Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Kur’ani akıl
imanilmihali.com
Kur'ani akıl

Kur’ani akıl

Kur’ani akıl

Yüce Allah, kıyamete dek sürecek hak din İslam’ı emrettiği Kur’an-ı Kerim’inde tevhid yolcularına çok ciddi bir uyarı yapmaktadır ki bu uyarı din ile aklı birbirinden ayırma gayretindeki tüm yobaz dinci kılıklıların aslında çöktüğü noktadır.

“Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir.”(Enfal 8/22)

Bu, iyi insanların aklını kullananlar olduğunun, dinin içinde akla muteber bir yer ayrıldığının, keramet ve ayetleri görüp anlayabilmenin, daha derinlerde yaratılmış olma hikmetinin esasını anlayabilmenin ancak akılla mümkün olduğunun ve aklını kullanmayan inkarcıların hayvanlardan farksız olduğunun da resmi ve ispatıdır. Bu nedenledir ki dinci tayfanın Kur’an’ı değil de arapçayı kutsallaştırma gayretleri de çöker. Çünkü kutsal olan ayetlerdir ve arapça olmasındaki hikmet, indirildiği zaman ve kavim için anlaşılır olmasıdır.

“Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Yusuf 12/2)

Kur’an, Allah’ın diğer kitaplarından anormal derecede farklıca birşeyler emretmez. Zaman ve davranışlara göre değişen haram – helal farkları dahil tüm dinlerin ortak paydası tek Allah’a kul olma bilinci, kardeşlik, eşitlik, yaşama hakkı, paylaşmak, sevgi ve doğruluktur. Fakat diğer kitapların tahrif edilmiş ve o dinlerin artık muteberliklerinin kaybolmuş olmasından dolayı Kur’an nuzül edilmiş ve tüm insanlığa bir rehber olarak Yüce Allah tarafından emredilmiştir. Doğru, güzel ve akılcı olan ana esaslar asla değişmez ve Yüce Allah’ın tevhid dini baştan sona bir bütündür.

“Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur’an, uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan ve inanan bir toplum için de bir yol gösterici ve bir rahmettir.” (Yusuf 12/111)

Kısaca Kur’an, tüm insanlık için ibret alınacak emsallerle bezeli bir öğüttür. Hedef kitlesi akıl sahibi insanlar olan Kur’an’a göre akılsızlar hayvan veya cehennemlik inkarcılardır ki akıl ile düşünmenin emri de buradan kaynaklanmaktadır. Allah aklını işletmeyenler üzerine bu yüzden pislik atar ve diler ki tüm insanlar etraflarında her saniye cereyan eden ayetlere bakıp derin derin düşünüp kalpleri ve akılları ile Allah’ın varlığını, tekliğini, kudret ve muktedirliğini idrak edebilsinler.

“Bu Kur’an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.” (Sad 38/29)

“Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.” (İbrahim 14/52)

“Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Hiç kimsenin kazandığı yüzünden mahrumiyete sürüklenmemesi için Kur’an ile öğüt ver.” (En’am 6/70)

“O, sizi (önce) topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra “alaka”dan  yaratan, sonra sizi (ana rahminden) çocuk olarak çıkaran, sonra olgunluk çağına ulaşmanız, sonra da ihtiyarlamanız için sizi yaşatandır. İçinizden önceden ölenler de vardır. Allah bunları, belli bir zamana erişmeniz ve düşünüp akıl erdirmeniz için yapar.” (Mü’min 40/67)

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.” (Al-i İmran 3/190)

Akıl nimetlerden en başta gelenlerden olduğu içindir ki bunun yerinde, doğru ve dürüst işlere kullanılmamasının da vebli büyüktür.

“Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah,  azabı akıllarını (güzelce) kullanmayanlara verir.” (Yunus 10/100)

 Aklın kötüye, şerre, tuzaklara ve hainliklere kullanılması ise nimete nankörlük ve isyandır ki yaratılışa yani fıtrata ters bu durum azabı gerektiren hallerdendir ve iman sahiplerini korkaklık ve hayalcilikle suçlayan bu tayfaların asıl kendileri akılsızdır.

“Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler.  İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.” (Bakara 2/13)

Kur’an, baştan sona aklı iman ile denk ve destekleyici tutup nihayi hedefi her fırsatta tekrarlar ki bu Allah’a ve sistemine imandır. İşte akıl bu yüzden insana verilmiş, daha doğrusu insan hiçbir kutsal kitap olmasa bile aklıyla etrafına bakıp Yüce Rabbini bulabilsin diye bahşedilmiş bir nimettir.

“… Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının.” (Bakara 2/197)

Aklın, medeniyet, teknoloji vs. tanımlarla bilimsellikle eşleştirilmesi ve fakat dini reddeder halde kullanılması ise tamamen Yahudi oyunlarındandır. Çünkü dinin aklı inkar edip tamamen vahye dayalı ilk orijinal halinde kalması demek bağnazlık yani taassuptur ki bu ilerlemenin ilk ve en büyük düşmanıdır.

Bunun aksi yani aklı egemen kılıp dini geri plana atmak beşeriyeti hayatın gayesi mertebesine çıkarır ki hayatın gayesi daha çok yaşamak, zengin olmak, gezegenlere gitmek filan değil, yukarıda bahsedildiği gibi Yüce Allah’ı idrak edip sevebilmektir.

 “Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” (En’am 6/32)

Bilimselliği veya tam tersine yobazlığı savunun tayfaların tamamının imanla irtibatları zayıf olduğundandır ki Allah yolu olan doğru yolla asla kesişemezler.

Çünkü Allah’ın yolu; akıl sahiplerinin, bahşedilen bu nimeti hayırlı ve güzel işlerde kullanarak yaşamı kolay, adil, eşit ve güzel hale getirecek yeniliklere katkı sağlamanın yanısıra asıl gaye olan inancı kuvvetlendirmek melekesine hizmet etmekten geçen tek hak yoldur.

Yani tevhid ve fıtrat aklı beşeriyet ile ilgili hususlarda öncelikle olmak üzere kullanmayı ama aynı zamanda görülmeyen alem ve zamanlara aitte iman etmeyi gerektirir. Ve yine tevhid ve fıtrat, ayetlerle bildirilen öğüt ve yasaklara harfiyen itimat etmeyi gerekli kılar. Özetle akıl ve din kardeştir, biri diğerinden ayrılamaz. Din olmazsa akıl görülemeyen aleme temas edemez, bilim olmazsa din anlaşılamaz.

Buradan hareketle aklın kaçınılmazlığı ispat edildiği içindir ki yazı başlığı olan Kur’ani akla değinmek gerekir. Aklın doğru, düzgün, adil, gerekli, faydalı işlerde kullanılması ve akli kural ve kaidelerin Kur’an esaslarına uygun olması şeklinde tanımlanabilecek Kur’ani akıl kulların bu geçici sınav aleminde ahiret yurduna yönelik yapacakları hazırlıkları kolaylaştıran büyük bir nimettir.

Fitne, fesat, hırsızlık, talan, zulüm, haksızlık gibi lanet huylardan uzak, akıllar fıtrat ve iman üzere çalıştırılmalıdır. Bu ilk başta ve en önemli olarak Allah’a imanı, O’nun tekliğine ve muktedirliğine şehadeti gerekli kılar ki imanın kalpten hissedilmesi ilkesi de zaten bunun içindir. Bu bahisle alakalı olarak aklın görevi, kalbe tereddüte yer bırakmayacak şekilde doğru ve güzel bilgiler sağlayarak imanı pekiştirmektir.

İblis ise akıllara sahip olmaya çalışarak, kulları dünya işlerine ve nefsin isteklerine yönlendirir. Baştan sona şirk kokan bu yaklaşım da iblisin gayesi hatırlanacağı üzere Allah’ın ötesinden berisinden anılmak, daha doğrusu insanların anmasını sağlayarak kulları şirk illetine bulaştırmaktır.  Çünkü İblis kendisi Arş’ta bizzat gayb alemini gördüğü, tek Yaratan’ın Yüce Allah olduğunu bildiği için asla inkarcı değildir. Lakin o insanlara şüphe tohumları saçarak, nifaklarla tereddütler yaratarak iman sağlamlığını zedelemek ister. Nefsine ve dünyaya düşkün zavallı bedenler de maalesef şeytanın bu oyununa gelir ve ahiret için değil de dünya için yaşar vaziyette, akılsızca yaşar ve cehennemlik olurlar.

İblisin aklıyla alakalı bahiste şöyledir ki o çok şey bildiği için değil aklı ermediği için cehennemlik olmuştur. İnsana secde etmesi emredildiğinde bunu sözde bir üstünlük yaftası ve gurur vesilesi yapan ve kibrine yenik düşen iblis insanın cennetlere ve yeryüzüne varis olmasını kabullenememiş, kabul etmek ve anlamaya çalışmak yerine isyan ve küfrü tercih etmiştir. Onun çok bilgin, kudretli olduğu ve sözde Allah’tan başkasına secde etmeyerek ne kadar kuvvetli imana sahip olduğunu kabule zorlayan tüm rivayetler bu nedenle yanlış ve tabansızdır.

O şayet akıllı olsaydı tevbe eder, anladığında inkardan vaz geçer ve ilahi rahmetten pay almaya çalışırdı. Ama inkarında ileri giden ve soyu, askerleri, şeytanlarıyla şeytanlıklardan vazgeçmeyen iblisin akıllı olduğunu inkar etmek aslen akılsızlığın tipik bir örneğidir.

Kulların yukarıda anlatılan haller ışığında tek ilham ve din kaynağı Kur’an’dır ki kutsal olan arapça değil ayetlerin kendisidir.  Ayetlerin emri de aklı kullanmak, anlamaya çalışmak ve hak’ka hizmet etmektir ki Hakk’a ulaşan tek yol budur. Fuzuli, gereksiz, zararlı, hasis şeyler peşinde koşanların beşeri bir galibiyet elde etseler bile sonları hüsrandır ve akılsızlarla, aklı kötüye kullananlar aynı kefededir. Belki aklı kötüye kullnanlar çok daha vahim cezalara muhataptır. Çünkü dinen akıl erdiremeyen fiziksel hastalıklara sahip kulların vecibesi yoktur. Yani kaba tabirle deliler dinen mesul değildir. Ama aklı normal çalışıyorken kötülük ve fitne peşinde koşanlar kelimenin tam anlamıyla Allah düşmanıdır.

Düşmanlık, fitne, kötülük ve şer kelimelerinin tanımını da Kur’an’da bulmalıyız ki bunların karşılığı Allah’ın sınırlarına riayet etmeyen, aksine inkar, direnme ve boşa çıkarma maksatlı her girişim olarak karşımıza çıkar. Tuzaklar, entrikalar, haksızlıklar, zulüm ve yalanlar, iftiralar, gerçeği örtmeler, yalan yere şahitlikler hep bu kelimedendir.

O halde Kur’ani aklın, cennetvari ahlakı, insanca yaşamayı ve halis kul olabilmeyi hedef aldığını, tevbe ve şükrü gerekli kıldığını, görünen ve görünmeyen alemin tamamının tek sahibinin Yüce Allah olduğunu emrettiği aşikardır. Buna hizmet eden her türlü güzel ve faydalı şey Kur’an’ın istediği ve emrettiği akıldır. Salih ve temiz olan bu güzelliklerin meyvesi de doğal olarak güzelik ve mükafat olacaktır ki en büyük mükafat Allah rızasıdır.

Akıl, kalpteki imanla bütünleşiyor ve birlikte elele Allah’a uzanabiliyorsa zaten o kul Kur’an mü’minidir ve Allah’ın izniyle acı çekmeyecektir. İşte en büyük akıl sahipleri bunlardır.  

İnsan denen varlık, içgüdü sahibi varlık ve hayvanlardan farklı olarak akılla nimetlendirildiği için bu nimetin hakkını vermeli ve bu nimetten hesaba çekileceğini bilmelidir. Varlık ve diğer canlılardaki akıl oranını bugün itibarıyla bilemiyorsak ta onları da akılsızlar diye tanımlamak yanlış olur çünkü kendisine vahyedilen arı, konuşan karınca, kuşların dili buna birer delildir. Lakin tekabül etmiş akıl sahibi insan en muazzam bilgisayarlardan daha üstün vaziyette kainatı idrak edebilecek kapasitededir ve bunun hakkını vermelidir.

Yüce Rabbim kullarına Kur’ani akıl nasip etsin. Amin.

Kur’ani akıl

Bu yazıyı okudunuz mu?

Hz. Hüseyin neden şehit oldu

Hz. Hüseyin neden şehit oldu

Hz. Hüseyin neden şehit oldu Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitleri sadece İslam’ın değil aynı zamanda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir