Anasayfa / ALLAH (cc) / Kur’an ne diyor biz ne anlıyoruz
imanilmihali.com
Kur’an ne diyor biz ne yapıyoruz

Kur’an ne diyor biz ne anlıyoruz

Kur’an ne diyor biz ne anlıyoruz ?

Kur’an; Allah kelamı olarak sadece doğruyu bildiren, insana yakışanı ilan eden, hak ve adil olanı isteyen, güzellik ve ihsana yönelik, esenlik ve hidayet kaynağıdır. Çünkü Yüce Allah güzeldir, güzel yaratır ve güzeli sever.

Yüce Allah, kullardan fıtratta verdikleri iman ve sadakat sözünden başkaca bir şey asla istemez. Din adına tüm emir ve yasakları, tüm sınırları, tüm öğüt ve azarlamaları hep buna dairdir ve bunun ispatı mahiyetindedir. Çünkü iman sınavın kendisi, din o imanı bulabilmek için yaşanılması gerekendir. Dinle ve müslüman olmakla yetinenler bu yüzden imana uzaktır ve şekilcilikten öte gidemedikleri için de cennetleri ancak uzaktan yahut bir süre cehenneme konuk olduktan sonra görebilirler.

İman Kur’an’ın ilk emridir. Kulluk ve ibadetten de öncedir ve hatta amelden de. Çünkü iman niyet faslından doğar ve daha o şey amele dönüşmeden sevap veya günah olarak hanelere yazılır. Kur’an teni, dili, dini, cinsi ne olursa olsun herkes için önce ve daima iman emreder ki diğerleri yok sadece iman varsa bu şefaat sebebi, diğerleri var ama iman yoksa bu afsızlık sebebidir.

Peki bizler ne anlıyor ve yapıyoruz?

Kur’an’dan da evvel gelen imanı yok sayıp, ezbere dayandırıp, Amentü duasını okumak farz edip, inandık deyip geçiyoruz ve şartlarından, çeşitlerinden, türevlerinden ve gereklerinden habersiz olarak ve aslında iman etmeyerek münafıklık ediyoruz. İmandan nasipsiz olduğumuz için yasak ve haramlara dalıp, günahlarda yüzüyor, iyilik yerine paraya, sevgi yerine şöhrete, infak yerine nifak sergiliyoruz. Bunların her biri başlı başına bir felaket habercisi olduğu halde o günahların vebalinden bile çekinmeden fütursuzca yenilerini işlemeye devam ediyoruz. Uslanmıyoruz, akıllanmıyoruz, korkmuyoruz. Oysa tek korkulacak olan Yüce Allah’tır.

(NOT; Bu arada münafıklığın dinden görünüp dinden olmamak değil, iman eder görünüp aslında iman etmemek olduğunu tüm İslama alemi anlamalıdır. Bu da şu acı dolu hakikati haykırır ki iman etmediği halde ortalarda iman eder vaziyette gezenler münafıkların ta kendileridir ve münafıkların yeri cehennemde kafirlerden de aşağıdadır.)

Kur’an aklını kullanmayanlar üzerine (kullanamayanlar değil) pislik attığını duyurduğu halde aklı kenara koyuyor, öğrenmeye ve anlamaya çalışmadan, ilkokul bilgilerimizle tüm dünyaya İslam örneği olmaya çalışıyor, cumalarda söylenenlerle dini şekillendirip Kur’an’dan habersiz yaşıyoruz. Oysa Kur’an diyor ki; Oku, anla, öğren ve uygula. Öyle uygula ki örnek olsun, güzel sonuç versin ve diğerleri de gıpta etsinler. (Haset değil)

Kur’an, Yüce Allah’a varlık, oluş ve yönetimde sakın ortak koşmayın, başkaca ilah aramayın diyor. Bunu yaparsanız şirk koşmuş olursunuz ve bu hal üzere ölürseniz afsızlığa mahkumsunuz diyor. Sonra şirki tanıtıp, çeşitlerini gösterip örnekliyor ve en büyük müşrik olarak da şeytanı ve firavunu yaklaşık 173 yerde anlatıyor.

Biz ise ne yapıyoruz? Başta şeytana, paraya ve dünya süslerine, nefsimize (egomuza) olmak üzere sayısız puta tapıyoruz, endüstriyi, makineleri, servetleri, kadınları, cinleri ilahlaştırıp şirkcikler üretiyoruz. Daha da ileri gidip anlaşılmaz bir enayilikle Rahmet Peygamberini dahi ölümsüz, melek ilan edip ilahlaştırıyoruz ve insan olmaktan çıkarıp İsa Peygamber gibi acayip bir mevkiye koyuyoruz. Bunu da sözle değil ama O’na din adına hüküm koyma ve haram belirleme yetkisi vererek yani sünneti farzların yani hadisleri ayetlerin üzerinde bir yere koyarak yapıyoruz.

Kur’an en büyük düşman olarak şeytanları, müşrikleri, tuzak kuranları, bozguncuları, adaletsizleri, zalimleri, nankörleri, inkarcıları, yalancıları, iftiracıları, münafıkları gösterirken bizler bunlardan uzak durmak yerine onlara yem oluyor, onlara el açıyor, helal haram demeden onlardan gelecek lokmalarla beslenmeye kalkışıyoruz. Bu arada rızkı ve nimeti de onlardan beklediğimiz için ayrıca şirk suçunu da işliyoruz.

Kur’an, ehliyetsiz ve liyakatsiz olanın işe talip olmasını dahi haram kılarken ve işi ona vermek de haram iken biz usulsüz ve kanunsuz kayırmalara sessiz kalıyor ve hatta bizlerde aynı yolla makamlara kurulmak istiyoruz.

Kur’an, bilime ve bilim adamlarına önem verirken bizler onları cahillerin emrine veriyor, akıl yürütmek yerine örflere ve alışkanlıklara göre günübirlik, bilimsellikten uzak çözümle üretiyoruz.

Kur’an, mutlak ahlakı Yüce Allah’ın da üzerinde olduğu Sırat’ı Mustakim olarak tanıtırken, Peygamberi örnek ahlak üzere diye tanıtırken biz mutlak ahlak yerine sanal ve sahte bir beşeri ahlak yaratıyor ve sonra o ahlakı alkışlıyoruz. Kur’an’ın ahlaksız diye tanıttıkları ekranlarda boy gösteriyor ve biz Kur’an’ı bir kenara koyup o anlatılanları din diye içimize çekiyoruz, yaşam tarzı olarak benimsiyoruz.

Kur’an, aldanmayın, aldatmayın derken biz cehalet ve gafletle aldanıyor ve aldatıyoruz.

Kur’an, iman eder gibi yapmayın iman edin, dinin gereklerini yapar gibi yapmayın yapın dediği halde riya ve gösterişle numara yapıyor, etrafı kandırıyor ama Allah’ı asla kandırmayacağımızı bilemiyoruz.

Yoklukta sabır ve bollukta şükür emreden Kur’an’a rağmen bunu yapmıyor, yoklukta Allah’ı cimrilikle suçlayıp, bollukta o kazanımları bileğimizin hakkı sanıp aldanıyoruz, nankörlük ediyoruz.

Zulümle savaş halinde olan Kur’an’ın tüm ikazlarına rağmen zalimlerle bir olmaktan, onlara alkış tutmaktan bir türlü vazgeçemiyoruz.

Çalışmak yerine dilenmeyi tercih ediyor, rızkı ve medeti başkalarından bekliyor, hakkımız olmayanları istiyoruz. Bu arada hakkı olanları da ihmal ediyor ve kazandıklarımızda o muhtaçlara ait payları onlara vermiyoruz (infak etmiyoruz) etsek de kırkta bir yalanına göre cimri davranıyoruz, verdiklerimizi de reklam ediyor ve başa kakıyoruz. Hatta bu zekatları dinen verilmesi gereken şekil ve kimselere değil acayip ve belirsiz yerlere, hem de himmet adıyla ve karşılık bekleyerek veriyoruz. Bu hal kurban keserken dahi dostlar görsün yarışına giriyor ve manadan uzaklaşıyoruz.

Kur’an, itidal ve tevazuyu emrederken, lüks ve israfı yasaklarken biz konfor putuna taparak şeytanlaşıyoruz, hep daha fazlasını hep daha pahalısını almak için hayatı hem kendimize hem başkalarına zehir ediyor, alttakilerin temel ihtiyaçları için olan paraları lükse israf edip haram üstüne haram işliyoruz.

İnsan hakları Kur’an emri iken takmıyoruz. Bedenlerin, hanelerin dokunulmazlığı var iken dinlemiyoruz. Eşitlik esasken umursamıyoruz.

Hak ve adalet Yüce Allah’ın en değer verdiği kıymetlerden iken yok sayıyor ve kendi adaletimizi tesis ediyoruz. Kısası yok sayıyor, kadına ikinci sınıf insan muamelesi yapıyor, sokak hayvanlarına şiddet uyguluyor, çocukları dinsiz yetiştiriyor, kaldırımları yayaların hakkını yiyerek işgal ediyor, pirince taş katıyor, üreticilerin hakkını savunmuyor, çalışanların emeklerinin karşılığını alın terleri kurumadan ve tam olarak vermiyor, hortumluyor, karaborsacılık yapıyor, kalpazanlıklarla, cinayetlerle, mafyalaşmalarla şeytani hayatlar sergiliyoruz.

Kur’an, Allah yolunda mücadeleyi emrederken cihadı sadece savaş sanıyor, askerlik hizmeti yapmakla bundan yırttığımızı düşünüyoruz. Oysa Kur’an, tüm hayatı cihat ilan ederken, cihadı kaleme, kılıca vesair surete bağlamakta ve sonsuz bir amel olarak emretmektedir. Çünkü Allah’ın nizamının yeryüzüne egemen olması ancak bu şekilde mümkündür ve ibadet de, amel de, cihad da devamlı bir faaliyettir. Biz ise Allah yolunda değil kendi cüzdanımız istikametinde mücadele ediyoruz.

Yeryüzünü ve çevreyi korumayı emreden Kur’an’a rağmen tabiatı katlediyor, doğayı zehirliyor, denizleri dahi yaşanılmaz hale getiriyoruz. Yangınlarla, ağaç kesmelerle, kimyasal atıklarla, çöpler dolusu israf malzemeleriyle, doğada yok olmayan plastik poşetlerle tam bir canavarlık sergiliyoruz.

Kur’an aşırı cimrilik ve aşırı cömertliği sakındırırken, aşırı cimrilik yapmaya ama cömertlikten uzak durmaya çalışıyor, parayı infak edip paylaşmak yerine biriktiriyor, sonra büyükleniyor, kibirle aşağılıyor ve eziyor, bir zaman sonra da ayrımcılıkla zulmeder hale geliyoruz.

Dini araç değil amaç ederek dincilik ediyor, makamlara gelmek için kullanıyor, kandırarak paraya kavuşuyor, soygunlarla, hırsızlıklarla Allah’tan korkmuyoruz.

Eçcinselliğin her türünü yasak eden Kur’an’a rağmen, hoşgörü gösteriyor, destekliyor hatta alkışlıyoruz. Birileri her dizide, her filmde, her yarışmada gözümüze sokarken o eşcinsellik nedeniyle Lut kavminin toptan helak edildiğini, Lut peygamberin hanımının da helak edilenler arasında kaldığını … unutuyoruz.

Kur’an okunmak ve anlaşılmak isterken, hazmedilmek ve hayata rehber edinilmeyi dilerken, anlayarak okumak farz iken .. okumuyor, anlayarak okumuyor, anlamıyoruz. Bilmez isek sorumlu tutulmayız sanıyoruz ve birileri de anlamadan okusanız da kafidir diyor ve salaklar gibi aldanıyoruz.

Neden ve nasıl okumamız veya okuyunca ne yapmamız dahi Kur’an’da yazdığı halde, Peygamber dahi dini Kur’an’dan öğrendiği halde bizler Kur’an’ı din dışına atıp, mişnalarla oyalanıyor, peygamber üstü kişiler yaratıp onlara ilah diye tapıyoruz.

Dini bölmeyin, Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı diyen Kur’an’a rağmen; dini sayısız hizip, fıkra, tarikat ve cemaate bölüp kınalar yakıyor, zikir adına acayip ayinler yapıyor, herbir tarikatın diğerini din dışı etmesinden uyanmıyoruz bile.

Şeytan işi pisliklerden sakındıran Kur’an’a rağmen faldan, sihir ve büyüden kaçınmıyor, şaraptan, domuz etinden tiksinmiyor, kumarı devlet eliyle oynatmaya devam ediyoruz. Sonra da Darül-harp, Darül-İslam oyunlarıyla bu cennet vatanı din dışı ilan ediyoruz.

Haram yemeden bıkmıyor, hakkımız olmayanı kusana kadar yiyor, doyduktan sonrasını dahi haram kılan dine rağmen beş kişilik yemek hazırlatıp, üç kişilik yiyip iki kişilik yemeği çöpe atıyoruz.

Komşuya, ana babaya, yetime, muhtaca saygı ve sevgi emreden, dost eli uzatmayı farz kılan Kur’an’a rağmen, bizler sanki onlar yokmuş yada nasılsa birileri yardım edecekmiş veya bu sadece devletin göreviymiş gibi davranıyoruz.

İsrailiyat, arapçılık gibi kanımıza işlemiş zehirlerden tiksinmeden afiyetle yiyor, hurafe ve örfleri dinleştiriyor, rivayetleri sahih yapıp ayetleri nesheder hale getiriyoruz.

Birçok soytarı çıkıp ilham veya rüya yoluyla vahiy aldığını iddia ederken, Peygamberliğin bittiğini ve o insanın sahte peygamber olduğunu haykırmak yerine ona biat ediyoruz.

Herşeye, herkese biat ederken Allah’a, Kur’an’a ve Hz. Peygamber’e biat etmiyoruz.

Allah’a güvenmek yerine çelik kapılara, alarmlara, bankada biriktirdiğimiz paralara güveniyoruz.

Allah’a teslim olmak yerine birilerine, şeytanlara, paraya teslim oluyoruz.

Şeytanı en büyük düşman kılmıyoruz, merhamet etmiyor, sevgiyle yaklaşmıyor, affetmiyor, hoş görmüyor, kendimizi hesaba çekmiyor, başkalarının açık ve ayıplarını arıyoruz.

Ölmeden önce nefsimizi öldüremiyoruz, kendimizi hesaba çekemiyoruz.

Kur’an’ın dediklerini okumadığımız, ana dilde okumaya ayak dirediğimiz için anlamıyoruz, O’nun emirlerinin aksine olan işleri dinden sanıyoruz, akılı kullanmıyor, hafızayı kullanmıyor, ders almıyor, cehalete teslim oluyoruz.

Kur’an sadece Allah diyor .. biz Allah diyor, sadece diyemiyoruz!

Kur’an, Allah’ı ve imanı tanıtıyor, biz anlamıyoruz.

O halde … daha binlerce örneğe dayanarak şu soruya cevap bulalım;

Kur’an’ın ve dinin neresindeyiz?

Ve Kur’an ne diyor biz ne anlıyoruz?

Bu yazıyı okudunuz mu?

Ayetlerden gafil olmak, ayetleri inkar etmek demektir

Ayetlerden gafil olmak, ayetleri inkar etmek demektir

Ayetlerden gafil olmak, ayetleri inkar etmek demektir Merhum Elmalı Hamdi Yazır konuyu şöyle ifade etmektedir, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir