Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Kur'an nuru / Kur’an nasıl okunmalıdır
imanilmihali.com
Kur'an nasıl okunmalıdır

Kur’an nasıl okunmalıdır

Kur’an okumakla kast edilen nedir?

Kur’an nasıl okunmalıdır sorusunun cevabı; bize vahyediliyormuşcasına, yavaş, huşu ve hürmetle, temiz beden ve yürekle, anlayarak, ana dilde okumak, öğrenmek ve kalbe yerleştirmektir.

Kur’an, Yüce Rabbimizin tüm insanlığa ve tüm zamanlara ait olmak üzere bahşettiği İslam’ın tek kaynağı ve temelidir. Müslüman oldum veya iman ettim diyen herkesin O’nu en az bir kez anlayarak okuması farzdır ki okumamak veya anlamadan okumak en azından Yüce Allah’a ve vahye muhatap muazzez Peygamberimizin 23 yıllık risaletine yani Allah ve Peygamber hakkına haksızlıktır.

Kur’an’dan habersiz hiç kimse müslüman veya mü’min olamaz ve kafir olarak can verir. Kim itiraz ederse etsin bu böyledir. Arapçaya gömülü beşeri İslam’ı herkes yaşayabilir ama Allah’ın dini İslam sadece Kur’an’dadır ve Kur’an hem en büyük nimet hem de en büyük şefaatçidir.

Kur’an, anlayarak ve yavaş yavaş okunur ki kalplere girebilsin. Kur’an herkese farklı manalar ifade eder ki bu kulun Yüce Allah’a duyduğu inancıyla, samimiyetiyle ve güveniyle alakalıdır.

Muhammed İkbal’in babasının İkbal’e öğrettiği gibi “Kur’an bize vahyediliyormuşcasına okunmaz ise” anlamı zayıf kalır. Bu nedenle anlamak, öğrenmek, öğretmek ve uymak lazım gelir.

Furkan 30 ncu ayette buyrulduğu gibi “Peygamber, “Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey hâline getirdi” dedi.” diyerek ümmetinden şikayetçi olacaktır.

Hem Peygamberin şefaatinden medet umanlar hem de bu ayete kulak vermeyenler için hatırlatmak gerekir ki Allah’ın razı olmadığı kullara rahmet peygamberi bile şefaat edemez ve en büyük şefaatçi Kur’an’dır.

Burada, ittihaz kelimesi elle tutmak, kalbe yaslamak gibi manalardadır ama mehcur bırakmak (yani dışlamak) nasıl olur o halde?

Aynen şöyle olur ki kul; Kur’an’a hürmet gösterir, abdestsiz dokunmaz, duvara asar, belden aşağı yere koymaz, güzel kılıflara saklar, hatta içine parasını saklar, mübarek gün ve gecelerde okumaya çalışır, elleriyle sıkı tutar, kafirlerin el sürmesine mani olur, evin en kıymetlisi olarak yere göğe sığdıramaz.

Peki mehcur bırakmakla kast edilen nedir diyecek olursak da cevap şudur ki o kul manadan habersiz, sanki anlamadığı bir dil olan ingilizce bir roman okumakta, o Kur’an o kula hiçbir şey kazandırmamaktadır. Yani kulun hayatına giremeyen, o kula ahlak ve ihsan kazandırmayan Kur’an böylece hayatın dışına itilmiş, kabına gömülmüş, dua kitabından öte gidememiş olur.

Düşünülsün ki Yüce Allah tüm insanlığa bir hidayet rehberi göndermiş ve O’nu kimseler okumaya tenezzül bile etmemiş. Bundan büyük ZULÜM olabilir mi?

Peki nedir o halde doğrusu?

Yine açıklayacak olursak ümniye denilen okuma türü (çoğulu emani) ne dediğini bilmeden okumaktır ve kula beş kuruş sevap ancak kazandırır. Tedebbür ise “anlamını iyice düşünüp okumaktır” ki Kur’an’ın asıl emri budur.

İnsanlığı sayısız ayette düşünmeye (zikre, tefekküre) çağıran Kur’an’ın asıl daveti budur. Aklın bahşedilmesindeki hikmet kul dini, imanı, Allah’ı bulabilsin diyedir ve akıl devre dışı bırakılırsa Kur’an’ın nimeti tamamlanamaz ve buna sebep olanlar da şeytanlarla haşredilir.

Kur’an anlaşılmadan okunur veya hiç okunmazsa ki, bu ikisi aynı şeydir, Allah’ın sınırları, öfkesi, sevgisi, rahmeti, emir ve yasakları anlaşılamaz. Buna birilerinin hakkı var mıdır?

Kur’an anlaşılarak okunursa ak koyun kara koyun ortaya çıkar ve kafirler, müşrikelr, münafıklar güruhu yerlerinde duramaz.

O halde Kur’an’ın anlaşılarak okunmamasına en çok sevinen ve bunu gaye edinenler kimlerdir? Tahmin edildiği gibi şeytan ve soyudur.

Kur’an anlaşılmamalıdır ki kulların imanı artamasın, hesap ve ceza anlaşılmasın ve kullar sınırsız sorumsuz yaşayarak şeytanlar gibi lanetli olsunlar. Öte yandan araplaşsınlar, yahudileşsinler, ateistleşsinler ve beşeri islama tabi olsunlar. Bu sayede de mahşerde Rabbimizin yüzüne bakamayacak kadar mahçup ve rezil olsunlar ki şeytanlar Yüce Allah’a “Bak bize üstün tuttuğun insanın haline, bunlar mı kötü biz mi? Artık onlar da şeytanlaştığına göre bizi ebedi cehenneme mahkum edemezsin” diyebilsinler.

Bunu dedirtmeye kimlerin hakkı olabilir?

Yüce Allah’ın hesabı herşeyin üstündedir ve Allah elbet tuzak kuranların en çetinidir. O insanların çoğunun şeytanlarla bir olduğunun da farkındadır, cehennemi ağzına kadar dolduracağına da yemin etmiştir, şeytanların insanlar hakkındaki zannında haklı çıkacağını da bilmektedir ve Allah, Peygamberi diliyle insanların Kur’an’ı hayatın dışına ittiğini, iteceğini de bilmektedir.

Ama yine Allah, cennetleri dolduracağına ahdetmemiştir.

Allah, “Andolsun ki ben ve Peygamberim muhakkak galip gelecektir” buyurarak hakkın zaferini işaret etmiş ve iman cephesinin tüm şeytani oyun ve tuzaklara rağmen muzaffer olacağını emretmiştir. Ama komik olan şudur ki azılı birkaç siyonist yahudi hariç inkar cephesinden bu ahid saklanmakta ve kafirler güruhu Kur’an’dan habersiz kalmakla aynı zamanda bu acı dolu ihbardan da mahrum yaşamaktadır. Elbette inkarcı zalimler için yaşasın cehennem deriz ama insanların iman cephesinde yer alanlarının çektiği acılar ve inanan kalplerde Allah’a karşı yapılan zulümler yürek bukmakta, göz yaşları seline sebep olmaktadır. Yoksa Allah’ın hükmünden sual olmaz ve O hesabı çabuk görendir.

Arap ve İslam aleminin bugünki içler acısı halinin sebebi; kulların Kur’an ile arasına duvar örmeleri, mealleri saptırılan Kur’an’ı okusalar bile kalbe sokamamaları, Kur’an müminlerinin sayısının az olması, imanı ve akidesi zayıf İslam aleminin KUR’AN’DAN NASİPSİZ OLDUĞU İÇİN ak ve kara koyunları ayırt edememesidir.

Velhasıl kurtuluş, aydınlanma sadece Kur’an iledir. Kulları Kur’an’dan kopartmayı hayatın gayesi edinen siyonizmin gayesi sadece bu kadar da değildir. O, öte yandan Peygamberimizin dine ait sünnet ve hadislerini de sulandırarak, yanlışları dahil ederek, siyasete, arapçılığa, batıllığa mahkum etmiş, hadislerle İslam alemine yanlışları doğru diye kakalamıştır.

İlk dört halife zamanı sayıları otuzu geçmeyen sahih hadislerin bugün sayısı milyonları nasıl geçti diye kimse sormamaktadır. Ama salağa yatmak kimseyi kurtarmayacaktır. İşin özü şudur ki Peygamberimiz elbet doğu ve güzeli söylemiş, hak ve Kur’an diliyle konuşmuştur. Ama bugün O’na izafe edilen şeylerin çoğusu deli saçmasıdır ve toplum maalesef bunlara ki tamamı nihayet SÜNNET’ten ibarettir, Allah’ın FARZ olan ayetlerinden daha fazla kıymet vermektedir.

Bu durum Peygamberimizin de elbet kemiklerini sızlatmaktadır.

Oysa Kur’an ortadadır, kolaydır, güzeldir.

Okumayan, anlamayan, O’nu ölüler kitabına çevirenler artık şeytanların yanında olduğunu anlamak zorundadır. Okuyanlar da okumayanlarla, okumayı engelleyenlerle, yanlış şeyleri hak diye reklam edenlerle, kafirlerle, müşriklerle arasına perde çekmek mecburiyetindedir. Yoksa kısa zamanda en derin iman sahipleri bile küfürden etkilenecek ve elbet şeytanlaşacaktır.

Ahir zamanda lazım olan tek şey imandır ve hadisin işaretiyle bu zamanda iman sahipleri elle gösterilecek kadar azalacaktır. Bu ihbar kötülüğün hayata egemen olacağı manasına değil, azmış ve sapmışların durumunu izah içindir.

Ama hak kazanacak, batıl yenilecek ve lanetlenecektir. Bu cihetle kul Allah veya şeytan tarafını tutmak mecburiyetindedir. Tarafsızlık şeytanlara güç vereceğinden şeytan tarafında olmak demektir.

İslama girmekle yetinen ama iman etmeye bir türlü yanaşmayan insanlığın zulüm ve nankörlüğü nedeniyle refaha ve esenliğe kavuşması mümkün değildir. O halde her mü’min imana daha fazla sarılmak ve hakikatleri öğretmek mecburiyetindedir.

Ahir zamanın sonuna yaklaşılan bu günlerde Ortadoğu’dan başlaması muhtemel son savaşta sayısız canlar yanacak ve bu savaş iman ile imansızların savaşı olacaktır. Kur’an’dan ayrılmadan, iman üzere yaşamak ve ölmek esastır ki daha küfür ile şirkin ayrımını bilemeyen bir toplumun yemesi gereken çok lokma vardır.

Bu toplum Kur’an okumamakla hala arap toplumlarını kafir sanmakta (halbuki hepsi müşriktir), hrsitiyanların ve yahudiklerin neden inkarcı kafir veya müşrik olduğunu anlamakta zorlanmaktadır.

Gizli ve açık şirkten bihaber olan insanlık şirkin pençesinde can çekişirken şirkin afsızlığa mahkum tek suç olduğunu daha öğrenememiştir çünkü Kur’an okumamaktadır.

Erkeklere tecavüzlerin edildiği, kızların üç yaşında evliliğe mecbur bırakıldığı, kadınların sokak ortasında alenen dövüldüğü bir İslam toplumunun Kur’an’dan öğrenecek çok şeyi vardır.

Yüz amerikan doları için meydanları dolduran ve şeytan imparatorlukları lehine eylemlere katılan İran, Mısır halklarının Kur’an’dan öğrenecek çok şeyi vardır.

Ekranlarda, sokaklarda, gazetelerde kol gezen şeytanları ayırt etmekten öte onları reklam ve kopya etmeye hevesli gençliğin Kur’an’dan öğrenecek çok şeyi vardır.

İsrafın haram, piyangonun haram, falın, kumarın, şarabın şeytan işi pislik olduğunu hala öğrenememiş müslümanların Kur’an’dan öğrenecek çok şeyi vardır.

Kur’an’a rağmen, Peygamberimizin hadislerine rağmen, diyanetin fetvasına rağmen Türk insanının Milli piyango yılbaşı çekilişi için saatlerce kuyruk beklemesi şeytanı zevkten kudurtan bir hadisedir.

İnanıyoruz ki bu toplum Peygamberimiz “Milli piyango bileti almakta kumar sayılır sakın almayın” deseydi bile bu kuyruk azalmayacaktı. Çünkü paraya ve şehvete çoktan esir olmuş İslama alemi şeytanın çoktandır oyuncağı olmuş haldedir.

Kuran nasıl okunmalıdır cevabında saklı olan mana tam olarak şudur; Kurtulmak isteyenlerin can simidi Kur’an, esenlik dileyenlerin tek davası Kur’an’dır.

Daha kurtulma ihtiyacının farkında bile olmayanlar için zaten yapılacak bir şey yoktur.

Cehalet ve nankörlüğün sebebi ise sadece KUR’AN’ı hayatın dışına itmektir, okumamak, anlamadan okumak ve sapık meallerle, yalan yorumlarla süslü mişnaları din sanmaktır.

Dini bölen tarikat mantıkları helal ve haramlara kendilerince yer değiştirerek yeni birer din teşkil etmekte, Allah’ın dinini bölmekte, iman kardeşliğini yerle bir etmekte, Allah dostlarının bütünleşmesine mani olmaktadır. Bunların kapılarından içeri Kur’an’ın girememesinin nedeni de budur ki Kur’an o kapıdan girerse ne tekke kalır ortada ve zaviye.

Dinde zorlama (yani ikrah) yok tebliğ ve davet vardır. Dileyen dilediğini yapmakta ama sonuçlarına katlanmak şartıyla serbesttir. Nasihat vermek ise güzeldir ve nasihat mü’mine katkı sağlar.

Allah sadece iman edenelrin dostudur. Melekler sadece mü’minlerin dostudur ve CENNETLER sadece iman edenler içindir. İman etmeden kimse cennete giremeyecektir. İmanı veren Allah, imanı öğreten ve güçlendiren Kur’an’dır.

Kur’an’dan uzak kulun cennetleri de hayal, cehennemlerden kurtuluşu da hayaldir.

Dinen mükellef olanların tamamının tek kurtuluş umudu olan Kur’an, okuyucusuna imanı da, şefaati de, rahmet ve refahı da verir.

Şart; anlamak, ana dilde okumak, meal ve tefsirlerdeki olası israiliyat oyunlarını akıl ve kalple sorgulamaktır.

Yoksa mahşerde helalleşmeler, hesap ve mizanlar, ateşler, şefaate muhtaç olmalar acıdır.

Eline batan iğneden iki saat feryat eden insanın, cehennemin kor ateşlerinde ilelebet yanma riskini göz göre göre alması ise insanın ne kadar aptal, nankör ve zalim olduğunun resmidir.

Rabbim tüm iman edenleri korusun.

Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an ile ikinci doğum

Kur’an ile yeniden yapılanma da diyebileceğimiz bu başlığın tasavvufi manası derin ve özeldir ki pek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir