Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kitaplara iman / Kur’an terminolojisi
imanilmihali.com
Kur'an

Kur’an terminolojisi

Kur’an terminolojisi denildiğinde anlaşılması gereken yaratılışın zıt iki kutbuna ve insanların bu ikisi arasındaki tercihlerine yapılan vurgudur.

Kur’an anlaşılmak için vardır

Kur’an terminolojisi denildiğinde anlaşılması gereken yaratılışın zıt iki kutbuna ve insanların tercihine yapılan vurgudur.

Terminoloji; bir bilim, bir sanat, bir meslek ya da bir teknik dalına özgü terimlerin tümüdür. Allah kelamı Yüce Kur’an terminolojisini kast ediyorsak da bu dine ait terimlerin tümü demektir. Yani iyisi ve kötüsüyle, yalanı ve doğrusuyla, eskisi ve yenisiyle, tamı noksanıyla din adına geçen her şey bu bütünde yer almalıdır.

Kur’an terminolojisi ise dini terminolojiden farklı, modern, doğru ve gerçek olandır. Dini terim ve kavramlar zamana, coğrafyaya, kişi ve toplumlara göre değişebilir iken Kur’an’ın işaret ettiği kavram ve ilkeler asla değişmez. Çünkü Kur’an son’dur, tam’dır, kusursuzdur. Allah kelamı Yüce Kur’an anlaşılması kolay, sade, basit ve akıcıdır. Kendisini okumak ve anlamak isteyene dağlar kadar hikmet bahşederken, anlamadan okumayı dileyenlere de iğne ucu kadar hikmet nasip etmez.

“Kur’an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.” (Yasin 36/5,6)

Hayatın tamamı Kur’an ayetlerinde vardır. Dolayısıyla terimlerin sayısız da milyonları bulur ama özünde Kur’an dini ikiye, insanları ikiye, hayatı ikiye, idraki ikiye ayırır ve ilk etapta bu altı kavram doğru yola koyulmak isteyenlere yeter de artar.

Kur’an dini ikiye ayırır

Din Kur’an’da iki çeşittir. Tevhid ve şirk. İnsanlar iki çeşittir. İman edenler ve etmeyenler. Hayat iki çeşittir. Dünya ve ahiret. İdrak iki çeşittir. Nefse/şeytana tabilik ve Allah’a/Peygamber’e tabilik.

Din bahsinde tüm doğru ve hak olanı tevhid adı altında birleştiren Kur’an, tüm dinleri (tahrif edilmemiş halleriyle) kardeş sayar çünkü tamamı Allah’ın dinidir. Hepsi Allah yolunu işaret eder, hakka çağırır, sınavı hatırlatır. İyi ve güzel olmayı emreder, paylaşmayı, affetmeyi, yardımlaşmayı emreder. İman, ibadet ve ahlakı, salih amel ve ilkeleri buna göre tanzim eden Kur’an bu bütünü hak din ve doğru olan diye tasvir eder ki evveliyatı olan bu bahis sadece İslam’la da alakalı değildir. İçinde tüm peygamberlerin ortak mesajı, tüm yazılı kitapların Arş katındaki Yüce Kitabın (Levh-i Mahfuz) parçaları olduğunu anlatır ve insanın fıtratta verdiği söze sadakati ile değer kazanır.

Tevhid dininin düşmanı ve aksi kutbu olarak Kur’an “şirk dinini” öğretir, gösterir. Küfür, münafıklık ve cehaletten öte bu kavram şeytana tabi olma, şeytan dinine geçmek demektir. Bilinçsiz, cahil, gafletle işlenen bir suç değil, geçici bir yanılma değil aksine kalıcı ve bilinçli bir “Allah’a isyanın” adıdır şirk. Yüce ve ortaksız kudrete ortak ve eşler atamayı dinleştiren bu şeytani oyun bu nedenle afsızdır, af edilmeyecektir. Ne var ki yine Kur’an insanların çoğunu “iman etmezler” şeklinde tanımlayarak acı gerçeği haykırmaktadır.

“Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koştuklarından dolayı; inkâr edenlerin kalplerine korku salacağız. Barınakları da cehennemdir. Zalimlerin kalacakları yer ne kötüdür.” (Al-i İmran 3/151)

Kur’an insanları ikiye ayırır

İnsanlar inanç bakımından sayısız tasnife tabi olsa da bunu bilen sadece Allah’tır. Çünkü takva sadece Allah katında bir değer ve üstünlük ölçüsüdür. İnsanlar imanları bilemeyeceğinden bu değer dünyada değer kazanmaz. Ama insanlar yukarıdaki iki dinden birine tabi olmakla değerlenir veya değersizleşir ki Kur’an insanları ikiye ayırır. İman edenler ve iman etmeyenler.

İman edenler, Kur’an’a tabi olan, Peygamberimizi takip eden, Allah’ın kudret ve ilmine eş ve ortak atamayan, ahirete, kadere, meleklere, peygamberlerin tamamına, kutsal kitapların tamamına ve bizatihi Yüce Allah’ın sonsuz ve ortaksız Yüceliğine sadık kalan ve bu inancı kalpte yaşatanlardır.

İman etmeyenler, iman ettiğine dair yalan söyleyenler, riya ve gösterişle veya yobazlıkla inanıyor görünenler de dahil, inkar edenler, Allah’a inanmakla birlikte O’na eş ve ortak tanımakta tereddüt etmeyenler, batıl din mensupları, diğer semavi dinlerde olup ta imana şirk katanlardır. Semavi diğer dinlerdekiler dinleri veya inançları gereği imanlarında Allah’a teslis, kız, oğul, ortak atıyorlarsa bu grupta, tahrif edilmiş kitapları hilafına Allah’ın Tek’liğine toz kondurmuyorlarsa iman edenelr grubundadırlar.

Kur’an hayatı ikiye ayırır

Kur’an hayatı da ikiye ayırır ki iman etmeyenler ilk kısımla yani sadece dünya ile ilgilenirken Kur’an ahiretin sonsuzluğunu işaret eder ve orada yaşanacakları özetler. Bu özet hesap ve mizanı, helalleşme ve sorguyu kapsar ve yeniden dirilme gibi bir mucizevi ihbarda bulunur. İman etmeyenlerin asıl tereddütü de buradadır ki onlar görmeden inanmayı reddettikleri gibi ölmüş bir bedenin yeniden dirileceğine de ihtimal veremezler. Oysa Allah ilk yaratılıştaki gibi bu işin kolay olduğunu bildirerek insanların yeniden dirilmeye inanmasını ister.

Kur’an şirk dinine tabi olanların, iman etmeyenlerin gaye ve hedeflerinin bu dünyada servet ve şımarıklıkla, kibir ve hırsla, haksızlık ve zulümle de olsa ferah yaşamak olduğunu bildirir. Asıl hayatın ahiret yurdunda olduğunu hatırlatan Kur’an, nefse, şeytanlara ve kişilere tabi olan, onlara tapan, onları ilahlaştıranların ahiretten beklentileri olamayacağını da açıkça ifade eder. Yine Kur’an, tevbe kapısını açık tutarak tüm iman etmeyenlere, tüm şirk dini mensuplarına, tüm dünyadan başka hayata ihtimal vermeyenlere umut vermeye devam eder.

“O, sizi yeryüzünde halifeler kılandır. Artık kim inkâr ederse inkârı kendi aleyhinedir. İnkârcıların inkârı, Rableri katında ancak uğrayacakları gazabı artırır. İnkârcıların inkârı, ancak ziyanlarını arttırır.” (Fatır 35/39)

Kur’an idrakleri de ikiye ayırır

Kur’an tüm bu ayrımlara neden olan şeylerin ruh, akıl, kalp, nefis, şeytanlar gibi beden içindeki madde olmayan özelliklerden kaynaklandığını buyurarak ruhun ve gaybın bilgisini toptan Yüce Allah’a bırakır. Keza cinler, kehanet, şeytanlar gibi bahisleri yüzeysel geçerek insanları bilinmeyen-görünmeyene kendi izahı istikametinde inanmaya davet eder ve inananları iman etmiş sayar. Ama yine Kur’an insanın egosunu nefsi olarak tanımlayarak insan olmanın zaaflarını şehvet istikametinde yanlış kullananları örnekler, şeytana ve şeytani akıllara tabi olanları yerden yere vurur.

Yine Kur’an nefse ve şeytana uyanları sapanlar, haddi aşanlar, iflah olmazlar diye göstererek şeytanı insanın en büyük düşmanı olarak tanımlar ve şeytan işi pisliklerden uzak durulmasını emreder. Bu pislikler ise kumar, şarap, fal ile sınırlı değil ve aksine-tamamen “ŞİRK ve uzantıları”dır.

“O şeytan sizi ancak kendi dostlarından korkutuyor. Onlardan korkmayın, eğer mü’min iseniz, benden korkun.” (Al-i İmran 3/175)

Çünkü Kur’an insanları Allah’a ve Peygambere biada, itaate çağırır. Peygamber dini Kur’an’dan öğrendiği ve Kur’an ile eğitildiği için zaten Allah kelamından başka din adına bir şey söylemesi mümkün olmadığından da peygambere de inanılmasını ve takip edilmesini ister. Lakin yine Kur’an kişilerle ve olayların detayıyla değil mesaj ve mana ile ilgili bir İLKELER BÜTÜNÜDÜR. Yani kıssalarda kişi isimlerini zikretmek yerine o ilkeyi evrensel boyuta taşıyacak ifadeler kullanarak İslam’ı kıyamete kadar baki kalacak tek din olarak tasvir eder. Hz. Peygamberin vefatıyla İslam aleminin yaşayan örnekten ziyade yaşayan Kur’an’a tabi olmasını emreder ve bu Kur’ani ilkelerin hayata egemen kılınmasını buyurur.

“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.” (Nisa 4/48)

Sonuç olarak;

Hayat ve yaratılış farklı kutupların, zıtlıkların üzerine inşa edilmiştir. Gündüz ve gece, doğru ve yanlış, tam ve eksik yan yanadır ve tamamı sınav gereğidir, birbirini dengeler ve terazinin iki kefesi de muazzam bir denklik içindedir. Kainattaki yıldızlar arası mesafeden, bedendeki hücrelerin mikron farklarına kadar her şey bir ilim ve kudret iledir ki iman eden kalpler bunu görmekte zorlanmazlar.

İman denilen hidayet vesilesi bu zıtlıklar (seçenekler, tercihler) içinde doğru ve hak olanı seçmek, aksini reddetmekle kalmayıp o yanlışı mağlup etmeye çalışmaktır.

İblis insanı kandıracağına, Yüce Allah imanlı kulları kandırmayacağına ahdetmiştir.

İnsan için esas olan Allah dostları yanında taraf olmak ve Allah düşmanlarını düşman bilmektir.

Bu yazılanları anlayabilmek ve hemen şimdi doğru tarafa geçmek ise iman etmek için ilk adımdır.

Rabbim bizleri Kur’an yolundan ayırmasın. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Peygamberi şirke alet etmek nasıl olur

Peygamberleri öldürmek

Peygamberleri öldürmek Dinler tarihi aynı zamanda insanlık tarihidir ve hiçbir ümmet Peygambersiz kalmamış, vahiyden kısmetsiz ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

− 1 = 6