Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Kur’an ilkeler kitabıdır
imanilmihali.com
Kur'an ilkeler kitabıdır

Kur’an ilkeler kitabıdır

Kuran ilkeler kitabıdır . Kur’an, zaman ve kişiler ötesidir ve kıyamete kadar tüm insanlık için geçerli tek dini kaynaktır. Mekan, toplum ve zaman ötesidir. Bu nedenle diğer dinlerin başına gelenlerden korunmuştur.

Kur’an ilkeler kitabıdır

Yüce Allah kulları için kıyamete kadar hak din İslamiyet’i seçmiş, sözlerini Kur’an ile tamamlamış ve Hz. Peygamber’den sonra başkaca Peygamber görevlendirmeyeceğini buyurmuştur. Yani Allah dini, tüm zamanlar ve tüm insanlık için tamamlanmış, din tamam olmuştur.

İslam’ın nuzulü, yaşayan örneği Hz. Muhammed(sav)’in vefatıyla tamamlanmış ve dini soracak, örnek alacak, danışılacak bir insan kalmamıştır. Dinde derinleşmiş ilim sahiplerinin İslam’a katkıları olsa da ve onlar diğer insanlardan daha bilgili de olsalar sonuçta vahye muhatap değillerdir ve tüm bildikleri Hz. Peygamber ve Kur’an’dan ibarettir. On dört asır önce yaşayan Peygamberin zamanında hayatta olanların da artık yaşamadığı düşünülürse yaşayan kişilerden hiçbirinin din adına doğru hükümleri aktarması mümkün değildir.

“Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisingeriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.” (Al-i İmran 3/144)

Peki İslam, Hz. Peygamberin vefatıyla sonlanacak veya tahrif olmaya mahkum olacak mıdır?

Kesinlikle hayır! Çünkü Yüce Allah, zalim, cahil ve nankör insanın hadis üretmedeki münafıklığını, nefse ve şeytana mağlubiyetini bilendir. O, zamanlar ötesinden insanlığın sapacağını ve şeytana yem olacağını en iyi bilen olduğundandır ki Peygamberinin elçiliğinde vahyettiği dinini Kur’an’a yaslamış ve o Kur’an’ı kendi korumasına almıştır.

Bu neden böyledir çünkü Peygamberin o coğrafyaya ve zamana has örnek uygulama ve anlatıları evrensel olsa da imkanlar gereği sınırlı kalmaya mahkumdur ve asırlar sonrasına hitap edemez. Dahası insan denen zalim yaratığın dine sonradan ekleme yapmaya ve manaları değiştirmeye meyili sözlü ve rivayete dayalı tüm örflerin inkarını gerektirir. Oysa Kur’an ilk günkü gibi gözümüzün önünde ve kalbimizdedir.

Kur’an, hadis kitabı değil ilkeler manzumesidir. Kur’an, kişi veya olaylarla değil beşeri meselelerle uğraşır. Kur’an, iyi ve güzeli izah ederken kısmi açıklamalardan, konuları özelleştirmekten kaçınarak kendisine zaman üstü bir kimlik kazandırır. Kur’an, kendi kendisini sağlamlaştırır, tefsir eder.

Kur’an’ın en iyi müfessiri olan zaman ilerledikçe insanlık onu daha iyi anlayacak ve hazmedecektir. Oysa rahmet elçisinin söz ve davranışları bile zaman atlayıp mucizeler ve gizli manalar içeremez, zaten hitap ettiği kitlenin idrak derecesi düşünülerek etmemelidir de. Oysa Kur’an her okuyuşta okuyucusuna yeni manalar kazandıran derin bir derya ve hazinedir.

İslam, kişilere değil sistem ve ilkelere hitap eder ki sözlü hukukun inkarı kolay, yazılı hukukun inkarı zordur. Mutlak adalet ve hak için insanlığa basit, açık, sade biçimde aktarılan İslam ilkeleri sadece Kur’an’dadır.

Bu da demektir ki İslam bir rivayet, eski zaman, arap dini değil ilkeler dinidir. Beşeriyet ayet manalarını ne kadar saptırmak istese de asıl mana değişmez ve anlaşılır haldedir. Çünkü yazılıdır.

Kur’an birkaç kişiyi veya olayı veya zamanı veya coğrafyayı esas almaz. Aksine Peygamber isimlerinin çoğunu vermekten bile kaçınarak, detaya bilmemiz gerektiği kadar girerek ana yolu sade ve öz biçimde gösterir.

Kur’an, hak ve adil olanı, doğru ve güzel olanı emreder. Bu ilahi emir ve yasakların zaman ötesi oluşu Kur’an’ın ilahi kattan vahyedilmişliğinin de en kesin ispatıdır. Tahrif edilmiş diğer kutsal kitaplarda görülmeyen bu hal, Kur’an’ı tek muteber ilahi kaynak yapmanın ötesinde, dinin tüm kural ve kaidelerini de içeren yegane kaynak yapar.

Kur’an, aile içi, toplum içi, kalbi, semavi tüm meselelerde örnekler vererek, bu örnekleri gerekli miktarda tekrarlayarak akılları karıştırmadan ama esasları vurgulayarak işaretler ve alametler gönderir ki zaman değiştikçe, idrakler geliştikçe ayetlerin ardındaki derin manalar teker teker anlaşılabilsin.

Kur’an ilkeler bütünüdür. Demode olmaz, reform gerektirmez, ılımlılaştırılamaz, değiştirilemez, batıla yenik düşürülemez, eskimez.

“Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır.” (Al-i İmran 3/19)

“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” (Al-i İmran 3/85)

Çağlar ötesi kimliğini Kur’an’a kazandıran bu ilkesellik, kişilerin vefatıyla, zaman ve akımların değişmesiyle, rejim ve şartların farklılaşmasıyla ana ilkelerin zarar görmemesi içindir ki takdir Yüce Allah’ın olduğundan zaten bizlere kabulden başkası da yakışmaz.

Diğer semavi dinlerin, öncesinde diğer dinlerin başına gelen tahrifatın İslam’a bulaşmaması için alınabilecek en makul, garantili ve basit tedbir olan yazılı din hukuku uygulaması Yüce Allah’ın nasıl büyük bir ilme ve kudrete sahip olduğunun da ispatıdır.

O halde, kula düşen, eski zamanlarda ve o zamanki uygulamalarda takılıp kalmamak, modern gerekleri ve zamane ihtiyaç ve alışkanlıklarını, kamu çıkarlarını, mevsimsel değişiklikleri dikkate alarak dini yaşamak ama bunu yaparken ana ilkelerden yani Kur’an’dan ayrılmamaktır.

Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşanların o zamana ait örfi ve coğrafi hatta milli (Arap milliyetçiliği) uzaklaşarak ana ilkeleri cımbızlaması ve bu zamana, bu topluma, bu bu coğrafyaya uygulaması lazım gelendir. Lisandan kıyafete, örflerden alışkanlıklara kadar doğru, ölümsüz ve ilahi olan dinin ilkeleridir, o zaman ve yerde yaşanan örfler değildir.

Yüce Allah evrensel dinini bir değil tüm ümmetlere emretmiş, dünyanın dört bir yanında yaşamakta olan birbirinden çok farklı kültürlere sahip insanlara ana ilkeleri vererek ne yönetim şekli belirlemiş ne kesin hükümler koymuştur. Aksine basit, sade ilkeler emrederek yaşanan zamana ait uyulması gereken kuralları belirtmekle yetinip ümmetlerin akıl ve kalp işbirliği ile dinin modernize etmesini ama ilkelere sahip çıkmasını emretmiştir.

Özetle; Hz. Peygamber ölmüş, başkaca peygamber gönderilmeyeceği Yüce Allah tarafından buyurulmuştur. O halde dinin devamı, bekası, anlaşılır olması, evrenselleşmesi ancak geriye kalan miras Kur’an ile mümkündür ki Kur’an Allah korumasında değişmeden asırlarca gözler önünde okunmayı beklemektedir.

Kur’an’ı araplaştırmaya ve o zamana endekslemeye gayret edenlerin maksadı anlaşılmayı engelleyerek aydınlanmayı ve Kur’an’ın hayata egemen olmasını engellemek bu sayede Allah emirlerinin havada kalmasına, dinin süslü bir eğlence olmasına fırsat vererek İslam’ı hobiye dönüştürmek ve şeytan dinini yere egemen kılmaya gayret etmektir.

Oysa Kur’an, zaman ve kişiler ötesidir ve kıyamete kadar tüm insanlık için geçerli tek dini kaynaktır. Mekan, toplum ve zaman ötesidir. Bu nedenle diğer dinlerin başına gelenlerden korunmuştur. Kur’an’ı hak ve muteber yapan ayetleri, ilkeleridir ki her bir harf bile bir hikmet eseridir. İnsanlık Kur’an’ı her okuyuşunda, her çağda eskisinden daha iyi anlayacak ve ilmin kendisine bahşedilen miktarı arttıkça Kur’an’dan daha fazla istifade eder hale gelecektir.

Bu nedenle Kur’an ilkeler kitabıdır.

Rabbim bizleri bu ana ilkeleri anlayabilen ve uygulayabilen kullarından eylesin.

Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’ın abdesti iman

Bir çekirdekten dev çınarı çıkartan Allah bizler için iman nüvesini kalplere koymuştur. O iman büyüyecek, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir