Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Kur'an nuru / Kur’an hükümlerini tersten okumak
imanilmihali.com
Kur'an

Kur’an hükümlerini tersten okumak

Kur’an hükümlerini tersten okumak

Konu başlığı sıradan okuyucular için çok bir anlam ifade etmeyen, Kur’an mü’minleri içinse çok şeyler ifade eden bir mucizevi ihbardır. Baştan sona bir mucize ve müjde olan Kur’an bu anlamda da salih ve selim olanlarla el ele esenliklere uzanırken, bu müthiş kolaylık ve ahenge rağmen hala uslanmamakta direnenler içinse yapacak zaten çok bir şey yoktur.

Konu şudur; ayetler her bir emir ve yasağı doğrudan ve açıkça belirtir, konu bir yasaksa aynı yerde veya başkaca ayetlerde cezasını veya vebalini açıklar, konu bir emirse itaatsizliğin cezası aynı şekilde belirtilerek akıllarda soru işareti kalması engellenir. Din bu nedenle basit, net, anlaşılır, kolay ve sadedir.

Başlığımıza esas konu ise bu anılan hükümleri tertsten okumak yani yasaklara uyanların mükafatını ve emirlere riayetsiz olanların akıbetlerini yine ayetlerin ifadelerinden çıkarmaktır. Her ne kadar ayetler bazı emir ve yasakları müjde ve cezalarıyla ifade etmiş olsa da çoğu bahis tek kutupludur yani kötülüğün cezası veya iyiliğin mükâfatı bahsolunur.

Bizlerin ise bu yazıda maksadımız Allah’ın izniyle ve doğrusunu sadece ve daima Allah bilir diyerek konuya başka bir pencereden bakmaya çalışmaktır.

Konuyu daha da basitleştirmek için bir olayı ele almak ve ayetler ışığında neler kazandırdığını irdelemek yerinde olacaktır.

“Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Maide 5/38)

“Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek,  hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”(Mümtehine 60/12)

Bu iki ayet, Kur’an’ın hırsızlık ile ilgili iki ayetidir ve musafta başkaca ayet bulunmamaktadır.

Ayetlerin işareti ise şudur ki hırsızlık yapmak büyük günahlardandır, hırsızın suçu ispatlanırsa elleri kesilir, hırsızlık yapanlar Peygambere biat dahi etseler yeminleri boşunadır.

Dikkat edilirse burada sadece hırsızlıktan ve hırsızlardan bahsedilmekte, hırsızların akibeti ve vebali anlatılmaktadır. Bu farz hırsızlık yapan herkes için farzdır ve hırsızların (geniş parantezde hırsızlara imkân ve ortam sağlayanların, yardım ve yataklık edenlerin, hırsızlık mallarını satın alanların, hırsızları cesaretlendirenlerin, hırsızlarla oturup kalkanların velhasıl hırsızlıkla yakın – uzak alakası olanların) dünyevi cezasından bahsedilmektedir.

Bu ayetle alakalı ahirete ait azaptan söz edilmemesi bu azabın olmadığını elbette göstermez ve olacaktır da çünkü adı hırsızlık olmasa da yenen bir hak vardır ve ister mal, ister para veya kolaylık olsun o yenen hakkın hesabı sorulacağı için hırsızlıktan ayrıca söz edilmemiştir.

Uzatmayalım bizim burada vurgulamak istediğimiz ise şudur; ayet hırsızlık yapanı rezil olmakla ve hak yemekle suçlarken, adlandırırken, HIRSIZLIK YAPMAYANLARDAN BAHSETMEZ. Şimdi hükmü tersten okuyalım ve ayetin ne demek istediğine birde bu gözle bakalım.

Hırsızlık yapanlar ahirette hesap verecek ve yaptıkları iş ve haksızlık sebebiyle cezalandırılacaktır. Hırsızlara karşı olan, hırsızlıktan çekinen, Allah korkusuyla hırsızlık malını satın dahi almayanların durumu nedir? Bu bahis Kur’an’da konu bazında geçmemektedir. Bu sevabı yok mu demektir? Elbette hayır! Lakin bu sevap hırsızlık yapmayana on sevap şeklinde elbet olmayacak ve salih amel işlemekle, kötülükten sakınmakla, yeryüzünde bozgunculuk yapmak isteyenlere karşı Allah yolunda cihat etmiş olmakla tüm salih kullar ayrı ayrı ve büyük sevaplar kazanacaklardır.

Yani yasakları çiğnememekte itinalı olmaya gayret edenlerin ayetle belirtilmemiş dahi olsa büyük sevapları vardır.

Aynı durum taciz ve tecavüzden kaçınanlar için de, liyakatsiz ve ehliyetsiz ise işlere talip olmayanlar için de, şeytan işi pisliklerden sakınanlar için de vs… geçerlidir. Yani yasakları çiğnemeyenler sadece görevini ve doğrusunu yapmış olmakla kalmayıp, inşallah devasa sevaplar da kazanacaktır.

***

Şimdi bir de emirlere bakalım. Söz gelimi zekatla ilgili emirler kullara (kırkta biri değil) ihtiyaçtan fazlasını infak etmeyi yani isteyerek ve Allah rızası için vermeyi emreder.

“Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnkâr edenler ise zalimlerin ta kendileridir.” (Bakara 2/254)

“… Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah, size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.” (Bakara 2/219)

Bu ayetlerin emri şudur ki ihtiyaçtan arta kalanı muhtaçlarla, yolcularla, yaşlı ve güçsüzlerle, yetim ve öksüzlerle paylaşmak rica değil emirdir ve bunun oranı kırkta bir filan da değildir. Bu infakı gerçekleştirip, merhamet ile yoksullara eğilebilenler için müjdeler vardır.

Şimdi soru şudur; bu emirleri dikkate almayanların durumu nedir?

Ayet hükmünü tersten okuyunca karşımıza şu çıkar ki zekatı vermeyen, infak etmeyen, bencillikle ve fakirlik korkusuyla tevekkülü terke edip servet biriktirenlerin suçu sadece ayet hükmünü dinlememek değil, aynı zamanda dinin erdiriciliğini engellemek, iman kardeşliğini zedelemek, yeryüzünde huzur ve refah ortamının gerçekleşmesine mani olmaktır. Bu beşeri tahayyülleri daha çok örneklemek mümkündür ve neticede zekat vermekten imtina edip çekinenler ard arda sayısız günaha da imza atmış olurlar.

***

Demek istediğimiz şey yasakları yapanların cezasını bildiren Kur’an her ne kadar yasaklardan sakınanlara müjdeyi ayet ile vermemiş olsa da, aynı Kur’an emirleri yerine getirenlere müjdeleri sıralamışken emirlere uymayanların vebalini aktarmamış olsa da tüm emir ve yasakalrın hem artı ve hem de eksi kutbu malumdur, diğer ayet ve surelerde bahsolunmuştur, tamamı Allah’ın dilemesine bağlı olarak kötülükten sakınmak da, iyilik ve hayırlarda yarışmak da sevap getirecek, kötülük üretmek de, emirleri yerine getirmekten sakınmak ve ciddiye almamak da ceza ve azaba sebep olacaktır.

Bu nedenle salih kullar iyilik yaparak da, kötülükten sakınmakla da sevap kazandığını bilmeli, kötülük tacirleri iyiliği yapmamakla da ve kötülüğü bizzat yapmakla da günah kazandığından emin olmalıdır.

Kur’an işte bu mucizevi kazanımları salih kullar ve Kur’an mü’minleri için saklı birer müjde olarak sunmakta ve kötülüğün karşılığı ancak kendisi kadarıyla iken sevapların karşılığı misliyle diye de ayrı bir müjde vermektedir.

O halde İyilik yapmak da, kötülükten sakınmak da sevaptır.

O halde iyilik yapmamak da, kötülüğü bizzat yapmak da günahtır.

Hesap ve ahiret ise çetindir. Kul orada bir tek sevaba muhtaç kalacak, dünya servetlerinin tümünün o bir tek sevabı orada satın alamayacağını gözleriyle görecektir.

Hiçbir mazeret ve kimse bu gerçeği değiştiremez, kimse kimsenin günahını üstlenemez, ahirette tüm haklar sahiplerine iade edilir.

Bu dünya ahiretin tarlası olarak sevap biriktirme ve insanca yaşamak yeridir.

Bu dünya … ayetlerin hükümlerini hem düzden hem tersten okuyanların imanlarına daha fazla sahip çıkarak sevaplar biriktireceği, süslü bir oyun ve eğlenceden, geçici adeta bir rüyadan ibarettir.

Asli ve sonsuz hayat ise oradadır ve bu haktır, Allah’ın vaadidir, gerçektir ve de yaşanacaktır.

Kula düşen emirlere uymayanların cezasız kalacağı gafletine düşmemek, kötülükten sakınarak da sevap biriktirileceğini bilmektir.

Rabbim tüm salih kullarının ve Allah dostlarının yanında, yar ve yardımcısı olsun. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur'an

Kur’an üzerine yeminleşmek – Mübahale

Kur’an üzerine yeminleşmek – Mübahale “Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir