Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Helak kıssaları / Kuran’da firavun kıssası
imanilmihali.com
Kur'an'da firavun kıssası

Kuran’da firavun kıssası

Kuran’da firavun kıssası

Musa Peygamber ve Firavun bahsi Kur’an’da en çok yer tutan kıssadır ve defalarca tekrar edilerek iman konusunda insanların ne denli güçlü, itibarlı ve zengin olsalar da muhakkak Hak’ka uygun davranmaları konusunda ders çıkarması hedeflenmiştir.

Bahis çok uzun ve detaylı olduğu için yazımızda; İsrailoğulları’nın durumları, Hz. Musa (as)’ın hayatı konularından ziyade iman faslına ait olan hususlara vurgu yapılacaktır.

Hz. Musa Peygamberin ilahi görevle görevlendirilmesinden çok daha önce risâlet için seçildiği ve Firavun zulmünün (kadınları yaşatıp erkek çocukları öldürdüğü, insanları kazıklatarak öldürttüğü) sınır tanımaz hale geldiği bir zamanda dünyaya geldiği, ilahi mucize ile ve maksatlı olarak Firavun yanına sokulduğu ayetlerden anlaşılmaktadır. Nitekim özetle Musa Peygamber sepet ile nehre atılmış, Firavun ailesince bulunmuş ve evlat edinilmiş, süt emmesi için yeniden annesine iade edilmiştir.

Bu vaziyet ve ortamda büyüyen Peygamber risâlet görevini alıp kardeşi ile birlikte Firavun’a gönderilmiş ve onu Hak’ka, imana davet etmiştir. Ancak firavun iman etmemiş, türlü oyun ve aldatmacalarla daha çok böbürlenip, kendisine gösterilen mucizelere rağmen haddi aşmaya devam etmiş ve nihayet suda boğulmak üzereyken pişman olup tevbe etse de eceliyle gelen iman kar etmemiş ve gelecek nesillere bir ibret olarak bedeni muhafaza edilmiş, kendisi cehennemle cezalandırılmıştır.

FİRAVUN’UN TASVİRİ

Ayetlerde pek çok yerde geçen tasvirlerde firavun;

* Azabın en kötüsünü yapan, (kadınları sağ bırakıp oğulları boğazlayan),
* Ayetleri yalanlayan, umursamayan,
* Peygamberi ve mucizeleri (sihir diye niteleyerek) yalanlayan,
* Bozgunculuk yapan,
* Halkı sınıflara ayıran, bölen,
* Zalimlikte sınır tanımayan, haddi aşan,
* İman edenlere düşmanlık yapan,
* Zenginlikte sınır tanımayan,
* İman edenleri fesatçı sayan, tebasının iman etmesi durumunda taht, itibar ve ilahlık etiketini kaybetmekten korkan,
* Askeri gücü ile kendisini her şeyi yapmaya muktedir ve haklı sayan,
* Mucize ve belalardan ders alamayacak ve acaba diye düşünemeyecek kadar kalın kafalı,
* Yalan yere yemin eden,
* Allah’ın Peygamberini öldürmekten çekinmeyecek kadar zalim ve cahil,
* Büyüklenip, kibirlenen,
* Kendisini akıllı sanan, laf cambazlığı ile ilahi risâlet ve tebliğ görevini şüpheye düşüreceğini sanan,
* Hakikate gözlerini kapayan, kalbi mühürlü,
* Gerçeği saptıran, doğruyu göstermeyen, yöneticilik vasfının gereklerini yerine getirmeyen birisi olarak tasvir edilmiştir.

FİRAVUN TASVİRİNİN TAHLİLİ

* Zalimdir. Öldürürken bile ızdırap verecek kadar vahşidir. (Kazıklayarak)
* Büyüklük taslayan bir suçludur.
* Peygamberi ve mucizeleri yalanlayan firavun büyüklenmeye, alay etmeye, ayetleri yalanlamaya devam edecek kadar kibirlidir.
* Sihirbazlara ücret, iltimas teklif edecek kadar rüşvetçi ve menfaatçi aynı zamanda inançsızdır.
* Kendisini ilah yerine koyan bir zavallıdır.
* İmanı birilerinin (kendisinin) iznine tabi sanacak kadar cahildir.
* Hakikati gözleri ile gördüğü ve yanındakiler iman ettiği halde reddedecek ve en yakınındakileri bile menfaat kaybı durumunda tuzak kurmakla niteleyecek kadar sinsi, zayıf karakterli ve ahlaksızdır.
* Menfaatini her şeyin üzerinde tutan bir çıkarcıdır.
* İlahi emir gereği Musa Peygamberin belki korkar veya öğüt alır umuduyla yaptığı yumuşak tebliğ ve nasihatlerden anlamayacak kadar ilahi gazabı hafife alır bir ruh haline sahiptir.
* Hak’ka tabi olmak ve huzura kavuşup affedilmek yerine çıkarlarının kaybolmamasına gayret edecek kadar cahil, nankör ve kördür.
* Halk arasındaki geleneksel insana tapma fikri işine ve çıkarına uygun olduğundan sistemin en fanatik savunucusu kendisi ve yanındaki erkândır. Bu düzenin değişmesine asla razı olmayacağını her söz ve hareketiyle belli etmiştir.
* Sahip olduğu gücü hem de kendi halkına karşı, zulüm, işkence ve intikam maksatlı kullanacak kadar gözü dönmüş birisidir.
* Yıllarca süren bela ve afetlere rağmen imana yanaşmamış, ders almamış, bolluk ve bereketi kendisinden, yokluk ve kıtlığı Musa Peygamberin uğursuzluğundan sanmış, daha doğrusu bunun arkasına saklanmıştır.
* Süregelen felaketleri kaldırsın diye Musa Peygamberden yardım dileyen, iman edeceğine yemin eden, felaket ortadan kalkınca yemininden dönen bir yalancıdır.
* Mahiyetinin en kişisel inanç ve hürriyetlerini bile kendi rızasına bağlı kabul eden firavun kendisine yapılan isyanı en ağır şiddetle cezalandırmış ama Yüce Rabbimize kendisinin yaptığı isyanı göz ardı etmeye çalışmıştır. Bu esnada daha da öfkelenip büyüklenmesi kendi azabının daha şiddetli olduğunu söylemesi Yüce Allah’a yaptığı isyanın en ileri aşamasıdır.
* Firavun, halkını saptırmış, onlara doğru yolu göstermemiştir.
* İsrailoğullarını köleleştirmesi nedeniyle Musa Peygamberi yetiştirmesini nimet sayan bir ruh haline sahiptir. Oysa Firavun, İsrailoğulları’na köle muamelesi ederek onların erkek çocuklarını öldürüyor olmasaydı, Mûsâ da Firavun’un himayesine girmeyecek ve “nimet” diye takdim edilen bu durum doğmayacaktı. Kısaca, Firavun Mûsâ’ya bir nimette bulunmamış, aslında ona zulmetmiştir.
* Halkı sınıflara ayırıp bölerek gücünün muhafazasını sağlamıştır.
* Peygamberi yalanlamasının nedeni maddi ve askeri gücüne güvenmesidir ki bu gaflet ve delaletin ta kendisidir.
* Firavun da yanındakiler de halkı bölüp sınıflara ayırarak olası bir isyanı engellemeye, kurdukları düzeni muhafazaya çalışıyor, için için bu isyanın ve güç kaybının yaşanacağından korkuyorlardı.
* Firavun Mısır hükümdarlığını kendi gayret ve başarısı sanacak kadar aciz ve zavallı, kendisini peygamberden daha hayırlı gösterecek kadar sözde kurnaz, beşeri bir peygamberi anlayamayacak kadar bilgisiz, yoldan çıkmış birisiydi.

FİRAVUNUN YANINDAKİLER

Firavunun şaşalı yaşamı krallık ve ilahlık üzerine kuruluydu. Bu yüzden adeta yarı tanrı durumundaki firavun kendisini halkın sahibi ve ilahı olarak görür, sahip olduğu güç ile her şeyi yapmaya hakkı var sanırdı. Firavunun yanındaki çıkar odakları da tıpkı firavun gibi bu gücün tüm imkânlarından yararlanır ve sistemin değişmesine asla razı olmazlardı. Başlıca din işlerinden sorumlu kişi ve gruplar ile para işleri ile alakalı kişi ve kesimler firavuna en yakın isimlerdi. Firavun bu sayede halkı hem dini hem ekonomik olarak etki ve baskı altına alır, güçlü ve sayıca fazla ordusu ile dilediği zaman savaş açar ve yakıp yıkardı.

Kıssada geçen Hâmân, Firavun’un başveziri, Kârûn ise İsrailoğulları’ndan hak tanımaz azgın ve şımarık bir zengindir.

Firavuna yakın olanlar (Firavunun karısı iman etmiştir) iman etmemiş, firavunu da ikaz etmemiş, firavunla aynı akıbeti paylaşmışlardır. Onlarda firavun gibi güç ve iktidar kaybına asla razı olamayacak ve bu uğurda her şeyi göze alacak kadar katıydılar.

Musa Peygamber sadece firavuna değil aynı zamanda firavunun yanındakilere de gönderilmiştir. Ama onlarda firavun gibi büyüklük taslamış ve suçlu bir topluluk olmuştur.

Firavun gibi hakikati sihir olarak niteleyip kaçamak oynamışlar ve yenilmekten kurtulmaya sözde kurnazca bir çözüm bulmuşlardır.

Atalarından gelen geleneklere sonuna kadar bağlıdırlar ve Peygamberlik tebliğ ve mucizelerini de erk kaybı olarak niteleyecek kadar maddiyatçı bir yapıdadırlar.

Musa Peygamberin mucizelerle birlikte yaptığı tebliğine rağmen hepsi Firavunun hakikate ters emrine uyacak kadar yaşamayı seven korkak bir karaktere sahiptiler.

Sihirbazlar yapageldikleri sahtekârlıklardan kirlenmiş ruh ve bedenleri ile ilahi mucizeleri de sihir sanacak kadar akılsız ve cahildiler. Sihirleri ilahi hikmet ile yutulduğunda ise derhal secde ile iman etmelerinin nedeni sihir sahtekârlığı ile ilahi mucize arasındaki farkı çok iyi anlamalarıdır. Bu imanı ölümü göze alacak şekilde, hemen orada ifade etmeleri mucizelerin ne denli güçlü olduğunun göstergesidir.

İSRAİLOĞULLARININ DURUMU

* Firavun kıssası esas itibarıyla baştan sona İsrailoğulları’nın imani bir imtihanıdır. Gerek maruz kaldıkları zulüm ve eziyetler esnasında gerekse Musa Peygamberin risâlet görevi esnasında yaşananlara verdikleri tepkiler aşağılandıklarını ama buna alışık ve razı olarak yaşadıklarını göstermektedir. O zamana kadar alışageldikleri yaşam ve inanç koşulları onları hayatta kalmak adına insana kulluk etmeye zorlamış ve hiçbiri ölümü göze alıp isyan edememiştir. İlahlık ve Rablık sistemi onlar için sadece güç demektir ki zaten Firavunu ayakta tutan da halk arasına saldığı bu korkudur.
* Sen gelmeden önce de bize işkence ediliyordu, sen geldikten sonra da ediliyor diyecek kadar cahildiler.
* Acı ve zulme karşılık gösterdikleri sabır nedeniyle Yüce Allah tarafından kurtuluşla ödüllendirildiler.
* Musa Peygamberden maddi bir ilah silüeti (put) isteyecek kadar batıl, cahil ve acizdiler.
* Firavun ve ileri gelenlerinin kötülük yapmaları korkusu ile kavmin küçük bir bölümünden başkası Mûsâ’ya iman etmedi.

İLGİLİ AYETLERDEN BAZILARI

“Hani, sizi azabın en kötüsüne uğratan, kadınlarınızı sağ bırakıp, oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbinizden (gelen) büyük bir imtihan vardı. (Bakara 2/49)
“(Bunların durumu) Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibidir: Âyetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahlarıyla yakaladı. Allah, azabı çok şiddetli olandır.” (Al-i İmran 3/11)
Mûsâ, şöyle dedi: “Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun’a ve onun ileri gelenlerine, dünya hayatında nice zinet ve mallar verdin. Ey Rabbimiz, yolundan saptırsınlar diye mi? Ey Rabbimiz, sen onların mallarını silip süpür ve kalplerine darlık ver, çünkü onlar elem dolu azabı görünceye kadar iman etmezler.” (Yunus 10/88)
“Andolsun, biz Mûsâ’yı âyetlerimizle ve apaçık bir mucize ile Firavun’a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber gönderdik de ileri gelenler Firavun’un emrine uydular. Hâlbuki Firavun’un emri doğru değildi. Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne geçecek ve onları ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir orası! Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lânete uğratıldılar. Ne kötü destektir onlara verilen destek! (Hud 11/96-99)
Andolsun, biz Mûsâ’ya apaçık dokuz mucize verdik. İsrailoğullarına sor (sana anlatsınlar): Hani Mûsâ onlara gelmiş ve Firavun da ona, “Ben senin kesinlikle büyülendiğini zannediyorum ey Mûsâ!” demişti. Mûsâ ise, “İyi biliyorsun ki, bunları ancak, göklerin ve yerin Rabbi apaçık deliller olarak indirmiştir. Ey Firavun, ben de seni kesinlikle helâk olmuş bir kişi olarak görüyorum” demişti. Bunun üzerine Firavun (işkence etmek ve öldürmek suretiyle) o yerden onların kökünü kazımak istedi. Biz de onu ve beraberindekileri hep birden suda boğduk. (İsra 17/101-103)
“Firavun, halkını saptırdı, onlara doğru yolu göstermedi.” (Ta-ha 20/79)
“Sonra Mûsâ ve kardeşi Hârûn’u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de (onlar) büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular. Bu yüzden, “Kavimleri bize kul köle iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız” dediler. Böylece ikisini de yalanladılar, bu yüzden de helâk edilenlerden oldular.” (Mü’minun 23/45-48)
“Kârûn’u, Firavun’u ve Hâmân’ı da helâk ettik. Andolsun, Mûsâ kendilerine apaçık mucizeler getirmişti de yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Oysa bizi geçip (azabımızdan) kurtulamazlardı. (Ankebut 29/39)
“Onlardan önce de Nûh kavmi, Âd kavmi, kazıklar sahibi Firavun, Semûd kavmi, Lût kavmi ve Eyke halkı da Peygamberleri yalanlamışlardı. İşte onlar da (böyle) gruplardı.” (Sad 38/12,13)
“Andolsun ki biz Mûsâ’yı mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun’a, Hâmân’a ve Kârûn’a gönderdik. Onlar ise; “Bu çok yalancı bir sihirbazdır” dediler. Mûsâ onlara tarafımızdan gerçeği getirince, “Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın” dediler. Fakat kâfirlerin tuzağı hep boşa çıkmıştır. Firavun dedi ki: “Bırakın beni, Mûsâ’yı öldüreyim. (Faydası olacaksa) Rabbini yardıma çağırsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden yahut yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağından korkuyorum.” Mûsâ da, “Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınırım” dedi. Firavun ailesinden, imanını gizlemekte olan mü’min bir adam şöyle dedi: “Rabbim Allah’tır, dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Hâlbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirdi. Eğer yalancı ise, yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyorsa, sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şüphesiz Allah, aşırı giden, yalancılık eden kimseyi doğru yola eriştirmez.” “Ey kavmim! Bugün yeryüzüne hâkim kimseler olarak iktidar ve saltanat sizindir. Ama başımıza geldiğinde bizi, Allah’ın azabından kim kurtarır?” Firavun, “Ben size ancak kendi görüşümü bildiriyorum ve sizi ancak doğru yola götürüyorum” dedi. İman etmiş olan adam dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben, Nûh kavmi, Âd kavmi, Semûd kavmi ve onlardan sonra gelen toplulukların başına gelen olayların sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum. Allah, kullarına asla zulmetmek istemez.” “Ey kavmim! Gerçekten sizin için, o bağrışıp çağrışma gününden, arkanıza dönüp kaçmaya çalışacağınız günden korkuyorum. (O gün) sizi, Allah’(ın azabın)dan kurtaracak kimse yoktur. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek de yoktur.” Andolsun, daha önce Yûsuf da size apaçık deliller getirmişti de, onun size getirdikleri hakkında şüphe edip durmuştunuz. Daha sonra o ölünce de, “Allah, ondan sonra aslâ peygamber göndermez” demiştiniz. İşte Allah, aşırı giden şüpheci kimseleri böyle saptırır. Onlar kendilerine gelmiş hiçbir delil olmaksızın, Allah’ın âyetleri hakkında tartışan kimselerdir. Bu ise Allah katında ve iman edenler katında büyük öfke ve gazap gerektiren bir iştir. Allah, her kibirli zorbanın kalbini işte böyle mühürler. Firavun dedi ki: “Ey Hâmân! Bana yüksek bir kule yap, belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Mûsâ’nın ilâhını görürüm(!) Çünkü ben, onun yalancı olduğuna inanıyorum.” Böylece Firavun’a yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve doğru yoldan saptırıldı. Firavun’un tuzağı, tamamen sonuçsuz kaldı. O inanan kimse dedi ki: “Ey kavmim! Bana uyun ki, sizi doğru yola ileteyim.” “Ey kavmim! Şüphesiz bu dünya hayatı ancak (geçici) bir yararlanmadır. Ahiret ise ebedî olarak kalınacak yerdir.” “Kim bir kötülük yaparsa, ancak onun kadar ceza görür. Kadın veya erkek, kim, mü’min olarak salih bir amel işlerse, işte onlar cennete girecek ve orada hesapsız olarak rızıklandırılacaklardır.” “Ey kavmim! Bu ne hâl? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz ise beni ateşe çağırıyorsunuz.” “Siz beni Allah’ı inkâr etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi mutlak güç sahibine, çok bağışlayana (Allah’a) çağırıyorum.” “Şüphe yok ki sizin beni tapmaya çağırdığınız şeyin ne dünya ne de ahiret konusunda hiçbir çağrısı yoktur. Kuşkusuz dönüşümüz Allah’adır. Şüphesiz, aşırı gidenler cehennemliklerin ta kendileridir. Size söylediklerimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görendir.” Allah, onu, onların hilelerinin kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini, azâbın en kötüsü kuşattı. (Öyle bir) ateş ki, onlar sabah-akşam ona sunulurlar. Kıyametin kopacağı günde de, “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun” denilecektir.” (Mü’min 40/23-46)
“Andolsun, biz Mûsâ’yı mucizelerimizle Firavun’a ve ileri gelen adamlarına göndermiştik de o, “Şüphesiz ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim” demişti. (Mûsâ) mucizelerimizi kendilerine getirince, bir de bakmışsın, o mucizelere gülüyorlar! Onlara gösterdiğimiz her bir mucize önceki benzerinden daha büyüktü. Doğru yola dönsünler diye, onları azaba uğrattık. (Onlar azabı görünce) “Ey büyücü! Sana verdiği söze dayanarak, bizim için Rabbine dua et. Çünkü biz artık doğru yola gireceğiz” dediler. Fakat biz onlardan azabı kaldırınca bir de bakmışsın sözlerinden dönüyorlar. Firavun, kavmine seslenerek dedi ki: “Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı benim değil mi? Şu nehirler de benim altımdan akıyor (değil mi?) Hâlâ görmüyor musunuz?” “Yoksa ben, şu zavallı, nerede ise maksadını anlatamayacak durumda olan bu adamdan daha hayırlı değil miyim?” “(Eğer doğru söylüyorsa) ona altın bilezikler atılmalı yahut onunla beraber bulunmak üzere melekler gelmeli değil miydi?” Firavun, kavmini küçük düşürdü (ezdi). Onlar da kendisine itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplumdu. Onlar bizi bu şekilde öfkelendirince biz de onlardan öç aldık, hepsini suda boğduk. Onları, sonradan gelecek inkârcılara, geçmiş bir ibret ve bir örnek kıldık. (Zuhruf 43/46-56)
“Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini sınamıştık. Onlara değerli bir peygamber (Mûsâ) gelmişti. O, şöyle demişti: “Allah’ın kullarını (esaret altındaki İsrailoğullarını) bana teslim edin. Çünkü ben güvenilir bir peygamberim.” “Allah’a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil (mucize) getiriyorum.” “Şüphesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığındım.” “Bana inanmadınızsa benden uzak durun.” Sonra Mûsâ, Rabbine, “Bunlar günahkâr bir toplumdur” diye seslendi. Allah da şöyle dedi: “O hâlde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz.” “Denizi açık hâlde bırak.” Çünkü onlar boğulacak bir ordudur. Onlar geride nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar. Nice ekinler, nice güzel konaklar! Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler! İşte böyle! Onları başka bir topluma miras bıraktık. Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi. Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun’dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi. Andolsun, onları, bir bilgi üzerine (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık. Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mûcizeler verdik. (Duhan 44/17-33)
“Mûsâ kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu açık bir delil ile Firavun’a göndermiştik. O ise kuvvetine güvenerek yüz çevirdi ve “Bu bir büyücü veya delidir” dedi. Bunun üzerine biz de kendisini ve ordularını yakalayıp denize attık. O ise (pişman olmuş), kendini kınıyordu. (Zariyat 51/38-40)
“Allah, iman edenlere ise, Firavun’un karısını örnek gösterdi. Hani o, “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun’dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!” demişti.” (Tahrim 66/11)
“Firavun, ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı olan Lût kavmi) hep o suçu işlediler. Öyle ki Rablerinin elçilerine karşı geldiler. Bunun üzerine Allah da onları gittikçe artan bir azap ile yakaladı. (Hakka 69/9,10)
“(Ey Muhammed!) Mûsâ’nın haberi sana geldi mi? Hani, Rabbi ona mukaddes Tuvâ vadisinde şöyle seslenmişti: “Haydi Firavun’a git! Çünkü o azmıştır.” “Ona de ki: İster misin (küfür ve isyanından) temizlenesin? Seni Rabbine ileteyim de O’na karşı derinden saygı duyup korkasın!” Derken Mûsâ ona en büyük mucizeyi gösterdi. Fakat o, Mûsâ’yı yalanladı ve isyan etti. Sonra sırt dönüp koşarak gitti. Hemen (adamlarını) topladı ve onlara seslendi: “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi. Allah onu, ibret verici şekilde dünya ve âhiret cezasıyla cezalandırdı. Şüphesiz bunda Allah’tan sakınıp korkan kimseler için büyük bir ibret vardır.” (Naziat 79/15-26)
“(Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hûd’un kavmi) Âd’e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem’e, vadide kayaları oyan (Salih’in kavmi) Semûd’a, kazıklar sahibi Firavun’a ne yaptığını görmedin mi? Bunlar şehirlerde azgınlık eden ve oralarda pek çok bozgunculuk çıkaran kimselerdi. Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kamçısı yağdırdı.” (Fecr 89/6-13)

SONUÇ;

Firavun lanetlenmiş, kafir bir zalimdi. kendisini sahip ve ilah olarak gören büyüklenmiş ve elindeki güç ile mucizeleri bile göremeyecek kadar kibirlenmiş bir cahil idi. Muhakkak ki onun azmasına ve gelecek nesillere ibret kalmasına da müsade eden Allah’tır. Allah azmasına müsade etmiştir ki tarih sayfaları tarihin bu en güçlü zaliminin bile iman karşısında nasıl yok olup gideceğini yazsın. Allah O’nu tatlı ve yumuşak olarak uyarmakla rahmetinin ve adaletinin gereğini yerine getirmiş, sonrasında Peygamberinin duası ile kıtlık ve yokluklara sevk etmiş, haddini aşan ve ıslah olmayan firavunun helaki neden sonradır ki hak olmuştur.

Yalnızca firavun değil, yanındakiler de, ona uyan ve sessizlikleri ile firavunun eylemlerine manevi destek veren teba da cehenneme sevk olunmuştur.

En zor şartlarda bile Firavunun karısı imanı seçip tövbe edebiliyorsa şu hakikattir ki “ancak kafirler Allah’tan ümit keser”.

Kurtuluş her zaman mümkündür.

Firavun yanında olup sırça saraylarda oturmaktansa Musa Peygamber ve yanındakiler gibi mazlum olup çöllerde sürünmek yeğdir.

İman herşeyimizdir. Hele hakikatler göründükten, Allah’ın elçisi bildirdikten sonra gerçeğe kapıları kapatmak ateşlere mahkumiyettir ve o ateş sadece yapana değil yanındaki yardakçı ve yardımcılarına da bulaşacaktır. Çünkü kötüyü kötü yapan yanındakilerin ve korkak tebanın verdiği güçtür.

Nitekim firavun ölünceye kadar zalimlikte aşırı gitmiş ve Kur’an’da bu yüzden adı en çok geçen bir karanlıklar prensi olmuştur.

Yüce Kur’an’ın onu sayısız kere zikretmesinin nedeni ise; zulmedenin doğrudan kavim değil ama bir kişi olması,  bu kişinin helak edilen tüm kavim ileri gelenlerinden daha güçlü olması, imana gelmesi için yapılan sayısız davet ve ikaza kulak tıkaması ve imansızlıkta direnmesidir.

Kibirlenen ve büyüklenen firavun nasıl ibretlik şekilde can verdi ve şimdi cehennemde yanıyor ise kötülük her zaman kaybetmeye mahkumdur.

Çünkü Allah nurunu tamamlayacaktır ve akibet muttakilerindir!

Bu yazıyı okudunuz mu?

küfür

Kavimler neden helak edildi

Kavimler neden helak edildi HELAK EDİLEN KAVİMLER VE GEREKÇELERİ “…Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir