Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İSLAM AHLAKI / Kur’an’da adalet ve hukuk
imanilmihali.com
adalet

Kur’an’da adalet ve hukuk

Kur’an’da adalet ve hukuk

Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. (Nahl 16/90)

KUR’AN’DA ADALET KAVRAMI VE HUKUK

‘Adalet’, sözlükte eğri bir yoldan doğru bir yola yönelmek, eşit ve dengeli olmak, dengede tutmak, dengelemek ve tartmak gibi anlamlara gelir. Kavram olarak adalet, ‘davranış ve hükümde doğru olmak, ölçülü hareket etmek, hakka göre hüküm vermek, eşit olmak, eşit kılmak, hakkı layık olana vermek, haksızlıktan kaçınmak, herkese eşit davranmak, haklıyı haksızdan ayırmak ve haksıza hak ettiği cezayı, ne eksik ve ne de fazla olmaksızın hak ettiği kadar vermek’ anlamlarına gelmektedir. Bu özelliği kendisinde taşıyan kimseye de ‘Âdil’ denilir.

Yüce Allah Kur’an’ın pek çok yerinde; insanların yaratılışına uygun olarak eşit olduğunu insanlar arası mertebe farkının sadece iman durumlarına göre değiştiğini, Allah yolunda yürüyenlerin üstün olduğunu, kötülerin iyilere eşit olamayacaklarını bildirmiştir. Yani ilahi adalet kavramında eşitlik; dürüst, imanlı ve temiz olanların kendi arasında, öte yandan ahlaksız, adaletsiz ve zalim olanların kendi arasındadır. Yoksa zalimler, dürüst ve imanlılarla eşit değildirler.

Yine Kur’an’da; insanların köle, cariye, hizmetçi, esir, yolcu, muhtaç gibi pek çok değişik sıfatla tanımlandığını ancak iman eden, cihad, beyat ve hicret eden müminlerin tamamının İslam’ın çatısı altında zengin fakir demeden, hür köle demeden, yaşlı genç demeden eşit olduğunu görüyoruz. Nitekim sahabelerin bir kısmı fakir, köle ve cahil insanlardır. İnsanların mertebelerinde önemli olan sahip oldukları mal, evlat, tahsil, makam değil İslam’a yaptıkları katkılarıdır. Bu yüzden insanlar Müslüman ve mümin veya kâfir, müşrik ve münafık olarak iki grup şeklinde telaffuz edilmiştir.

Ayet ve hadislerde müminlerin değeri İslam ve Hakkaniyete yaptıkları katkıyla, kâfirlerin cezaları da İslam’a ve Hak’ka verdikleri zararla ölçülmektedir. Yani İslam’da ötekileştirmek sadece iman durumu ile alakalıdır. Çünkü “tüm mü’minler kardeştir.”

Bu yüksek ahlak ve adalet anlayışı nedeniyle; ortada bir suç varsa Müslüman veya gayri müslim demeden hak yerini bulur, eşitlik ve hak’lı olma ilkesi çiğnenmezdi. İnsanlara arasında hükmetme ölçüsü sadece adaletti ve bu adalet İslam’ın çok kısa zamanda Arap yarımadasına yayılmasını sağladı. Çünkü insanlar o zamana kadar adaletsizlikten ve sınıf ayrımcılığından dolayı çok çekmiş ve “iyi ve güzel”in nasıl bir şey olduğunu unutmuş vaziyetteydi.

Adalet; sadece Asr-ı Saadet dönemine has değil evrensel ve ilahi bir kavramdır, kâinatın temel taşlarındandır. Gerek dünyada ve gerekse baki hayatta adalet Hak olmanın vazgeçilmezidir. Batıl olanla Hak olanın farkı adalettir. Adaletten sapanlar Hak’ka karşı gelenlerdir. Yüce Allah bu yüzden defalarca ve önemle adaleti titizlikle ayakta tutan kimselerden olmamızı istemektedir. Bu kimseler ana ve babamız olsa bile!

“Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Nisa 4/135)

Allah bizlere ısrarla adaleti emreder. Çünkü adalet tüm iyilik, yardım ve mükâfatın anahtarıdır. Müslüman kimsenin hakkını bilmesi, hakkını kullanması ve hakkını koruması sadece adaletle mümkündür. İslami hayat eşitliğin ve insanca yaşamanın en güzel örneğidir. İslam bu gücünü adil olmaktan ve adaleti tavsiye etmesinden almaktadır. Çünkü adaletin olduğu yerde hür irade, üretme, aklını kullanma, kardeşlik, yardım etme gibi en temel insani vasıflar kolayca görülebilir. Adaletsizliğin olduğu yerde ise; hayasızlık, fenalık ve azgınlık vardır. Bunlar ise zulmün en büyük göstergeleri ve zulmedenin cezaya aday olduğunun işaretidir.

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 16/90)

“(Ey Muhammed!) Bundan dolayı sen çağrıya devam et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların hevâ ve heveslerine uyma ve şöyle de: “Ben, Allah’ın indirdiği her kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz sizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah, hepimizi bir araya toplayacaktır. Dönüş de ancak O’nadır.” (Şura 42/15)

Yine Yüce Allah ‘kin duygusunun adaletin en büyük düşmanı’ ve ‘adaletsizliğin Allah’a karşı gelmek’ olduğunu bizlere açıkça bildirmektedir.

“Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Maide 5/8)

Yüce Allah’ın Kur’an’ı adaletin ta kendisidir. Bu anlamda adalette yapılacak tereddütlerde referans noktası Kur’an’dır. Kur’an’da yer almayan hususlarda ise sahih hadislerdir ki Peygamber efendimiz yaşamı, davranış ve sözleriyle İslam ahlakına ve adalete en yakışır vaziyette yaşayan örnek bir şahsiyettir ve Kur’an’ı sadece tebliğle kalmamış, nasıl yaşanacağını ve toplumsal hayatta nasıl rehber edinileceğini de çok güzel ve anlaşılır vaziyette göstermiştir.

“Rabbinin kelimesi (Kur’an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (En’am 6/115)

Yalnız bu dünyada değil ahirette de hesap ve mizan günü herkese adaletle hükmedilir. İyilikler 700 kata kadar misli ile ödüllendirilirken kimse fazladan cezaya çarptırılmaz. Çünkü Allah zulmetmez, insanlar kendisine zulmeder.

“Her ümmetin bir peygamberi vardır. Onların peygamberi geldiği (tebliğini yaptığı) zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez.” (Yunus 10/47)

“(O gün) zulmetmiş olan herkes, eğer yeryüzündeki her şeye sahip olsa, kendini kurtarmak için onu fidye verir. Azabı gördüklerinde, için için derin bir pişmanlık duyarlar. Onlara zulmedilmeksizin aralarında adaletle hükmedilir.” (Yunus 10/54)

Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.” (Enbiya 21/47)

“Yeryüzü, Rabbinin nuruyla aydınlanır. Kitap (amel defterleri) ortaya konur. Peygamberler ve şahitler getirilir ve haksızlığa uğratılmaksızın aralarında adaletle hüküm verilir.”(Zümer 39/69)

“Melekleri de, Rablerini hamd ile tesbih edip yücelterek Arş’ın etrafını kuşatmış hâlde görürsün. Artık kulların arasında adaletle hüküm verilmiş ve “Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” denilmiştir.”(Zümer 39/75)

Özetle adalet İslam’ın en temel şartlarından ve Müslüman olmanın gereklerindendir. Bunun dışına çıkanlar; nefsine uymuş, hırsına yenilmiş, imanını yaralamış, dünya malı için ahiretinden vazgeçmiş ve başkasının aleyhine kendisine menfaat sağlamıştır ki bu Allah’ın kelamına karşı gelmiş, imanın şartlarını anlayamamış ve zulmetmiş demektir.

“De ki: “Rabbim adaleti emretti. Her secde yerinde yüzlerinizi (O’na) doğrultun. Dini Allah’a has kılarak O’na ibadet edin. Sizi başlangıçta yarattığı gibi (yine O’na) döneceksiniz.” (A’raf 7/29)

“Allah’ın âyetlerini inkâr edenler, Peygamberleri haksız yere öldürenler, insanlardan adaleti emredenleri öldürenler var ya, onları elem dolu bir azap ile müjdele.” (Al-i İmran 3/21)

“Hepinizin dönüşü ancak O’nadır. Allah, bunu bir gerçek olarak va’detmiştir. Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra, iman edip salih ameller işleyenleri adaletle mükâfatlandırmak için onu (yaratmayı) tekrar eder. Kâfirlere gelince, inkâr etmekte olduklarından dolayı, onlar için kaynar sudan bir içki ve elem dolu bir azap vardır.” (Yunus 10/4)

Sadece savaş, ticaret veya aile hayatında değil tüm toplumsal meselelerde ortak payda adil olmaktır. Bu anlamda adalet dürüst, doğru, ahlaklı, sabırlı ve merhametli olmakla eş anlamlıdır.

“Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın.” (Rahman 55/9)

“Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” (Hud 11/85)

“Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.” (Hud 11/112)

“Andolsun, biz elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı (ölçüyü) indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler. Kendisinde müthiş bir güç ve insanlar için birçok faydalar bulunan demiri yarattık (ki insanlar ondan yararlansınlar). Allah da kendisine ve Resûllerine gayba inanarak yardım edecekleri bilsin. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.” (Hadid 57/25)

“Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Nisa 4/58)

“Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz. Öyle ise (birine) büsbütün gönül verip ötekini (kocası hem var, hem yok) askıda kalmış kadın gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.” (Nisa 4/129)

“Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin. Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Bakara 2/282)

Ergin insanlardan daha da fazla olarak yetimlere adil ve şefkatli davranmak İslam’ın en önem verdiği değerlerdendir. Kendisini ve hakkını koruyamayacak olan en bariz kesim olan yetimlerin İslam hukukunda adalet anlamında ayrı bir yeri vardır. Çünkü hakkını bilemeyen, hakkını korumaktan ve sahip olduğu şeyleri savunmaktan uzak bu insanların özellikle akli yeterliliğe erişene kadar adil muameleye tabi olmalarını Yüce Allah defalarca bildirmiştir. Bir yetimin hakkını yemek bu kadar istenmeyen bir şeyken binlerce, milyonlarca yetimin hakkının söz konusu olduğu kamu hakkını yiyenlerin vay haline!

“Onları babalarına nispet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha (doğru ve) adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata ile yaptığınız bir işte size hiçbir günah yoktur. Fakat kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Ahzab 33/5)

“Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti.” (En’am 6/152)

“Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.”(Nisa 4/3)

Vasiyet, miras gibi alanlarda da adalet ve hak İslam’a uygun olandır, Allah’ın emridir.

“Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına, “Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz” diye yemin ederler.” (Maide 5/106)

Adalet; kâfirler arasında bile hükmederken esas alınması istenen yüce bir değerdir.

“Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, âdil davrananları sever.” (Maide 5/42)

Adalet iman edenler arasında hakkın korunması için en temel değerdir. Eğer iman etmişlerden bir kişi veya grup haksızlık edip zulmederse diğerlerine düşen onu vazgeçirmektir. Eğer vazgeçmiyorsa müminlerin tarafı mazlumun yanıdır. Gerekirse zulmedene karşı tüm müminlerin mazlum yanında savaşa girmesi ve hak yiyene karşı adaleti savunması Allah’ın emridir. Ama buradaki en dikkat edilecek nokta haklı olanın kesin olarak bilinmesidir. Yoksa kulaktan dolma bilgilerle veya fitnecilerin sözüyle mazlum ve zalimi belirlemek doğru değildir. Bunun da en kolay yolu tarafların Allah adına en az dörder kere yemin etmesidir.

Mazlum; masum ve haklı olduğuna dair boşanma hukukundaki gibi Allah adına yemin edip suç işlemediğini ifade etmeli ve eğer yalan söylüyorsa Allah’ın kendisini en ağır şekilde cezalandırmasını istemelidir.

İddia eden ise haklı olduğuna dair yine Allah adına yemin etmelidir. Bu yapılmadan yani haklı ve haksız belirtilmezse bu olaydan etkilenen herkesin hakkı yenmiş ve adalet sağlanmamış olur.

“Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.” (Hucurat 49/9)

Adalet bu denli derin ve yüce bir kavram ve Allah emri iken, “hukuk” fani insanların uydurduğu, şekillendirip bir araç olarak kullandığı kurallar bütünüdür ve içerisinde İslam’a ait kurallar bir hayli azdır. Bu nedenle hukuk dünya hayatının döndürülmesinden öteye gidemez ve dolayısıyla haklıyı çoğu zaman bulup çıkaramaz ve mağdurun hakkı çoğu zaman iade edilemez. Oysa hukukun temel görevi adaleti sağlamaktır ki Yüce Allah hukuk değil adaleti emretmektedir. Buradan çıkacak sonuç şudur ki hukuk önünde aklanılsa bile adil bir yargılama olmadan Allah huzurunda aklanılamaz. Hatta bu dünyada çekilen azıcık cezalar bile o suçun hesap ve mizan günü muhatap olacağı cezayı azaltamaz.

Sığınılacak liman ve tutunulacak dal…hukuk değil adalettir!

Modern hukuk kurallarına bakıldığında suçlu ve suçsuzların kanun önünde eşit olduğunu hatta masum ve sessiz olanların daha fazla cezalandırıldığını, adaletten ziyade yazılı hukuk kurallarının esas alındığını görüyoruz. Oysa hukuk adaleti sağlamak için bir vasıtadır ve sağlayamıyorsa yersizdir.

Kin ve nefret ile hukuk bir silah olarak kullanılıyorsa ve hatta bazı kusur ve kabahatleri örtmek için perde yapılıyorsa adaleti sağlamaktan ziyade adaletsizliği teşvik etmiş olur ki bu imana ve İslam’a ters düşmektir.

Adalet doğruya götüren yoldur ve insanca yaşamanın, dünyada cennet hayatı yaşamanın vazgeçilmezidir. Hak ve hukuk muhafaza edilemedikçe ezilenler mütevazi mazlumlar olur ve zalimler ahireti kaybederken bu dünyada sahte cenneti yaşar. Mazlumlar ise bu dünyada cehennemi ama ahirette cenneti kazanır.

Öte yandan; gıybet, iftira, ayıp ve açık aramak, haset etmek gibi kötü huylar adaletin yerine getirilmesini engelliyorsa, bazı kimse ve gruplar yok yere karalanıyorsa büyük günahlardandır ve Müslümana yakışmaz. Çünkü iyiliğe niyet eder gerçekleştiremezseniz Yüce Allah o iyiliği yapmışsınız sayar, iftira atarsanız ise o suçtan daha ağır cezaya çarptırılırsınız. Unutulmamalıdır ki; “zulmetmek öldürmekten beterdir!”

Adaletin sağlanması o suçun sadece ortaya çıkarılması değildir aynı zamanda cezalandırılmasıdır da. Eğer adalet sağlanamıyorsa suçlularda cezalandırılmamış olur ki bu ayrı bir gaflettir.

Allah her şeyi bilen ve görendir. Bu adaletsizlikler ve günahlar bu dünyada cezalandırılmasa bile elbet karşılıksız kalmayacaktır ve gerek ahirette ve gerekse bu dünyada o suç cezasını mutlaka bulacaktır. Ama gönüllerin ferahlaması, toplumsal ahlakın yaygınlaşması, adaletin sağlamlaştırılması için gerçeklerin bir an önce ortaya çıkarılması Müslümanım diyen herkesin görevidir.

Adalet sağlandığı ölçüdedir ki toplumsal huzur ve refah sağlanabilir. İman ancak bu şekilde güçlenir ve köklenir. Aksi halde hukuk denilen ve taraflı kanun maddeleri tek başına adaleti sağlamaya yetmez. Adalet insanların değil Allah’ındır. Allah hata yapmaz, zulmetmez, zerre kadar iyilik veya kötülük unutulmaz.

Adalet sadece mülkün değil imanın da temelidir. Bu olmazsa hiç bir şey olmaz. İmanlıyım, Müslümanım, müminim demenin ilk şartı adil olmaktır. Bu anlamda sadece o suçu işleyenlerin değil yalancı şahitlik yapanların, gerçeği saklayanların, bildiğini söylemeyenlerin, soruşturma seyrine etki edecek hakikat ve belgeleri saklayanların ilahi cezaya çarptırılacağı muhakkaktır.

O suçu işleyenin cezası kendisine, o zalime destek ve yardımcı olanların cezası kendisinedir. İçinde şüphe olan, bilen, idrak eden zalimden vazgeçmez izinden gitmeye devam ederse o suça ortak olur. Aynı şekilde suçlama bir iftira ise ve bu bilindiği halde birileri o iftirayı destekliyorsa iftira atan kadar cezaya aday demektir.

Bu suç veya iftiradan zarar görenlerin hakkının iadesi ise ayrı bir meseledir ve helalleşmeyle alakalıdır. Yani suçu yapan cezasını bir şekilde görecektir ama zarar görenlerin hakkını helal etmelerini istemesi o kadar kolay değildir. Hele ki hakkı yenen kesim çok sayıda kişiyi kapsıyorsa.

Bazı işlerde suç işlemenin, iftira atmanın bilinçli olarak mübah kılınması ise Allah’ın adaleti ile asla uyuşmaz ve doğru değildir. Haram ve helal tanımları bellidir. Çünkü hak yenerek, kandırarak, hile yaparak elde edilecek başarıda hele karşı taraf mümin ise, müminler kardeş ise, yapılan muamele mübah değil haram olur.

Haksızlığı ve adaletsizliği görenlerin bilmiyordum, görmemiş ve duymamıştım deme hakkı belli zamana kadar mümkünken yapılması gereken araştırmaktır. Araştırmadan, şüphe etmeden suçu işleyenin takipçisi olmak o suça ortak olmaktır. Çünkü Allah aklımızı kullanmamızı istemektedir. Bu yüzden durumu doğru anlayıp doğru tarafta olmak lazımdır.

Bir kıssadan örnek verecek olursak;

Hz. İbrahim peygamber’i yakmak için meydanda devasa bir ateş hazırlanmış, alevler göğe yükseliyor. Herkes bir taraflara koşturuyor. Karıncanın teki ağzına bir damla su almış aleve doğru giderken karşıdan gelen arkadaşı soruyor; – O kadar su ile ne yapacaksın? Görmedin mi alevler çok yüksek. Faydası olmaz, boşuna uğraşma! Bizim karıncanın cevabı gayet manidardır; – Olsun hiç olmazsa tuttuğum taraf belli olur!

Allah herkese doğru tarafta, doğru ve adil yol üzerinde olmayı, adalet ve hakka, İslam’a ve Hak’ka riayetle yaşamayı nasip etsin.

Kur’an’da adalet ve hukuk

Rabbinin kelimesi (Kur’an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (En’am 6/115)

Bu yazıyı okudunuz mu?

vicdan

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir Vicdan kalp sesidir. Dinleyene de dinlemek istemeyene de aynı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir