Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Kur'an nuru / Kuran’ı anlamak
imanilmihali.com
Kur'an'ı anlamak

Kuran’ı anlamak

Kuran’ı anlamak

KURAN-I KERİM

Allah yarattıklarının kendisini bilmesini, sevmesini, ibadet etmesini istemeseydi eserler meydana getirmez, kendinden izler bırakmaz, ruhu ve şuuru (akılını işletme yeteneği) olan insanı yaratmaz, su üstündeki arş’da kendisine koşulsuzca itaat edecek, iyilik yapmaya programlanmış meleklerden bir dünya yaratırdı. Allah istemeseydi; insan dünyaya egemen olamaz, tabiata hükmedemez, cennetle müjdelenmez ve hayvan veya bitkiler gibi şuursuzca yaşardı. Dünyadaki yaşam insanın etrafında dönmez, kainat varedilmezdi.

Allah kendisini göstermek istemeseydi çiçekler binbir farklı tat da kokmaz, güneş ve yıldızlar muhteşem güzellikte olmaz, rüzgar ve bulutlar raks etmezdi. İnsan beş farklı duyusuyla Allah’a her saniye dokunuyor olmazdı. Son’un iyi olacağını bilen Allah vereceği mükafatı duyurmaz, hata edenleri uyarmazdı.

Allah insanları sevmeseydi belirli aralıklarla yardım etmez, peygamberler ve kitaplar göndermezdi. Bilinen peygamberlerin sayısının yaklaşık 126.000 olduğu söyleniyor. Kutsal kitapların sayısı ise belli değil. Ancak semavi din dediğimiz son üç din ve bu peygamberlere gelmiş kutsal kitaplar dört adet. En son din olan İslamiyet ve en son kitap olan Kuran-ı Kerim Allah’ın öğretilerini tamamladığı, son talimatlarını verdiği yaşam şekilleri.

Hz. Muhammed (A.S.)’a vahiy yoluyla yaklaşık 23 yılda gelen Kuran-ı Kerim; yaşam, insan ve ahiret hakkında en son bilgileri içerdiğinden, Yüce Allah sözlerini bu kitapla tamamladığını ifade ettiğinden, içeriğinde sosyal yaşam, bilimsel gerçekler ve tarihsel bilgiler bulunduğundan, hükmü kıyamete kadar sürecek olduğundan elimizdeki en muhteşem ve en güvenilir kaynak. Değiştirilmeden yazıldığı ve mucizelerle, şifrelerle korunduğu için de ciddiye alınacak en temel eser. Özneleri, sıfatları ve yüklemleri ile içinde tutarlı, taklit edilemez bir kullanma kılavuzu.

Yüce Allah sözlerini tamamladığını ifade ederken yer’deki yaşamın kurallarının tamamını tebliğ ettiğini kast ediyor. Bu bakımdan Kuran-ı Kerim daha önce vahyedilen kitaplarla birlikte ele alınması gereken asıl öğe. Çünkü Rab’bimiz “tamamlamak” sözcüğünü kullanarak, Kuran-ı Kerim içinde diğer peygamber ve kitaplardan bahsederken hepsinin kendisine ait ve Arş katındaki asıl kitabın birer parçaları olduğunu ve insanlık gelişimine / sapkınlıklarına bağlı olarak değişik zamanlarda yol gösterici olarak Peygamberler ve Kutsal Kitaplar gönderdiğini kendisi ifade ediyor. Böyle yaparak tüm dinlerin ortak paydasını vurguluyor ve değiştirilse de, saklansa da diğer kitapların da özlerinin yani değiştirilmeden önceki hallerinin muteber olduğunu vurguluyor.

Allah tevhidi ve imanı tüm zamanlarda, herkese ve daima emrediyor. Şeriatleri farklı olsa da tüm kitaplar aynı Yaratıcı’ya kulluk ve ibadet etmeyi gerekli kılıyor.

Yüce Allah, Tevrat’ın (Eski Ahit) bazı bölümlerinin saklandığını, İncil’in (Yeni Ahit) ise çoğunlukla değiştirildiğini ifade ederek Kuran-ı Kerim’i koruduğunu ifade ediyor. Kitaplar arası bazı sosyal farklılıklar ve haram/günah farklılıkları olsa da bunun zaman ve coğrafyanın bir sonucu olduğunu, kendisinin bazı şeyleri lutfettiğini veya ceza maksatlı yasakladığını ifade ediyor.

Bu bakımdan Kuran-ı Kerim hiç kimsenin yalanlayamayacağı, taklit edemeyeceği bir doğruluğa, korunmuşluğa ve güce sahip. Diğer kitaplara inananlar içinse bir nevi müjde.

Tarihsel, bilimsel ve sosyolojik bilgileri bünyesinde barındıran Kuran-ı Kerim’in yaklaşık 1400 yıldır aksinin ispatlanamamış olması ve İslamiyet’e inananların sayısının her geçen gün artması ise ilahi özelliğinin en güzel göstergesi.

Kur’an indirildiği zaman ki anlama düzeyine uygun olarak çoğu gerçeği, mucizeleri ve yaşanmışları ifade ederken, bazı gerçeklerin/yaşanacakların zaman içinde anlaşılabileceğini söylüyor.Tüm Kutsal Kitap’larda olduğu gibi de doğruluk ve güzellikten, yardımlaşma ve hoşgörüden, sadelik ve mütevazilikten bahsediyor. İnsanların yaratılışına uygun olarak ahlaklı yaşamasını tavsiye edip, kötülüklerin nasıl cezalandırıldığını/cezalandırılacağını belirtiyor.

“Oku” diyerek başlayan, “Dinle”diye başlamayan Kuran-ı Kerim’de insanın aklını işletmesi özellikle emredilirken, kananların cezasından bahsediliyor.

Gelmiş ve geçmiş tüm insanlık için indirilen Kuran-ı Kerim’in tüm insanoğlunu ve diğerlerini kapsadığı açıkken, dinde zorlama olmadığı ve hatta Peygamberlerin görevinin sadece tebliğ etmek olduğu vurgulanarak her hür aklın yaptıklarından dolayı mutlaka sorguya çekileceği anlatılıyor. Böylece bilmemenin anlamsızlaştığı, tövbe kapısının ise her zaman açık olduğu yer alıyor ayetlerde.

Yaratılış ve evvelki yaşamlar için en baz alınacak kıymetli bilgilerde Kuran-ı Kerim’de yer alıyor. Bu tema bilimin kabul etmediği biçimde sadece ve yaklaşık 9500 yıl süren bir yaşam grafiği çizerken, bilim yaşamı milyarlarca yıl geriye yaslayıp, kainatın ve yaşamın rastgelelik üzerine kurulduğunu savunuyor. Bu sayede diğer gezegenlerde de yaşam olabilir, uzayda yaşayanlar vardır tezleriyle zihinleri bugün bile meşgul ediyor.

Milyarlarca yıl önce yaşanan olayların sonucu olarak ortaya çıkan evrenin bir süre sonra yine tesadüfen küçüleceğini ve yaşamın kum tanesine kadar küçüleceğini ifade eden bilim neden ve nasıl’lar konusunda çaresiz kalıyor. Elinden gelenin sadece olanı anlamaya çalışmak olduğu halde değişik varsayımlar üretiyor.

Ancak Kuran-ı Kerim onların yaptıklarının da, yapmaya çalıştıklarının da bilindiğini müjdeliyor. Asla başaramayacaklarını da. Allah yerine konmaya çalışılan tabiat, tesadüfi gerçekleştiği ifade edilen hayat bilimin asla ispatlayamayacağı ve açıklayamayacağı bir ahenk içinde var edildiği halde bilim yaratış kabiliyetine sahip olmaya çalışıyor. Çatışma aslen burada başlıyor. Daha görme ve konuşmanın nasıl şekillendiğini anlamaktan aciz bilim ve insanlık haddini ve boyunu aşan işlerle uğraşıyor.

Oysa Kuran-ı Kerim tüm güzelliği ile ve inanırlılığı ile gözlerimizin önünde. Allah’ın kelamıyla, Meleklerin, Elçilerin (Peygamberler) ve Resullerin (Elçi Melekler) yardımıyla tüm insanoğluna bir hediye ve bir lütuf olarak orada baş köşede duruyor. İnanıp inanmamak herkesin kendi bileceği şey ama vakit geçiyor.

İnanmak, anlamak, mümin olmak herkesin kendi tercihi. İman etmek ise lutfa tabi. Ancak bu hediyeyi almadan, okumadan, anlamadan yaşamakla bu insanlar sadece kendilerine değil diğer insanlara da kötülük ediyor, kötülerin ise elini güçlendiriyor.

Kur’an’ı anlamak

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an ile ikinci doğum

Kur’an ile yeniden yapılanma da diyebileceğimiz bu başlığın tasavvufi manası derin ve özeldir ki pek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir