Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Kur’an fihristi – İ
imanilmihali.com
Kur'an fihristi

Kur’an fihristi – İ

Kur’an fihristi

“İ”

İBADETİ ALLAH’A HAS KILMAK

1. Sure (Fâtiha Suresi), 5. Ayet

(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.

2. Sure (Bakara Suresi), 172. Ayet

Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah’a şükredin.

6. Sure (En’âm Suresi), 162. Ayet

Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.”

7. Sure (A’râf Suresi), 70. Ayet

Onlar, “Sen bize tek Allah’a ibadet edelim, atalarımızın ibadet edegeldiklerini bırakalım diye mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bizi tehdit ettiğin azabı bize getir” dediler.

12. Sure (Yûsuf Suresi), 40. Ayet

“Siz Allah’ı bırakıp; sadece sizin ve atalarınızın taktığı bir takım isimlere (düzmece ilahlara) tapıyorsunuz. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye tapmamanızı emretmiştir. İşte en doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.”

16. Sure (Nahl Suresi), 114. Ayet

Artık Allah’ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin. Eğer yalnız ona ibadet ediyorsanız, Allah’ın nimetine şükredin.

29. Sure (Ankebût Suresi), 56. Ayet

Ey iman eden kullarım! Şüphesiz ki benim arzım (yeryüzü) geniştir. O halde ancak bana kulluk edin.

39. Sure (Zümer Suresi), 14. Ayet

De ki: “Ben dinimi Allah’a has kılarak sadece O’na ibadet ediyorum.”

39. Sure (Zümer Suresi), 15. Ayet

“Siz de Allah’tan başka dilediğiniz şeylere ibadet edin!” De ki: “Şüphesiz hüsrana uğrayanlar kıyamet gününde kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. İyi bilin ki bu apaçık hüsranın ta kendisidir.”

39. Sure (Zümer Suresi), 65. Ayet

Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyedildi: “Eğer Allah’a ortak koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette ziyana uğrayanlardan olursun.”

39. Sure (Zümer Suresi), 66. Ayet

Hayır, yalnız Allah’a ibadet et ve şükredenlerden ol.

41. Sure (Fussilet Suresi), 37. Ayet

Gece, gündüz, güneş ve ay Allah’ın varlığının delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer gerçekten Allah’a kulluk ediyorsanız, onları yaratan Allah’a secde edin.

41. Sure (Fussilet Suresi), 38. Ayet

Eğer onlar büyüklük taslarlarsa, bilsinler ki Rabbinin yanında bulunanlar (melekler), gece gündüz hiç usanmadan onu tespih ederler.

43. Sure (Zuhruf Suresi), 26. Ayet

Hani İbrahim babasına ve kavmine şöyle demişti: “Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan uzağım.”

43. Sure (Zuhruf Suresi), 27. Ayet

“Ben ancak O, beni yaratana taparım. Şüphesiz O beni doğru yola iletecektir.”

114. Sure (Nâs Suresi), 1. Ayet

De ki: “Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlah’ına sığınırım.”

 

İBRAHİM (A.S.)

2. Sure (Bakara Suresi), 124. Ayet

Bir zaman Rabbi İbrahim’i bir takım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirmiş de Rabbi şöyle buyurmuştu: “Ben seni insanlara önder yapacağım.” İbrahim de, “Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)” demişti. Bunun üzerine Rabbi, “Benim ahdim (verdiğim söz) zalimleri kapsamaz” demişti.

2. Sure (Bakara Suresi), 127. Ayet

Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor, “Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” diyorlardı.

2. Sure (Bakara Suresi), 130. Ayet

Kendini bilmeyenden başka İbrahim’in dininden kim yüz çevirir? Andolsun, biz İbrahim’i bu dünyada seçkin kıldık. Şüphesiz o ahirette de iyilerdendir.

2. Sure (Bakara Suresi), 132. Ayet

İbrahim bunu kendi oğullarına da vasiyet etti, Yakub da öyle: “Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslâm’ı) seçti. Siz de ancak müslümanlar olarak ölün” dedi.

2. Sure (Bakara Suresi), 133. Ayet

Yoksa siz Yakub’un, ölüm döşeğinde iken çocuklarına, “Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” dediği, onların da, “Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahı olan tek bir ilâha ibadet edeceğiz; bizler ona boyun eğmiş müslümanlarız.” dedikleri zaman orada hazır mı bulunuyordunuz?

2. Sure (Bakara Suresi), 135. Ayet

(Yahudiler) “Yahudi olun” ve (Hıristiyanlar da) “Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız” dediler. De ki: “Hayır, hakka yönelen İbrahim’in dinine uyarız. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”

2. Sure (Bakara Suresi), 136. Ayet

Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.”

2. Sure (Bakara Suresi), 140. Ayet

Yoksa siz, “İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakub ile Yakuboğulları da yahudi, ya da hıristiyan idiler” mi diyorsunuz? De ki: “Sizler mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?” Allah tarafından kendisine ulaşan bir gerçeği gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.

2. Sure (Bakara Suresi), 260. Ayet

Hani İbrahim, “Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster” demişti. (Allah ona) “İnanmıyor musun?” deyince, “Hayır (inandım) ancak kalbimin tatmin olması için” demişti. “Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana uçarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

3. Sure (Âl-i İmrân Suresi), 65. Ayet

Ey kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz. Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz?

3. Sure (Âl-i İmrân Suresi), 67. Ayet

İbrahim ne Yahudi idi ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.

3. Sure (Âl-i İmrân Suresi), 68. Ayet

Şüphesiz, insanların İbrahim’e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber (Muhammed) ve mü’minlerdir. Allah da mü’minlerin dostudur.

3. Sure (Âl-i İmrân Suresi), 84. Ayet

De ki: “Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a) İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz ona teslim olanlarız.”

3. Sure (Âl-i İmrân Suresi), 95. Ayet

De ki: “Allah doğru söylemiştir. Öyle ise hakka yönelen İbrahim’in dinine uyun. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”

3. Sure (Âl-i İmrân Suresi), 97. Ayet

Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey ona muhtaçtır.)

4. Sure (Nisâ Suresi), 54. Ayet

Yoksa, insanları; Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği şey dolayısıyla kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmet vermişizdir. Onlara büyük bir hükümranlık da vermiştik.

4. Sure (Nisâ Suresi), 125. Ayet

Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim’in dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah İbrahim’i dost edindi.

4. Sure (Nisâ Suresi), 163. Ayet

Biz Nûh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a da vahyetmiştik. Davûd’a da Zebûr vermiştik.

6. Sure (En’âm Suresi), 74. Ayet

Hani İbrahim babası Âzer’e, “Sen putları ilah mı ediniyorsun? Şüphesiz, ben seni de, kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum” demişti.

6. Sure (En’âm Suresi), 75. Ayet

İşte böylece İbrahim’e göklerdeki ve yerdeki hükümranlığı ve nizamı gösteriyorduk ki kesin ilme erenlerden olsun.

6. Sure (En’âm Suresi), 83. Ayet

İşte kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz delillerimiz… Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.

6. Sure (En’âm Suresi), 161. Ayet

De ki:”Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk’a yönelen İbrahim’in dinine iletti. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”

9. Sure (Tevbe Suresi), 70. Ayet

Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin; İbrahim’in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. (Ama inanmadılar Allah da onları cezalandırdı.) Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı.

9. Sure (Tevbe Suresi), 114. Ayet

İbrahim’in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi.

11. Sure (Hûd Suresi), 69. Ayet

Andolsun, elçilerimiz (melekler), İbrahim’e müjde getirip “Selâm sana!” dediler. O, “Size de selâm” dedi ve kızartılmış bir buzağı getirmekte gecikmedi.

11. Sure (Hûd Suresi), 74. Ayet

İbrahim’in korkusu gidip, kendisine müjde gelince Lût kavmi hakkında bizim (elçilerimiz)le tartışmaya başladı.

11. Sure (Hûd Suresi), 75. Ayet

Çünkü İbrahim çok içli ve Allah’a yönelen bir kimseydi.

11. Sure (Hûd Suresi), 76. Ayet

Elçilerimiz, “Ey İbrahim bundan vazgeç! Çünkü Rabbinin emri kesin olarak gelmiştir. Şüphesiz onlara geri döndürülemeyecek bir azap gelecektir” dediler.

12. Sure (Yûsuf Suresi), 6. Ayet

“İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a nimetlerini tamamladığı gibi sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

12. Sure (Yûsuf Suresi), 38. Ayet

“Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum. Bizim Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmamız (söz konusu) olamaz. Bu, bize ve insanlara Allah’ın bir lütfudur, fakat insanların çoğu şükretmezler.”

14. Sure (İbrâhîm Suresi), 35. Ayet

Hani İbrahim demişti ki: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.”

15. Sure (Hicr Suresi), 51. Ayet

Onlara İbrahim’in misafirlerinden de haber ver.

16. Sure (Nahl Suresi), 120. Ayet

Şüphesiz İbrahim, Allah’a itaat eden, hakka yönelen bir önder idi. Allah’a ortak koşanlardan değildi.

16. Sure (Nahl Suresi), 123. Ayet

Sonra da sana, “Hakka yönelen İbrahim’in dinine uy. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi” diye vahyettik.

19. Sure (Meryem Suresi), 41. Ayet

Kitapta İbrahim’i de an. Gerçekten o, son derece dürüst bir kimse, bir peygamber idi.

19. Sure (Meryem Suresi), 46. Ayet

Babası, “Ey İbrahim! Sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, mutlaka seni taşa tutarım. Uzun bir süre benden uzaklaş!” dedi.

19. Sure (Meryem Suresi), 58. Ayet

İşte bunlar, Adem’in ve Nûh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim’in, Yakub’un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.

21. Sure (Enbiyâ Suresi), 51. Ayet

Andolsun, daha önce de İbrahim’e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk.

21. Sure (Enbiyâ Suresi), 60. Ayet

(İçlerinden bazıları), “İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk” dediler.

21. Sure (Enbiyâ Suresi), 62. Ayet

(İbrahim gelince) “Sen mi yaptın bunu ilahlarımıza ey İbrahim” dediler.

21. Sure (Enbiyâ Suresi), 69. Ayet

“Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik.

22. Sure (Hac Suresi), 26. Ayet

Hani biz İbrahim’e, Kâbe’nin yerini, “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; evimi, tavaf edenler, namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için temizle” diye belirlemiştik.

22. Sure (Hac Suresi), 43. Ayet

İbrahim’in kavmi ile Lût’un kavmi ve Medyen halkı da (yalanlamışlardı). Mûsâ da yalanlandı ve nihayet o inkarcılara mühlet verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Beni inkar etmek nasılmış, (gördüler).

22. Sure (Hac Suresi), 78. Ayet

Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah sizi hem daha önce hem de bu Kur’an’da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahitt (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah’a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!

26. Sure (Şuarâ Suresi), 69. Ayet

Ey Muhammed! Onlara İbrahim’in haberini de oku.

29. Sure (Ankebût Suresi), 16. Ayet

İbrahim’i de peygamber olarak gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti: “Allah’a kulluk edin, O’na karşı gelmekten sakının. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.”

29. Sure (Ankebût Suresi), 31. Ayet

Elçilerimiz (melekler) İbrahim’e müjdeyi getirdiklerinde, “Biz bu memleket halkını helak edeceğiz, çünkü oranın ahalisi zalim kimselerdir” dediler.

33. Sure (Ahzâb Suresi), 7. Ayet

Hani biz peygamberlerden sağlam söz almıştık. Senden, Nûh’tan, İbrahim, Mûsâ ve Meryem oğlu İsa’dan da. Evet biz onlardan sapa sağlam bir söz almıştık.

37. Sure (Sâffât Suresi), 83. Ayet

Şüphesiz İbrahim de onun taraftarlarından idi.

37. Sure (Sâffât Suresi), 109. Ayet

İbrahim’e selam olsun.

38. Sure (Sâd Suresi), 45. Ayet

(Ey Muhammed!) Güçlü ve basiretli kullarımız İbrahim’i, İshak’ı ve Yakub’u da an.

42. Sure (Şûrâ Suresi), 13. Ayet

“Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!” diye Nûh’a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve İsâ’ya emrettiğini size de din kıldı. Fakat senin kendilerini çağırdığın şey (İslam dini), Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah ona dilediğini seçer. İçtenlikle kendine yönelenleri de ona ulaştırır.

43. Sure (Zuhruf Suresi), 26. Ayet

Hani İbrahim babasına ve kavmine şöyle demişti: “Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan uzağım.”

51. Sure (Zâriyât Suresi), 24. Ayet

(Ey Muhammed!) İbrahim’in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi?

53. Sure (Necm Suresi), 36. Ayet

Yoksa, Mûsâ’nın ve Allah’ın emirlerini bütünüyle yerine getiren İbrahim’in sahifelerindeki şu hakikatler kendisine haber verilmedi mi?

57. Sure (Hadîd Suresi), 26. Ayet

Andolsun, biz Nûh’u ve İbrahim’i peygamber olarak gönderdik. Peygamberliği ve kitabı onların soylarına da verdik. Onlardan kimi doğru yola ermiştir, ama içlerinden birçoğu da fasık kimselerdir.

60. Sure (Mümtehine Suresi), 4. Ayet

İbrahim’de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine, “Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir” demişlerdi. Yalnız İbrahim’in, babasına, “Senin için mutlaka bağışlama dileyeceğim. Fakat Allah’tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez” sözü başka. Onlar şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Ancak sana dayandık, içtenlikle yalnız sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır.”

87. Sure (A’lâ Suresi), 18. Ayet

Şüphesiz bu hükümler ilk sayfalarda, İbrahim ve Mûsâ’nın sayfalarında da vardır.

 

İÇKİ

2. Sure (Bakara Suresi), 219. Ayet

Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahiri) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür.” Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.

4. Sure (Nisâ Suresi), 43. Ayet

Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya yolculukta bulunursanız, veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince ya da eşlerinizle cinsel ilişkide bulunup, su da bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa yönelip, (niyet ederek onunla) yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.

5. Sure (Mâide Suresi), 90. Ayet

Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.

5. Sure (Mâide Suresi), 91. Ayet

Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?

 

İDDET

2. Sure (Bakara Suresi), 228. Ayet

Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hali (hayız veya temizlik müddeti) beklerler. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah’ın kendi rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helal olmaz. Kocaları bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almağa daha çok hak sahibidirler. Kadınların, yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır. Yalnız erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

2. Sure (Bakara Suresi), 235. Ayet

(Vefat iddeti beklemekte olan) kadınlara kendileri ile evlenmek istediğinizi üstü kapalı olarak anlatmanızda veya bu isteğinizi içinizde saklamanızda sizin için bir günah yoktur. Allah biliyor ki siz onlara (bunu er geç mutlaka) söyleyeceksiniz. Meşru sözler söylemeniz dışında sakın onlarla gizliden gizliye buluşma yönünde sözleşmeyin. Bekleme müddeti bitinceye kadar da nikah yapmaya kalkışmayın. Şunu da bilin ki Allah içinizden geçeni hakkıyla bilir. Onun için Allah’a karşı gelmekten sakının ve yine şunu da bilin ki Allah gerçekten çok bağışlayandır, halimdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

33. Sure (Ahzâb Suresi), 49. Ayet

Ey iman edenler! Mü’min kadınları nikahlayıp, sonra onlara dokunmadan (cinsel ilişkide bulunmadan) kendilerini boşadığınızda, onlar üzerinde sizin sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Bu durumda onlara mut’a verin ve kendilerini güzel bir şekilde bırakın.

65. Sure (Talâk Suresi), 1. Ayet

Ey peygamber! Kadınları boşamak istediğinizde onları iddetlerini dikkate alarak (temizlik halinde) boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz olan Allah’a karşı gelmekten sakının. Apaçık bir hayasızlık yapmaları dışında onları (bekleme süresince) evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, sonra yeni bir durum ortaya çıkarır.

65. Sure (Talâk Suresi), 2. Ayet

Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca onları güzelce tutun, yahut onlardan güzelce ayrılın. İçinizden iki âdil kimseyi şahit tutun. Şahitliği Allah için dosdoğru yapın. İşte bununla Allah’a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa Allah ona bir çıkış yolu açar.

65. Sure (Talâk Suresi), 3. Ayet

Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah emrini yerine getirendir. Allah her şeye bir ölçü koymuştur.

65. Sure (Talâk Suresi), 4. Ayet

Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Hamile olanların bekleme süresi ise, doğum yapmalarıyla sona erer. Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.

 

İDRİS (A.S.)

19. Sure (Meryem Suresi), 56. Ayet

Kitap’ta İdris’i de an. Şüphesiz o doğru sözlü bir kimse, bir nebi idi.

19. Sure (Meryem Suresi), 57. Ayet

Onu yüce bir makama yükselttik.

21. Sure (Enbiyâ Suresi), 85. Ayet

İsmail’i, İdris’i ve Zülkifl’i de hatırla. Bunların hepsi sabredenlerdendi.

21. Sure (Enbiyâ Suresi), 86. Ayet

Onları da rahmetimizin içine soktuk. Şüphesiz onlar salih kimselerdendi.

 

İFFET

2. Sure (Bakara Suresi), 273. Ayet

(Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. İffetlerinden dolayı (dilenmedikleri için), bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. İnsanlardan arsızca (bir şey) istemezler. Siz hayır olarak ne verirseniz, şüphesiz Allah onu bilir.

23. Sure (Mü’minûn Suresi), 1. Ayet

Mü’minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir.

23. Sure (Mü’minûn Suresi), 2. Ayet

Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler.

23. Sure (Mü’minûn Suresi), 3. Ayet

Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.

23. Sure (Mü’minûn Suresi), 4. Ayet

Onlar ki, zekatı öderler.

23. Sure (Mü’minûn Suresi), 5. Ayet

Onlar ki, ırzlarını korurlar.

23. Sure (Mü’minûn Suresi), 6. Ayet

Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.

23. Sure (Mü’minûn Suresi), 7. Ayet

Kim bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşanlardır.

27. Sure (Neml Suresi), 33. Ayet

Dediler ki: “Biz güçlü kimseleriz ve çetin savaşçılarız. Emir senin. Ne emredeceğini düşün.”

33. Sure (Ahzâb Suresi), 35. Ayet

Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkar erkeklerle itaatkar kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.

70. Sure (Meâric Suresi), 19. Ayet

Şüphesiz insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır.

70. Sure (Meâric Suresi), 20. Ayet

Kendisine kötülük dokunduğu zaman sızlanır.

70. Sure (Meâric Suresi), 21. Ayet

Ona bir hayır dokunduğunda da eli sıkıdır.

70. Sure (Meâric Suresi), 22. Ayet

Ancak, namaz kılanlar başka.

70. Sure (Meâric Suresi), 23. Ayet

Onlar, namazlarına devam eden kimselerdir.

70. Sure (Meâric Suresi), 24. Ayet

Onlar, mallarında; isteyenler ve (isteyemeyip) mahrum kalanlar için belli bir hak bulunan kimselerdir.

70. Sure (Meâric Suresi), 26. Ayet

Onlar ceza gününü tasdik eden kimselerdir.

70. Sure (Meâric Suresi), 27. Ayet

Onlar, Rablerinin azabından korkan kimselerdir.

70. Sure (Meâric Suresi), 28. Ayet

Çünkü, Rablerinin azabından emin olunamaz.

70. Sure (Meâric Suresi), 29. Ayet

Onlar, mahrem yerlerini koruyan kimselerdir.

70. Sure (Meâric Suresi), 30. Ayet

Ancak eşleri, yahut sahip oldukları cariyeleri başka. Çünkü onlar (eşleri ve cariyeleri ile olan ilişkileri konusunda) kınanmazlar.

70. Sure (Meâric Suresi), 31. Ayet

Kim bunun ötesini isterse, işte onlar sınırı aşan kimselerdir.

 

İFTİRACILAR

7. Sure (A’râf Suresi), 152. Ayet

Buzağıyı ilah edinenlere mutlaka (ahirette) Rablerinden bir gazab, dünya hayatında ise bir zillet erişecektir. İşte biz iftiracıları böyle cezalandırırız.

11. Sure (Hûd Suresi), 50. Ayet

Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u gönderdik. Hûd şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Ondan başka sizin hiçbir ilahınız yoktur. Siz, sadece iftira ediyorsunuz.”

16. Sure (Nahl Suresi), 56. Ayet

Bir de kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (mahiyetini) bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. Allah’a andolsun ki, uydurmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.

16. Sure (Nahl Suresi), 87. Ayet

Onlar o gün Allah’a teslim olurlar ve uydurdukları şeyler de onları yüzüstü bırakıp kaybolur.

16. Sure (Nahl Suresi), 105. Ayet

Yalanı, ancak Allah’ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir.

16. Sure (Nahl Suresi), 116. Ayet

Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, “Şu helâldir”, “Şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.

28. Sure (Kasas Suresi), 75. Ayet

Her ümmetten bir şahit çıkarırız ve (kafirlere), “Kesin delilinizi getirin” deriz. Onlar da gerçeğin Allah’a ait olduğunu bilirler ve (Allah’a ortak diye) uydurdukları şeyler kendilerini yüzüstü bırakıp kaybolup gitmişlerdir.

29. Sure (Ankebût Suresi), 12. Ayet

İnkar edenler iman edenlere, “Yolumuza uyun da sizin günahlarınızı yüklenelim” derler. Halbuki onların günahlarından hiçbir şey yüklenecek değillerdir. Şüphesiz onlar kesinlikle yalancılardır.

29. Sure (Ankebût Suresi), 13. Ayet

Andolsun, onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice ağır yükleri yükleneceklerdir. Uydurmakta oldukları şeylerden de kıyamet günü şüphesiz, sorguya çekileceklerdir.

46. Sure (Ahkâf Suresi), 27. Ayet

Andolsun, biz çevrenizdeki memleketleri de yok ettik. (Doğru yola) dönsünler diye âyetleri tekrar tekrar açıkladık.

46. Sure (Ahkâf Suresi), 28. Ayet

Allah’ı bırakıp ona yakınlık sağlamaları için edindikleri ilahlar kendilerine yardım etseydi ya!? Aksine onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kayboldular. Bu onların yalanı ve uydurmakta oldukları şeydir.

 

İHLASLI KİMSELERİN NİTELİKLERİ

12. Sure (Yûsuf Suresi), 23. Ayet

Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek “Haydi gelsene!” dedi. O ise, “Allah’a sığınırım, çünkü o (kocan) benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler” dedi.

12. Sure (Yûsuf Suresi), 24. Ayet

Andolsun kadın ona (göz koyup) istek duymuştu. Eğer Rabbinin delilini görmemiş olsaydı Yûsuf da ona istek duyacaktı. Biz ondan kötülüğü ve fuhşu uzaklaştırmak için işte böyle yaptık. Çünkü o, ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandı.

15. Sure (Hicr Suresi), 39. Ayet

İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım” dedi.

15. Sure (Hicr Suresi), 41. Ayet

Allah, “İşte bu bana ulaştıran dosdoğru yoldur. Azgınlardan sana uyanlar dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin yoktur” dedi.

17. Sure (İsrâ Suresi), 64. Ayet

“(Haydi) onlardan gücünün yettiğinin ayağını çağrınla kaydır. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yürü. Onların mallarına ve evlatlarına ortak ol. Onlara vaadlerde bulun.” Halbuki şeytan onlara aldatmadan başka bir şey va’detmez.

17. Sure (İsrâ Suresi), 65. Ayet

“Şüphesiz, (gerçek) kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin olmayacaktır. Vekil olarak Rabbin yeter!”

38. Sure (Sâd Suresi), 82. Ayet

İblis, “Senin şerefine andolsun ki, içlerinden ihlâslı kulların hariç, elbette onların hepsini azdıracağım” dedi.

 

İLİM

6. Sure (En’âm Suresi), 80. Ayet

Kavmi onunla tartışmaya girişti. Dedi ki: “Beni doğru yola iletmişken Allah hakkında benimle tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Hem sizin ona ortak koştuklarınızdan ben korkmam; ancak Rabbim’in bir şey dilemiş olması başka. Rabbim’in ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?”

6. Sure (En’âm Suresi), 81. Ayet

“Allah’ın, size, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri ona ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden ne diye korkayım? Öyle ise iki taraftan hangisi güvende olmaya daha layıktır? Eğer biliyorsanız söyleyin.”

6. Sure (En’âm Suresi), 97. Ayet

O, sayelerinde, kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. Bilen bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıkladık.

6. Sure (En’âm Suresi), 98. Ayet

O, sizi bir tek candan yaratandır. Sizin bir karar kılma yeriniz, bir de emanet bırakılma yeriniz var. Biz anlayan bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıklamışızdır.

6. Sure (En’âm Suresi), 104. Ayet

Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim.

6. Sure (En’âm Suresi), 105. Ayet

Onlar, “Sen iyi ders almışsın” desinler diye ve bir de bilen bir toplum için onu (Kur’an’ı) açıklayalım diye âyetleri değişik biçimlerde işte böylece açıklıyoruz.

7. Sure (A’râf Suresi), 32. Ayet

De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında mü’minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.”

10. Sure (Yûnus Suresi), 5. Ayet

O, güneşi bir ışık (kaynağı), ayı da (geceleyin) bir aydınlık (kaynağı) kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller takdir edendir. Allah bunları (boş yere değil) ancak gerçek ile (hikmeti gereğince) yaratmıştır. O, âyetlerini, bilen bir topluma ayrı ayrı açıklamaktadır.

10. Sure (Yûnus Suresi), 55. Ayet

Bilesiniz ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Yine bilesiniz ki, Allah’ın va’di haktır. Fakat onların çoğu bunu bilmez.

12. Sure (Yûsuf Suresi), 68. Ayet

Babalarının emrettiği şekilde (ayrı kapılardan) girdiklerinde (bile) bu, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan uzaklaştıracak değildi. Sadece Yakub içindeki bir dileği ortaya koymuş oldu. Şüphesiz o, biz kendisine öğrettiğimiz için bilgi sahibidir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

16. Sure (Nahl Suresi), 38. Ayet

Onlar, “Allah ölen bir kimseyi diriltmez.” diye var güçleriyle Allah’a yemin ettiler. Hayır diriltecek! Bu, yerine getirilmesini Allah’ın üzerine aldığı bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

16. Sure (Nahl Suresi), 43. Ayet

Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.

21. Sure (Enbiyâ Suresi), 7. Ayet

Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz bir takım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.

23. Sure (Mü’minûn Suresi), 84. Ayet

De ki: “Eğer biliyorsanız söyleyin: Yer ve yerde bulunanlar kime aittir?”

23. Sure (Mü’minûn Suresi), 85. Ayet

Allah’ındır” diyecekler. “Öyle ise siz hiç düşünüp öğüt almaz mısınız?” de.

23. Sure (Mü’minûn Suresi), 88. Ayet

De ki: “Eğer biliyorsanız söyleyin: Her şeyin hükümranlığı elinde olan, kendisi koruyan, kendisine karşı korunulamaz olan kimdir?”

23. Sure (Mü’minûn Suresi), 89. Ayet

“Allah’ındır” diyecekler. “Öyle ise nasıl aldanıyorsunuz?” de.

27. Sure (Neml Suresi), 50. Ayet

Onlar bir tuzak kurdular. Farkında değillerken Allah da bir tuzak kurdu.

27. Sure (Neml Suresi), 51. Ayet

Bak onların tuzaklarının sonucu nasıl oldu: Biz onları ve kavimlerini topyekün helak ettik.

27. Sure (Neml Suresi), 52. Ayet

İşte zulümleri yüzünden harabeye dönmüş evleri! Şüphesiz bunda bilen bir kavim için bir ibret vardır.

28. Sure (Kasas Suresi), 57. Ayet

Onlar, “Sizinle beraber doğru yolu tutarsak, kendi yurdumuzdan koparılıp çıkarılırız” dediler. Biz onları tarafımızdan bir rızık olarak, her türlü meyve ve mahsullerin kendisinde toplandığı, saygın ve güvenlikli bir yere yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler.

29. Sure (Ankebût Suresi), 64. Ayet

Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!

30. Sure (Rûm Suresi), 1. Ayet

Elif Lâm Mîm.

30. Sure (Rûm Suresi), 2. Ayet

Rumlar, yakın bir yerde yenilgiye uğratıldılar. Onlar yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir. Önce de, sonra da emir Allah’ındır. O gün Allah’ın (Rumlara) zafer vermesiyle mü’minler sevinecektir. Allah dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.

30. Sure (Rûm Suresi), 6. Ayet

Allah (onlara zafer konusunda) bir vaadde bulunmuştur. Allah vaadinden dönmez. Fakat insanların çoğu bilmezler.

30. Sure (Rûm Suresi), 7. Ayet

Onlar dünya hayatının ancak dış yönünü bilirler. Ahiret konusunda ise tamamen gaflettedirler.

30. Sure (Rûm Suresi), 22. Ayet

Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır

30. Sure (Rûm Suresi), 30. Ayet

Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun. Allah’ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

31. Sure (Lokmân Suresi), 25. Ayet

Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka “Allah” derler. De ki, “Hamd Allah’a mahsustur.” Fakat onların çoğu bilmezler.

34. Sure (Sebe’ Suresi), 28. Ayet

Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.

34. Sure (Sebe’ Suresi), 36. Ayet

Ey Muhammed, de ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı dilediğine bol verir ve (dilediğine) kısar. Fakat insanların çoğu bilmezler.”

39. Sure (Zümer Suresi), 25. Ayet

Onlardan öncekiler de yalanladılar ve azap kendilerine farkına varamadıkları bir yerden geldi.

39. Sure (Zümer Suresi), 26. Ayet

Böylece Allah dünya hayatında onlara zilleti tattırdı. Elbette ki ahiret azabı daha büyüktür. Keşke bilselerdi!

39. Sure (Zümer Suresi), 49. Ayet

İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır. Sonra ona tarafımızdan bir nimet verdiğimizde, “Bu, bana ancak bilgim sayesinde verilmiştir” der. Hayır, o bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler.

39. Sure (Zümer Suresi), 50. Ayet

Bunu kendilerinden öncekiler de söylemişti ama kazandıkları şeyler onlara hiçbir yarar sağlamamıştı.

40. Sure (Mü’min Suresi), 57. Ayet

Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

41. Sure (Fussilet Suresi), 1. Ayet

Hâ Mîm.

41. Sure (Fussilet Suresi), 2. Ayet

Bu Kur’an, Rahmân ve Rahîm olan Allah’tan indirilmedir.

41. Sure (Fussilet Suresi), 3. Ayet

Bu, bilen bir toplum için Arapça bir Kur’an olarak âyetleri genişçe açıklanmış bir kitaptır.

44. Sure (Duhân Suresi), 38. Ayet

Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlenmek için yaratmadık.

44. Sure (Duhân Suresi), 39. Ayet

Biz onları ancak hak ve hikmete uygun olarak yarattık. Ama onların çoğu bilmiyorlar.

45. Sure (Câsiye Suresi), 25. Ayet

Onlara âyetlerimiz açıkça okunduğu zaman onların delilleri ancak, “Doğru söyleyenler iseniz babalarımızı getirin” demek oldu.

45. Sure (Câsiye Suresi), 26. Ayet

De ki: “Allah sizi yaşatıyor. Sonra sizi öldürecek, sonra da kendisinde şüphe olmayan Kıyamet gününde sizi bir araya getirecek, ama insanların çoğu bilmezler.”

45. Sure (Câsiye Suresi), 32. Ayet

“Şüphesiz, Allah’ın va’di gerçektir, kıyamet hakkında hiçbir şüphe yoktur” dendiği zaman ise; “Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, sadece zannediyoruz. Biz bu konuda kesin kanaat sahibi değiliz” demiştiniz.

45. Sure (Câsiye Suresi), 33. Ayet

Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıvermiştir.

45. Sure (Câsiye Suresi), 34. Ayet

Onlara şöyle denir: “Bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi, bu gün biz de sizi unutuyoruz. Barınağınız ateştir. Yardımcılarınız da yoktur.”

52. Sure (Tûr Suresi), 45. Ayet

Artık sen çarpılacakları günlerine kadar onları kendi hallerine bırak.

52. Sure (Tûr Suresi), 46. Ayet

O gün tuzakları kendilerine hiçbir fayda vermeyecektir ve kendilerine yardım da edilmeyecektir.

52. Sure (Tûr Suresi), 47. Ayet

Şüphesiz zulmedenlere bundan başka bir azap daha var. Fakat onların çoğu bilmezler.

61. Sure (Saf Suresi), 10. Ayet

Ey iman edenler! Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size?

61. Sure (Saf Suresi), 11. Ayet

Allah’a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.

62. Sure (Cuma Suresi), 9. Ayet

Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.

68. Sure (Kalem Suresi), 33. Ayet

İşte böyledir azap! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; ah bir bilselerdi!

71. Sure (Nûh Suresi), 1. Ayet

Şüphesiz biz Nûh’u, kavmine, “Kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar” diye peygamber olarak gönderdik.

71. Sure (Nûh Suresi), 2. Ayet

Nûh şöyle dedi: “Ey kavmim! Şüphesiz, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.

71. Sure (Nûh Suresi), 3. Ayet

“Allah’a ibadet edin. Ona karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vakte kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah’ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Keşke bilseydiniz.”

 

İMAN (YEİS HALİNDE)

4. Sure (Nisâ Suresi), 18. Ayet

Yoksa, (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe ettim” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır.

6. Sure (En’âm Suresi), 158. Ayet

(Ey Muhammed!) Onlar (iman etmek için) ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbi’nin gelmesini ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi gözlüyorlar? Rabbi’nin âyetlerinden bazısı geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış olan bir kimseye (o günki) imanı fayda vermez. De ki: “Siz bekleyin. Şüphesiz biz de bekliyoruz.”

10. Sure (Yûnus Suresi), 90. Ayet

İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun da, askerleriyle birlikte zulmetmek ve saldırmak üzere, derhal onları takibe koyuldu. Nihayet boğulmak üzere iken, “İsrailoğulları’nın iman ettiğinden başka hiçbir ilah olmadığına inandım. Ben de müslümanlardanım” dedi.

10. Sure (Yûnus Suresi), 91. Ayet

Şimdi mi?! Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.

10. Sure (Yûnus Suresi), 92. Ayet

Biz de bugün bedenini, arkandan geleceklere ibret olman için, kurtaracağız. Çünkü insanlardan birçoğu âyetlerimizden gerçekten habersizdir.

26. Sure (Şuarâ Suresi), 200. Ayet

İşte böylece biz onu (Kur’an’ı) suçluların kalbine soktuk.

26. Sure (Şuarâ Suresi), 201. Ayet

Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, “Bize mühlet verilmez mi?” demedikçe, ona inanmazlar.

32. Sure (Secde Suresi), 28. Ayet

“Eğer doğru söyleyenler iseniz şu fetih ne zamanmış?” diyorlar.

32. Sure (Secde Suresi), 29. Ayet

De ki, “Fetih (Kıyamet) günü, inkar edenlere iman etmeleri fayda vermeyecektir. Onlara göz de açtırılmayacaktır.”

32. Sure (Secde Suresi), 30. Ayet

Şimdi sen onlardan yüz çevir ve bekle. Şüphesiz onlar da bekliyorlar.

34. Sure (Sebe’ Suresi), 51. Ayet

Sen onları, dehşetli bir korkuya kapılıp da kaçıp kurtulamayacakları ve yakın bir yerden yakalanacakları zaman bir görsen!

34. Sure (Sebe’ Suresi), 52. Ayet

(Azabı görünce), “ona inandık derler” ama onlar için, artık uzak bir yerden (dünyadan) iman elde etmek nasıl mümkün olur?

40. Sure (Mü’min Suresi), 82. Ayet

Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha çok, daha güçlü ve onların yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Fakat kazanmakta oldukları şeyler onlara bir fayda vermemişti.

40. Sure (Mü’min Suresi), 83. Ayet

Peygamberleri onlara apaçık deliller getirince, sahip oldukları bilgi ile şımardılar (ve onları alaya aldılar). Sonunda alaya almakta oldukları şey kendilerini sarıverdi.

40. Sure (Mü’min Suresi), 84. Ayet

Azabımızı gördükleri zaman, “Yalnız Allah’a inandık; O’na ortak koşmakta olduğumuz şeyleri inkâr ettik” dediler.

40. Sure (Mü’min Suresi), 85. Ayet

Fakat, azâbımızı gördükleri zaman inanmaları, kendilerine fayda vermedi. Bu, Allah’ın kulları hakkında eskiden beri yürürlükte olan kanunudur. İşte orada inkârcılar hüsrana uğradılar.

44. Sure (Duhân Suresi), 10. Ayet

Göğün açık bir duman getireceği günü bekle.

44. Sure (Duhân Suresi), 11. Ayet

(O duman) insanları bürür. Bu, elem dolu bir azaptır.

44. Sure (Duhân Suresi), 12. Ayet

İnsanlar, “Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz” derler.

44. Sure (Duhân Suresi), 13. Ayet

Nerede onlarda öğüt almak?! Oysa kendilerine (gerçeği) açıklayan bir peygamber gelmişti.

44. Sure (Duhân Suresi), 14. Ayet

Sonra ondan yüz çevirdiler ve “Bu bir öğretilmiş, bu bir deli!” dediler.

44. Sure (Duhân Suresi), 15. Ayet

Biz bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski halinize döneceksiniz.

44. Sure (Duhân Suresi), 16. Ayet

Onları o en şiddetli yakalayışla yakalayacağımız günü hatırla. Şüphesiz biz öcümüzü alırız.

 

İMAN SALİH AMEL İLİŞKİSİ

2. Sure (Bakara Suresi), 25. Ayet

İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, “Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık!” diyecekler. Halbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada ebedi kalacaklardır.

2. Sure (Bakara Suresi), 62. Ayet

Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükafat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).

2. Sure (Bakara Suresi), 82. Ayet

İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.

2. Sure (Bakara Suresi), 277. Ayet

Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekatı verenlerin mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.

4. Sure (Nisâ Suresi), 57. Ayet

İman edip salih ameller işleyenleri ise, içinden ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacakları cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız.

4. Sure (Nisâ Suresi), 124. Ayet

Mü’min olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.

4. Sure (Nisâ Suresi), 172. Ayet

Mesih de, Allah’a yakın melekler de, Allah’a kul olmaktan asla çekinmezler. Kim Allah’a kulluk etmekten çekinir ve büyüklük taslarsa, bilsin ki, O, onların hepsini huzuruna toplayacaktır.

4. Sure (Nisâ Suresi), 173. Ayet

İman edip salih ameller işleyenlere gelince, (Allah) onların mükafatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara daha da fazlasını verecektir. Allah’a kulluk etmekten çekinenlere ve büyüklük taslayanlara gelince; (Allah) onları elem dolu bir azaba uğratacaktır ve onlar kendilerine Allah’tan başka bir dost ve yardımcı da bulamayacaklardır.

5. Sure (Mâide Suresi), 9. Ayet

Allah, iman edip salih ameller işleyenler hakkında, “Onlar için bir bağışlama ve büyük bir mükafat vardır” diye vaatte bulunmuştur.

5. Sure (Mâide Suresi), 69. Ayet

Şüphesiz inananlar (müslümanlar) ile Yahudiler, Sabiîler ve Hıristiyanlardan (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir.)

5. Sure (Mâide Suresi), 93. Ayet

İman edip salih ameller işleyenlere; Allah’a karşı gelmekten sakındıkları, iman ettikleri ve salih amel işledikleri, sonra Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iman ettikleri, sonra yine Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iyilik ettikleri takdirde, daha önce tatmış olduklarından dolayı bir günah yoktur. Allah iyilik edenleri sever.

7. Sure (A’râf Suresi), 42. Ayet

İman edip salih ameller işleyenlere gelince -ki biz kişiye ancak gücünün yettiğini yükleriz- işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada ebedi kalıcıdırlar.

10. Sure (Yûnus Suresi), 4. Ayet

Hepinizin dönüşü ancak onadır. Allah bunu bir gerçek olarak vadetmiştir. Şüphesiz o başlangıçta yaratmayı yapar sonra, iman edip salih ameller işleyenleri adaletle mükafatlandırmak için onu (yaratmayı) tekrar eder. Kafirlere gelince, inkar etmekte olduklarından dolayı, onlar için kaynar sudan bir içki ve elem dolu bir azap vardır.

13. Sure (Ra’d Suresi), 29. Ayet

İnanan ve salih amel işleyenler için, mutluluk ve güzel bir dönüş yeri vardır.

14. Sure (İbrâhîm Suresi), 23. Ayet

İnanan ve salih ameller işleyenler, Rablerinin izniyle, ebedi kalacakları ve içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Oradaki esenlik dilekleri “selam” dır.

18. Sure (Kehf Suresi), 30. Ayet

Gerçek şu ki iman edip iyi işler yapanlara gelince, elbette biz iyi iş yapanların ecrini zayi etmeyiz.

18. Sure (Kehf Suresi), 88. Ayet

“Her kim de iman eder ve salih amel işlerse ona mükafat olarak daha güzeli var. (Üstelik) ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz.”

18. Sure (Kehf Suresi), 107. Ayet

Şüphesiz, inanıp yararlı işler yapanlara gelince onlar için, içlerinde ebedi kalacakları Firdevs cennetleri bir konaktır. Oradan ayrılmak istemezler.

19. Sure (Meryem Suresi), 59. Ayet

Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevi tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.

19. Sure (Meryem Suresi), 60. Ayet

Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahmân’ın, kullarına gıyaben vaad ettiği “Adn” cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz onun va’di kesinlikle gerçekleşir.

19. Sure (Meryem Suresi), 96. Ayet

İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır.

20. Sure (Tâhâ Suresi), 82. Ayet

“Şüphe yok ki ben, tövbe edip inanan ve salih ameller işleyen, sonra da doğru yol üzere devam eden kimse için son derece affediciyim.”

22. Sure (Hac Suresi), 14. Ayet

Muhakkak ki Allah iman edip salih ameller işleyenleri içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Şüphesiz Allah dilediğini yapar.

22. Sure (Hac Suresi), 23. Ayet

Şüphesiz, Allah iman edip salih ameller işleyenleri içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacak, orada altından bileziklerle, incilerle süsleneceklerdir. Oradaki giysileri ise ipektir.

22. Sure (Hac Suresi), 49. Ayet

De ki: “Ey insanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım.”

22. Sure (Hac Suresi), 50. Ayet

Artık iman edip salih ameller işleyenler var ya, işte onlar için bir bağışlama, güzel bir nimet (cennet) vardır.

22. Sure (Hac Suresi), 56. Ayet

İşte o gün mülk (hükümranlık) Allah’ındır. O, insanların arasında hükmünü verir. Artık iman edip salih ameller işlemiş olanlar Naîm Cennetleri’ndedirler.

24. Sure (Nûr Suresi), 55. Ayet

Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.

26. Sure (Şuarâ Suresi), 227. Ayet

Ancak iman edip salih amel işleyen, Allah’ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir.

29. Sure (Ankebût Suresi), 7. Ayet

İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükafatlandıracağız.

29. Sure (Ankebût Suresi), 9. Ayet

İman edip de salih amel işleyenler var ya, biz onları mutlaka salihler (iyiler) arasına sokacağız.

29. Sure (Ankebût Suresi), 58. Ayet

İman edip salih amel işleyenler var ya, onları içinden ırmaklar akan ve içinde ebedi kalacakları cennet köşklerine yerleştireceğiz. Çalışanların mükafatı ne güzeldir!

30. Sure (Rûm Suresi), 44. Ayet

Kim inkâr ederse, inkarı kendi aleyhinedir. Kimler de salih amel işlerse, ancak kendileri için (cennette yer) hazırlarlar.

30. Sure (Rûm Suresi), 45. Ayet

Bu hazırlığı Allah’ın; iman edip salih amel işleyenleri kendi lütfundan mükafatlandırması için yaparlar. Şüphesiz o inkâr edenleri sevmez.

31. Sure (Lokmân Suresi), 7. Ayet

Ona âyetlerimiz okunduğu zaman; onları hiç işitmemiş gibi, kulağında bir ağırlık var da büyüklenerek arkasını döner. Ona, elem dolu bir azabı müjdele.

32. Sure (Secde Suresi), 18. Ayet

Hiç mü’min fasık gibi olur mu? Bunlar (elbette) eşit olmazlar.

32. Sure (Secde Suresi), 19. Ayet

İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar için, yapmakta olduklarına karşılık bir mükafat olarak Me’vâ cennetleri vardır.

34. Sure (Sebe’ Suresi), 4. Ayet

Allah’ın, iman edip salih amel işleyenleri mükâfatlandırması için (her şey o kitapta tespit edilmiştir.) İşte onlar için bir bağışlanma ve bereketli bir rızık vardır.

34. Sure (Sebe’ Suresi), 37. Ayet

Ne mallarınız ne de çocuklarınız, sizi bizim katımıza daha çok yaklaştıran şeylerdir! Ancak iman edip salih amel işleyenler başka. İşte onlar için işlediklerine karşılık kat kat mükafat vardır. Onlar cennet köşklerinde güven içindedirler.

35. Sure (Fâtır Suresi), 7. Ayet

İnkar edenler için çetin bir azap vardır. İman edip salih ameller işleyenler için ise bir bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır.

38. Sure (Sâd Suresi), 24. Ayet

Davud dedi ki: “Andolsun, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemek suretiyle sana zulmetmiştir. Esasen ortakların pek çoğu birbirine haksızlık eder. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar da pek azdır.” Dâvûd bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Derken Rabbinden bağışlama diledi, eğilerek secdeye kapandı ve Allah’a yöneldi.

38. Sure (Sâd Suresi), 27. Ayet

Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu (yaratılanların boş yere yaratıldığı iddiası) inkar edenlerin zannıdır. Cehennem ateşinden dolayı vay inkar edenlerin haline!

40. Sure (Mü’min Suresi), 40. Ayet

“Kim bir kötülük yaparsa, ancak onun kadar ceza görür. Kadın veya erkek, kim, mü’min olarak salih bir amel işlerse işte onlar cennete girecek ve orada hesapsız olarak rızıklandırılacaklardır.”

40. Sure (Mü’min Suresi), 58. Ayet

Kör ile gören, îman edip salih ameller işleyenler ile kötülük yapan bir değildir. Siz pek az düşünüyorsunuz.

41. Sure (Fussilet Suresi), 8. Ayet

Şüphesiz iman edip salih ameller işleyenler için ise kesintisiz bir mükâfât vardır.

42. Sure (Şûrâ Suresi), 22. Ayet

Sen zalimlerin yaptıkları şeyler tepelerine inerken bu yüzden korku ile titrediklerini göreceksin. İnanıp yararlı işler yapanlar da cennet bahçelerindedirler. Onlar için Rableri katında diledikleri her şey vardır. İşte bu büyük lütuftur.

42. Sure (Şûrâ Suresi), 23. Ayet

İşte bu Allah’ın, inanıp salih ameller işleyen kullarına müjdelediği şeydir. De ki: “Ben buna (yaptığım tebliğ görevine) karşılık sizden, akrabalıktan doğan sevgiden başka bir ücret istemiyorum.” Kim güzel bir iş yaparsa, onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.

42. Sure (Şûrâ Suresi), 46. Ayet

Onların Allah’tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah kimi saptırırsa artık onun için hiçbir çıkar yol yoktur.

45. Sure (Câsiye Suresi), 21. Ayet

Yoksa kötülük işleyenler, kendilerini, inanıp salih amel işleyenler gibi kılacağımızı; hayatlarının ve ölümlerinin bir olacağını mı sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar!

45. Sure (Câsiye Suresi), 30. Ayet

İnanıp salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine sokacaktır. İşte bu apaçık başarıdır.

47. Sure (Muhammed Suresi), 2. Ayet

İnanıp salih ameller işleyenlerin ve Muhammed’e indirilene -ki o Rablerinden gelen haktır- inananların ise Allah günahlarını örtmüş ve hallerini düzeltmiştir.

47. Sure (Muhammed Suresi), 12. Ayet

Şüphesiz Allah, inanıp salih ameller işleyenleri, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. İnkâr edenler ise (dünya zevklerinden) yararlanırlar ve hayvanların yediği gibi yerler. Onların kalacakları yer ateştir.

48. Sure (Fetih Suresi), 29. Ayet

Muhammed, Allah’ın Resülüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde halinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah kendileri sebebiyle inkarcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükafat vaad etmiştir.

65. Sure (Talâk Suresi), 11. Ayet

İman edip salih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Allah’ın apaçık âyetlerini okuyan bir peygamber gönderdi. Kim Allah’a inanır ve salih bir amel işlerse Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. Allah gerçekten ona güzel bir rızık vermiştir.

84. Sure (İnşikâk Suresi), 25. Ayet

Ancak iman edip de sâlih ameller işleyenler başka. Onlar için, bitmez tükenmez bir mükafat vardır.

85. Sure (Burûc Suresi), 11. Ayet

İman edip salih ameller işleyenlere gelince; onlara içinden ırmaklar akan, cennetler vardır. İşte bu büyük başarıdır.

95. Sure (Tîn Suresi), 4. Ayet

Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.

95. Sure (Tîn Suresi), 5. Ayet

Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.

95. Sure (Tîn Suresi), 6. Ayet

Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükafat vardır.

103. Sure (Asr Suresi), 1. Ayet

Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir.

103. Sure (Asr Suresi), 3. Ayet

Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir).

 

İNCİL

3. Sure (Âl-i İmrân Suresi), 3. Ayet

O, sana Kitab’ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat’ı ve İncil’i insanlar için birer hidayet olarak indirmişti.Furkan’ı da indirdi. Şüphesiz, Allah’ın âyetlerini inkar edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.

3. Sure (Âl-i İmrân Suresi), 48. Ayet

Ve Allah ona kitabı, hikmeti, Tevrat ve İncil’i öğretecek.

3. Sure (Âl-i İmrân Suresi), 65. Ayet

Ey kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz. Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz?

57. Sure (Hadîd Suresi), 27. Ayet

Sonra bunların peşinden ardarda peygamberlerimizi gönderdik. Onların arkasından da Meryem oğlu İsa’yı gönderdik, ona İncil’i verdik ve kendisine uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu koyduk. (Kendiliklerinden) icat ettikleri ruhbanlığa gelince; biz onu onlara farz kılmamıştık. Allah’ın rızasını kazanmak için onu kendileri icat etmişlerdi. Fakat ona da gereği gibi uymadılar. Biz de içlerinden iman edenlere mükafatlarını verdik. Fakat onlardan birçoğu da fasık kimselerdir.

 

İNKÂR EDENLERE MÜHLET TANINMASI

3. Sure (Âl-i İmrân Suresi), 178. Ayet

İnkar edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin, sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara ancak günahları artsın diye mühlet veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.

6. Sure (En’âm Suresi), 110. Ayet

Biz onların kalplerini ve gözlerini ters döndürürüz de ilkin ona iman etmedikleri gibi (mucize geldikten sonra da inanmazlar) ve yine onları azgınlıkları içinde bırakırız da bocalar dururlar.

6. Sure (En’âm Suresi), 112. Ayet

İşte böylece biz her Peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. O halde onları iftiralarıyla baş başa bırak.

6. Sure (En’âm Suresi), 137. Ayet

Yine bunun gibi, Allah’a ortak koşanların çoğuna, koştukları ortaklar, çocuklarını öldürmelerini güzel gösterdi ki; onları helake sürüklesinler ve dinlerini karıştırıp onları yanıltsınlar. Eğer Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. Artık sen onları uydurdukları ile baş başa bırak.

6. Sure (En’âm Suresi), 158. Ayet

(Ey Muhammed!) Onlar (iman etmek için) ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbi’nin gelmesini ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi gözlüyorlar? Rabbi’nin âyetlerinden bazısı geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış olan bir kimseye (o günki) imanı fayda vermez. De ki: “Siz bekleyin. Şüphesiz biz de bekliyoruz.”

7. Sure (A’râf Suresi), 180. Ayet

En güzel isimler Allah’ındır. O’na o güzel isimleriyle dua edin ve O’nun isimleri hakkında gerçeği çarpıtanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasına çarptırılacaklardır.

7. Sure (A’râf Suresi), 186. Ayet

Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek kimse yoktur. Allah onları azgınlıkları içinde bırakır, bocalayıp dururlar.

10. Sure (Yûnus Suresi), 11. Ayet

Eğer Allah insanlara, onların hemen hayra kavuşmayı istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların ecellerine hükmolunurdu. İşte biz, bize kavuşmayı ummayanları, kendi azgınlıkları içinde bocalar halde bırakırız.

10. Sure (Yûnus Suresi), 19. Ayet

İnsanlar (başlangıçta tevhit inancına bağlı) tek bir ümmet idiler; sonra ayrılığa düştüler. Eğer (azabın ertelenmesiyle ilgili olarak ezelde) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında derhal hüküm verilir (işleri bitirilir)di.

10. Sure (Yûnus Suresi), 102. Ayet

Onlar sadece, kendilerinden önce gelip geçenlerin başlarına gelen (azap dolu) günlerin benzerini mi bekliyorlar? De ki: “Bekleyin bakalım, ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.”

13. Sure (Ra’d Suresi), 32. Ayet

Andolsun, senden önce de nice peygamberler alaya alındı da ben inkar edenlere bir süre (mühlet) verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Benim cezalandırmam nasılmış!

14. Sure (İbrâhîm Suresi), 10. Ayet

Peygamberleri dedi ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? (Halbuki) O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi belli bir zamana kadar ertelemek için sizi (imana) çağırıyor. Onlar, “Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirin” dediler.

15. Sure (Hicr Suresi), 2. Ayet

İnkar edenler, “Keşke müslüman olsaydık” diye çok arzu edeceklerdir.

15. Sure (Hicr Suresi), 3. Ayet

Bırak onları yesinler (içsinler), yararlansınlar; emelleri onları oyalayadursun. İleride (gerçeği) bilecekler.

16. Sure (Nahl Suresi), 61. Ayet

Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.

18. Sure (Kehf Suresi), 58. Ayet

Rabbin, çok bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir. Eğer yaptıkları yüzünden onları (dünyada) cezaya çarptırsaydı, elbette azaplarını çarçabuk verirdi. Hayır, onlar için belirlenmiş bir gün vardır ki (o gün gelince) hiçbir kurtuluş çaresi bulamazlar.

20. Sure (Tâhâ Suresi), 128. Ayet

Yurtlarında dolaşıp durdukları, kendilerinden önceki nice nesilleri helak etmiş olmamız, onları doğru yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ibretler vardır.

20. Sure (Tâhâ Suresi), 129. Ayet

Rabbin tarafından daha önce söylenmiş bir hüküm ve belirlenmiş bir süre olmasaydı onlar da hemen cezalandırılırlardı.

21. Sure (Enbiyâ Suresi), 108. Ayet

De ki: “Bana ancak, ilahınızın yalnızca bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Artık müslüman oluyor musunuz?”

21. Sure (Enbiyâ Suresi), 109. Ayet

Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “(Bana emrolunanı, ayırım yapmadan) size eşit olarak bildirdim. Tehdit edildiğiniz şey yakın mı yoksa uzak mı, bilmiyorum.”

21. Sure (Enbiyâ Suresi), 110. Ayet

“Şüphesiz, Allah sözün açığa vurulanını da bilir, gizlediğinizi de bilir.”

21. Sure (Enbiyâ Suresi), 111. Ayet

“Bilmem! Belki bu (mühlet) sizin için bir imtihan ve bir vakte kadar yararlanmadır.”

22. Sure (Hac Suresi), 42. Ayet

Ey Muhammed! Eğer seni yalanlarlarsa bil ki, onlardan önce Nûh, Âd ve Semûd kavimleri de (peygamberlerini) yalanlamışlardı.

22. Sure (Hac Suresi), 43. Ayet

İbrahim’in kavmi ile Lût’un kavmi ve Medyen halkı da (yalanlamışlardı). Mûsâ da yalanlandı ve nihayet o inkarcılara mühlet verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Beni inkar etmek nasılmış, (gördüler).

23. Sure (Mü’minûn Suresi), 54. Ayet

Ey Muhammed! Sen onları bir zamana kadar, gaflet ve şaşkınlıklarıyla baş başa bırak!

23. Sure (Mü’minûn Suresi), 55. Ayet

Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır onlar farkına varmıyorlar!

29. Sure (Ankebût Suresi), 65. Ayet

Gemiye bindikleri zaman dini Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki, Allah’a ortak koşuyorlar.

29. Sure (Ankebût Suresi), 66. Ayet

Kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etsinler ve bir süre daha faydalansınlar bakalım! İleride bilecekler.

35. Sure (Fâtır Suresi), 45. Ayet

Eğer Allah insanları, kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir.

39. Sure (Zümer Suresi), 8. Ayet

İnsana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine yönelerek O’na yalvarır. Sonra kendi tarafından ona bir nimet verdiği zaman daha önce ona yalvardığını unutur ve Allah’ın yolundan saptırmak için O’na eşler koşar. De ki: “Küfrünle az bir süre yaşayıp geçin! Şüphesiz sen cehennemliklerdensin.”

41. Sure (Fussilet Suresi), 45. Ayet

Andolsun! Biz Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) vermiştik de, onda ayrılığa düşmüşlerdi. Eğer (azabın ertelenmesi ile ilgili olarak ezelde) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında derhal hüküm verilirdi. Şüphesiz onlar Kur’an hakkında derin bir şüphe içindedirler.

42. Sure (Şûrâ Suresi), 14. Ayet

Onlar, kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer (azabın) belli bir süreye kadar (ertelenmesi ile ilgili olarak) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra Kitab’a mirasçı kılınanlar da, onun hakkında derin bir şüphe içindedirler.

42. Sure (Şûrâ Suresi), 21. Ayet

Yoksa, Allah’ın izin vermediği bir dini kendilerine tutulacak yol kılan ortakları mı var? Eğer (cezaların ertelenmesine dair) kesin hükmü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz, zâlimler için elem dolu bir azap vardır.

43. Sure (Zuhruf Suresi), 83. Ayet

Bırak onları, tehdit edildikleri güne kavuşana kadar, (batıl inançlarına) dalsınlar ve (dünya hayatlarında) oynayadursunlar.

70. Sure (Meâric Suresi), 40. Ayet

Doğuların ve Batıların Rabbine yemin ederim ki, şüphesiz onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter. Bizim önümüze geçilemez.

70. Sure (Meâric Suresi), 42. Ayet

Sen onları bırak, uyarıldıkları günlerine kavuşuncaya kadar batıl inançlarına dalsınlar ve oynasınlar.

86. Sure (Târık Suresi), 15. Ayet

Şüphesiz onlar bir tuzak kurarlar,

86. Sure (Târık Suresi), 16. Ayet

Ben de bir tuzak kurarım.

86. Sure (Târık Suresi), 17. Ayet

Artık sen inkârcılara mühlet ver; onlara biraz zaman tanı!

 

İNSAN HAYATININ DEVRELERİ

2. Sure (Bakara Suresi), 28. Ayet

Siz cansız (henüz yok) iken sizi dirilten (dünyaya getiren) Allah’ı nasıl inkar ediyorsunuz? Sonra sizleri öldürecek, sonra yine diriltecektir. En sonunda ona döndürüleceksiniz.

7. Sure (A’râf Suresi), 24. Ayet

Allah dedi ki: “Birbirinizin düşmanı olarak inin (oradan). Size yeryüzünde bir zamana kadar yerleşme ve yararlanma vardır.”

7. Sure (A’râf Suresi), 25. Ayet

Allah dedi ki: “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan (mahşere) çıkarılacaksınız.”

16. Sure (Nahl Suresi), 70. Ayet

Allah sizi yarattı. Sonra sizi öldürecek. İçinizden kimileri de, bilgili olduktan sonra hiçbir şeyi bilmesin diye ömrünün en düşkün çağına ulaştırılır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeye) hakkıyla gücü yetendir.

22. Sure (Hac Suresi), 66. Ayet

O, size hayat veren, sonra sizi öldürecek, daha sonra da diriltecek olandır. Şüphesiz, insan çok nankördür.

30. Sure (Rûm Suresi), 11. Ayet

Allah, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrar eder. Sonra da yalnız ona döndürüleceksiniz.

30. Sure (Rûm Suresi), 40. Ayet

Allah, sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldürecek ve daha sonra da diriltecek olandır. Allah’a koştuğunuz ortaklardan, bunlardan herhangi bir şeyi yapabilen var mı? O, onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir.

36. Sure (Yâsîn Suresi), 68. Ayet

Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz (gücünü azaltırız). Hâlâ düşünmeyecekler mi?

45. Sure (Câsiye Suresi), 25. Ayet

Onlara âyetlerimiz açıkça okunduğu zaman onların delilleri ancak, “Doğru söyleyenler iseniz babalarımızı getirin” demek oldu.

45. Sure (Câsiye Suresi), 26. Ayet

De ki: “Allah sizi yaşatıyor. Sonra sizi öldürecek, sonra da kendisinde şüphe olmayan Kıyamet gününde sizi bir araya getirecek, ama insanların çoğu bilmezler.”

 

İNSANIN YARATILIŞ EVRELERİ

2. Sure (Bakara Suresi), 28. Ayet

Siz cansız (henüz yok) iken sizi dirilten (dünyaya getiren) Allah’ı nasıl inkar ediyorsunuz? Sonra sizleri öldürecek, sonra yine diriltecektir. En sonunda ona döndürüleceksiniz.

16. Sure (Nahl Suresi), 70. Ayet

Allah sizi yarattı. Sonra sizi öldürecek. İçinizden kimileri de, bilgili olduktan sonra hiçbir şeyi bilmesin diye ömrünün en düşkün çağına ulaştırılır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeye) hakkıyla gücü yetendir.

16. Sure (Nahl Suresi), 78. Ayet

Allah sizi, analarınızın karnından siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.

18. Sure (Kehf Suresi), 37. Ayet

Arkadaşı ona cevap vererek dedi ki: “Seni topraktan, sonra bir damla döl suyundan yaratan, sonra da seni (eksiksiz) bir insan şeklinde düzenleyen Allah’ı inkâr mı ediyorsun?”

22. Sure (Hac Suresi), 5. Ayet

Ey insanlar! Ölümden sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz (düşünün ki) hiç şüphesiz biz sizi topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra bir “alaka”dan, sonra da yaratılışı belli belirsiz bir “mudga”dan yarattık ki size (kudretimizi) apaçık anlatalım. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde durduruyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyor, sonra da (akıl, temyiz ve kuvvette) tam gücünüze ulaşmanız için (sizi kemale erdiriyoruz.) İçinizden ölenler olur. Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına ulaştırılır ki, bilirken hiçbir şey bilmez hale gelsin. Yeryüzünü de ölü, kupkuru görürsün. Biz onun üzerine yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her türden iç açıcı çift çift bitkiler bitirir.

23. Sure (Mü’minûn Suresi), 12. Ayet

Andolsun, biz insanı, çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık.

23. Sure (Mü’minûn Suresi), 13. Ayet

Sonra onu az bir su (meni) halinde sağlam bir karargaha (ana rahmine) yerleştirdik.

23. Sure (Mü’minûn Suresi), 14. Ayet

Sonra bu az suyu “alaka” haline getirdik. Alakayı da “mudga” yaptık. Bu “mudga”yı da kemiklere dönüştürdük ve bu kemiklere de et giydirdik. Nihayet onu bambaşka bir yaratık olarak ortaya çıkardık. Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şânı ne yücedir!

23. Sure (Mü’minûn Suresi), 15. Ayet

Sonra (ey insanlar) siz bunun ardından muhakkak öleceksiniz.

23. Sure (Mü’minûn Suresi), 16. Ayet

Sonra yine muhakkak siz, kıyamet gününde (tekrar) diriltileceksiniz.

30. Sure (Rûm Suresi), 20. Ayet

Sizi topraktan yaratması, O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Sonra bir de gördünüz ki siz beşer olmuş (çoğalıp) yayılıyorsunuz.

30. Sure (Rûm Suresi), 54. Ayet

Allah, sizi güçsüz olarak yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından bir güç veren, sonra gücün ardından bir güçsüzlük ve yaşlılık verendir. O dilediğini yaratır. O hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir.

32. Sure (Secde Suresi), 5. Ayet

Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde ona yükselir.

32. Sure (Secde Suresi), 6. Ayet

İşte Allah gaybı da görünen âlemi de bilendir, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.

32. Sure (Secde Suresi), 7. Ayet

O ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı. İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı.

32. Sure (Secde Suresi), 8. Ayet

Sonra onun neslini bir öz sudan, değersiz bir sudan yarattı.

32. Sure (Secde Suresi), 9. Ayet

Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi. Sizin için işitme, görme ve idrak duygularını yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!

35. Sure (Fâtır Suresi), 11. Ayet

Allah sizi önce topraktan, sonra da az bir sudan (meniden) yarattı. Sonra sizi (erkekli dişili) eşler yaptı. Allah’ın ilmine dayanmadan hiçbir dişi ne hamile kalır ne de doğurur. Herhangi bir kimseye uzun ömür verilmez, yahut ömrü kısaltılmaz ki bu bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı) olmasın. Şüphesiz bu Allah’a kolaydır.

36. Sure (Yâsîn Suresi), 68. Ayet

Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz (gücünü azaltırız). Hâlâ düşünmeyecekler mi?

39. Sure (Zümer Suresi), 6. Ayet

O, sizi bir tek nefisten yarattı. Sonra ondan eşini var etti. Sizin için hayvanlardan (erkek ve dişi olarak) sekiz eş yarattı. Sizi annelerinizin karnında bir yaratılıştan öbürüne geçirerek üç (kat) karanlık içinde oluşturuyor. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Mülk (mutlak hakimiyet) yalnız onundur. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O halde nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?

40. Sure (Mü’min Suresi), 67. Ayet

O, sizi (önce) topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra “alaka”dan yaratan, sonra sizi (ana rahminden) çocuk olarak çıkaran, sonra olgunluk çağına ulaşmanız, sonra da ihtiyarlamanız için sizi yaşatandır. İçinizden önceden ölenler de vardır. Allah bunları, belli bir zamana erişmeniz ve düşünüp akıl erdirmeniz için yapar.

46. Sure (Ahkâf Suresi), 15. Ayet

Biz insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: “Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.”

71. Sure (Nûh Suresi), 13. Ayet

‘Size ne oluyor da Allah için bir vakar (saygınlık, büyüklük) ummuyorsunuz?’

71. Sure (Nûh Suresi), 14. Ayet

‘Halbuki, o sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır.’

75. Sure (Kıyâmet Suresi), 36. Ayet

İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder.

75. Sure (Kıyâmet Suresi), 37. Ayet

O dökülen meniden ibaret az bir su değil miydi?

75. Sure (Kıyâmet Suresi), 38. Ayet

Sonra bu, bir “alaka” oldu. Derken Allah onu yaratıp güzelce şekillendirdi.

75. Sure (Kıyâmet Suresi), 39. Ayet

Nihayet ondan da erkek ve dişi iki eşi var etti.

76. Sure (İnsân Suresi), 1. Ayet

İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti.

76. Sure (İnsân Suresi), 2. Ayet

Şüphesiz biz insanı, karışım halindeki az bir sudan (meniden) yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık.

77. Sure (Mürselât Suresi), 20. Ayet

Biz sizi bayağı bir sudan (meniden) yaratmadık mı?

77. Sure (Mürselât Suresi), 23. Ayet

Sonra da ona ölçülü bir biçim verdik. Biz ne güzel biçim verenleriz!

80. Sure (Abese Suresi), 17. Ayet

Kahrolası (inkarcı) insan! Ne nankördür o!

80. Sure (Abese Suresi), 18. Ayet

Allah onu hangi şeyden yarattı?

80. Sure (Abese Suresi), 19. Ayet

Az bir sudan (meniden). Onu yarattı ve ona ölçülü bir şekil verdi.

80. Sure (Abese Suresi), 20. Ayet

Sonra ona yolu kolaylaştırdı.

 

İNSANIN YARATILIŞI

3. Sure (Âl-i İmrân Suresi), 6. Ayet

O, sizi rahimlerde, dilediği gibi şekillendirendir. Ondan başka ilâh yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

3. Sure (Âl-i İmrân Suresi), 59. Ayet

Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol” dedi. O da hemen oluverdi.

4. Sure (Nisâ Suresi), 1. Ayet

Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir.

6. Sure (En’âm Suresi), 2. Ayet

O öyle bir Rab’dır ki, sizi çamurdan yaratmış, sonra (her birinize) bir ecel tayin etmiştir. (Kıyametin kopması için) belirlenmiş bir ecel de onun katındadır. Siz ise hâlâ şüphe ediyorsunuz.

6. Sure (En’âm Suresi), 98. Ayet

O, sizi bir tek candan yaratandır. Sizin bir karar kılma yeriniz, bir de emanet bırakılma yeriniz var. Biz anlayan bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıklamışızdır.

7. Sure (A’râf Suresi), 11. Ayet

Andolsun, sizi yarattık. Sonra size şekil verdik. Sonra da meleklere, “Adem için saygı ile eğilin” dedik. İblisten başka hepsi saygı ile eğildiler. O, saygı ile eğilenlerden olmadı.

7. Sure (A’râf Suresi), 189. Ayet

Allah sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir. (İnsan) eşiyle birleşince eşi hafif bir yük yüklenir (gebe kalır) ve (bir müddet) onu taşır. Gebeliği ağırlaşınca her ikisi de Rableri Allah’a, “Eğer bize iyi ve sağlıklı bir çocuk verirsen, elbette şükredenlerden olacağız” diye dua ederler.

10. Sure (Yûnus Suresi), 4. Ayet

Hepinizin dönüşü ancak onadır. Allah bunu bir gerçek olarak vadetmiştir. Şüphesiz o başlangıçta yaratmayı yapar sonra, iman edip salih ameller işleyenleri adaletle mükafatlandırmak için onu (yaratmayı) tekrar eder. Kafirlere gelince, inkar etmekte olduklarından dolayı, onlar için kaynar sudan bir içki ve elem dolu bir azap vardır.

15. Sure (Hicr Suresi), 26. Ayet

Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık.

15. Sure (Hicr Suresi), 27. Ayet

Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık.

16. Sure (Nahl Suresi), 70. Ayet

Allah sizi yarattı. Sonra sizi öldürecek. İçinizden kimileri de, bilgili olduktan sonra hiçbir şeyi bilmesin diye ömrünün en düşkün çağına ulaştırılır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeye) hakkıyla gücü yetendir.

18. Sure (Kehf Suresi), 37. Ayet

Arkadaşı ona cevap vererek dedi ki: “Seni topraktan, sonra bir damla döl suyundan yaratan, sonra da seni (eksiksiz) bir insan şeklinde düzenleyen Allah’ı inkâr mı ediyorsun?”

18. Sure (Kehf Suresi), 51. Ayet

Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılışına, ne de kendilerinin yaratılışına şahit tuttum. Saptıranları da hiçbir zaman yardımcı edinmiş değilim.

21. Sure (Enbiyâ Suresi), 37. Ayet

İnsan çok aceleci (tezcanlı) yaratılmıştır. Size yakında âyetlerimi göstereceğim. Şimdi acele etmeyin.

22. Sure (Hac Suresi), 5. Ayet

Ey insanlar! Ölümden sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz (düşünün ki) hiç şüphesiz biz sizi topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra bir “alaka”dan, sonra da yaratılışı belli belirsiz bir “mudga”dan yarattık ki size (kudretimizi) apaçık anlatalım. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde durduruyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyor, sonra da (akıl, temyiz ve kuvvette) tam gücünüze ulaşmanız için (sizi kemale erdiriyoruz.) İçinizden ölenler olur. Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına ulaştırılır ki, bilirken hiçbir şey bilmez hale gelsin. Yeryüzünü de ölü, kupkuru görürsün. Biz onun üzerine yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her türden iç açıcı çift çift bitkiler bitirir.

26. Sure (Şuarâ Suresi), 75. Ayet

İbrahim şöyle dedi: “Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?”

26. Sure (Şuarâ Suresi), 77. Ayet

“Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak âlemlerin Rabbi olan Allah dostumdur.”

26. Sure (Şuarâ Suresi), 78. Ayet

“O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.”

30. Sure (Rûm Suresi), 20. Ayet

Sizi topraktan yaratması, O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Sonra bir de gördünüz ki siz beşer olmuş (çoğalıp) yayılıyorsunuz.

30. Sure (Rûm Suresi), 40. Ayet

Allah, sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldürecek ve daha sonra da diriltecek olandır. Allah’a koştuğunuz ortaklardan, bunlardan herhangi bir şeyi yapabilen var mı? O, onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir.

31. Sure (Lokmân Suresi), 28. Ayet

(Ey insanlar!) Sizin yaratılmanız ve öldükten sonra tekrar diriltilmeniz ancak bir tek insanı yaratmak ve diriltmek gibidir. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

36. Sure (Yâsîn Suresi), 22. Ayet

“Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca ona döndürüleceksiniz.”

36. Sure (Yâsîn Suresi), 77. Ayet

İnsan, bizim kendisini az bir sudan (meniden) yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir.

36. Sure (Yâsîn Suresi), 78. Ayet

Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki: “Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?”

36. Sure (Yâsîn Suresi), 79. Ayet

De ki: “Onları ilk defa var eden diriltecektir. O her yaratılmışı hakkıyla bilendir.”

37. Sure (Sâffât Suresi), 11. Ayet

(Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: “Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı? Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.

39. Sure (Zümer Suresi), 6. Ayet

O, sizi bir tek nefisten yarattı. Sonra ondan eşini var etti. Sizin için hayvanlardan (erkek ve dişi olarak) sekiz eş yarattı. Sizi annelerinizin karnında bir yaratılıştan öbürüne geçirerek üç (kat) karanlık içinde oluşturuyor. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Mülk (mutlak hakimiyet) yalnız onundur. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O halde nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?

40. Sure (Mü’min Suresi), 57. Ayet

Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

40. Sure (Mü’min Suresi), 64. Ayet

Allah, yeryüzünü sizin için karar kılma yeri, göğü de binâ yapan; size şekil verip de şekillerinizi güzel kılan ve sizi temiz şeylerle rızıklandırandır. İşte Rabbiniz Allah! Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir!

41. Sure (Fussilet Suresi), 21. Ayet

Onlar derilerine, “Niçin aleyhimize şâhitlik ettiniz?” derler. Derileri, “Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştı ve yine yalnızca ona döndürülüyorsunuz?”

41. Sure (Fussilet Suresi), 47. Ayet

Kıyametin ne zaman kopacağına ilişkin bilgi O’na havale edilir. Meyveler tomurcuklarından ancak O’nun bilgisi altında çıkar, dişi ancak O’nun bilgisi altında hamile kalır ve doğurur. Allah onlara, “Nerede bana ortak koştuklarınız?” diye seslendiği gün şöyle derler: “Sana arz ederiz ki, içimizden onları gören hiçbir kimse yok.”

42. Sure (Şûrâ Suresi), 11. Ayet

O, gökleri ve yeri yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu sûretle sizi üretiyor. Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

43. Sure (Zuhruf Suresi), 87. Ayet

Andolsun, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette, “Allah” derler. Öyleyken nasıl döndürülüyorlar?

45. Sure (Câsiye Suresi), 3. Ayet

Şüphesiz, göklerde ve yerde, inananlar için (Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren) nice deliller vardır.

45. Sure (Câsiye Suresi), 4. Ayet

Sizin yaratılışınızda ve Allah’ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır.

49. Sure (Hucurât Suresi), 13. Ayet

Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdâr olandır.

50. Sure (Kâf Suresi), 16. Ayet

Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız.

51. Sure (Zâriyât Suresi), 56. Ayet

Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

53. Sure (Necm Suresi), 42. Ayet

Şüphesiz en son varış Rabbinedir.

53. Sure (Necm Suresi), 43. Ayet

Şüphesiz O güldürür ve ağlatır.

53. Sure (Necm Suresi), 44. Ayet

Şüphesiz O öldürür ve diriltir.

53. Sure (Necm Suresi), 45. Ayet

Şüphesiz O iki eşi, erkeği ve dişiyi, (rahme) atıldığında az bir sudan (meniden) yaratmıştır.

55. Sure (Rahmân Suresi), 1. Ayet

Rahmân Kur’an’ı öğretti.

55. Sure (Rahmân Suresi), 3. Ayet

İnsanı yarattı.

55. Sure (Rahmân Suresi), 4. Ayet

Ona beyanı (düşünüp ifade etmeyi) öğretti.

55. Sure (Rahmân Suresi), 14. Ayet

Allah insanı, pişmiş çamur gibi bir balçıktan yarattı.

55. Sure (Rahmân Suresi), 15. Ayet

“Cin” i de yalın bir ateşten yarattı.

56. Sure (Vâkıa Suresi), 57. Ayet

Sizi biz yarattık. Hâlâ tasdik etmeyecek misiniz?

56. Sure (Vâkıa Suresi), 58. Ayet

Attığınız o meniye ne dersiniz?!

56. Sure (Vâkıa Suresi), 59. Ayet

Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz?

64. Sure (Tegâbün Suresi), 2. Ayet

O, sizi yaratandır. Böyle iken kiminiz kâfir, kiminiz mü’mindir. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

64. Sure (Tegâbün Suresi), 3. Ayet

Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı. Dönüş yalnız O’nadır.

67. Sure (Mülk Suresi), 22. Ayet

Şimdi, yüzüstü kapanarak düşe kalka yürüyen mi daha doğru gider, yoksa dosdoğru bir yolda dimdik yürüyen mi?

67. Sure (Mülk Suresi), 23. Ayet

De ki: “O, sizi yaratan ve size kulaklar, gözler ve kalpler verendir. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!”

67. Sure (Mülk Suresi), 24. Ayet

De ki: “O, Sizi yeryüzünde yaratıp çoğaltandır. Ancak onun huzurunda toplanacaksınız.”

70. Sure (Meâric Suresi), 19. Ayet

Şüphesiz insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır.

70. Sure (Meâric Suresi), 20. Ayet

Kendisine kötülük dokunduğu zaman sızlanır.

70. Sure (Meâric Suresi), 21. Ayet

Ona bir hayır dokunduğunda da eli sıkıdır.

70. Sure (Meâric Suresi), 22. Ayet

Ancak, namaz kılanlar başka.

70. Sure (Meâric Suresi), 36. Ayet

Şimdi, inkar edenlere ne oluyor ki, boyunlarını uzatarak (alay etmek için) sağdan soldan gruplar halinde sana doğru koşuyorlar?

70. Sure (Meâric Suresi), 38. Ayet

Onlardan her biri Naîm Cennetine sokulacağını mı umuyor?

70. Sure (Meâric Suresi), 39. Ayet

Hayır (ne mümkün)! Şüphesiz biz onları kendilerinin de bildikleri şeyden (meniden) yarattık.

76. Sure (İnsân Suresi), 28. Ayet

Onları biz yarattık ve eklemlerini (birbirine) biz bağladık. Dilediğimizde (onları yok eder) yerlerine benzerlerini getiririz.

77. Sure (Mürselât Suresi), 21. Ayet

Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk.

78. Sure (Nebe Suresi), 6. Ayet

Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı?

78. Sure (Nebe Suresi), 8. Ayet

Sizleri (erkekli-dişili) eşler halinde yarattık.

82. Sure (İnfitâr Suresi), 6. Ayet

Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı?

86. Sure (Târık Suresi), 5. Ayet

Öyleyse insan neden yaratıldığına bir baksın.

86. Sure (Târık Suresi), 6. Ayet

Fışkırıp çıkan bir sudan yaratıldı.

86. Sure (Târık Suresi), 7. Ayet

Bu su, bel ile kaburga kemikleri arasından çıkar.

86. Sure (Târık Suresi), 8. Ayet

Şüphesiz Allah’ın onu, öldükten sonra tekrar diriltmeye de gücü yeter.

90. Sure (Beled Suresi), 1. Ayet

Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke’ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.

90. Sure (Beled Suresi), 5. Ayet

İnsanoğlu, kendisine kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?

90. Sure (Beled Suresi), 6. Ayet

“Yığınla mal harcadım” diyor.

90. Sure (Beled Suresi), 7. Ayet

Kendisini kimsenin görmediğini mi sanıyor?

90. Sure (Beled Suresi), 8. Ayet

Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi?

91. Sure (Şems Suresi), 7. Ayet

Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.

92. Sure (Leyl Suresi), 1. Ayet

(Ortalığı) bürüdüğü zaman geceye andolsun,

92. Sure (Leyl Suresi), 2. Ayet

Açılıp aydınlandığı zaman gündüze andolsun,

92. Sure (Leyl Suresi), 3. Ayet

Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki,

92. Sure (Leyl Suresi), 4. Ayet

Şüphesiz sizin çabalarınız elbette çeşit çeşittir.

95. Sure (Tîn Suresi), 1. Ayet

Tîn’e ve zeytûn’a andolsun.

95. Sure (Tîn Suresi), 2. Ayet

Sinâ Dağına andolsun,

95. Sure (Tîn Suresi), 3. Ayet

Bu güvenli şehre (Mekke’ye) andolsun ki,

95. Sure (Tîn Suresi), 4. Ayet

Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.

95. Sure (Tîn Suresi), 5. Ayet

Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.

96. Sure (Alak Suresi), 1. Ayet

Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı “alak” dan yarattı.

 

İNTİHAR

4. Sure (Nisâ Suresi), 29. Ayet

Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.

4. Sure (Nisâ Suresi), 30. Ayet

Kim haddi aşarak ve zulmederek bunu yaparsa, onu cehennem ateşine atacağız. Bu, Allah’a pek kolaydır.

 

İSLAM ÜMMETİNİN NİTELİKLERİ

2. Sure (Bakara Suresi), 142. Ayet

Bir takım kendini bilmez insanlar, “Onları (müslümanları) yönelmekte oldukları kıbleden çeviren nedir?” diyecekler. De ki: “Doğu da, Batı da Allah’ındır. Allah dilediği kimseyi doğru yola iletir.”

2. Sure (Bakara Suresi), 143. Ayet

Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık. Her ne kadar Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resûl’e tabi olanlarla, gerisin geriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.

3. Sure (Âl-i İmrân Suresi), 110. Ayet

Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.

9. Sure (Tevbe Suresi), 122. Ayet

(Ne var ki) mü’minlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.

22. Sure (Hac Suresi), 78. Ayet

Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah sizi hem daha önce hem de bu Kur’an’da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahitt (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah’a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!

35. Sure (Fâtır Suresi), 31. Ayet

(Ey Muhammed!) Sana vahyettiğimiz kitap (Kur’an), kendinden öncekini tasdik eden hak kitaptır. Şüphesiz Allah (kullarından) hakkıyla haberdardır. Onları hakkıyla görür.

35. Sure (Fâtır Suresi), 32. Ayet

Sonra biz o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed’in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah’ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur.

 

İSLAM

3. Sure (Âl-i İmrân Suresi), 19. Ayet

Şüphesiz Allah katında din İslam’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkar ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.

3. Sure (Âl-i İmrân Suresi), 85. Ayet

Kim İslam’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.

5. Sure (Mâide Suresi), 3. Ayet

Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk (Allah’a itaatten kopmak)tır. Bugün kafirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim. Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

6. Sure (En’âm Suresi), 125. Ayet

Allah her kimi doğruya erdirmek isterse onun göğsünü İslâm’a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun da göğsünü göğe çıkıyormuşçasına daraltır, sıkar. Allah inanmayanlara azap (ve sıkıntıyı) işte böyle verir.

39. Sure (Zümer Suresi), 22. Ayet

Allah’ın, göğsünü İslâm’a açtığı, böylece Rabbinden bir nur üzere bulunan kimse, kalbi imana kapalı kimse gibi midir? Allah’ın zikrine karşı kalpleri katı olanların vay haline! İşte onlar açık bir sapıklık içindedirler.

61. Sure (Saf Suresi), 7. Ayet

Kim, İslam’a davet olunduğu halde Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.

 

İSRA VE MİRAÇ

17. Sure (İsrâ Suresi), 1. Ayet

Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

17. Sure (İsrâ Suresi), 60. Ayet

Hani sana, “Muhakkak Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır” demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı da, Kur’an’da lanetlenmiş bulunan o ağacı da sırf insanları sınamak için vesile yaptık. Biz onları korkutuyoruz. Fakat bu, sadece onların büyük azgınlıklarını (daha da) artırdı.

53. Sure (Necm Suresi), 1. Ayet

Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı.

53. Sure (Necm Suresi), 3. Ayet

O, nefis arzusu ile konuşmaz.

53. Sure (Necm Suresi), 5. Ayet

(Kur’an’ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (aslî sûretine girip) doğruldu.

53. Sure (Necm Suresi), 8. Ayet

Sonra (ona) yaklaştı derken sarkıp daha da yakın oldu.

53. Sure (Necm Suresi), 9. Ayet

(Peygambere olan mesafesi) iki yay aralığı kadar, yahut daha az oldu.

53. Sure (Necm Suresi), 10. Ayet

Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti.

53. Sure (Necm Suresi), 11. Ayet

Kalp, (gözün) gördüğünü yalanlamadı.

53. Sure (Necm Suresi), 12. Ayet

(Şimdi siz) gördüğü şey hakkında onunla tartışıyor musunuz?

53. Sure (Necm Suresi), 13. Ayet

Andolsun ki, o, Cebrail’i bir başka inişte daha (aslî suretiyle) görmüştü.

53. Sure (Necm Suresi), 14. Ayet

Sidretü’l Müntehâ’nın yanında.

53. Sure (Necm Suresi), 15. Ayet

Me’va cenneti onun (Sidre’nin) yanındadır.

53. Sure (Necm Suresi), 16. Ayet

O zaman Sidre’yi kaplayan kaplamıştı.

53. Sure (Necm Suresi), 17. Ayet

Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı.

53. Sure (Necm Suresi), 18. Ayet

Andolsun, o, Rabbinin en büyük alametlerinden bir kısmını gördü.

 

İSRAF

6. Sure (En’âm Suresi), 141. Ayet

O, çardaklı, çardaksız olarak bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmalıkları ve ekinleri, zeytini ve narı (herbiri) birbirine benzer ve (herbiri) birbirinden farklı biçimde yaratandır. Bunlar meyve verince meyvelerinden yiyin. Hasat günü de hakkını (öşürünü) verin, fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.

7. Sure (A’râf Suresi), 31. Ayet

Ey Ademoğulları! Her mescitde ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü o, israf edenleri sevmez.

17. Sure (İsrâ Suresi), 26. Ayet

Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma.

17. Sure (İsrâ Suresi), 27. Ayet

Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.

17. Sure (İsrâ Suresi), 28. Ayet

Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti istemek için onlardan yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak bir söz söyle.

17. Sure (İsrâ Suresi), 29. Ayet

Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.

17. Sure (İsrâ Suresi), 30. Ayet

Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir.

26. Sure (Şuarâ Suresi), 150. Ayet

“Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”

26. Sure (Şuarâ Suresi), 151. Ayet

“Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin.”

 

İYİLİK ETMEK (İHSAN)

2. Sure (Bakara Suresi), 112. Ayet

Hayır, öyle değil! Kim “ihsan” derecesine yükselerek özünü Allah’a teslim ederse, onun mükâfatı Rabbinin katındadır. Artık onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.

2. Sure (Bakara Suresi), 195. Ayet

(Mallarınızı) Allah yolunda harcayın. Kendi kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.

3. Sure (Âl-i İmrân Suresi), 172. Ayet

Onlar yaralandıktan sonra Allah’ın ve Peygamberinin davetine uyan kimselerdir. Onlardan güzel davranıp iyilik edenlere ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara büyük bir mükafat vardır.

4. Sure (Nisâ Suresi), 128. Ayet

Eğer bir kadın kocasının, kendisine kötü davranmasından, yahut yüz çevirmesinden endişe ederse, uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur. Uzlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler ise kıskançlığa ve bencil tutkulara hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

5. Sure (Mâide Suresi), 93. Ayet

İman edip salih ameller işleyenlere; Allah’a karşı gelmekten sakındıkları, iman ettikleri ve salih amel işledikleri, sonra Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iman ettikleri, sonra yine Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iyilik ettikleri takdirde, daha önce tatmış olduklarından dolayı bir günah yoktur. Allah iyilik edenleri sever.

7. Sure (A’râf Suresi), 35. Ayet

Ey Âdemoğulları! İçinizden size benim âyetlerimi anlatan Peygamberler gelir de her kim Allah’a karşı gelmekten sakınır ve halini düzeltirse, artık onlara korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir.

12. Sure (Yûsuf Suresi), 22. Ayet

Olgunluk çağına erişince O’na hikmet ve ilim verdik. İşte biz, iyi davrananları böyle mükâfatlandırırız.

16. Sure (Nahl Suresi), 90. Ayet

Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.

16. Sure (Nahl Suresi), 128. Ayet

Şüphesiz Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlar ve iyilik yapanlarla beraberdir.

18. Sure (Kehf Suresi), 30. Ayet

Gerçek şu ki iman edip iyi işler yapanlara gelince, elbette biz iyi iş yapanların ecrini zayi etmeyiz.

28. Sure (Kasas Suresi), 14. Ayet

Mûsâ olgunluk çağına ulaşıp gelişimini tamamlayınca biz ona ilim ve hikmet verdik. Biz iyilik edenleri böyle mükafatlandırırız.

29. Sure (Ankebût Suresi), 69. Ayet

Bizim uğrumuzda cihad edenler var ya, biz onları mutlaka yollarımıza ileteceğiz. Şüphesiz Allah mutlaka iyilik yapanlarla beraberdir.

37. Sure (Sâffât Suresi), 78. Ayet

Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.

37. Sure (Sâffât Suresi), 79. Ayet

Âlemler içinde Nûh’a selam olsun!

37. Sure (Sâffât Suresi), 80. Ayet

İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

37. Sure (Sâffât Suresi), 108. Ayet

Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.

37. Sure (Sâffât Suresi), 109. Ayet

İbrahim’e selam olsun.

37. Sure (Sâffât Suresi), 110. Ayet

İyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.

37. Sure (Sâffât Suresi), 119. Ayet

Sonradan gelenler arasında onlara güzel birer ad bıraktık.

37. Sure (Sâffât Suresi), 120. Ayet

Mûsâ’ya ve Hârûn’a selam olsun.

37. Sure (Sâffât Suresi), 121. Ayet

Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

37. Sure (Sâffât Suresi), 129. Ayet

Sonradan gelenler içerisinde ona güzel bir ad bıraktık.

37. Sure (Sâffât Suresi), 130. Ayet

İlyas’a selam olsun

37. Sure (Sâffât Suresi), 131. Ayet

Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız

51. Sure (Zâriyât Suresi), 15. Ayet

Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi.

 

İZZET VE ŞEREF

4. Sure (Nisâ Suresi), 139. Ayet

Onlar, mü’minleri bırakıp kafirleri dost edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Halbuki bütün izzet ve şeref Allah’a aittir.

10. Sure (Yûnus Suresi), 65. Ayet

Onların (inkarcıların) sözleri seni üzmesin. Çünkü bütün güç Allah’ındır. O hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

35. Sure (Fâtır Suresi), 10. Ayet

Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah’a aittir. Güzel sözler ancak ona yükselir. Salih ameli de güzel sözler yükseltir. Kötülükleri tuzak yapanlar var ya, onlar için çetin bir azap vardır. İşte onların tuzağı boşa çıkar.

37. Sure (Sâffât Suresi), 180. Ayet

Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.

37. Sure (Sâffât Suresi), 181. Ayet

Peygamberlere selam olsun.

37. Sure (Sâffât Suresi), 182. Ayet

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

63. Sure (Münâfikûn Suresi), 8. Ayet

Onlar, “Andolsun, eğer Medine’ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır” diyorlardı. Halbuki asıl üstünlük, ancak Allah’ın, Peygamberinin ve mü’minlerindir. Fakat münafıklar (bunu) bilmezler.

 

(Mealler; T.C.Diyanet İşleri Başkanlığı resmi sitesinden alınmıştır.)

Kur’an fihristi

Bu yazıyı okudunuz mu?

Bir ayet bir açıklama

Bir Ayet

Bir AYET bir açıklama

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir