Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Kur’an’a göre annelik kavramı
imanilmihali.com
Kur’an’a göre annelik kavramı

Kur’an’a göre annelik kavramı

Kur’an’a göre annelik kavramı

Yüce Allah, fıtratta kullarından misakını tam bilemeyeceğimiz mahiyette melekleriyle gebelik veya doğum öncesi alır. Yani kulun Yüce Rabbi ve onu karnında taşıyarak hayata getirecek (vesile olacak) annesiyle alakası daha doğmadan başlar ve hayat boyu devam eder. Allah emaneti çocukların o aileye nasip olması ise mahiyetini bilemeyeceğimiz bir kaderdir ama şunu çok iyi biliriz ki o evlat aileye ve o aile evlada birer sınavdır.

Şefkat, sevgi, terbiye ve fedakarlığı övülen, rahmetli bir vesileye bizzata aracı yapılan annelik makamı, Yüce Kur’an’da tıpkı babalık makamı gibi yüceltilen ve saygıdeğer bir görevdir. Bu görevlerin hakkının verilmesi ve gereğinin yapılması da kulun en az kendi hayatı kadar mühimdir ve inşallah sevabı da bol olacaktır.

Anne ve evlat arası ilişkinin doğum öncesinden başlaması ve kan bağının olması evlat baba ilişkisinden biraz fark gösterir ki bebeğin emzirme ve bebeklik döneminde annenin daha etkin rolü ve emzirme yoluyla bebeğe anneden geçen bilinen ve bilinmeyen değerlerin varlığı anne ile evlat arasında aşılmaz bağlar kurar. Anneler nihayetinde Yüce Allah’ın bir hikmetine vesile olur, bir yaratılış emrine tabi olur ama asla yaratmaz. Çünkü Yaratan yani hayatı veren sadece Allah’tır. Annelik makamı ise bir aracı kurumdur lakin bu makamın haysiyet ve onuruna calel getirmez.

Anne ve babanın ama özellikle annenin bebeklik ve çocukluk yıllarında sarf ettiği emek ve gayret takdire ve mükafata her daim layık olduğu içindir ki evlatlar için iyilik yapılacak, gözetilecek ilk şey anne ve babalardır.

“O, sizi bir tek nefisten yarattı. Sonra ondan eşini var etti. Sizin için hayvanlardan (erkek ve dişi olarak) sekiz eş yarattı. Sizi annelerinizin karnında bir yaratılıştan öbürüne geçirerek üç (kat) karanlık içinde oluşturuyor. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Mülk (mutlak hâkimiyet) yalnız O’nundur. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde, nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?” (Zümer 39/6)

Şu konuya bir açıklık getirmek gerekirse anladığımız kadarıyla ayetler bize çocuklar reşit olana kadar evlatlardan tam mesuliyeti ama sonrasında çocukların kendi mesuliyetini emrederken, anne ve babalara dair evlatların reşit olmakla başlayan mesuliyeti ömür boyu sürer ve bu manada anne ve babalar evlatların çocukları gibidir. Yani 15 yaşına gelene dek anne ve baba çocuğa bakacak, bu yaştan sonra evlat ana babaya bakacaktır. Bunun aksi yani evlatların anne babalarını unutup kendi reşit evlatlarına (ve onların geleceğine) yoğunlaşması doğru olmayacaktır. Bu da yapılmalıdır ama öncelik anne ve babalardadır. Çünkü güçten kesilen, sağlıkları bozulan, fiziki yeterlilikleri azalan ebeveynlerin önceliği buradadır ve genç ergenlerin dinamiklikleri onları bakım ve alaka bahsinde geriye atar. Evlatta anne-babada kutsaldır lakin Peygamberimizin ifadesiyle iyilik ve alaka gösterilecek ilk üç sıra annelere ve dördüncü sıra babalara aittir.

“İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi, onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: “Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır.” (Lokman 31/14)

“Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.” (İsra 17/23)

“(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.” (E’nam 6/151)

“Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: “Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.” (Ahkaf 46/15)

“Hani, biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekâtı vereceksiniz” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.” (Bakara 2/83)

Kur’an’a göre annelik kavramı içinde emzirme bahsi maalesef göz ardı edilen Kur’ani emirlerdendir. Sağlık durumları ve doktor tavsiyeleri hariç tutulabilirse de ayetler emzirmenin önemi ve süresini açıkça emretmektedir ki bu emzirme olayında bilmediğimiz tıbbi ve ilahi hikmetlerin de varlığına işarettir.

“-Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için- anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir. Hiçbir kimseye gücünün üstünde bir yük ve sorumluluk teklif edilmez. -Hiçbir anne ve hiçbir baba çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın- (Baba ölmüşse) mirasçı da aynı şeyle sorumludur. Eğer (anne ve baba) kendi aralarında danışıp anlaşarak (iki yıl dolmadan) çocuğu sütten kesmek isterlerse, onlara günah yoktur. Eğer çocuklarınızı (bir sütanneye) emzirtmek isterseniz, örfe uygun olarak vereceğiniz ücreti güzelce ödediğiniz takdirde size bir günah yoktur. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah, yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir.” (Bakara 2/233)

Annelik makamının bu denli kutsal olmasının bir sonucu olarak nikah bahsinde de anneler mahrem dışı tutulmuş ve zinhar her türlü bedensel sapık ilişki yasaklanmıştır. Burada kan bağı yanısıra kutsal bağlar da söz konusudur ve dinin emri anneye layık olduğu değeri vermek şeklindedir.

“Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi (nikâh altında) bir araya getirmeniz. Ancak geçenler (önceden yapılan bu tür evlilikler) başka. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Nisa 4/23)

Annelerle evlatlar arasındaki bu mahremiyet ilişkisi aile içi denilen özel hayatlara da yansır ve evlatlar ile anneler ve babalar arası tıpkı kardeşler arası olduğu gibi ahlaksızlıklar temelden engellenirken, diğer insanların olaya bakışlarındaki şer unsurlarda en baştan defedilir. Çünkü en büyük yasaklardan olan anne-baba ve evlat ilişkisi ile kardeşler arası her türlü sapık münasebet tamamen ve baştan sona yasaktır. Zaten kalplerde, akıllarda yüreklerde zerre iman var ise bunun aksine müsaade edemez.

“Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur. Kendi evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sahip olduğunuz evlerde ya da dostlarınızın evlerinde yemek yemenizde de bir sakınca yoktur…” (Nur 24/61)

Ayetlerde annelik adı altında en çok anılan insanların başında şüphesiz Hz. İsa Peygamberin annesi Hz. Meryem gelir. İsa Peygamberin Cebrail (as) yardımıyla ve Allah’ın, o zorlu zulüm yıllarında, peygamberini doğuştan himayesi gereği emrettiği bu yol kullar için hem bir ayettir hem annelik makamında bizlerin anlayamayacağı bazı ilhamların da varlığını gösterir. Yani risalet sahibi peygamberlerin anneleri ve özellikle Hz. Meryem de ilhama (veya vahye) tabidir, Cebrail (as)’ı görmüştür.

“Meryem oğlu Mesih, sadece bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler geldi geçti. Onun annesi de dosdoğru bir kadındır. (Nasıl ilâh olabilirler?) İkisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz. Sonra bak ki, nasıl da (haktan) çevriliyorlar.” (Maide 5/75)

“O gün Allah, şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerindeki ve annen üzerindeki nimetimi düşün. Hani, seni Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim…” (Maide 5/110)

“Allah, şöyle dedi: “İstediğin sana verildi ey Mûsâ! Andolsun, biz sana bir kere daha iyilikte bulunmuştuk. Hani annene ilham edilmesi gereken şeyleri ilham etmiştik: “Onu (bebek Mûsâ’yı) sandığın içine koy ve denize (Nil’e) bırak ki, deniz onu kıyıya atsın da kendisini, hem bana düşman, hem de ona düşman olan birisi (Firavun) alsın. Sana da, ey Mûsâ, sevilesin ve gözetimimizde yetiştirilesin diye tarafımızdan bir sevgi bırakmıştım. Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidiyor ve “size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?” diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük. ..” (Ta ha 20/36-40)

Anne babaya iyi davranmak bir emirken, böyle davrananlar da ayetlerde açıkça övülür ve bu övme kayda değer bir sevap mekanizması ve takva göstergesidir.

“ (Yahya, dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) “Ey Yahya, kitaba sımsıkı sarıl” dedik. Biz, ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah’tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi.” (Meryem 19/12-14)

Anne-babalar aynı zamanda güvenilir ve sadık, yakın ve özel insanlardır ki sözleri muteber ve şahitlikleri doğrudur, öyle olmalıdır. Nitekim vasiyet bahsinde de adlarının sayılıyor olması bize gösterir ki anne ve baba hem verasete şahit olacak hem vasiyetten elbet bir pay alacaktır. İslam hukukunun (miras hukuku) şimdiki halinden fark gösteren bu müessese konumuz değildir lakin ayet ortadadır ve anne babanın muhtaçlığının engellenmesinin hedeflendiği bu ayet bize ne yapmamız gerektiğini söyler. Bu en azından şu demektir ki evlatlar anne babalarının maddi ihtiyaçları için de her zaman ve hatta vefat ettikten sonra bile tedbir almak ve ilgilenmek mesuliyetindedir.

“Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır (mal) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya meşru bir tarzda vasiyette bulunması -Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir hak olarak- size farz kılındı.” (Bakara 2/180)

Evlatların yaşarken maddi ve manevi olarak yardımlarında zaten öncelik anne-baba, akrabaya, muhtaçlara ve yolda kalmışlaradır. Yani yardım ve infak bahsinde öncelik yakın çemberden başlayarak aile ve akrabaya ve şahit olunan ihtiyaç sahiplerine yapılacaktır. Yetimler ise her zaman iman kardeşlerinin ortak evladıdır ve önceliklidir.

“Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir.” (Bakara 2/215)

“Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” (Nisa 4/36)

Gerek İbrahim Peygamber (as) ve gerekse diğer kıssalarda anne ve babayla alakalı bu mukaddes görevler sıralanırken ve öncelikle yardım edilmesi emredilirken çok önemli bir bahse parmak basılmaktadır ki bu bahis adalet ve doğruluk bahsidir. Küfür ve inkarda ileri gitmiş, şirkin adeta kılıcı haline gelmiş anne ve babalara karşı evlatların vazifeleri beşeri planda devam ederken ilahi boyutta tebliğden ileri gitmeyecek ve evlatlar anne babalarının hak ve adalet, iman ve din aleyhine emir ve isteklerine asla değer vermeyecektir. Çünkü bu Kur’an’ın ata kabulleri dediği çarpık tabulara riayet etmek demektir ve başlı başına şirktir.

Öte yandan en sevdiğimiz, bize yetiştiren anne ve babalarımızın aleyhine bile olsa Allah adına şahitlikte adaleti ayakta tutmak Allah’ın emridir. Yani anne-baba veya kardeşler hakkında yalan şahitlik yapmak hatta gerçeği saklamak Allah emirlerine karşı gelmektir. Burada en mühim notalardan biri şudur ki gerçeği saklamak ile yalan söylemek aynı şeydir çünkü her ikisi de hak’kın hak’kı olana iadesine engel olmaktadır.

“Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Nisa 4/135)

Tüm imani meselelerde olduğu gibi İblis ve şeytanlar bu bahiste de devrede olacak ve kullar arası bu kutsal ilişkiyi zedelemeye, sapık düşüncelere hayat vermeye, aile içindeki kulları tek tek veya tümden karanlığa sürüklemeye çalışacaktır. Ayetler bize ilk Peygamber ve ilk insan Adem (as) ve eşinin cennetten kovulma bahsini defaten tekrar ederek şeytanlar hakkında yeterli bilgi vermekte ve ayetlerin devamı bizi ikaz etmektedir. Cennetlerden kovulmaya sebep ve dünya sınavının menfi kutbu vazifesindeki şeytanların görevi kulları sapıtmak ve Allah yolundan uzaklaştırmaktır ki Adem (as) ve eşinin başına gelenlerin ayetlerde defalarca hikaye edilmesi bu yüzdendir.

“Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. Çünkü o ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır.” (A’raf 7/27)

Aile içi ilişki ve bağlar bu merkezdeyken, bu muazzam sevgi yumağı her türlü pislik v çirkinlikten uzakken, evlat ana-baba ilişkisi et ve tırnak misali kadar kuvvetliyken ayetle yapılan uyarı bir ahiret mucizesini gözler önüne serer ki bu da o gün her kulun kendi derdine düşeceği ve en yakını olan evladını bile unutacağı kadar dehşetli bir gün yaşanacağına dairdir. Burada kast edilen kaçma eylemi daha ziyade vazifesinde kusuru bulunmayla, yeteri kadar alakadar olmamayla alakalıysa da diğer tüm günahların ağırlığı nedeniyle aileler yaşarken tespit edemedikleri sayısız günahın akibetine şahit olmakla hem ahiretin hem de en yakınlarının gerçek suretini orada net olarak görecektir. Kimse günahsız olmadığı için de bu durum herkes için geçerli olacaktır.

“Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.” (Abese 80/33-37)

Kısaca özetleyecek olursak; anne müessesi ve anne-evlat ilişkisi doğum öncesinden başlayarak hayatın sonuna kadar devam eden, içinde sayısız fiziki ve ilahi hikmet barındıran mukaddes bir ilişkidir. Bu ilişki her iki tarafa da hem mesuliyet yükler hem sevgi ve şefkat üretir. Reşit olana kadar evlada gösterilen ilgi sonraları tersine döner ve bu kez evlat anne-babaya bakmakla mükellef olur. Annelerin bebeklik ve çocukluk zamanlarında reşit olana dek evlatlara gösterdiği fedakarlık azımsanamayacak bir değerdedir ve evladın vefası onlara ecele kadar bakmakla bile ödenemez.

Anneleri olmayan evlatlar veya evladı olmayan annelerin durumunun hikmeti muhakkak Allah’tandır lakin evlat ve anne ilişkisinin sınırları mutlak ve kesin olarak çizilmiştir. Bu koşulsuz sevgi ve güvenin tek istisnası anne-babanın veya tam tersi evladın adaletten şaşması halidir ki dine karşı bu isyanda savunulacak veya istiğfar (mağfiret) edilecek bir yönde yoktur. Peygamber babası için bile geçerli olmayan bu başkaları için af dileme müessesi de bize şunu gösterir ki ahiret yurdunda kimsenin kimseye faydası olmayacak, her koyun adeta kendi bacağından asılacaktır.

Aile dışı birilerine veya bizzat Yaratan’a karşı işlenen suçlarda da Allah’ın emri, aile aleyhine bile olsa adaletten yanadır. Bu da şunu gösterir ki en yüce insan değeri ve insan ilişkisinden bile çok daha önemli ve kıymetli olan duygunun adı adalettir.

Ayetlerde emredilen bu bahislerin özeti ise şudur ki; evlatlar anne-babalara öf bile dememeli, gönüllerini hoş tutmalı, sadece anneler gününde değil senenin her günü, günün her saati imkanlar ölçüsünde ama ihmale fırsat tanımadan evlatlık görevini yerine getirmelidir.

Beşeri hayatın koşturmacaları arasına sıkışıp kalan ilgisizliklerin Allah katında mazereti olmayacaktır. Anneler hala yaşıyorken evlatlar kendilerini annesizliğe, anneleri de evlatsızlığa mahkum ederlerse bunun adı zulümdür. 

Anneler için de görev adledilen husus şudur ki, anneler masum, namuslu, fedakar, iyi niyetli, sevgi dolu ve ahlaklı olmak, evladına Allah emaneti gözüyle bakmak ve imandan taviz vermemekle mükelleftir.

Beşeri olarak anne evlada ve evlat anneyle alakadar olmalı ve iyi zanda bulunmalı, kızmak, küsmek gibi taşkınlıklar yapmamalıdır. Hele ki cari –beşeri meselelerin bu kutsal ilişkiyi bozmasına müsade edilmemelidir.

Kur’an’a göre annelik kavramı dahilinde kulun yapacağı infak ve yardımların anneden başlayarak dış çembere doğru yayılması da bize gösterir ki ilahi kudretin en büyük nişanelerinden olan hayat sıfatına vesile olan anneler, icra ettikleri bu görev ve çocuğa verdikleri itina ve terbiye ile inşallah mükafata da mazhar olacaklardır. Evlatlar bu yüzden tıpkı bebeklik ve çocukluklarındaki muhtaçlıkları gibi muhtaç hale gelen anne-babalarına daha fazla önem vermek mecburiyetindedir.

Muhakkak ki bu itaat ve koşulsuz sevginin tek istisnası Allah yolunda olma kaydıdır ki bunun aksi istikametteki sadakat, istek ve ihtiyaçların zaten kendisi küfür, karşılanması da küfürdür.

Şehit anneleri ise tıpkı yetim çocuklar gibi Allah emanetidir ve tüm iman kardeşlerinin ortak annesi ve evladıdır.

Dünya sınavının önemli bahislerinden birisi olan anne-evlat ilişkisinin bir diğer yanı da özürlü anne veya evlada sahip olmaktır ki bu başlı başına bir sınavdır.

Evlada veya anneye menfi davranan, şiddet ve zulüm uygulayan insanların ise yeri inşallah cehennemler olacak ve bu kutsal müesseseye ve topluma verdikleri zarar nedeniyle inşallah iki kez cezalandırılacaklardır.

Evlat sahip olmaya çalıştığı halde olamayanlar da bilmelidir ki bunun mutlaka ilahi bir hikmeti ve zamanı vardır. Sabretmek erdemdir ve isyan edip kibirlenmek insanı küfre sokar.

Sahipsiz bir yetimi evlat edinen ve öz evladı gibi bakımını üstlenirken sevgi ve şefkatten, fedakarlık ve hakkaniyetten taviz vermeyenler ise inşallah bunun sevabını misliyle alacaktır.

Özetle; tüm anne babaların görevi hayırlı ve dinin istediği evlatları yetiştirmek ve terbiye etmektir. Evlatların vazifesi ise bu eğitim ve terbiyeyi almak, hayırlı ve dine uygun evlat olmaktır. Çünkü tüm hayat, her zaman ve her yerde sınavın bir parçasıdır  ve insan olmanın ilk şartı olan bahşedilmiş hayat ilk başta kendisi sınavın ilk şartıdır.

Kur’an’ın iyi zan, dürüstlük, şeref, iman, ibadet vasıflarıyla da birlikte düşünülerek bu anne-evlat ilişkisi değerlendirilmeli ve sevgi ile merhamet atbaşı götürülmelidir.

Rabbim tüm annelerimizi muhafaza eylesin, mekanlarını cennet eylesin.

Rabbim tüm kadınlara namuslu ve haysiyetli, sevgi ve şefkat dolu annelikler nasip etsin.

Rabbim tüm şehit annelerini ecellerini takiben evlatlarıyla buluştursun.

Rabbim özürlü, engelli evlat ve annelere yardım eylesin.

Rabbim tüm annelerden razı olsun. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir