Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Kur’an manadan ibarettir
imanilmihali.com
Neden sadece Kur’an

Kur’an manadan ibarettir

Kur’an mana demektir

Yüce Kur’an, Rabbimiz Allah’ın biz insanlara bahşettiği rahmeti bildiren, müjde ve azabı, güzel ve çrkini gösteren, tevhidi, nuru ama öte yandan şirki ve şeytanı anlatan zaman ve mekan ötesi ilahi ilkeler kitabıdır.

Yüce Kur’an, şekle değil esasa, kişilere değil ilkelere, mekana değil tüm yaratılışa, geçmişe değil tüm zamanlara hitap eder. Bu haliyle Allah kelamı bedende, kainatta ve Kur’an’da yazılı ayetlerin hayata yansımasını ve baki kalmasını garantiler, her dönemde, her okuyuşta okuyucusuna yeni bir şeyler katarak yaşayan bir organizma olduğunu da ispat eder.

Kur’an’daki cevher, Yüce Allah’ın ilim ve kudretinin yansıması, imanın hikmeti, mananın derin izleridir.

Bu mana, yaşamla sonrasını, bedenle ruhu, güzelle çirkini bir araya koyarak ve birbiriyle nispet ederek kullara hakikati nurla aydınlatarak gösterir ve ikilemlerin sınav gereği olduğunu hatırlatan Kur’an insanların doğru ve güzeli seçmesini işaret eder.

Kur’an’ın her harfinde, her kelime ve ayetinde ayrı bir hikmet ve rahmet vardır. Bir tek noktası bile insan eliyle konmamış Kur’an zaman ve mekan ötesi olmakla evrensel, kıyamete kadar baki kalacak olmasıyla tek hak din kaynağıdır.

Kutsal olan ilahi mesaj ve manadır

Kutsal olan ayetlerdir, lisanı değil. Mübarek olan Peygamberimiz zamanına nispet edilen olaylar, kişiler ve savaşlar değil yaşama ışık tutacak kıssa ve anlamlardır. O anlamlardır ki her okuyuşta okuyucuya başka ve yeni şeyler anlatır. Her okuyuşta mü’min o ayetlerle daha derine iner ve kalbi yumuşar.

Tedebbür, anlayarak, hazmederek okuyuştur ki Kur’an, okunmak, anlaşılmak ve hayata yansıtılmak ister. Emani ise ne okuduğunu bilmeden okumaktır ki şeytanın en büyük oyunu ve hilesidir.

Emani, mü’mine bir şey katmadığı gibi, şekle, kıraata, gazel hissiyle hüzne sevk eder ve şeytanın kahkahaları arasında kul yetim kalır. Çünkü anlamadan okumak, Kur’an’a ve Yüce Allah’a haksızlık, kainata isyan, yaratılışa küfürdür.

Tedebbür ise zikre, imana, tevhid nuruna varan hikmetlere gebedir. Has niyetle ve ihsanla anlayarak okuyan kulun kalbindeki karalar uçar gider, aldanışlar biter, Allah’ın ipine sarılan eller o ipi daha bir sıkı tutar.

Kur’an, rahmet Peygamberinin vefatından sonra tek dini kaynak, tek aydınlık ve kurtuluş yoludur. Mişnalardan uzak, rivayet, hurafe ve sahte hadislere sapmadan yol alan kalpler Kur’an’la şifa ve huzur bulur. Çünkü Kur’an, Allah’ı anmak, Allah’ı sevmek ve Allah’ın azabından korkmanın adıdır.

Yüce Allah’ı, isim ve sıfatlarını zikreden Kur’an’ı anlamadan okumak en başta bu isim ve fiilleri anlamamak yani Allah’ı tanıyamamaktır ki bu haldeki kulun yaratılışı ve sınavı idrak edebilmesi de mümkün değildir.

Kur’an’ı anlamdan okumak emir ve yasakları yok saymaktır ki din onlarsız zaten bir hiçtir.

Kur’an dinlemeyi değil okumayı emrederken okumamak isyan ve fitnedir.

Kur’an bir masal veya hikaye kitabı değil bir “ruh ve beden kullanım kılavuzudur”. Bu haliyle Kur’an kenara atılacak, ilkeleri yok sayılacak, ayetleri değiştirilecek veya manası kaydırılacak bir şey değil aksine her harfindeki hikmeti anlamayı gerektiren bir rahmet eseridir.

Mü’min ayeti okuyan ve anlayan, müslüman okumayan, anlamadan okuyan veya anladığını hayata yansıtmakta gevşeklik gösterendir.

Kur’an’ı ibadete mahkum etmek, imanı yok saymak ve şirk illetini akıllardan gizlemeye gayret etmek Kur’an’a ihanettir. Gafletin ötesinde bu hal, cennetlere gönül koymuş müslüman dünyanın cehenneme götüren yollardan habersiz yaşamasına, ilk darbede yıkılmasına, cennetvari ahlakın yere egemen olmasına engeldir.

Ayetin hikmeti işaret ettiği hedeftedir. Tarihten gelen kıssaların manası geleceğin tasavvuru içindir. Yüz yirmi dört bin (doğrusunu Allah bilir) peygamberin tamamı tevhidin mesajını insanlığa anlatabilmek için vardır. Sayısız sayfa ve semavi kitap bu ilahi mesajın insanlığa ulaşması, muhafazası ve idraki için vardır.

Peygamberler ve kutsal kitaplar, Yüce Allah’ın rahmet ve merhametinin eseri ve ispatıdır.

Yaratılış iş ve eğlence için değildir, kutsal kitaplar da oyun veya eğlence için değil, mahiyetindeki mana hayata tatbik edilsin diyedir.

Namazın rekat sayılarına, hacca kaç kez gidileceğine, orucu bozan şeylere hapsedilmiş Kur’an manası Kur’an’a en büyük haksızlıktır. Çünkü Kur’an bir ibadet kitabı değil, bir dua kitabı hiç değil, kabristanda ölülere okunacak ağıt kitabı asla değildir. O bir manadır.

Kur’an, sevap kazanmak için manasını bilmeden okuyuş değil, aynı sure ve ayetleri defalarca okuyarak adeta büyü kitabı olmaya aday hiç değildir.

Kur’an’ın özü

Kur’an, özdür, manadır, hikmettir, rehber ve hidayettir.

Kur’an, anlaşılarak okunmayı, her ayetini kalplerde saklamayı hak eden Allah kelamıdır ki kalpler Kur’an ile dolarsa oraya şeytanlar giremez. Kalplere Kur’an girmez ise de o kalpler şeytanların yuvası oluverir.

Ayetlerde geçen “mühürlü kalpler” Kur’an ile gizli bir savaş halindedir ve şeytana hizmetle, ayetlerin okunmamasına, okunsa da anlaşılmamasına gayret ederler. Yobaz zihniyetli bu insanların dine ihanetleri mutlaktır ve dinin anlaşılmasına ve egemen olmasına engel bu halleri ahiret yurdunda azapla karşılık görecektir inşallah.

Cahil ve Kur’an’a uzak kalpleri bekleyen büyük tehlikede odur ki Kur’an’ı okumak yerine başkalarından dinlemeyi tercih edenler için tehlike çanları çalıyor demektir. Çünkü bu durumda Kur’an saf dışı bırakılmış ve din o insanın size dar zamanda ve doğruluğu tartışılır vaziyette aktaracakları ile sınırlı kalmış olur ki bu halde din asla tamam olamaz.

Yarım din ise imanı ve tevhidi gönüllere taht kurduramaz.

Kur’an her okuyucusuna ayrı ayrı mesajlar verir, kalplere farklı atışlar nasip eder ki en günahkar kullar bile O’nu okumakla bir anda değişir ve yumuşar. Okumak yerine başkalarından dinlemeyi tercih eden gafiller ise bu nimetten asla yararlanamaz.

Ahirette Yüce Kur’an, kendisini okumayanlara şefaat etmeyecek, şikayetçi olacaktır. Çünkü en büyük nimet Kur’an’dır ve Kur’an en büyük şefaatçidir.

Hz. Peygamber ahirette ümmetinden şikayetçi olacak, Kur’an’ı hayatın dışına itmekle itham edecek ve şefaatini bu Kur’an’sız kullarından esirgeyecektir.

Dualar nasıl ana dilde ise, kulun secdeleri de ana dilde olmayı hak eder. Cuma namazlarında imamın kıldırdığı namazlar (imam manasını bildiği için) arapça olabilir ama evde kulun tek başına kıldığı namazlar anlaşılır dilde olmak zorundadır. Ezanlar ortak ve örfi olarak arapça okunmaya elbet devam edebilir ama Türkçe ezanın da dine zararı yoktur. Çünkü ezan sadece bir namaz davetidir ve her dilde yapılabilir.

Arapçalaştırılmaya çalışılan Anadolu İslam’ını daha iyi anlamak için bir an mesela Japonya’da yaşadığınızı ve size birilerinin Arapça’yı mecburi kıldığını farz edin. Sonra o arapça ile girmek istediğiniz İslam’ı yaşamaya çalışın. O Arapça ile imanınızı tahayyül edin.

İbadete mahkum edilmiş Kur’an ile kastımız budur ve anlaşılmayan dile mahkum İslam, asla ve asla imanı kalplere yerleştiremez. Sokaklardaki imansızlar güruhunun (isim vermek zinhar yanlıştır çünkü imanın kimde olduğunu ancak Allah bilir) halleri işte anlaşılmayan dile mahkum ayetler nedeniyledir.

Tevbeler, dualar nasıl ana dilde yapılıyorsa kulun kendi ibadet, abdest, istiğfar, şükür, secde ve zikirleri de ana dilde yapılmalıdır. Çünkü kul ağzından çıkan kelimelerin manasını bilirse ettiği yeminin ve Fatiha ile verdiği sözün de farkında olacak ve misakına daha sıkı sarılacaktır.

Allah’ı sevmek, Allah’ın azabından korkmak ve şeytanlardan Allah’a sığınmak ancak Kur’an ile, Kur’an’ı anlamak ve imana sarılmak iledir. Şekli İslam’a kurban edilen, anlamadan Kur’an okumaya zorlanan, araplaştırılmak istenen Anadolu İslamiyet’inin geleceği karanlıktır.

Bu nedenle israiliyat, rivayet ve hurafeler dinin ta içine girmiş çok güzel ama aslında dinden olmayan pek çok Türk örfü din içine “Allah emri” veya “Peygamber sünneti” şeklinde dahil olmuştur ki bu çok yanlıştır.

Zaten bu nedenle ve bu zaaftan ötürü emevi zebanileri İslam’a asırlarca kan ağlatmış, Peygamber evlatlarını katlettirebilmiş, dahası 70 sene Peygamber ehlibeytine camilerde hutbede lanet okutmuş, cemaate amin dedirtebilmiştir.

Anlamak ruhun ve şuurun eseridir ve dinden bile öncedir. Çünkü aklı olmayanın dinen mesuliyeti yoktur. Bunun tersi, beyni var ama anlamadan okuyan için mesuliyet kaybolmaz aksine zorlaşarak devam eder. Dinde unutmak mümkün, mücbir haller mübah ama Allah emirlerini bilmemek ve öğrenmeye gayret etmemek yoktur.

Vebal büyük pek büyüktür.

Özetle; her harfi bir manadan ibaret olan Kur’an, ilkeler kitabıdır ve okunmayı, anlaşılmayı emreder. Kur’an’ı anlamadan okunmaya mahkum etmek, manasının kaybolmasına neden olur ki bu mana dinin özü, tevhidin direği ve imanın davetçisidir. İmansız, tevhidden uzak, takvaya muhtaç sadece şekilsel ibadetle meşgul olanlar içinse cennetler hayaldir. Maun suresinin mesajı da budur.

İmanı veren Allah, en güzel isimlerin sahibi Allah, dinin tek sahibi Allah’tır. Helal ve haramlar, güzel ve çirkinler, emir ve yasaklar sadece Kur’an’dadır ki Hz. Peygamber de İslam ve imanı Kur’an’dan öğrenmiştir.

O halde mü’mine düşen Kur’an’daki manaya temas edebilmek için okumak, anlayarak okumak, derinleşmek, hayata Kur’ani iman penceresinden bakmaktır.

Rabbim bizleri Kur’an nurundan nasipsiz olanlardan eylemesin.

Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an ile ikinci doğum

Kur’an ile yeniden yapılanma da diyebileceğimiz bu başlığın tasavvufi manası derin ve özeldir ki pek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir