Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / Kur’an olmasaydı ne olurdu
imanilmihali.com
Kur’an olmasaydı ne olurdu

Kur’an olmasaydı ne olurdu

Kur’an olmasaydı ne olurdu

Yüce Allah, Kur’an’ı bahşetmeseydi yerine benzeri bir nimetini elbette vahyederdi. Bu belki başka bir zaman ve topluma nasip olurdu ama muhakkak olurdu.

Çünkü İslam’ın tamamlanması, tevhidin nihayete erdirilmesi, imanın tanıtılması, tahrif edilmiş diğer kutsal kitapların yanlışlarla dolu olduğunun aktarılması ve neticeten ahiret hesabına esas emir ve yasakların nihai olarak bildirilmesi, helal ve haramların tüm insanlık için ve kıyamete kadar beyan edilmesi Kur’an iledir, tüm şan ve şeref O’ndadır, insanlığın ve fıtratın ilahi müjde ve ikazları O’ndadır, dünya imtihanı ve ahiret hesabı tamamen O’ndadır.

Kur’an olmasaydı, ahir zamanda insanlık maruz kaldığı şeytanlık ve şerden kurtulamaz, umutlanamaz, pişmanlık ve gözyaşları ile bedbaht bir hayata mahkum olurdu. Bu bakımdan doğrusunu Allah bilir fakat Kur’an mutlaka olurdu lakin ne zaman ve nasıl olurdu bunu bilmek mümkün değildir.

Kur’an vardır ve vahyedilmiştir ki Yüce Allah böyle uygun görmüş, böyle dilemiş, o zaman, o Nebi’ye ve o cografyaya nasip olmuştur. Şartları, gerekçeleri, hikmeti ve mucizeleri bilmek, zaman öncesi ve sonrasını, gaybı ve görünmeyenleri bilmek mümkün olmadığından, Kur’an’ın vahyedilme zaman ve şekline dair fikir yürütmek de haddimiz asla değildir.

Öte yandan Allah dilediğini hesapsızca yapan, hikmetinden sual olmayandır ve O’nun hesabı herşeyin üstündedir. Fıtratta yaratışı ve yönetişi, imtihan ve hesabı, fanilik ve bakiliği tasarlayan, ecel/vade biçen O’dur. Tamamı plana ve ölçüye tabi, tamamı Allah’ın ilim ve kudretine bağlı yaşam insandan çok önce nasıl ve neden var edilmişse, belirli süre neden ve nasıl takdir edilmişse, Kur’an’da O’nun için vardır ve bizlere vahyedilmiştir.

Kur’an’ın olmaması gibi bir durum olamaz ve bunu sorgulamak da bize asla düşmez. Lakin Kur’an’ın kıymetini daha iyi anlayabilmek ve Kur’an ile bildirilen İslam’ı daha net görebilmek için bu ikisinin bir an için yokluğunu düşünmemize mani bir hal de yoktur. Keza Nebi’nin de vahye muhatap olmadığını farz saymak aynı kapsamda mümkündür.

Asr-ı Saadet öncesi müşrik Arap coğrafyasının hali bizlere aslında cevabı vermektedir. Çünkü o barbar ve cahil halkın ıslahı ve medenileşerek insan haklarına uygun yaşamı benimsemesi kur’an ile mümkün olmuştur. Yani Kur’an olmasaydı hala yaşıyor olacaklarımız onların Kur’an öncesi yaşamları gibi ve hatta daha kötü olacaktı.

Uzak coğrafyalarda bir taraftan tek İlah inancına bağlı ama tahrif edilmiş dinler (Yahudilik ve Hristiyanlık) diğer taraftan putlara tapan çok tanrılı inançlar ve insanlar eliyle şekillenen ibadet, ahlak ve ameller Kur’an öncesi yaşamın genel tasviridir.

Bu karamsar ve kötü tablonun, Kur’an olmasaydı, yaklaşık on dört asır sonra çok daha kötüleşmeye mahkum olduğunu da farz edersek, bugünkü ahir zamanın hali herhalde şöyle olurdu;

Mutsuz, umutsuz, zulüm ve eziyet altında inleyen çoğunluk, zengin ve güçlü azınlık, tamamen beşeri kabullere göre şekillenmiş taraflı bir ahlak ve adalet sistemi, kötülük ve terörün kol gezdiği sokaklar, evlerde sayısız putlar, eşitsizlikler, din savaşları, ateş ve duman kaplı gökler, ilahilikten uzaklaşmış mişnalar, sahte peygamberler, diri diri toprağa gömülen kız çocukları, köleleştirilenler, cariyeleştirilenler, soyguncu çeteler, dağ başlarında ilahi arayışlar içinde olan keşişler, sayısız tapınaklar, binlerce tarikat, on binlerce mezhep, sayısız şeyh tipli insan, dininden ve kavminden olmayanları hoş görmeyen anlayışlar, haram ve helali kendisi belirlemeye çalışan insanlık, adak ağaçları, sihir ve büyüden geçilmeyen sokaklar, sarhoşlar, uyuşturucu tacirleri, makineleşen bir hayat, şehvetlere gebe mahremiyetten uzak yaşamlar, dağılmış aileler, yerde sürünen namuslar, artan zinalar, cinayetler, soygunlar ve hesapsız yaşayan milyarlarca insan …

Tek ilahlı dinlerin tahrif edilmiş halleri nedeniyle ikna edemeyeceği çok tanrılı din tebaları veya tahrif edilmiş dinlere silah zoruyla mahkum edilmiş cahil ve umutsuz insanlık …

İşlerin yanlış gittiğini, ilahi nizamın böyle olmadığını düşünen, çare ve çıkar yol arayan az sayıda hanif insan, adalet, hak ve huzur peşinde olan mazlumlar, emeğinin karşılığını alamayan çöplerden ekmek toplamak zorunda kalan onlarca dürüst insan, hakkı yenen milyonlarca halk, zulümle inleyen ve şeytanlara tabi kılınan milyarlarca insan, bilim ve akıllar, satılık ruhlar, mutlak olmayan örflere göre şekillenmiş ahlak kuralları, imandan habersiz, şeytana tabi milyonlar, karanlık odalarda yapılan şeytani ayinler, şeytanlara kurban edilen masum canlar, işkence ile dine veya dinden çıkarılmaya zorlananlar …

Allah’ı bilen ama O’na nasıl ulaşacağını idrak edemeyen, doğru ile yanlış arasında sancılanan, rehberi olmayan, sahipsiz, ışıksızlığa mahkum, arayış içindeki insanlık …

Hakkın değil gücün egemen olduğu toplumlar, bitmeyen savaşlar, adil bölünmeyen miraslar, ezilen kadınlar, ikinci sınıf insan muamelesi görenler, ırkçılık taraftarlarınca hunharca öldürülenler, soyulan kervanlar …

Kirletilen yeryüzü, pisletilen sular, yakılan ormanlar, hunharca avlanan hayvanlar, kıymet verilmeyen haram aylar, maden alanı diye görülen tarım alanları, betonlaşan dünya, çelikleşen endüstri, katılaşan kalpler …

Kimsenin kimseye güvenmediği, komşuluk ve akrabalığın bittiği, kardeşliğin unutulduğu, ananın evladını düşünmediği bencillikler …

Pislikten kaynaklanan salgınlara feda edilen canlar, cadı diye yakılan milyonlarca kadın, verimsiz topraklar, bereketsiz ticaretler, tefeciliğe mahkum esnaflar, sokaklardan akan lağımlar, helası bulunmayan saraylar, abdestsiz yaşamlar, temizlikten nasipsiz dünya …

Yasaktan, suçtan, haramdan, haksız ve adaletsiz olandan çekinmeyen, yardımlaşmayan, paylaşmayan insanlık …

Hesap vermeyeceğini düşünen, ahireti yok sayan, kainatı deşifre etmeye tevessül eden, kıt aklıyla kainatın sırlarına ermeye çalışan, ilimden habersiz bilim üretmeye gayret eden, çiçeklerden, arılardan, yağmurdan dersler çıkartamayan bir insanlık …

Hile, tuzak, fitne ve fesadın, yalan ve iftiranın fayda sapladığı suni ve sanal yaşamlar, bilgisayara ve internete mahkum yaşamlar, robotlaşan, erdemsizliği erdem sayan, kuralları kendisi koymaya çalışan, vahyi inkar eden, dini hobiden ibaret sayan, Peygamberleri filozof kabul eden, mucizeleri akıl ile yorumlamaya kalkan, kainattak, nizamı tesadüfe bağlayan, kandıran ve aldanan insanlık …

Merhametsiz, vicdansız, imansız, tevbesiz, sabırsız, şükürsüz, tevazudan uzak, tefekkür ve zikri bilmeyen, kalp ile düşünemeyen, imanı tanımayan bir yaşam …

Az sayıda ama ayetleri görebilen ve sonuç çıkaran has ve kamil insan, imanı kalbinde hisseden iyiler, yardımlaşan dostlar, muhtaç, zayıf ana namuslu azınlık …

Kur’an olmasaydı ne olurdu sorusunun cevabı bu denli acımasız ve katidir ki ahir zamanda hala olmasaydı bugün muhtemelen yaşam dahi olmaz, nükleer savaşlarla çok önceleri dünya yaşanmaz hale gelirdi ve nüfus bu miktarlarda da olmazdı.

Kur’an olmasaydı tek tanrılı tahrif edilmiş dinlerin egemenliği dahi kabul edilse insanlık yine yanlış yollara kapılmış ve şeytanlara asker olmuş olurdu.

Kur’an olmasaydı .. insanlar Kur’an rahmetini bekler vaziyette sabahlarlardı.

Kur’an işte tam olarak budur. Nizamdır, doğrudur, hakikattir, bakidir, lazımdır, güzeldir, adalet ve hakkaniyettir, vicdan ve merhamettir, mucize ve ilahi nizamdır, saadet ve kurtuluştur, dirlik ve düzenliktir, ahlaktır, salih ameldir, ibadettir, sadece Allah diyebilmeyi öğreten, insanlığı koyu karanlıklardan aydınlığa çıkaran ilahi rahmettir.

Kur’an vardır, haktır, kıyamete dek Allah korumasındadır.

Kur’an iyi ki vardır ki insanlar varis oldukları cennetten haberdardır, emir ve yasakların farkındadır, helal ve haramları bimektedir, iyi ve kötüyü ayırt edebilmektedir.

Kur’an olmasa da insanlar belki Allah’ı, imanı ve İslam’ı bulabilirdi lakin bu idrak asla tam olmaz, kalıcı ve evensel asla olmazdı.

Gayba uzanan beyhude eller, fal ve sihirle şekillenen dinler, putlara tabi inançlar, cinlere mahkum, şeytanlara tabi hayatlar Kur’an olmasa insanlığın kaderi olurdu.

Ve Allah Kur’an’sız bir yaşama razı olmazdı.

Çünkü O, Kur’an ile sözlerini tamamlamış, dinini mükemmeliyete taşımış, emir ve yasaklarını kıyamete dek ve tüm insanlık için son kez Kur’an ile tebliğ etmiştir.

O, Kur’an ile; kendisini, ahireti, hesabı, sınavı, azap ve müjdeleri, iman ve tevhidi, şer ve şirki, hakikat ve batılı son kez izah ve ikaz etmiş, helal ve haramları son kez buyurmuştur.

O, Kur’an’ı korumasına alarak tahrifatı engellemiş, dinin insan eli değmeden devamını bu sayede mümkün kılmıştır. Dolayısıyla Kur’an vardır ve Allah’ın rahmeetinin eseridir. Çünkü Kur’an olmasaydı (maalesef Kur’an’a rağmen öyledir) cennetler tenha olur / boş kalır ve cehennemler ağzına dek dolardı. İnsan, cennetlere varis olamaz, fıtratı ve misakı idrak edemez, hesaptan geçemezdi.

Öte yandan Kur’an olmasaydı sınavın adaleti zedelenir, hesabın hak oluşu sekteye uğrar, fıtri misak anlaşılamaz ve Yüce Allah’ın isimlerinin tecellilerinin bir kısmı anlaşılamazdı. Allah Hakk’tır, adildir, zerrece haksızlık yapmayan, herkese hak ettiğini tam olarak veren, zulmetmeyendir. Bu nedenle Allah kudreti, mülkü ve rahmeti gereği insanlara son kez Kur’an’ı bahşetmiş, ahir zamanı duyurmuş, kıyametin ayak seslerini hissettirmiştir.

Kur’an olmasaydı kıyametten ve ahir zamandan, dirilmeden ve hesaptan dahi habersiz olacak insanlık, saklanan ayetler, değiştirilen ayetler ve tefsiri ile oynanan ayetler nedeniyle değişik hayal ve yalanlara esir edilecekken Kur’an ile hakikatle buluşmuştur.

Kur’an; hikmettir, hidayettir, nimettir, en büyük şefaatçi ve yol göstericidir.

Kur’an olmasa insanlık imanın değil imansızlığın, tevhidin değil şirkin, Allah’ın değil şeytanın kulu olurdu ve bu fıtratın sonu, imanın mağlubiyeti, insanlığın toptan helakı olurdu. Bunca azgınlık üzerine de muhtemeldir ki insanlık toptan bir Nuh tufanına maruz kalır ve dünyada yeni bir yaşam başlardı.

Ahir zaman tufanı hak eden insanlığın nankörlükleri, cehaleti, sapıklığı ve şeytanlığı ile kana bulanmış vaziyettedir ve Kur’an’a rağmen, Kur’an yokmuş gibi yaşanan hayatlar sebebiyle yeryüzü mutsuz ve umutsuzdur.

İmansızlıkların, şeytanlıkların, haksızlık ve adaletsizliklerin egemen olduğu bu dünyada bir avuç iman sahibi kalmıştır ve diğerleri Kur’an yok gibi yaşamaktadır.

Kur’an olmasaydı ne olurdu sorusunun en net cevabı risalet öncesi ama en gerçek ve acı cevabı ahir zaman dünya yaşamlarıdır.

Yaşadığımız zamanlar Kur’an’a rağmen şeytanlaşan dünyanın zulme boyun eğiş ve Allah’ı/Kur’an’ı/imanı inkar zamanlarıdır.

Kur’an’a rağmen durum buysa, Kur’an olmasaydı ne olurdu sorusunun cevabı tüyler ürperticidir!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Türk insanının en büyük iki gafleti

Türk insanının en büyük iki gafleti

Türk insanının en büyük iki gafleti Türk ve Müslüman olan Türk halkının çoğusu doğuştan sahip ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir