Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Kur’an herkese başka şeyler anlatır
imanilmihali.com
Kur’an herkese başka şeyler anlatır

Kur’an herkese başka şeyler anlatır

Kur’an herkese başka şeyler anlatır

Yüce Kur’an, baştan sona hikmet ve hidayettir, geçmiş ve gelecektir. Kendisini anlayarak okuyana yeni deryalar açar ve herkese başka şeyler anlatır çünkü okuyucusunun niyeti esas olandır ve aynı okuyucuya dahi her defasında başka hikmetler nasip eder. Çünkü okumada esas niyettir.

Kimi sevap kazanmak için hızlıca, kimi anlamak için yavaşca okur. Kimi sorgulayarak, mukayese ederek, tahkik ederek, kimi yüzeysel okur. Kimi için süre değil mana önemlidir, kimi hızlıca ve bitirmiş olmak için okur.

Kimi sıkılarak okur, kimi okurken heyecan deryasından kendisini kurtaramaz ve ilahi alemin derinlerine dalarak okur.

Netice de kimi insan okumuş olmak için kimisi anlamak ve öğrenmek için okur.

Merhum Muhammed İkbal’in babasının ona dediği gibi kimisi de Kur’an sanki kendisine vahyediliyor da insanlara aktarmak görevi varmış gibi sakin ve hazmederek okur.

Okumalar farklı olunca, anlayışların da farklı olacağı muhakkaktır. Bunda şaşılacak bir yan da yoktur. Çünkü Kur’an, kul kendisine nasıl yanaşırsa, O da kula öyle yanaşır, okuyucu Kur’an’a ne kadar kıymet verirse, Kur’an’da okuyucusuna o kadar değer ve güzellik nasip eder, idrak verir.

Aynı kimse farklı zamanlarda okuduğunda bile Kur’an’dan farklı şeyler anlar, hisseder. Çünkü samimiyet göstergesi değişmiş, zaman skalası farklılaşmış ve niyeti sıradanlaşmıştır.

İman ve İslam’a verdiği ehemmiyet oranında kulların dinden anladığı nasıl farklıysa ve emir-yasaklara uyma hassasiyeti herkesin nasıl farklıysa bunun aynısı Kur’an’a yöneliş için de geçerlidir.

Kur’an’ı dost ve rehber edinenlerin gözyaşı ve gönül titremesi okuyuşları ile, baştan savmak, hatim indirmek, mukabele etmek veya sevap kazanmak için okuyanların durumu tabi ki aynı olmayacaktır.

Kur’an, kendisine şeklen, bedenen, manen, ruhen yakın olanları elbette bilir. Onlarla bağ kurmaya çalışır ve o okuyucu Kur’an’ın her ayetinden hatta ayetin içindeki kelime tercihinden hatta kelimelerin cümle içindeki sırasından dahi bir mana çıkarır. Dikkatli ve istekli okuyucu kıyaslayarak, diğer surelerle karşılaştırarak, evvelki okuyuşlarında gözden kaçırdıklarını bu sefer kaçırmayarak okur. Böyle olunca da sureler ve ayetler o okuyucuya daha çok şey anlatır ve adeta tefsir kabiliyeti verir.

Kıssaların pekçok surede geçiyor olması hem okuyucuyu sıkmamak, hem unutturmamak, hem ezberletmek içinse, dikkatli okuyucu o anlatılanın değişik izahlarını değişik surelerde okudukça bilgisi tazelenecek ve kalıcı hale gelecektir ki bu idrak o okuyucunun diğer surelerdeki benzer durumlara dair anlayışına da etki edecek ve Kur’an’In ilahi mesajı daha çok anlaşılır olacaktır.

Örneğin yalan ve iftira konusunu okuyan kimse değişik surelerde; hem Allah’a yalan ve iftirayı, hem masum ve iffetli kadınlara iftirayı, hem dul kadınlara iftirayı, hem Peygambere iftirayı, hem yalan dünya süslerini, hem gıybeti, hem fitne ve fesadı, hem şeytanların Allah ile aldatmasını okuyacak ve tamamının bir zulüm olduğunu idrak ederek, gerçek olmayan söz ve davranışlardan zinhar kaçınması gerektiğini anlayarak, nefsini terbiyeye başlayacaktır.

Ama sıradan okuyucu hele dikkatsiz ve özensiz okuyorsa iftira ile gıybet arasındaki farkı bile anlamayacak ve Kur’an ona çok şey kazandıramayacaktır.

Anlayarak özenle okumaya gayret edenler firavun kıssasını okurken, Karun’un servetle nasıl şımardığını, Haman’ın nasıl dini alet ederek kandırdığını, israiloğullarının nasıl zulme boyun eğerek Allah’ın öfkesini kazandığını, büyücülerin mucizeler karşısında nasıl dize geldiğini, zalim yöneticiye rağmen iman eden Firavun’un eşinin nasıl cennetlerdeki köşklere yerleştirildiğini, firavunun yaptığının küfür değil şirk olduğunu da aynı anda anlayacak ve titreyecektir.

Bunların tamamını aynı anda yaşamak herkese nasip değildir. Çünkü Kur’an sürekli okunmak ister ki unutulmasın, atlanılmasın, mukayese edilebilsin.

Şöyle düşünülsün ki bir uygulamalı sınav öncesi öğrenci nasıl kaynakları araştırır, bulur, okur ve dersine çalışırsa ve sonra girdiği sınavda bu öğrendiklerini yorumlayarak doğru sonucu bulabilirse Kur’an’ı anlayarak okumak ve hayata yansıtmak da aynen öyledir.

Tecrübeler ile sabittir ki aynı okuyucu, aynı sürede, aynı sureyi okusa da aldığı haz ve tatmin her defasında farklıdır. Bunun sebebi ise içindeki niyet ve huşu miktarıdır. Gürültülü ve kalabalık bir ortamda dostlar görsün diye okuyuşlar ile, sessiz ve tenha ortamlardaki okuyuşlar elbette aynı olmayacaktır. Anlamak için gayretle, göz yaşı dökerek ve pişmanlıkları kabartarak okumakla, telaş içindeki okumalar elbette bir olmayacaktır.

Önemli nottur ki kimse asla ben bu sureyi biliyorum dememelidir ve hızla geçip diğer sureye ermemelidir. Çünkü o bilindiği sanılan, hatta ezberlenmiş sure dahi bir sonraki, seferde kula başka şeyler anlatır.

Kaldı ki surelerin tanzim ve sırası o denli muhteşemdir ki önceki surelerden devam edip gelen okuyuşlar ile, o sureden başlayan okuyuşların bile verdiği anlam farklı olacaktır.

O halde ısrarla şuna dikkat edilmelidir ki Kur’an’ı baştan başlayarak ve bir dahaki sefere kalınan yerden devam etmek suretiyle okumak, arayı süre olarak çok açmamak doğru olandır ki cüzler bunun için vardır.

Kur’an’ın okunması için Peygamberimizin verdiği süre en az üç gündür ve daha hızlı okuyuşları tenkit etmiştir.

Aynı surelerin defalarca okunması, bazılarının hiç okunmaması ise çok büyük hatadır ki o surelerin nimetlerini inkar etmek, aynı okunan sureye lakayt yaklaşmak, velhasıl Kur’an’ın bütünlüğüne saygısızlık etmektir.

Öte yandan İslam tamam olduysa, Allah’ın sözleri Kur’an ile tamamlandıysa, Kur’an’ın herbir harfi dindir, hikmettir, atlanmayı hak etmiyor demektir.

Bunun gibi, inanç ve iman, tevhid ve takva, tesettür ve ibadet, huşu ve samimiyet, niyet ve amel, zikir ve tefekkür gibi terimlerin aralarındaki farkların ve anlatılmak istenenin idraki de okumanın önem ve özenine göre farklı olacaktır.

Tüm bu anlatılanların ilk şartı ise elbette ana dilde ve anlayarak okumaktır ki Kur’an’ın anlamadığı dille okuyana, anlamadan okuyana bir şeyler öğretmesi ve hatta sevap kazandırması bile mümkün değildir. Peygamberlerin tamamının imanı emrettiğini ve tamamının yalanlandığını anlayarak okumayanlar, zamanımızda yaşananları elbet anlamayacaktır. Peygamberi yalanlamanın hatta öldürmenin neden ve hangi düşünceyle yapıldığını, ardındaki şeytanları anlamayanlar elbette iman ve şirki ayırt edemeyecektir. Bu durumda Kur’an’ın erdirici rolü gerçekleşebilir mi?

O halde anlayarak, hazmederek, ana dilde, yavaş ve huşu ile okumak doğru ve güzel olandır.

Yüce Allah, kelamını insanlara hitap etmek, öğretmek, şahit olmak, şahit ettirmek, sonrasında hesap sormak için bahşetmiştir ki o yazılanlar öğüttür, kurtarıcıdır, şifadır, rahmettir. O’nda yazılı emir ve yasaklar dindir, tevhid ve takvadır. Arapçı zihniyetin küfür kokulu ısrarlarına rağmen anlayarak okumak farzdır, Allah emridir.

Bu nimetleri yok sayan ve sadece bir arapça gazete okur gibi okuyanların bu nedenle vebali çok büyüktür.

Kur’an, kendisini seveni de sevmeyeni de bilir.

Kur’an, kendisine huşu ile yaklaşanı da, sahtekarları da bilir.

Kur’an, aklını kullananları da, aptalları da bilir.

Kur’an, anlayarak okuyanlara hitap eder, anlamadan okuyanlara bir şey katmaz.

Kur’an, anlayarak okuyanlara şefaat eder, anlamadan okuyanlardan şikayetçi olur.

Çünkü, en büyük şefaatçi Kur’an’dır ve Kur’an dinin de, din gününün de tek habercisi, Yüce Allah buyruğudur.

Spor gazetelerini son satırına kadar saatlerce okuyanların, Kur’an’a zaman ayırmaması ve ayırsa da anlamadan telaffuzla meşgul olması anlaşılır ve kabul edilir değildir.

Kur’an anlaşılmak ve okunmak içindir.

Kur’an anlaşılmayı ve okunmayı hak eder. Çünkü Allah hakkıdır, Peygamber hakkıdır, Kur’an hakkıdır.

Bu haklara riayetsizliğin ise sonucu sadece sevap kaybetmek değil, zulmün karşılığı azaba mahkum olmaktır.

Bu Kur’an okumayanlar nedeniyle hayat zehir oluyorsa, din sapıyorsa, şeytan cirit atıyorsa, dinciler köşe oluyorsa, din sektörü kan emiyorsa, münafıklar baş köşelere kuruluyorsa … o anlayarak okumayanlar ve Allah’ı (haşa) dikkate almayanlar nedeniyledir.

Yani Kur’an’ı okumamak ve anlamamak, sadece kişisel bir hata değil toplumsal ve ümmetsel bir beladır. Bunun vebali de çok büyüktür.

Komik olan kulların neden anlayarak okuması gerektiği de Kur’an’da yazılıdır, izah edilmiştir ama kullar anlayarak bir kez olsun okumadığı için bu emirden de habersizdir. Lakin habersiz olmak mazeret değil, bilmemek ve okumamış olmak asla mazeret değildir.

Kur’an’dan habersizlerin meydan verdiği zulüm ve haksızlıkların tamamında, o okumayanların, anlamayanların, anlamaya çalışmayanların da katkısı ve payı vardır ve bu azımsanacak bir şey değildir.

“Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var?” (Muhammed 47/24)

Burada düşünmek fiilinin Türkçe karşılığı tedebbürdür ve bu kelime anlayarak, yavaş okumak demektir. Ve bu sünnet değil farzdır.

Bilakis, Kur’an anlaşılarak okunduğunda tüm bu pislikleri teker teker sayar, yanlışları gösterir, yalancı münafıkları tanıtır, şirk belasını izah eder ve şytanın ne yapmaya çalıştığını, şeytanın cin masallarındaki gibi bir şey olmadığını, üfürükçü hocaların sahtekarlığını, hurafelerin nasıl din diye yutturulduğunu birer birer izah eder.

Kur’an okuyucusunun geçmiş hatalarını gösteren, geleceğe dair tavsiyelerde bulunan hidayet kaynağıdır.

Kur’an, anlayarak okuyana neden ve kime dua, ibadet ve kulluk etmesi gerektiğini anlatandır.

Kur’an, ahiret sorgusunda iman ile birlikte ilk sorulacak sorudur.

Kur’an, Hz. Peygamberin “ümmetim O’nu hayatın dışına itti” diye şikayetçi olacağı hidayet kaynağıdır.

Kur’an; anlayarak okuyana cennet kapılarını açan, anlayarak okumayı reddeden gafillere cennetleri haram edendir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an ile ikinci doğum

Kur’an ile yeniden yapılanma da diyebileceğimiz bu başlığın tasavvufi manası derin ve özeldir ki pek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir