Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kitaplara iman / Kur’an’a iman
imanilmihali.com
Kur'an'a iman

Kur’an’a iman

Kur’an’a iman

Yüce Kur’an; Allah kelamı, hak ile batılı ayıran bir hidayet rehberi, mü’minler için müjde verici, kafirler için azap habercisi, bir öğüt ve yaşam kılavuzu, apaçık bir delil, bir uyarı, kalplere şifa ve rahmettir.
“Şüphesiz o Kur’an, hak ile batılı ayırd eden bir sözdür.” (Tarık 86/13)
“De ki: “Her kim Cebrail’e düşman ise, bilsin ki o, Allah’ın izni ile Kur’an’ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü’minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak senin kalbine indirmiştir.” (Bakara 2/97)
“Bu (Kur’an), insanlar için bir açıklama, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidayet ve bir öğüttür.” (Al-i İmran 3/138)
“Ey insanlar! Size Rabbinizden kesin bir delil (Hz. Muhammed) geldi ve size apaçık bir nur (Kur’an) indirdik.” (Nisa 4/174)
“Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.” (İbrahim 14/52)
“Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur’an, uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan ve inanan bir toplum için de bir yol gösterici ve bir rahmettir.” (Yusuf 12/111)
“İşte, o peygamberler, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy. De ki: “Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur’an), bütün âlemler için ancak bir uyarıdır.” (En’am 6/90)
“Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifâ ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur’an) geldi.” (Yunus 10/57)
O Kur’an Yüce Allah’ın tüm kitaplarının hakikatini açıklayan, saklanan, değiştirilen ayetleri gün yüzüne çıkaran apaçık bir delildir.
“Ey kitap ehli! Artık size elçimiz (Muhammed) gelmiştir. O, kitabınızdan gizleyip durduğunuz gerçeklerden birçoğunu sizlere açıklıyor, birçoğunu da affediyor. İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir.” (Maide 5/15)
O, Kur’an bir öğüttür. Kimse zorla imana sokulamaz. Din samimiyet, Kur’an rehber ve İslam Allah’a kalpten teslimiyettir. Kur’an’ı yaşamına sokmayanlar elbet cezasını layıkıyla görecektir. Bunun için zorlamaya gerek yoktur çünkü Allah öyle dilemektedir. Yoksa o dileseydi bir tek debelenen canlı iman etmeden kalabilir miydi?
“Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Hiç kimsenin kazandığı yüzünden mahrumiyete sürüklenmemesi için Kur’an ile öğüt ver. Yoksa ona Allah’tan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi. (Kurtuluşu için) her türlü fidyeyi verse de bu ondan kabul edilmez. İşte onlar kazandıkları yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. Küfre saplanıp kalmalarından dolayı onlara çılgınca kaynamış bir içecek ve elem dolu bir azap vardır.” (En’am 6/70)
“İşte bu (Kur’an) da, bereket kaynağı, kendinden öncekileri (ilâhî kitapları) tasdik eden ve şehirler anasını (Mekke’yi) ve bütün çevresini (tüm insanlığı) uyarasın diye indirdiğimiz bir kitaptır. Ahirete iman edenler, ona da inanırlar. Onlar namazlarını vaktinde kılarlar.” (En’am 6/92)
“De ki: “Ey insanlar, size Rabbinizden gerçek (Kur’an) gelmiştir. Artık kim doğru yola girerse, ancak kendisi için girer. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Ben sizden sorumlu değilim.” (Yunus 10/108)
“Aralarında hüküm vermek için Allah’a (Kur’an’a) ve Resûlüne davet edildiklerinde, mü’minlerin söyleyeceği söz ancak, “işittik ve iman ettik” demeleridir. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Nur 24/51)
Şüphesiz Kur’an, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür. Şüphesiz biz, içinizden yalanlayanların olduğunu elbette biliyoruz. Şüphesiz Kur’an, kâfirler için mutlaka bir pişmanlık sebebidir. Şüphesiz Kur’an, gerçek kesin bilgidir. (Hakka 69/48-51)
“Kur’an, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü’minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.” (Neml 27/2,3)
“(Ey Muhammed!) De ki: “Bundan (tebliğ görevinden) dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ben kendiliğinden yükümlülük altına girenlerden değilim. Bu Kur’an, âlemler için ancak bir öğüttür. Onun haberlerinin doğruluğunu bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz.” (Sad 38/86-88)
“(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı) insanlar için, hak olarak indirdik. Kim doğru yola girerse, kendisi için girmiş olur. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapar. Sen onlara vekil değilsin.” (Zümer 39/41)
“Eğer biz, bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan başını eğerek parça parça olmuş görürdün. İşte misaller! Biz onları insanlara düşünsünler diye veriyoruz.” (Haşr 59/21)
Kur’an Müslüman olmanın ilk şartı olan imanın apaçık delili ve Allah’a teslim olmanın ilk şartıdır. Kur’an Allah’ın varlığının, Tek’liğinin, sonsuz kudret ve ilim sahibi olduğunun en kuvvetli ve açık delilidir. Bu yüzden Kur’an’a hak ettiği değeri vermek Allah’a iman etmek ve teslim olmak demektir. Bu da Müslüman olmakla eş anlamlıdır. Burada kritik noktalardan birisi Kur’an’ın tüm ayetlerine istisna yaratmaksızın iman etmektir.
“Yoksa “onu (Kur’an’ı) uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Allah’tan başka gücünüzün yettiklerini de (yardıma) çağırıp, siz de onun gibi uydurma on sûre getirin.” Eğer size (bu konuda) cevap veremedilerse, bilin ki o (Kur’an) ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir ve O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Artık Müslüman oluyor musunuz?” (Hud 11/13,14)
Mü’min kalpler Yüce Allah’ın sevgili Peygamberimize vahyettiği Kur’an’a iman eder, kalplerinde eğrilik olanlar ise O’ndan şüphe ederler. Mü’min iman edendir. Kalpten inanan, imanını dili ile korkmadan ifade edip bu imanı hayatına ibadet ve ahlakla birlikte yansıtanlar için Kur’an bir nur ve müjdedir. İmanı zayıf veya noksan olanlar içinse Kur’an bir şüphe ve haşa yaşamı zorlaştıran, helalleri haramlaştıran, kibir ve büyüklenmeleri eşitlik ilkesiyle yerle bir eden bir külfettir. Bu yüzden imanlı kalpler ayetlerin tamamına ve duyar duymaz iman ederken inanmakta zorlananlar ya inkar eder ya tereddüt ederler.
“Peygamber’e indirileni (Kur’an’ı) dinledikleri zaman hakkı tanımalarından dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. “Ey Rabbimiz! İnandık. Artık bizi (hakikate) şahitlik edenler (Muhammed’in ümmeti) ile beraber yaz” derler. “Rabbimizin, bizi salihler topluluğuyla beraber (cennete) koymasını umarken, Allah’a ve bize gelen gerçeğe ne diye inanmayalım?” (Maide 5/83,84)
“Andolsun, biz Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) vermiştik de onun hakkında ayrılığa düşülmüştü. Eğer daha önce Rabbinin bir sözü geçmemiş olsaydı, elbette aralarında hüküm verilirdi. Onlar da (müşrikler de) o Kur’an hakkında derin bir şüphe içindedirler.” (Hud 11/110)
“Eğer kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimiz (Kur’an) hakkında şüphede iseniz, haydin onun benzeri bir sûre getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah’tan başka şahitlerinizi çağırın (ve bunu ispat edin).” (Bakara 2/23)
“O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.” (Al-i İmran 3/7)
Yüce Allah her topluma bir Peygamber nasip etmiştir. Kur’an sevgili Peygamberimize vahyedilen ilahi hakikatin yazılı metnidir ve bir şeref timsalidir. Bu nedenle iman edilmeyi, okunmayı ve anlaşılmayı ister. Kur’an’ı anlayarak ve yavaş yavaş okumak bile farz bir ibadet veçhindedir.
“Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir!? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.” (En’am 6/156,157)
“Bu Kur’an, Allah’tan (indirilmiş olup) başkası tarafından uydurulmamıştır. Fakat o, kendinden öncekileri doğrulayıcı ve Kitab’ı (Allah’ın Levh-i Mahfuz’daki yazısını) açıklayıcı olarak, indirilmiştir. Bunda hiçbir şüphe yoktur. (O) âlemlerin Rabbi tarafındandır.” (Yunus 10/37)
“(Ey Muhammed!) Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur’an’dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz. Ne yerde, ne de gökte, zerre ağırlığınca, (hatta) bu zerreden daha küçük veya daha büyük olsun, hiçbir şey Rabbinden uzak (ve gizli) olmaz; hepsi muhakkak apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır.” (Yunus 10/61)
Kur’an İslam’ın farzlarındandır. Farz oluşu da Kur’an’a inanıp iman etmeyi gerektirir ki Kur’an baştan sona Allah kelamı yani Allah buyruğudur. Ahiret yurdunda tüm beşeriyet Kur’an’dan sorguya çekilecektir.
“Kur’an’ı sana farz kılan Allah, şüphesiz seni dönülecek bir yere döndürecektir. De ki: “Rabbim hidayetle geleni ve apaçık bir sapıklık içinde olanı daha iyi bilir.” (Kasas 28/85)
“Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz.” (Zuhruf 43/44)
“Artık siz Allah’a, peygamberine ve indirdiğimiz nûra (Kur’an’a) iman edin. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Tegabun 64/8)
Her inen yeni ayet Hak’kı ve hakikati bildirerek bir ilahi tebliğde bulunur. Bu tebliğ artık inkar edilemez bir sözdür. Bilindik ve duyulduk hale geldiği için de artık kulun sorumluluğu başlar. Bu sorumluluk mü’minlere sevap, kâfirlere zarar olarak yansır. Ve artık kimse duymadım, bilmiyordum diyemez. Bunun için Kur’an iyi öğrenilmeli, anlaşılmalı ve hayata mal edilmelidir. Bunu yapmanın ilk şartı da mutlaka Türkçe meal ile okumak ve demek isteneni anlamaya çalışmaktır. Arapça Kur’an’a gömülen Kafaların Kur’an’ı anlayabilmesi mümkün değildir. Bu hem Kur’an’a haksızlık hem Yüce Rabbimize vefasızlıktır. Çünkü ayetleri anlamadan okumak bile Kur’an okumamakla eş değerdir. Kutsal olan Kur’an’dır, Arapça değil! Kur’an anlaşılmadan okunursa misaller, kıssalar, emir ve yasaklar nasıl anlaşılır? Allah’ın ayetleri dururken neden birilerinin bize bu yasakları kendi yorumuyla aksettirmesine müsaade edelim? Ya o insan ayetleri değiştiriyor, saklıyorsa, haram ve helalleri değiştiriyorsa? Allah kulu ile arasına bir başka kul veya varlık dileseydi bildirirdi. Oysa “Kulum ile beni başbaşa bırak” buyurarak Hz. Peygamberi bile aracı kabul etmemiştir. Kaldı ki zorla araya girmek isteyenler menfaat odakları, zarar tohumları ve dini istenmedik istikametlere zorlayanlardır. İslam âlimlerine saygı duyup, onlardan ilim irfan öğrenmek ayrı şeydir, kişileri rableştirerek şirke batmak ayrı şey. Bunu asla istemeyen Kur’an net, basit, örnekli kelamıyla Yüce Allah’ın sınırlarını çok güzel çizerken, Sevgili Peygamberimiz söz ve davranışları ile Kur’an ayetlerinin manasını açıklarken daha başkalarının bize yollar tarif etmesine gerek yoktur. Arapça indirilmenin hikmeti dinleyenler ve tebliğ eden Peygamberimiz için dinin kolaylaştırılmasıdır. Mesele kolaylaştırmak olunca da Türkçe konuşan birisi için dinin kolaylaştırılması sadece Arapça Kur’an ile değil aynı zamanda Kur’an’ın Türkçe meali ile olur.
“Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur’an, ancak zararını artırır.” (İsra 17/82)
“Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu ancak inkârda direttiler.” (İsra 17/89)
“Ey Muhammed! Biz, Allah’a karşı gelmekten sakınanları Kur’an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilin ile (indirip) kolaylaştırdık.” (Meryem 19/97)
“İşte böylece biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar, yahut onlara bir uyarı versin diye onda tehditleri teker teker sıraladık. Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur’an’ı okumakta acele etme. “Rabbim! İlmimi arttır” de.” (Ta’ha 20/113,114)
Kur’an’ın Arapça yazılı olarak vahyedilmesi indirildiği Arap toplumunun anlayabilmesi, düşünüp öğüt alabilmesi, akıl yürütebilmesi ve hakikate temas edebilmesi içindir. O toplum başkaca bir dil konuşuyor olsaydı Kur’an muhakkak ki o dilde inerdi. Çünkü Allah insanları anlayıp bildiklerinden yani şuurlarıyla yapıp yapmadıklarından sorumlu tutar.
“Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Yusuf 12/2)
“Andolsun biz, onlar düşünüp öğüt alsınlar diye (gerçekleri) bu Kur’an’da değişik biçimlerde açıkladık. Fakat bu, onların ancak kaçışlarını artırıyor.” (İsra 17/41)
Kur’an’ı okumamaya, dinlememeye, anlamamaya, yaşamına sokmamaya çalışmak kişiyi kâfir eder, cehenneme mahkum eder. Dinleme zahmetinden kast edilen ise dinlediği takdirde anlayacağı kendi dili Arapça’dır. Yoksa burada kast edilen Arapça bilmeyen bir insanın anlamadan dinlemesi demek değildir. Arapça, uygun kıraat ile muhteşem ve temiz ahenk ile Kur’an’ı dinlemek te ibadet veçhindedir, sonsuz sevabı vardır. Ama kula asıl farz olan anlayacağı anadilde en az bir kere okumaktır.
“O gün cehennemi; gözleri Zikr’ime (Kur’an’a) karşı perdeli olan ve onu dinleme zahmetine dahi katlanamayan kâfirlerin karşısına (bütün dehşetiyle) dikeriz!” (Kehf 18/100,101)
“Eğer biz onu başka dilde bir Kur’an yapsaydık onlar mutlaka, “Onun âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Başka dilde bir kitap ve Arap bir peygamber öyle mi?” derlerdi. De ki: “O, inananlar için bir hidayet ve şifâdır. İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’an onlara kapalı ve anlaşılmaz gelir. (Sanki) onlara uzak bir yerden sesleniliyor (da anlamıyorlar).” (Fussilet 41/44)
“…Artık, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O hâlde, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun…” (Müzzemmil 73/20)
Kur’an’a iman etmeyen, O’nu hayatına sokmamakta direnenlerin ise vay haline!
“Elif Lâm Râ. Bu Kur’an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisine ait olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. Şiddetli azaptan dolayı vay kâfirlerin hâline!” (İbrahim 14/1,2)
De ki: “Gerçekten ben, apaçık bir uyarıcıyım.” Nitekim biz kendi kitaplarını parçalara ayıranlara da (kitap) indirmiştik. Ki onlar, (bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr ederek) Kur’an’ı da parça parça edenlerdir. Rabbine andolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız. (Hicr 15/89/93)
“Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu ve ahirete inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müjdeler.” (İsra 17/9,10)
Münafıklar iman etmiş görünseler de Kur’an’a uymak konusunda Hak’tan hep kaçarlar çünkü o hakikattir ve boş laflara değil kalpten gelen sese bakar. Mü’minlere düşen bu tür kâfir ve münafıkları bırakın dost edinmemeyi onların olduğu ortama bile girmemektir.
“Münafıklara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygambere gelin” dendiği zaman, onların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.” (Nisa 4/61)
“Oysa Allah size Kitap’ta (Kur’an’da) “Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.” (Nisa 4/140)
“Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygamber’e gelin” denildiğinde onlar, “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter” derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı?” (Maide 5/104)
“İçlerinden öylesi var ki ona (Kur’an’a) inanır; yine onlardan öylesi de var ki ona inanmaz. Rabbin bozguncuları daha iyi bilendir.” (Yunus 10/40)
“Biz, o Peygamber’e şiir öğretmedik. Bu, ona yaraşmaz da. O(na verdiğimiz) ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır. (Aklen ve fikren) diri olanları uyarması ve kâfirler hakkındaki o sözün (azabın) gerçekleşmesi için Kur’an’ı indirdik.” (Yasin 36/69,70)
Kur’an’ı herkes dinleyemez ve anlayamaz. Çünkü Allah buna müsaade etmez. Bu insanlar fasıklar, kâfirler ve münafıklar grubudur ve Allah dilemedikçe kalplerindeki mühürler, kulaklarındaki hastalıklar kalkmayacaktır.
Kur’an okuduğunda, seninle ahirete inanmayanların arasına gizli bir perde çekeriz. Kur’an’ı anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler, kulaklarına da ağırlık koyarız. Kur’an’da (ibadete lâyık ilâh olarak) sadece Rabbini andığın zaman arkalarına dönüp kaçarlar. (İsra 17/45,46)
İnanmayanlar sabit ve somut olmayan ayetlerin peşine düşer, “inandık iman ettik” demek yerine tartışır dururlar.
“Kim, Allah’a karşı yalan uyduran ve kendisine geldiğinde, doğruyu (Kur’an’ı) yalanlayandan daha zalimdir? Cehennemde kâfirler için kalacak bir yer mi yok!?” (Zümer 39/32)
“Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Fakat insan tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür.” (Kehf 18/54)
“İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye, yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya dek o Kur’an’dan bir şüphe içinde kalırlar.” (Hac 22/55)
Biz hiçbir kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitab vardır. Onlar zulme, haksızlığa uğratılmazlar. Ancak kâfirlerin kalbleri bu Kur’an’a karşı bir gaflet içindedir. Onların bundan başka yapageldikleri birtakım (kötü) işleri de vardır. Nihayet refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki feryat edip duruyorlar. (Müminun 23/62-64)
“…Hayır, biz onlara şereflerini (Kur’an’ı) getirdik. Onlar ise bu şereflerinden yüz çeviriyorlar.” (Müminun 23/71)
“Kur’an kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler mutlaka cezalarını göreceklerdir. Şüphesiz o, çok değerli ve sağlam bir kitaptır.” (Fussilet 41/41)
“O gün zalim kimse, (çaresizlik içinde) ellerini ısırıp şöyle diyecektir: “Ne olurdu ben de peygamberle beraber aynı yolu tutsaydım! Yazıklar olsun bana, keşke falanı dost edinmeseydim! Andolsun, Kur’an bana geldikten sonra beni ondan o saptırdı. Zaten şeytan insanı yardımcısız bırakıverir.” Peygamber, “Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey hâline getirdi” dedi. Biz, işte böyle, her peygamber için suçlulardan bir düşman yarattık. Yol gösterici ve yardım edici olarak Rabbin yeter. İnkâr edenler, “Kur’an ona bir defada toptan indirilseydi ya!” dediler. Biz, Kur’an’la senin kalbini pekiştirmek için onu böyle kısım kısım indirdik ve onu ağır ağır okuduk.” (Furkan 25/27-32)
“Öyle ise kâfirlere itaat etme, onlara karşı bu Kur’an’la büyük bir mücadele ver.” (Furkan 25/52)
“Kur’an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir. Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler. Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır. Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler. Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar. Sen ancak Zikr’e (Kur’an’a) uyanı ve görmediği hâlde Rahmân’dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükâfatla müjdele.” (Yasin 36/5-11)
Kur’an’a iman etmemek gaflet ve kayıptır. Ama “tebliğ etmek Peygambere, hesap sormak Allah’a düşer” ayeti gereği kul aklı ve ruhuyla, şuur ve vicdanıyla reddettiği şeyin de elbet ceremesine katlanacaktır. Ve bu isyancı kâfirler için üzülmeye de gerek yoktur.
“Demek sen, bu söze (Kur’an’a) inanmazlarsa, arkalarından üzülerek âdeta kendini tüketeceksin!” (Kehf 18/6)
“Her kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.” (Ta’ha 20/124)
“De ki: “Bu Kur’an, büyük bir haberdir. Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz.” (Sad 38/67,68)
“İşte bu (Kur’an) bir hidayettir. Rablerinin âyetlerini inkâr edenlere ise elem dolu çok kötü bir azap vardır.” (Casiye 45/11)
“Öyle ise bizim zikrimizden (Kur’an’dan) yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden yüz çevir.” (Necm 53/29)
“Yaklaşmakta olan (Kıyamet iyice) yaklaştı. Onu Allah’tan başka açacak kimse yoktur. Şimdi siz gaflet içinde eğlenerek bu söze mi (Kur’an’a mı) şaşıyorsunuz, gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz? Haydi Allah’a secde edin ve O’na kulluk edin.” (Necm 53/57-62)
“Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?” (Kamer 54/32)
“(Ey Muhammed!) Bu sözü (Kur’an’ı) yalanlayanlarla beni baş başa bırak. Biz onları bilemeyecekleri biçimde adım adım helâka yaklaştıracağız.” (Kalem 68/44)
Sozsöz; Yüce Kur’an Allah kelamı olup kutsal kitapların en yücesi, son ve mükemmel din İslam’ın simgesi, Hz. Peygamberimizin risaleti ile bizlere hediye ettiği hidayet rehberidir. O’na iman etmek başta Allah’a ve dostlarına iman etmek, fıtrata uygun kulluk ve ibadet edebilmektir. Her bir ayet inananlar için müjde inanmayanlar için uyarıdır. Dinde zorlama olmadığından tebliğ etmek (Peygamberimize ve) Kur’an’a, hesap sormak Yüce Allah’a düşer.
Kur’an okunmayı ve anlaşılmayı ister ki okunması bile ibadet veçhindedir. Ancak aslolan ve asıl farz olan Kur’an’ı her kulun en az bir kere kendi anadilinde anlayana kadar okumasıdır. Bu emir ve yasaklarını bize bildiren, kıssalarla misaller getiren, dinimizi kolaylaştırmayı dileyen Yüce Rabbimize borcumuzdur. Dileyen sonra dilediği kadar Arapça okuyabilir ve hatta ezberleyebilir ama Müslüman için farz olan ezberlemek değil anlayarak okumaktır.
Kur’an’a iman etmeyen, O’na saygı duymayıp şüphe edenlerin ise vay haline!
Kur’an’a iman edenlerin hayatı kolay, güzel, sağlam ve huzur doluyken, iman etmeyenlerin hayatı şaibe, şüphe ve tereddüt doludur. Kur’an’a kalpten iman edenlerin varacağı yol inşallah cennet yurdu, iman etmeyenlerin ki cehennem yurdudur.

Kur’an’ı hayata yansıtabilmek ve Kur’an’a gerçekten iman edebilmek; fani dünyada ahiret yurdunu zarara sokmayacak şekilde imanlı, ibadetli ve ahlaklı yaşamı hedeflemektir. Yoksa inanıyorum demekle, Kur’an ile demek isteneni anlamadan okumakla, Kur’an’ı okumak yerine başkalarından dinlemekle, Kur’andan başkaca eserleri Kur’an’a eşit ve hatta üstün tutmakla Kur’an’a iman edilemez.

Kur’an’a iman; imanın tüm şartlarını kalpten tasdik etmek, batıl ve şirkten uzaklaşıp Hak’ka dönmek demektir.

Kur’an’a iman; O’nu anlamak, demek istediğini kavramak, ayetlerde bildirilen emir ve yasakları idrak edip hayatını buna göre düzenlemektir.

Kur’an’a iman; aynı zamanda diğer kutsal kitaplarında var ve Allah kelamı olduğuna inanmak ama zaman içinde kulların art niyet ve çabalarıyla vahyedildikleri hallerinin değiştiğine inanmaktır.

Kur’an’a iman; Müslüman olmanın şartıdır.

Kur’an’a sözde iman edenler, Kur’an’ı değiştirmeye ve ayetleri saklamaya cüret edenler, Kur’an’ın Allah kelamı olmadığını ispata kalkanlar, Kur’an anlaşılmadan dua kitabı gibi okunsun isteyenler, Kur’an dininden başkaca dinler icat etmeye kalkışanlar için ise ahiret yurdu kapkaranlıktır.

Allah bizleri Kur’ansız ve imansız bırakmasın. Amin!

 

Kur’an’a iman

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur'an

Kur’an terminolojisi

Kur’an terminolojisi denildiğinde anlaşılması gereken yaratılışın zıt iki kutbuna ve insanların bu ikisi arasındaki tercihlerine ...

1 yorum

  1. sureyya akdemir

    Rabbim bizleri Kur’an’dan yoksun bırakmasın. Amin!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir