Anasayfa / ALLAH (cc) / Kur’an üzerine yeminleşmek – Mübahale
imanilmihali.com
Kur'an

Kur’an üzerine yeminleşmek – Mübahale

Kur’an üzerine yeminleşmek – Mübahale

“Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Biz de siz de toplanalım. Sonra gönülden dua edelim de, Allah’ın lânetini (aramızdan) yalan söyleyenlerin üstüne atalım.” (Al-i İmran 3/61)

Bu âyete, mubâhele (lanetleşme) âyeti denir ki, “Hangi taraf yalancı ise ona Allah lanet etsin.” diye karşılıklı olarak lanetleşmek, bir konuda haklı olanın ortaya çıkması için usulünce lânetleşmek demektir.

Ayete konu olan Necran (Hristiyan) delegeleri Peygamberimizle müzakere esnasında “Kur’an, Hz.İsa’nın babasız doğduğunu kabul ettiğine göre, onun Allah olması gerekir” iddiasında bulundular. Bunun üzerine Hz. Peygamber, hakkın ortaya çıkması için onları mubâhaleye davet etti. Ancak heyetin reylerinin sahibi olan reisleri Âkıb Abdu’l-Mesih’in reyi ile bu lanetleşme teklifini kabul edemedi. Onlar üzerinde en kuvvetli hüküm bu oldu, bir anlaşma ile İslâm devletinin uyruğuna girmeyi kabul edip gittiler.

Detaylı bilgi ve ayetin nüzulüyle alakalı olaya dair evvelki yazımıza buradan ulaşılabilir.

Görülen ve anlaşılan odur ki küfür cephesinin en derin iddia sahipleri bile hak karşısında yenilmeye mahkum ve en derin inkarcılar bile azaptan korkar haldedir. Riya ve münafıklık anımsatan bu korku ile lanetleşmeye yanaşmamak iddialarında yeterince ısrarcı olamamaları ve şüphelerle dolu oldukları manasınadır.

Ayet müslüman olmayan bir heyete karşı lanetleşmeyi anlattığı için bazı din adamlarınca bu uygulamanın sadece müslüman olmayanlara uygulanabileceği iddia edilmiştir. Doğrudur yalnız unutulmaması gereken başka bir husus ta şudur ki inkarcı, riyakar ve batıl taraf savunucularının kimliklerinde yazan “müslüman” ibaresi onları mübahaleden kurtaramaz ve onlarla lanetleşme yapılabilir ve yapılmalıdır. Çünkü bahsolunan inatlaşma, Allah’ın kudret ve yardımıyla haksız ve batıl olan tarafın mübahalede ortaya konan yakınları ve akrabaları ile birlikte yerle bir edilmesidir ki karşı tarafın Allah’ı inkar suçu sabittir. O halde bu inkâr suçunu işleyenler Müslüman olamaz ve mübahaleyi hak eder.

Bir diğer ayrıntı da şudur ki inancı zayıf, mesnetsiz, batıl olanlar asla bu mübahaleyi göze alamazlar. Bu kesime inkarcı münafık, müşrik, mürai ve kafirler dahildir. Nitekim beşeri heves ve arzuları ile ilerledikleri inkâr yollarında lanetleşmeyi göze almadan yürümek onlar için daha emindir. Allah’ı inkâr suçu işlemeyecek Müslümanlar içinse mübahale zaten söz konusu olamaz. Çünkü mübahaleye esas bir lanetleşme ihtiyacı yoktur.

Ayet bize “Mülâane” ve “Lian” kelimelerini de anımsatır lakin daha ziyade boşanma ve zina hakkındaki iddialara ait karşılıklı yeminleşme ve lanet dilemeyi esas alan bu terimler ile dini inkara ait mübahaleyi karıştırmamak lazım gelir.

Dahası bazı maksatlı kesimlerin iddia ettikleri gibi mübahale Allah’a yalvarmak ve hakkı göstermesini istemek değil aksine ve çok daha kesin olarak inkârda haddi aşanların (kim haksızsa) lanete ve cezaya mazhar olmasını dilemektir. Bu cesaret isteyen bir iştir. Boşanma ve zina hukukundaki yeminleşme ise eşlerin diğeri hakkında iddiasında haklı olduğuna dair verdiği yeminli ifadedir ve yalancının ateşlere mahkûm olmasının dilenmesidir.

Özetle; mübahale bizzat Peygamberimizce uygulanmış, hakkında ayet nüzul olmuş, ciddi, sabit, iddialaşma, yeminleşme, lanetleşmedir. Hadisin ifadesiyle bunun akabinde haksız olan tarafı kısa vadede büyük cezalar beklemektedir. Yani mübahale hafife alınacak bir şey değildir. Boşanma hukukundaki yemin ve iddialar ise eşleri bağlayan aile içi hukukla ilgili şeylerdir ve bu konuyla karıştırılmamalıdır.

Modern zamanda mübahaleyi “müslüman olmayanlara uygulanır” şartıyla devre dışı bırakan zihniyet bizzat bundan kaçanlardır ki inkârlarını çeşitli münafıklık ve riyalarla süsleyerek payelenmeye devam etmektedirler. Küfür kokulu tüm meselelerde, her an uygulanabilecek bu konudan ısrarla kaçmalarının sebebi; cezadan kurtularak cahilleri kandırmaya devam edebilmeleri, sözde cezayı ölüm sonrasına ertelemek istemeleri ve asla hak ile savaşa girememeleridir. Yani mübahale ile çoğu kalbi mesele süratle cevap bulabilecekken, bundan kaçınmakla meseleler riyaya müsait olarak kan emmeye devam etmektedir.

Bu meselenin toplumda ve özellikle din literatüründe yeterince yer bulamıyor olması, toplumda Müslüman görünümlü sayısız münafık ve kâfirin varlığı sebebiyledir ki mübahaleyi sadece küfür cephesine atfetmek, müşriklerle sınırlamak, münafıkları koruma ve kâfirlerle işbirlikçi sözde Müslümanları saklama maksatlıdır.

Meşruluk ve caizlik meselesinde olduğu gibi bazı toplumsal ve özellikle siyasi meseleler karşılıklı anlaşma veya hukuk yoluyla çözülemez ve kimin haklı ve doğru olduğu kestirilemez. Bu durumu bilen Yüce Allah, kelamı Kur’an’da bunun cevabını vermiş ve eşler arası iftira bahsinde olduğu gibi, inanç ve inkar çatışmasında da mübadeleyi esas kılarak hatta emrederek gerçeğin yara almamasını dilemiştir.

Bu durumda toplumsal ve içtimai meselelerin çözüme kavuşturulmasında mübahale geçerli ve güzel bir yoldur. Bunun sadece kâfirlere uygulanır olduğunu iddia edenler, mübahaleden kaçan sinsi münafıklardır ki mübadeleyi kafirlerle sınırlayanların zaten ayetlerin hükmüne saygı ve sevgileri olmadığı için onlar küfür cephesinden sayılırlar.

Yine riyaya karşı en etkili yol olan mübadeleyi reddedenler, gizli şirk olan riyanın köleleridir ki onların müşriklik durumları onları otomatikman küfür cephesine tabi kılar.

Bu mübahaleden kaçınmak haksızlığı kabul ve gerçeği arayışı reddetmektir ki kaçınanların haksızlığı da meşruluk kazanır. Bu yüzden gerek eşler arasındaki yeminleşme olsun (yalan söyleyenin cehennem ateşlerine mahkumiyeti üzerine yeminleşme, lian) gerek gerçeği arayışlardaki mübahale olsun Kur’an ve Allah üzerine yapılan BÜYÜK YEMİNLERDİR ki saklısı, mazereti, bahanesi, nüansı yoktur, tamamen bilinçli, sonuca razı iddia ve inatlaşmadır. Çünkü sonu tıpkı şeytan (iblis) gibi cehennemle lanetlenmeyi göze almaktır, kısaca şeytanlaşmaktır. 

O halde Kur’an’a ve Hz. Peygamber’e (sünnete) müracat dahi edilmeden iddialaşmak, küfürde ısrar etmek, hele ki bu durumda haklı tarafı hukuksal ve beşeri kıskaçlarla mengenelere tabi kılmak yanlıştır. Kalp ve aklın çatıştığı, gerçeğin ortaya konulamadığı bu durumda doğru olan sonuçlarına razı olarak yemin etmektir ki işte bunun adı mübahaledir.

Allah doğruyu daima bilendir. Mübahale ise gerçeği herkes bilsin diyedir. Mübahale yaşandıktan sonra gerçek ne zaman ve nasıl ortaya çıkar bilinmez ancak kesin olan bir şey vardır ki yalan ve iftira cephesi o mübahale ile cennetlerden ve Allah rızasından vazgeçmiş demektir.

Şimdi …

Toplumu meşgul eden çoğu meseleye bir de bu pencereden bakarsak, hak ve adalet arayışlarında taraflar haklı olduğu iddiasındadır ve bizlerce bunun çözümü mübahale iledir. Gelinsin ve yeminleşilsin ki toplum da kimin kaçtığını ve kimin doğrulukta sebat ettiğini öğrenebilsin. Öğrenilemese de Yüce Allah’ın o yalancı iftiracılara azabı iyice hak olsun.

Ama görülecektir ki tıpkı Kur’an üzerine veya Allah adıyla yemin edilemeyişi gibi, küfür cephesi o mübahaleden kaçınacaktır. Bu da zaten haksızlıklarının ispatıdır. Eşler arası yeminleşmede öyledir ki kesin yeminleşmeden kaçınan eş yalan söylüyor demektir.

Peki topluma düşen nedir? Müslüman camianın gerçekten başka sevgilisi olmayacağına göre … mübahaleye razı tarafı desteklemek ve mübahaleden kaçanlara yalancı muamelesi yapmak ve gerçeği desteklemektir.

Doğruyu arayıp bulanlar, doğrudan yana olanlar dünyada da ahirette de gülecek olanlardır.

Yalan ve iftirayı, doğrunun üzerine çıkarmaya çalışanlar ise meşruluğa sığınıp caizliği göz ardı eden yalancılardır. Bunları destekleyenlerin durumu da aynen bunlar gibidir.

Müslüman, Allah’a teslim olandır ve yalancıların Allah ile irtibatı sadece azap boyutunda olduğu için, haksızlık karşısında susanlar da dilsiz şeytanlardır ve Allah’dan görecekleri karşılık sadece yakıcı ateşler olacaktır.

İslam, sadece Allah’a teslimiyet, huzur, barış ve esenlik demektir. İftiracılarla bir olmak, iftira etmek ise İslam’dan çıkmaya razı olmaktır.

İman ve güven sadece Allah’adır.

O halde, doğru cevap daima iman, Kur’an ve İslam yolunda yürümek, Allah rızasından başka niyet taşımamak, küfür cephesinin gerçek yüzünü görmeye çalışmak ve görmektir.

Mübahale bu nedenle sadece siyasi, toplumsal meselelerde de değil, yaşamın tüm alanlarında makul ve makbul bir yöntemdir ve deneyince görülecektir ki çoğu riyakar müşrik yalanlarını cesaretle savunurken … mübahaleden fersah fersah kaçınacaktır.

Riyanın, münafıklığın, küfrün ortaya çıkarılmasında en etkili yöntem olan mübahale bu nedenle din fıkıh ve literatüründe genişçe yer bulmasına ve Peygamberimizce sıkça uygulanmasına rağmen, bu riya ve münafıklık dolu zaman diliminde unutturulmaya çalışılan bir nimettir.

Unutturmaya çalışanlar ise daima münafıklar güruhudur.

Yoksa … tüm kamu ve tüzel kişiliklerde görev alan yönetici yeminlerinin Kur’an üzerine olmayışı bu sebeple midir?

Bu yazıyı okudunuz mu?

Atatürk’ün Dini Yönü ve Din Eğitimine Bakışı

Atatürkçülüğün dini yönden analizi

Atatürkçülüğün dini yönden analizi İslam dini, ahiret yaşamı dahil kıyamete dek ve kıyamet sonrası tüm ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir