Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?
imanilmihali.com
Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda can vermeye hazır ve istekliyken cehenneme götüren yollardan, şirkten, şeytandan, tevekkülden, tefekkürden habersiz küfürle kucak kucağa yaşayan İslam âlemi sokaklarda ve ekranlarda kendi dinini yaratırken, imandan nasiplenemez halde aldanmaya ve acı çekmeye de mahkum bir kader yaşamaktadır.

Bilerek veya bilmeyerek ama daima istekle sünnete sarılan, bu gaye uğruna Hz. Peygamber’i gereğinden fazla yüceltip ilahlaştıran, öte yandan Allah’ın Kur’an’daki farzlarından habersiz veya sünneti bu farzların üzerinde tutarak dine, Peygamber’e ve haşa hatta Allah’a yalan söyleten sistemler içinde beyhude çırpınan İslam alemi dünya coğrafyasında en çok kan ve göz yaşı döken ümmet durumundadır.

Hurafelere, örflere, arap milliyetçiliğinin kahredici egemenliğine, israiliyatın türlü Siyonist oyunları ile her defasında kandırılan İslam alemi, bir türlü kabuğundan sıyrılıp gerçeğe ulaşamamakta, doğru yola kılavuzlanamamakta, tevbeden ırak, duadan uzak, şekli ibadete mahkum vaziyette dini diliyle yaşamakta, kalbine dokundurmamaktadır. Kalpten gelmeyen din ise erdirici olmadığı gibi küfrede komşu ederek kulu karanlık davetlere uyar hale getirmektedir. Bu davet ama cin ama insan şeytanlarındandır ve iman zırhından mahrum kullar bu davete koşarak icabet ederken şefaatle aldatıldığının çoğu zaman farkında dahi değildir.

Parayı, makam ve güçleri, kişi ve varlıkları ilahlaştıran bu kurulu dünya düzeninde akıllar kalbin sesini inkar ederek gerçeği sorgulamadıkça da bu devran böyle sürüp gidecektir.

Hala orucu bozan şeylerle uğraşan, on dört asırdır orucu nelerin bozduğunu bir türlü öğrenemeyen İslam alemi, mezhepsel farkların komikliğinin de izahını yapamazken, diğer mezhepleri din dışı ilan etmede gayet hünerlidir.

Bilim ve medeniyet arayışlarının aklı ve bilimi öven sözlerini fazlaca abartarak aklı dünyaya Peygamber eden eğitim sistemi, öte yandan aklı ve bilimi reddedercesine dini ve maneviyatı hayata rehber etmeye çalışan yobaz tayfanın elinde oyuncak edilmiş İslam alemi aklı ve kalbi, bilimi ve imanı aynı çizgide buluşturmayı bir türlü akıl edemezken uçuruma sürüklenmekte ve akıbetlerini karartmaktadır.

Türklük ve Müslümanlığın arasını açmakla meşgul şeytani güçlerin, çoğusu din kılıklı, çember sakallı şeytan evliyalarınca sergilenen manevi entrikalara destek ve güç vermesi neticesi manevi dünyalar büyük yara almakta, yazık ki eşini şeyhe (!) teslim eden kocalar bunu ibadet sanacak kadar afyonlanmış vaziyettedir.

Oysa din afyon yani uyuşturucu değil, aydınlatıcı, uyandırıcı, silkeleyicidir.

Karanlıklara sürüklenişin, mahcup ve mahkum vaziyette ahirette hesap verememenin kıyısına dek gelmiş İslam âlemi, başını göğe kaldırıp kainattaki ayetleri de, başını Kur’an’a gömüp oradaki ayetleri de görmekten uzak, güdüsel bir hayat yaşarken, aklın, ruhun, şuur ve vicdanın hakkını da vermemekte, inkar etmektedir. Bu sayede yüklendiği emanete de ihanet eden, fıtratta verdiği “işittim itaat ettim” sözüne de aykırı davranan insanlar ot gelip saman gitmekte, amel defterleri kabarmakta, afsızlığa mahkum şirke yani dişi örümceğin ağlarına takılmaktadır.

Daha orucu aç kalmak olarak telakki eden, yıl boyu haram yememenin asıl oruç olduğunu idrak edemeyen insanlık, Müslüman coğrafyalarda oynanan oyunlardan habersiz, aklı kenara koymanın sahte rahatlığıyla dizilere dalmakta, adalarda mayolu kızların yarışlarına dalmakta, gerçeği ve güzeli arama zahmetini bile göstermemektedir.

En acısı ise Allah kelamı Kur’an’ı okuma zahmetine dahi katlanmayan Müslüman dünya, okusa da anlamaz halde, feyzlenememekte, imana kalbinde yer açamamaktadır. Oysa Kur’an bu hayatın da ahiretin de yaşam kılavuzudur, mutlak gerçek yol göstericidir. Ahlakın da, dinin de, inanç ve ibadetin de doğrusu, maksadı, kime yapılacağı sadece O’ndadır.

Esma-ül Hüsna’yı ezbere bilen ama manasını idrak edemeyen, her rekâtta Fatiha okuyup mealinden habersiz olan İslam güruhu bu nedenle dinin özüne de temas edememekte, tarikatların, şeyhlerin, dervişlerin esiri ve kölesi olmaktadır. Onların dediklerini de farzlaştıran ve adeta onlardan şefaat dileyip medet uman müridler, mürşidlerin elinde şirke daha fazla batmakta, şeytanları kahkahalarla güldürmektedir.

Öte yandan dini yok sayan, dinle alay eden, maneviyatı sıfırlayan ve bilimi akılla birlikte tek başına tahta oturtan modern zaman şeytanları vardır ki bu hayatı sadece fizikten ibaret gösterip, ölümle her şeyin biteceğini şırınga eden bu zihniyetlerin etkisiyle bilhassa gençlik dinle arasına mesafe koymaktadır.

Anne ve babalar dini bilmedikleri için öğretememekte, çocuklarını sözde Kur’an kurslara (hepsi arapça kursundan ibarettir) göndererek vicdanlarını rahatlatırken, o çocuğun istikbaline yaptıkları kötülüğün ve ebeveyn olarak yapmadıkları mesuliyetin farkında dahi değillerdir.

Bu çocuk ve gençler büyüdükçe de din insanlığa uzaklaşmakta, bir avuç kul dışında diğer insancıklar beşeri hayatın meşgalelerine dalıp imtihanı, para kazanma yarışına döndürmektedir.

Mutlak iyi ve kötü sadece Kur’an’dadır. Toplumların, yasa ve bireylerin kabulü ve hoşnutluğu neyi emrederse emretsin bir şeyin güzel veya çirkin olması ancak Kur’an iledir. Tek başına iyilik ve salih amellerde koşmanın çaresizliği de buradadır ki dine mesafeli olduğu halde iyilik yapmakla cennetlere kavuşacağı iddiasındakilere sorulması gereken soru şudur; o iyilik kim istedi diye, neden ve ne beklentiyle yapılmaktadır? Öyle ya karşılık bekleyerek yapılan iyilik, makbul değil, Allah rızasını gözetmeyen iyilik makul değil, başkalarının hoşnutluğu için yapılan iyilik iyilik bile değildir.

Almanya’da, Hollanda ve Afganistan’da iyilik değişir, alışkanlıklar, örfler değişir ama Kur’an’In mutlak doğruları dünyanın her yerinde aynıdır, değişmez ve tartışılmazdır.

O halde Kur’an’ı okumayı dilemeyen, hatta dini reddedip ateist yaşamı seçenlerin dahi sosyal seviye ve standartları gereği Kur’an okuması ve anlaması farzdır ki gerçek iyilik ve kötülük, sahtelerinden veya geçici olanlardan ayırt edilebilsin.

Bu cihetle Kur’an’sız İslam’ı artık terk etme ve öze dönme, imana dönme vakti gelmiştir.

Tevbe kapıları daima açıktır, Allah’ın rahmeti boldur, tevbelerin silemeyeceği hiçbir günah yoktur. Yeter ki kul ve kamu hakkı yenmesin, yeter ki günahın ve haramın vebalini dahi inkar noktasına gelinmesin ve inatla şirke mahkum bir hayat yaşamaya yemin edilmesin.

Umutsuzluk yoktur, yeis halinde dahi iman Allah emridir. Günahlar ne denli çok olursa olsun imana dönmek, ruhları kirden kurtaran rüzgârlardır. Kul ve köle olunan kimselerin bilinçsiz mankurtları olmuşların dahi esenlik ve kurtuluşu Kur’an iledir. Satılmış manevi mikropların da, haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanların da, zulme vasıta veya aracı olmuş şeytan soyunun da kurtuluşu hep Kur’an iledir.

Çünkü Kur’an en büyük şefaatçidir ve O’nun şefaati hem bu dünya ve hem de ahiret yurdu içindir.

Peki ortada bunca aldanış, tembellik, isyan ve inkar varken, İslam alemi anlaşılmaz bir ölüm uykusu ile uyutulmuşken, kan ve gözyaşı döken coğrafyalar hep İslam elemi toprakları iken artık Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Servet yığarak, büyüklenerek, ezerek,

Aşağılayarak, haksız kazanç ve servetler biriktirerek, adaleti saptırarak, zulmederek, mazlumların ahını alarak, ehliyetsiz ve liyakatsiz iken işlere talip ve sahip olarak, birilerini ilahlaştırarak, ölülerden ve dirilerden medet umarak, dine yalan söyleterek elde edilen makam, güç ve servetlerin beyhudeliği artık anlaşılmadı mı?

Bu hayatın süslü bir oyun ve eğlenceden ibaret, imtihanın ise çetin olduğu, iblisin ahdi peşinde durmadan at koşturduğu, şeytandan koruyucu tek zırh olan imanın kalplere giremediği, dünyanın Kur’an’sız yeni bir din yazmakta olduğu, reklamların, dizi ve kitapların, demeç ve söyleşilerin, filmlerin hep bu şeytani maksada uygun tanzim edildiği hala anlaşılmadı mı?

Yakın geçmiş ve geleceğin daha fazla Müslüman kanı ve göz yaşına gebe olduğu hala anlaşılamadı mı?

Anlaşıldı elbet!

Lakin mühürlü kalpler tevbe ile Yüce Allah’a yönelmediği için, toplumlar ahlak ve fazilet gibi erdemleri unuttuğu için, haram ve günah tatlı olduğu için, şeytanın süslü fısıltıları cazip ve kazandırıcı olduğu için, İslam Yahudiler ve araplar (israiliyat ve arabizm) eliyle rayından çıkartıldığı için, dinciler dini menfaat aracısı yaptığı için, münafıklar sokaklarda cirit attığı ama kimseler rahatsız olmadığı için …

Anlaşıldı ama gereği yapılmıyor!

Hala bir umutla şeytanlardan medet bekleniyor, sanki ecel hiç gelmeyecekmiş gibi tevbeler erteleniyor, dualar dünya topraklarına dönüp servetlere yöneltiliyor, temiz nefis ve iman dileyen kalmadığı için de toplumun genel olarak iman katsayısı her geçen gün düşüyor.

Artık … İslam’ı Ku’ran mihverine oturtup, kime ve neden iman etmek gerektiğini anlamanın zamanı gelmedi mi? Tevbenin, istiğfarın tam şimdi zamanı değil mi? Bedenler nefes aldıkça tevbe için asla geç değildir.

Kur’an ile uyanmak, titremek ve kendine gelmek zamanıdır.

Haram ve günah tatlı olsa da şeytanlar bunlarla aldatır ve cennet müjdeleri bunlardan çok daha tatlıdır.

Kur’an’a, imana, Allah’a dönmek doğru, lazım ve güzel olandır.

Yoksa hesap çetin, azap fena, cehennem ateşleri yakıcıdır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’ın doğuşu – Beşeri karanlıktan ilahi aydınlığa

İslam’ın doğuşu – Beşeri karanlıktan ilahi aydınlığa

İslam’ın doğuşu – Beşeri karanlıktan ilahi aydınlığa İslam, Yüce Allah’ın insanlar için seçtiği tevhid dininin ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir