Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Kur'an nuru / Kur’an’dan hesaba çekileceksiniz
imanilmihali.com
Kur’an’dan hesaba çekileceksiniz

Kur’an’dan hesaba çekileceksiniz

Kur’an’dan hesaba çekileceksiniz

Yüce Allah batıla, çirkinliğe ve bilgisizliğe gömülmüş insanlığa son bir şans verdi ve sevgili peygamberi elçiliğinde Kur’an’ı bahşetti, İslam’ı emretti. Kıyamete kadar başkaca din, kitap, peygamber göndermeyeceğini bildirdi.

İnsan önce direndi, korktu, sonra maddi kayıplar yaşayacağı için reddetti, eski kabullerini savundu, sonraları ise bu kurala uyan ve uymamakta direnenler sayısız savaşlarda karşı karşıya geldiler.

Ama muazzez Peygamberin vefatında o coğrafyada yaklaşık yüz bin insan Kur’an’a tabi Müslümanlar olmuştu. O pis karanlıklardan çıkabilen, batıla ve şeytana dur diyebilen, kalpleri imanla dolu yüz bin insan.

Çünkü onlar Kur’an’ın şeref ve öğüt olduğunun farkındaydı. Ve onlar ahiretin hesap ve mizanının mutlaka yaşanacağına ve Kur’an nimetinden mutlaka sorulacağına inanıyorlardı. Onlar iman denen hidayetin tamamına, ayrım yapmadan, ikna olarak inanıyor, özellikle Kur’an’ın bir tek harfi için bile günlerce akıl yürütüyor, aslını öğrenebilmek için peygamberimizin huzuruna çıkıyorlardı.

“Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz.” (Zuhruf 43/44)

Peygamber akrabası olduğu halde, peygamber aralarında 23 yıl yaşadığı halde, peygamber her tereddüt ve şüpheyi sabırla anlatarak giderdiği halde iman etmeyen yüzbinler de vardı. Şimdi akıllara şu geliyor. Nasıl olur da Kur’an ayetlerinin inmeye başlamasından mesela beş yıl sonra insanlar hala iman etmezler?

Şimdilerde yaşanan imansızlıklar, zaman peygamberimizden çok sonraları olduğu için, teknoloji ve şeytan oyunları arttığı için bir yere kadar anlaşılabilir ama o hidayet peygamberi yan evde oturur ve örnek ahlakıyla İslam’ı yaşayarak gösterirken insanlar nasıl iman etmezler?

İşte zamanımızın da sorunu budur. Bugünkü zalimlikleri anlamak için o zaman ki hadiselere bakmak gerekir.

O zaman insanlar önce menfaat kaybetmemeyi, sonra cihad edip ölmemeyi, sonra eski kabullerden ve alışkanlıklardan vaz geçmemeyi, kurdukları sömürü sistemini bozmamayı ve savunmayı, çok sıkışırlarsa münafıklık etmeyi seçtiler. Allah dostlarına tuzaklar kurup, işkenceler ettiler, eziyet ve baskı yaptılar, aç bıraktılar, taşladılar, memleketlerinden kovdular, savaştılar, mallarına el koydular, velhasıl iblisin emrettiği her şeyi yaptılar. Bu müşrikler kafirlerle bir olup İslam’ın tebliğine, Kur’an nurunun dünyaya yayılmasına engel oldular.

O müşrik ve kafirlerin o kadar büyük günahı vardır ki bugün İslam sadece 57 ülkeye yayılabildiyse, 5 milyar insan hala İslam’ı tanımıyor ve kabullenmiyorsa bunda onların da suçu vardır.

Düşünün o coğrafyada Peygamber zamanı kavmin çoğunluğu iman etseydi, savaşlara ayrılacak emek ve zaman İslam’ı yaymak için gösterilebilseydi İslam bugün Ortadoğu ve Anadolu ile sınırlı kalmaz çok daha uzaklara yayılırdı.
Öte yandan Peygamberin vefatını takip eden süreçte Kur’an ayetleri ile ilgili hâsıl olan sorulara muhatap olacak birilerinin olmaması, halifelik ve mezhep müessesesine neden oldu. Peygamberin halifesi olmaz. Çünkü Allah o peygamberi seçmiş ve o peygamberin vefatıyla risâlet bitmiştir. Dört halife ve mezhep imamları, İslam alimleri peygamberden de gördükleri, dinledikleri, Kur’an’dan okuduklarından çıkardıkları manalara göre bu suallere cevap vermeye gayret ettiler.

Din şekillendi, ufak patikalara ayrıldı. Ama sonuçta ana esaslar, ayetler, temel ibadetler, iman esasları, ahlak öğütleri değişmeden kaldı çünkü hiçbir güç bu sistemi ufak oynamalar dışında yere deviremiyordu. Ne kafirler, ne müşrikler ne de müşriklerin başı şeytan.

Çünkü İslam’ı, Kur’an’ı koruması altına alan Allah, İslam’ı kıyamete kadar yaşatmayı dilemiş ve Kur’an’ı koruduğunu bildirmişti. Kur’an korundukça da İslam dimdik ayakta kalacaktı. Peygamber vefat etmiş olsa da Kur’an İslam’ı anlamak ve yaşatmak için yeterdi. Sonuçta Peygamberin söz ve davranışları Kur’an dışı olamaz, Peygamber Kur’an hilafına bir şey diyemezdi. Peygamberimizin dediği, yaptığı herşey Kur’an iken kendisinin vefat etmesi İslam’ı zedelemezdi. Öyle olsaydı Yaratan O’nu vefat ettirmez Nuh Peygamber gibi uzun yıllar yaşatırdı.

Bu nedenle din Kur’an himayesinde devam etmek zorundaydı. Etti de.

İblis boş durmadı. Önce hadisler, hadiseler, rivayetler, hurafeler çıkarmayı denedi. Sonra kasıtlı ve yanlış yorumlarla sisteme müdahale etti. Mescitlerin Peygamber torunlarına bela okunan yerler olmasına gayret etti. Dini mezheplere bölerek iman kardeşliğini zedelemeye çalıştı. Mezhepleri birbiriyle savaştırıp birini diğerine düşman ettirdi. İnsanları Kur’an ve Peygamber arasında tercihe zorladı. Kur’an daha büyük ve esasken, Kur’an karşısında Peygamberi seçmeyenleri dinsiz ilan etti. Çünkü Kur’an’ı değiştirmek zor, Peygamberin söz ve davranışlarını değiştirmek kolaydı.

İnsanlar Kur’an’ı tek egemen yapmayıp, anlayarak okumayıp, dini alışageldikleri haliyle, büyüklerinden dinledikleri kadarıyla, imamın anlattığı kadarıyla, sohbetlerde geçtiği kadarıyla yaşadığı için iblise kandılar ve oyuna geldiler. Masalımsı rivayetleri yatmadan önce ve cumaları dinleyip kendisini Müslüman olmuş zannetti. Dine, imana, ahlaka temas edemedi. Hatta kimi zalimler bu tabi olmaları ile sayısız menfaat elde ettiler, dini sattılar, dincilik yaptılar.

Bir zaman geldi ki Kur’an düşmanları ayetleri kendilerine gelen vahiylerle değiştirmeye cürete kalkıştılar. Zaman geldi Peygamber üstü kişiler, evliyalar, şeyhler icat ettiler.

Zalim insan bunlara kandı ve Kur’an’ı hayatın dışına itti.

Bunun böyle olacağı yüzyıllar öncesinde Peygamberimizce ifade edilmişti nitekim Kur’an ayeti ile de doğruluğu ispatlanmış oldu. Daha acı ve vahim olanı insanlar, Kur’an ayeti “insanlık Kur’an’ı hayatın dışına atacak” tehlike ikazını yaptığı halde, Kur’an’ı göz göre göre hayatın dışına ittiler.

“Peygamber, “Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey hâline getirdi” dedi.” (Furkan 25/30)

Acınacak, kızılacak, garipsenecek bu durum elbet şeytanın oyunuydu ve dine zarar veremeye niyetli herkes çoktan şeytana teslim olmuştu.

Sahip oldukları ilim ile şeytana kanmayanlar ve tamamen şeytani beklentilerle şeytana köpek olanlar hariç arada kalan masum, cahil, zavallı halk için çare elbet Kur’an’a sarılmaktı. Ama onlarda dizilere daldıkları için, şeytani kışkırtmalarla dünya hayatına gark olundukları için, din adına doğruyu söyleyenlerin kötü örneklerini gördükleri için, Kur’an’ı anlayarak okumadıkları – okutturulmadıkları için Kur’an’a sarılamadılar.

Kur’an, duvarlarda asılı, bezlere örtülü, bir dua ve ölüler kitabı haline geldi.

Oysa Kur’an İslam ve hayat rehberiydi. Hidayet, şeref, iman, ibadet, ahlak, insani olan ne varsa, fıtrat, takva hep ondaydı.

Ama insanlar o Kur’an’ı hayatın dışına ittiler elbirliğiyle.

İnsan Arapça okuyarak okumuş sayılacağını zannetti, yıllarca tek kelime anlamadan heceledi durdu. Tam şeytanın istediği şey buydu.

İnsan hiç okumadı, ahlaklı olmayı ahiret sorgusu için yeterli saydı.

İnsan küçücük aklıyla, Kur’an’a gerek olmadan dini kavrayabileceğini sandı.

İnsan, bilim yoluyla ispat edemediği ilahi hakikatleri ve gözüyle görmediği mucize ve ayetleri reddetti bilimsellik adın – ders kitaplarında kendisine öğretildiği şekilde.

İnsan, rivayetler, hurafeler, örfler, sihir ve muskalar yeter zannetti İslam olmak için.

İnsan, dini okumadı, dinledi ve anladığı da kendisine anlatılan şekliyle ve kendisine anlatıldığı kadar oldu.

İnsan Kur’an’ı hafife aldı, Allah’ı layıkıyla tanıyamadı, imanına sahip çıkamadı, insanların çoğuna tabi olup dünya zevklerine dalmayı tercih etti.

İnsan cehalet, cüret ve densizliğiyle tüm kâinatın iliklerini titretti.

İnsan, Rabbinin sınırlarını sonuna kadar zorladı ve rahmet ile sonsuza dek kurtulacağını farz etti.

İnsan, dine helaller haramlar soktu, mezhepleri ayrı dinler diye tanımladı, tahrif edilmiş batıl-semavi dinleri hala yaşatmaya gayret etti.

İnsan İslam’ı örfler, gelenekler dinine çevirdi.

İnsan, Peygamberin kemiklerini sızlattı, küstürdü. Peygambere sayısız yalan hadis ve rivayet atfetti.

İnsan, Kur’an üstü kitap, Peygamber üstü kişiler icat etti.

İnsan, can-ı gönülden şirke yelken açtı ve kafirleşti.

İnsan, Kur’an’ı terk edilmiş bir şey haline getirdi.

Vebal ve azap kaçınılmaz olandır. Allah tek Malikimizdir. Allah, sonsuz ilim ve kudretin sahibi olarak hayatı, ölümü ve yeniden dirilmeyi bahşedendir. O, zalim insanlığa, ahirette, Peygamberden soracak, Kur’an’dan soracak, imandan soracak olandır.

Ve insan Peygambere, Kur’an’a, İslam’a yaptığı haksız muamele için heba olacak olandır.

Yol; Allah yolu, Kur’an yoludur.

En büyük şefaatçi Kur’an’dır.

Allah’ın razı olmadığı kimseye hiçbir melek veya peygamber şefaat edemez.

Kur’an’ın şikâyetçi olduğu insanları hiçbir güç cehennemden kurtaramaz.

Çünkü, Kur’an Allah kelamıdır, Allah sistemidir, Yaratan’ın kendisi ve tüm isimleridir.

Kur’an’ı; din dışına iten, hayatın dışında duvarlara asılı halde çıkaranlar bu vebalden kaçamazlar.

Onlara şefaat eden de bulunmaz. Ateşlerde kavrulup kavrulup yeniden diriltilirler. Sonra sayısız kere yeniden kavrulurlar.

Tövbe ile imana dönmek Allah’ın lütfu ve merhameti gereğidir.

İnsan, Kur’an’a sarılmalı, Allah’ın ipine sarılmalı ve Kur’an’ı anladığı dille hem de tamamını hazmederek okumalı ve dinin hasını öğrenmelidir. Tüm kabulleri yıkarak, kendisine yapıştırılan etiketleri söküp atarak, has Müslüman ve mü’min olmak için gayret göstermelidir.

Yoksa hali haraptır!

Bu dünya da, ahiret yurdu da karanlık olacak, korkulur ki kuruların yanında yaşlar da yanacaktır. Çünkü küfrün ateşi masum suçlu demeden, kadın erkek demeden, yaşlı genç demeden herkesi yakar.

Doğru yol İslam, doğru nur Kur’an’dır. Muazzez peygamberimiz asla sorgulanamaz, suçlanamaz, göz ardı edilemez lakin geçen zaman, söz ve davranışlarının aktarımını zalim ellere teslim ettiği için, o mübarek söz ve hareketler doğruluğu tartışılır hale gelmiştir. Bugün bunu irdelemenin tek yolu o söz ve davranışların Kur’an’a uygunluğunu araştırmaktır. Kur’an’a uyuyorsa doğru, uymuyorsa yanlıştır. Bu da Kur’an herşey demektir. Şaibeli şeyler ardına gidip oyuna gelmektense, hak ve hakikat olan Kur’an’ın izinden gitmek doğru olandır.

Allah herkesi Kur’an ile dinini öğrenmeye ve yaşamaya kılavuzlasın.
Amin!

Kur’an’dan hesaba çekileceksiniz

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur'an öğrenmek istiyorum

Kur’an öğrenmek istiyorum

Kur’an öğrenmek istiyorum Kur’an’ı öğrenmek tüm Müslümanların en büyük heves ve arzuları arasındadır ki doğrusu ...

1 yorum

  1. En büyük sefaatci Kur’an inşallah bu riyakarlardan şikayetçi olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir