirken, tarihsel gerçeklerden bahsetse de kişi, zaman ve yer isimlerine yer vermemiş, bilimden bahsederken formüllere ve keşiflere detay izah etmemiştir. Bunlar yerine akıl ve vicdanlara seslenen Yüce Allah, insanın kendisine verilen kabiliyetlerini hayır ve güzellikte kullanmasını öğütlemiştir.

Ortak insanlık değerleri, asırlar sonra kaleme alınsa da Kur’an eşitlik, hak, hukuk, hürriyet terimlerini on dört asır önce zaten ortaya koymuştur. Dünya süslerinin aldatıcılığını, yalan ve riyayı tanıtan Kur’an evvelki zamanları izah ederken geleceği, geleceği işaret ederken bugünü hedef alan mükemmel dizgisiyle bütünlüğünü daima korumuştur. Kur’an’ın tamamını okumak bu nedenle de çok mühimdir.

Zamanın bilim ve fen seviyesi insanlığın, Kur’an’dan anlayacaklarını da belirlemede esastır. Yani insanlık asırlar önce gök cisimlerini veya uçakları anlamaktan uzakken bugün anlar vaziyettedir. Bu durum mealleri anlaşılır kılmakta, beyinler hayal ufuklarını bu sayede artık genişletebilmektedir. Yani o bilgiler Kur’an’da daima vardır ama insanlık o bilgileri anlamak için zamanın gelmesini beklemeye mecburdur. Bu da demektir ki ayetlerin satır aralarında daha nice hikmet ve keşif, zamanı geldiğinde anlaşılmak üzere, saklı beklemektedir.

İşte bu nedenlerle hayatı ve insan olmanın mesuliyetini, dini ve imanı, dünya ve ahireti, amel ve hesabı anlamak isteyen birisi için Kur’an’ı anlayarak okumak, iman etmekle birlikte, farzların en yücesidir. Çünkü Allah’ın okumaktan bir sonraki emri iman etmektir. Namaz ve diğer ibadetlerin tamamı sonraki emirlerdir ve bu nedenle din önce Kur’an ve iman, sonra ibadet ve diğer amellerdir.

Müslüman dünya daha ilk başta Kur’an’ı anlayarak okumak ve iman etmek farzlarını ihmal ettiği içindir ki bu haldedir ve ilimden, bilimden yoksun, cahiliye Arabistan’ına demir atmış vaziyette kan ve göz yaşına mahkumdur.

İslam alemi, Kur’an’dan ve imandan yoksun olduğu içindir ki dini tamam değildir ve İsrailiyat’ın zalim hamleleri ile her geçen gün kirlenmektedir.

İnsanlık, Kur’an’dan uzak bırakıldığı içindir ki dünya yaşanması çok güç bir hal almıştır.

Medeniyet, Kur’an’ı baz almadığı içindir ki ortak insanlık değerleri hayata egemen olamamaktadır.

Nihayet, ümmetler Kur’an’ı rehber edinmediği içindir ki kan ve göz yaşı bitmemekte, zulüm ve şeytansı fikirler sokakları doldurmakta, aldatma ve aldanışlar bitmemektedir.

İyilik ve kötülüğü, güzeli ve çirkini defalarca tarif eden Kur’an’a rağmen insanlık hala kötülük üretmeye devam edebiliyorsa bunun sebebi Kur’an’dan bihaber olmasıdır ve bu vebal sadece gayri müslimlere değil aslen ve daha çok kendisini Müslüman sanan gafilleredir.

Yaşam, hesap ve ahiret yurdu, nüzulünden sonra, sadece Kur’an iledir. Kur’an’a tabi olsun almasın herkes, Kur’an’ı hiç görmese hatta inkâr etse dahi Kur’an ile hesaba çekilecektir. Bu özellikle Kelime-i Şehadet getirmiş Müslümanlara ayrı bir yük yükler ki Kur’an’ın terkiyle Allah adına yemin edilmiş ancak yerine getirilmemiş olur.

Anlamak sadece akılda doğan bir bilgi değil, kalpte yeşeren bir teslimiyettir.

Daha doğmadan evvel kalplere yerleştirilen iman ve insanca yaşam normları, zamanla kirleniyor, vicdanlar kararıyor, akıllar karışıyor ve kalpler mühürleniyorsa bu zalim insanın cahil ve kibirli şeytanlarla bir olup şeytanlaşmasından, Kur’an’a tabi olmak yerine Kur’an’a savaş açmasındandır ve halen bu inat devam etmekte, kutsal olan din yerine insanlık Arapçayı dinleştirmek niyetindedir. Bu israiliyatın ve küfür cephesinin en muazzam oyunudur ve cahil halk kitleleri bu kanışa teslim olurken ettiği küfrün ve gafletinin farkında dahi değildir.

Arap örflerini dinleştiren, ilmi Kur’an’da aramak yerine kopya teknolojilerde arayan, üretmek yerine tüketen, aklı işletmekten yoksun, kalbi fesat ve hırslarla dolu İslam âleminin kurtuluşu bu nedenle kolay değildir. Çare Kur’an, deva Kur’an, umut Kur’an’dır.

Dünyada olan ve olacak her şeyi kapsayan Kur’an, insanın din adına gerek duyacağı tüm sınırları belirlemekte kâfidir ve noksan değildir. Yüce Allah bu nedenle İslam’ı seçmiş, sözlerini Kur’an ile tamamlamış, kıyamete dek bizler için Kur’an’ı adeta anayasa olarak tespit ve tayin etmiştir. Bizler terimi ise sadece İslam alemi değil tüm insanlık alemidir. Onlar kabul etmeseler de durum budur.

O halde doğru olan olup biteni, olacakları, hesabı ve sonsuz yaşamı anlamak için Kur’an’a müracat etmek, bunu yaparken de kalbi ve akli olarak hazır vaziyette, yavaş ve anlayarak okumaktır.

Çünkü Kur’an Allah kelamıdır, tamdır, sondur, özdür, emirdir, farzdır.

Allah kelamı Kur’an’ı anlayarak okumamak, başta Yüce Allah’a ve sonra Kur’an’a ve nihayet vahye muhatap kılınan sevgili Peygamberimize haksızlıktır. Hak yemenin ise vebali malumdur.

En büyük şefaatçi Kur’an’dır ve ahiret hesabında gerçekler ortaya çıkarıldığında gaflet ve ihanetler anlaşılacak ama vakit geç olacaktır.

Bugünden yalana, hırsa, iftiraya, haksızlık ve adaletsizliğe meyilli olanların, zulüm ve kötülük üretenlerin bu gerçeği çok iyi anlaması lazımdır. Keza zulme uğramasa da, hali vakti yerinde olsa da herkesin görevi görünen yanlışlara müdahale etmek, Kur’an ile verilen vazifeleri öncelikli ameller olarak kabul etmek, iyiliğin dünyaya egemen olmasına katkı sağlamaktır.

Kur’an bu yüzden kütüphanedir, doğrudur, rehberdir, kurtarıcıdır.

Çünkü din sadece iyi olmak ve iyilik yapmak değil aslen ve daha çok kötülükten sakınmak ve kötülerle cihat etmektir. Çünkü cihat sadece gayrimüslimlerle yapılan bir savaş değil, küfür cephesinin tüm erlerine karşı daima ve korkusuzca, Allah adına kılıçtan kaleme her türden yapılan mücadelenin adıdır.

Dinin en temek gerekleri ise sadece Kur’an’da yazılıdır ki Hz. Peygamber dahi dini Kur’an’dan öğrenmiştir. 23 senelik safahatında O’nun yaşamı da, ölümü de, mücadelesi de sadece Kur’an yolunda ve sadece Allah içindir.

O’nun dinin hilafına bir şey söylemesi, yapması mümkün değildir, sözlerini (hadis ve sünnetini) farzlaştırmak, haşa bu sünnetlerini Allah’ın Kur’an ile bildirdiği farzlarının üzerine çıkarmaya çalışmak kimsenin haddi değildir. Çünkü din sadece Allah’ındır. Din adına hüküm koyma yetkisi de sadece O’nundur.

Çünkü din’in velisi olmak, yaratmaktır, ilahlıktır. Tek bir ilah vardır ve O da Allah’tır. Yaratan, öldüren sadece O’dur. O, dilediğini yapandır. O, her şeyi bilendir, görendir.

Hal böyleyken, O, sonsuz rahmeti gereği, insanlığa daima tebliğde bulunmuş, sonra hesap sormuştur. O, şeffaftır, doğrudur, tamdır, nihayettir. Din gününün sahibi Allah, ahirette gerçekleri gözler önüne serecek olandır. O gün mahcup ve muhtaç olmamak için yapılacak şey ise bir an önce Kur’an’a dönmek, şeytanlardan uzaklaşmak ve şeytanlıktan vazgeçerek, Kur’an mü’mini olmaya çalışmaktır.

Muhtaç olunan her şey Kur’an’dadır. İnsanlığın ürettiği tüm davranış ve bilimler sonradır. Kur’an dünyanın en büyük kütüphanesidir, en büyük rehber, hidayet kaynağı ve şefaatçi Kur’an’dır. Ve ahirette Yüce Allah’tan ve Kur’an’dan beklenecek rahmet, ancak kulun dünyada Allah’a ve Kur’an’a gösterdiği sevgi ve saygı kadardır.

Allah’ın rızası; Kur’an’ı anlayarak okumaktadır ve bu rızadan mahrum kalmak yapılabilecek en büyük hatadır.

Rabbim tüm kullarını yanlışlardan döndürsün, Kur’an ile ıslah etsin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kul ölünce ne olur

Kul ölünce ne olur

Kul ölünce ne olur ? Allah hayatı ve ölümü kimin daha iyi işler yapacağını görmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir