Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kitaplara iman / Kur’an ile ikinci doğum
imanilmihali.com
Kur’an ile ikinci doğum

Kur’an ile ikinci doğum

Kur’an ile ikinci doğum

Kur’an ile yeniden yapılanma da diyebileceğimiz bu başlığın tasavvufi olarak manası derin ve özeldir ki pek çok İslam aliminin kurtuluşu bu sayede gören sayısız yorum ve görüşü vardır.

Bu doğum insanın ana rahminden çıkışla yaşanan ilk doğumu takiben ecelden önce ayet ve hakikatleri görerek hayatın gayesini anlaması ve Kur’an ile kendisine çeki düzen vermesi ve nihayet kul olmanın bilincine severek ve isteyerek varmasıdır.

Hür, nitelikli, akıllı olarak yaratılan insan hayata geldiğinde bir şey bilmez ve hatırlamaz haldedir. Lakin cevherin özünde saklı pek çok nimet, öğrendikleri sayesinde hatırlanmaya başlar ve insan tabiatın en geç büyüyen yavrusu sıfatıyla sayısız aylar bebeklikten kurtulamaz ve ayakları üzerinde duramaz. Ama daha sonra ayaklanınca da kainatı anlamaya, etrafını yönetmeye, tercihler yapmaya ve hayata etki etmeye başlar.

İnsanın hür olması seçim yapabilmesi için şarttır ve özgür olmayan veya tercihlerini başkasına kullandıran insana insan demek mümkün değildir. Çünkü aklın bahşedilmesindeki nimet anlaşılan olgular arasında kötülerin ayıklayıp iyilere yönelmek gayesiyledir. Bu yönelme bilerek ve isteyerek olacak ve sonuca da kulu ortak edecektir. Günah ve sevapların bir sonuç olduğu düşünülürse sebep bizim bu tercihlerimizdir ve hayat tercihler bütünüdür.

İkinci doğum anına kadar insan toplum kabulleri, nefsin güdüleri, aile ve mahalle baskıları, bilimin zorlamaları, dinin asıl olmayan hurafeleriyle veya sığ-özensiz-sevgisiz kurallarıyla büyür. Hayat koşturmacasıyla bunlara da gerektiği kadar ehemmiyet vermez ve asla sorgulamaz. Sonuçta kendisine öğretilen, şekilci din ile kainatı ve kendisini tanır ve bu azıcık bilgiyle asla boyut değiştiremez ve hakikat perdesini aralayamaz.

Tüm imanlı gönüllerde evliya, veli, sıddık gibi terimler yüce manalar ifade eder ve sanılır ki bunlar sadece Allah’ın lutfudur ve bunda aklın ve gayretin hiç payı yoktur. Bazı ulu şahsiyetler için bu kanı doğru olsa da etki bırakan diğer pekçok alim için bu doğru değildir.

Bu grubun neredeyse tamamı için şart olan, ayetleri Kur’an’da, kainatta, beden de aramak ve bulmak, bunlardan sonuçlar çıkararak Allah’a ulaşmak için gayret etmektir. Sevgi ve özlem yüklü bu arayışta pekçok diken ve engel olacak, pekçok yalan vu hurafe yolları kesecek ama her seferinde hakikat nuru parlayarak kula yol gösterecektir.

Bu gayret ise iman ve temiz nefis lutfuna ilave olarak kulun kendi rızasını ortaya koyarak Allah rızasına ulaşma isteğidir ki o bu çizgide dürüst ve samimi olarak durmaya devam ettikçe inşallah Allah’ta ona yardımcı olacak ve ufkunu genişletecektir.

Bu sayede de o kullar hayata bir başka gözle bakmaya, görünmeyeni görmeye, görüneni anlamaya, görünenden görünmeyeni görmeye başlayacaktır.

İşte bu başka gözle bakabilme durumunun adı ikinci doğuştur ki buna ulaşanlar için çiçeğin yaprağı, yağmurun damlası, konuşma yeteneği, güneşin doğudan doğması hep bir mana ifade eder ve herbiri üzerine gönüllerde sayısız kitaplar yazılır.

Bu ikinci doğumla kul, ilk doğumun ızdırabını aynen yaşar. Ana rahmindeki sıkıcı bekleyiş gibi doğana kadar bekler, sıkılır. İkinci doğum gibi etrafı ana rahmindeki kirli kan örneği gibi pisliklerle doludur. İlk doğumdaki gibi daracık bir dünyaya hapsolmuş haldedir. İlk doğum anındaki gibi acı ve uğraş gerektiren bir süreçle gerçekleşir. Kul, ikinci doğumda, ilk doğumdaki gibi dünyaya hiçbir şey bilmez halde gözlerini açar.

Bebek misali hayata dair o güne dek öğrendiği ne varsa hepsinin noksan veya yanlış olduğunu görür ama hakikati idrak edemez. Bu muamma ise onu yeni arayışlara ve derinleşmelere sürükler.

Görünen beşeri dünyanın renkleri, sesleri, satırları ona hitap etmez olur ve ikinci kez doğan kul büyük bir tatminsizlikle sevgi ve özlem yağmurlarında sırılsıklam olur.

O andan itibaren de aşkın gerçek sahibini aramak için yollara düşer ve batıl, pis, çirkin ordularının tüm saldırılarına, riya ve gösteriş çetelerinin tüm baskılarına rağmen ayaklarına dikenler bata bata arayışını sürdürür.

Işığa ulaşmak, karanlıklardan sıyrılmak için yemeden içmeden kesilir ve aşık endamıyla Yaratan’ına ulaşmaya didinir. Bu aşktan gayri hiçbir şey de onun susuzluğunu gideremez. Susuz, aç, bitap halde arar da arar.

Sayısız yıl gözde büyütülen dünya nimetleri önemini kaybeder, acı ve sevinç kaynakları birer birer kurur, peşinde nefis kırbacıyla şahlandırılan şehvet tohumları anlamsızlaşır ve gece ile gündüz birbirine girer.

Artık o kul arının kanat sesini, ağaçların tesbihini, dalgalardaki şükür namelerini duyar haldedir.

Her bir ayet bu duyguyu daha da kalıcı hale getirir ve karıncayı incitmekten imtina eden kul, her bir ayet kelimesinde sayısız derin mana bulur.

Yıllarca yüzeysel ve şekilsel olarak tabi olduğu dinin, iman ve tevhidin yetersizliğine kanaat getirir ve hayatı yeniden keşfetmeye başlar. Bebek misali öğrenir, anlar, kaydeder, depolar, örnek alır. henüz kullanma safhasında değildir çünkü bebekliği henüz atamamış, cevapları hala bulamamıştır.

Bu arayışın süresi Rabbin dilemesine bağlıdır. Kimi bir seviyeye kadar çıkıp orada kaloırken kimi daha yukarılara ulaşır, kimi kısa kimi uzun zamanda mesafe kat eder ve Allah dilemedikçe bu yolda kimse bir fersah ilerleyemez.

Kur’an ayetlerinin canlı örneklerini bedende ve kainatta sezebilir hale gelen kul, asırlar öncesinden zikrolunan hakikatleri insanlığın hala anlayamayışını, ilahi bilginin kırıntısı durumundaki insanlık bilgi birikiminin hakikatin zerresi olduğunu, kainattaki devasa gezegenler ile bir mercimek tanesinin yapı taşlarının aynı olduğunu ve hepsinde görülen sanat ve ilmin bir ve tek yaratıcıya ait olduğunu anlar.

Kul bu sayede, kudret ve rahmeti tanır, kuşların yavrularında, bebeklerin gözü kapalı anne kokusunu bulabilmelerinde saklı şefkati görür ve Allah’ın rahim sıfatının zerresi ile nasiplenen dünya varlık aleminin ahiretteki rahmet bolluğuna şükredişini seyreder.

Kul, duaların her bir satırının uzayın ufuklarına dönüp şahdamarına geri dönüşünü izler, tevbelerin açtığı cennet kapılarında dolaşıp cehennemde feryat eden kafir ve müşriklerin, münafık ve mürailerin pişmanlıklarına şahit olur.

İkinci doğumla yaşadığı tabir yerindeyse pisliklerden arındıkça, eskiye ait göbek bağını keser ve gerçek ben’e ulaşır. Bu ben içinde saklı ilahi kudret parçası ve bedene ait olmayan ruhtur.

Kul, bedenin ruhu taşımaktan öte gayesi olmadığını, bedene zulmedenin takdir edilmiş ecele isyan anlamı taşıdığını, ecel değişmeyeceğine göre bedene eziyetin ihtiyarlık anlarına vurulan darbe olduğunu görür.

Kul, ikinci doğumuyla, bedenindeki hücrelerin konuşmalarını, kainattaki yıldızların fısıldaşmalarını, ayetlerdeki intizam ve ahengi hayranlkıkla izler, şahit olur.

Bu şehadetle tam teslimiyete yelken açar ve göbek bağı kesilir.

Kul, özgürleşmiş, rabıta ve takiyyelerden uzak, hurafe ve rivayetlere tok, batıla savaş açmış halde sadece hakikat ve hak nurunu izlemeye başlar.

Zikir ve zühd ile beslenmiş kalbinin sesleri tabiata ve evrene şefaat ve tebessüm yayar.

Elinden çıkan her iş varlık alemine bir değer olarak yansır ve hayırlarda, salih işlerde nefes tüketen kul, pis işlerin ziyandan öte gitmediği idrakiyle ama merhamet gereği en zalime bile acır hale gelir.

Kainattaki Hakk’a direnişin beyhudeliği ve haksızlığı onu kahreder ve zulme savaş açar. Zulüm onun için kötü ve çirkin olan herşeydir ve kötü şeytanın esiridir.

Şeytan ise rahmet sahibinin ilim ve izniyle iş gören zavallı bir varlıktır ve asıl şeytan insanın kendisidir. Tabiatta başka hiçbir varlık değil sadece insanın şeytanlaşabilmesi ise ikinci kez doğmuş kulu gerçeği daha iyi görmeye zorlar. O an anlar ki şeytanın şeytanlıkları bile rahmet gereğidir ki rahmani kulların nuru daha çok parlar hale gelsin. Anlar ki şeytana biat edenler olamdan Allah’a kul olmaya gayret edenlerin kıymeti anlaşılamaz ve anlar ki dünya sınavı iyi ve kötü iki kutuplu bir oluştur ve bu oluşta görülen tercih özgürlüğü, iblisi Yüce Allah’a isyan ettirecek kadar yüce bir değerdir.

Kul ikinci doğumla iyiden iyiye özgürleşir, nefsine dizgin vurur, kalbine istikametler gösterir, gönlünün şehvetlerini rahmete yönlendirir. En acı ızdırapalr artık onun için gayret kamçısıdr, beşeri hiçbir acı onu yolundan döndüremez ve çektiği sıkıntı ve mahrumiyetler hem bir sınav hem erebilmenin gereğidir. Analr ki acı olmadan pişmek, düşmeden kalkmak mümkün değildir.

Boş söz ve işlerden kendisini çekip kurtaran kul, gayesiz, emelsiz, Allah rızasına götürmeyen işlerden uzak durur. Yalana, iftiraya, hased ve fesada bulaşmadan hasenata çalışır ve seyyinelerin tamamına savaş açar.

O artık, tevhid eri, Kur’an mü’minidir. O artık, dinler üstü, kitaplar üstü olan tevhidin yılmaz bekçisi, haniflerin öncüsü, Hz. İbrahim torunudur.

O kul artık, emanetin farkında olarak emanet sahibine saygıda kusur etmemenin gayretindedir.

O kul artık fani dünyadan sıkılan, kabuğunu parçalamış, hakikati görebilmiş, ikinci kez doğmakla nasiplendirilmiş bir kuldur.

Şeytanın yanaşamadığı, kötülerin bulaşamadığı bu kul, kendisine söylenenleri, verilenleri, vaadedilenleri, kendisinden alınanları umursamaz haldedir ve onun için zorunlu ihtiyaçlar hariç dünya nimetlerini değersiz bulmak, ahiret yurdunun nimetleri için ter dökmek ortak ve kalıcı gayedir.

Kul berzah aleminin ötesine geçebilmenin, sorguyu atlatabilmenin ve aşkın sahibine ulaşabilmenin, Allah rızasına mazhar olabilmenin peşindedir. Bu aşk ile yanan, bu özlemle ızdırap çeken kulun hayatını izleyen uzak gözlerin gördüğü ise sadece fukara ve çelimsiz bir bedendir.

Ondaki derinliği anlayabilme erdemine nail olamayan kalabalık kitlelerin aksine o erdemli yürüyüşüne devam eder ve diğer gamsızların vurdumduymazlıkları ile kahrolur.

Ahiret yurdunda tene değecek bir damla ateşin ızdırabı bile onu endişelere sevk ederken, diğerlerinin pervasızlığı onu kahreder. Kendisi için istediği kurtuluşu diğerleri için de ister, anlatır, ses vermeye çalışır. Göz yaşı döker, dular eder, revbe ve istiğfarlar ile mağfiretler eder.

En yakından başlamak üzere tüm insanlık onun merhametinden akan iman dolu dualardan nasibini alır ve her duasına meleklerden sayısız duacı bulur.

Kuşlarla uçan, balıklarla yüzen, çiçeklerle açan kul artık tabiatla, bedeni buluşturmuş, Kur’an ile içiçe girmiş, Rabbe ulaşmasına ramak kalmıştır. Zaman ötesi, idrakler ötesi bu halin muhafaza ve devamı ise Rabbin dilemesiyledir.

Beyni ve kalbi boşaltmadan yeniden doldurmak mümkün olmadığından, gönül tüm sevgilerden uzaklaşmış, kalp tüm umut ve özlemleri boşaltmış, akıl ve şuur tüm bilinenleri atmış halde sadece Rahman’a yönelir ve kalp ile şuur sadece Allah sevgisi ile dolmaya başlar.

Sevgi ırmak olup taştıkça kevser olur, misk olur, şefaat olur, cennetlerin türküsü olur.

Kul, ikinci kez doğmakla kul olur, fani olur, aciz olur, günahkar olur da övünmekle değil sığınmak ve af dilemekle cennet kapılarından geçeceğini anlar. Analr ki en ibadetli ve ahlaklı ve imanlı kulun bile cennetlere girişi rahmet ve lutuf iledir. Çünkü O, dilediğini yapan, bilinmeyeni bilen, rahmet ve azabı büyük olandır.

İkinci kez doğabilen kul işte bu acizlik hissiyle Yaratan’ın gölgesine sığınmayı ilke edinir ve diğer tüm gölgelerin silineceği o günde, sadece Allah gölgesinde serinleyebilmeyi hayal eder. Diler ki salih kullarla hesaba çekilsin, ister ki hesabı kolay görülsün, ümit eder ki sırat’ı geçebilsin, umut eder ki Allah rızasına erebilsin.

İkinci kez doğan kulun artık hayatı da, geleceği de, mazisi de, tevbesi de, namazı da budur.

İkinci kez doğamayanlar ise ilk doğumun pis kanlarından kurtulamayan, dünyevi istek ve arzulara esir olan, kötülüklerden medet uman, şirk ve küfür kanmışlarıdır. Bunlar kıyamet günü azaba mahkum edilecek nankör ve zalimlerdir. İkinci kez doğamayanlar, fıtrat yeminine isyan eden, misaka ters düşen, hayatı veren kudrete harp ilan edenlerdir.

İkinci doğumu gerçekleştirebilenler ise; Rahman ve Rahim Allah’ın inşallah has kulları, dostları, yardımcılarıdır.

Rabbim her birimize ikinci kez doğabilmeyi, anlayabilmeyi ve hakikati görebilmeyi nasip etsin.

Rabbim üç kuruş dünya menfaati için hak ve hakk’a ihanet eden zalimlerin kökünü kurutsun, sorguların en acısın muhatap etsin.

Rabbim hak ve adalete, sevgi ve merhamete düşman tüm elleri kırsın.

Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur'an öğrenmek istiyorum

Kur’an öğrenmek istiyorum

Kur’an öğrenmek istiyorum Kur’an’ı öğrenmek tüm Müslümanların en büyük heves ve arzuları arasındadır ki doğrusu ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir