Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Kur'an nuru / Kuran’ın bir kısmına inanmamak
imanilmihali.com
Kuran’ın bir kısmına inanmamak

Kuran’ın bir kısmına inanmamak

Kuran’ın bir kısmına inanmamak

“.. Yoksa siz Kitab’ın (Tevrat’ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.” (Bakara 2/85)

“Ki onlar, (bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr ederek) Kur’an’ı da parça parça edenlerdir. Rabbine andolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız. (Hicr 15/91-93)

Kur’an, Allah kelamı Yüce buyruk ve İslam, Allah’ın sözlerini Kur’an ile tamamladığı, son ve baki hak dinin adıdır. Yani din tamamdır, Kur’an’dadır, Kur’an’ın tamamındadır.

Kur’an’ı anlayarak okumak, dini tanımanın da şartıdır ki anlaşılmadan okunur veya anlayarak okunsa da bir kısmı hiç okunmazsa din güdük kalır.

İlkeler ve manalar kitabı olan Kur’an, zamanlar ve kişilerle uğraşmaz bu nedenle çoğu kıssanın sadece özü verilir ve kişi adı dahi zikredilmez. İslam, evrenselliğini de bu ilkeye bağlıdır. Ama aynı Kur’an her bir kıssayı sayısız surede tekrar ederek, her defasında o olayın farklı bir açısını vererek okuyucuyu hem meraka cezbeder, hem okunmayı sağlar hem de o kıssanın kalıcı mesajını akıllara ve kalplere yazar.

Nass’lar din denilen hakikatin, değişmez ve sadece Allah hükmündeki emir ve yasaklarıdır. Herkes tarafından net biçimde anlaşılan bu emir ve yasaklar muhkem ayetlerle bildirilmiş olanlardır ve müteşabih ayetlerden doğan birden fazla yoruma karşılık, muhkem ayetlerde tek bir emir vardır.

Peygamberimizin sahih hadisleri de bu nasslara dayalıdır. Müteşabih ayetler ise manası herkese ve yaşanan zamana nasip olmayan ilahi sırlardır ve insanlık ancak Yüce Allah’In müsaade ettiği ilme ulaşır, O’nun dilediği kadarını anlayabilir. Keza her okuyucunun da Kur’an’dan anladığı ve öğrendiği farklıdır. Çünkü Kur’an okuyucunun kalbine göre hitap eder. Samimi ve sevgi ile gelene deryalar açar, münafıklık veya samimiyetsizlik halinde ise o okuyucuya lezzetinden nasip etmez.

Kur’an, tamamıyla Kur’an’dır. Din, İslamın şartı olarak sayılan beş maddeye sığamayacak kadar büyüktür ve dini, imanı, tevhidi, takvayı, şeytanı ve ahireti vb. anlamanın çaresi ve dinin yapılması ve sakınılması gereken her şeyi Kur’an’dır, Kur’an’dadır.

Nass olarak sayılanların tamamı müslümana farzdır ki tamamı dinin çerçevesini çizer, farz olmanın mahiyeti itibarıyla inkarı halinde Allah korusun kulu dinden çıkarır.

Bu nassların tamamına uymak, Allah buyruğu kabul etmek, bunları farz kabul etmek zaruri olduğu içindir ki kul dini bu çerçevede görür ve bunlar Allah’In sınırlarıdır.

Oysa… ayetlerin bazısının hükümlerine karşı olmak, kabul etmemek veya yok saymak cahilliği ile yaşayan sayısız müslüman kırıntısı vardır ki bu nedenle şeytanlar ortalarda cirit atabilmektedir.

Hata ve gaflet şuradadır ki yukarıdaki ayetlerde ehli kitabın hali gibi Kutsal kitapların hükümlerinin bir kısmını yok saymak veya uymamak dünyada rezillik ve ahirette şiddetli azaptır. Aynı şekilde hükümlerin bir kısmını yok saymak veya uymamak dini parçalara bölmek, zayıflatmak ve din adına ayrı bir hüküm koymaktır.

Uzatmayalım… söz gelimi miras hukukunda kadın ve erkek payları arasındaki oranı emreden Allah’tır. Bu modern hukukta aynen uygulanmayabilir LAKİN o hükmü (nassı) o zamana dair kabul etmek ve bu zamana geçerli kılmamak;

1. Kur’an’ı cahiliye Arabistanı zamanına mahkum olduğunu kabul etmek,

2. Dini yetersiz kılmaktır.

Bu, kıyamete dek baki İslam’ı 14 asır önceye mahkum etmektir ki yanlıştır.

Keza, erkeklerin kadınlardan bazı yönlerden üstün olduğunu izah eden Kur’an’ın bu emirlerini de yok saymak veya kabul etmemek Bakara 85’nci ayetin kapsamındadır.

Hükümler elbet bununla sınırlı değildir. Modern zaman fitneleri olarak kapitalizm, sosyalizm, emperyalizm, ateizm, feminizm gibi akımların gayreti beyhude beşeri çırpınışlarla, dine rağmen bir sistem yaratma gayreti içindedir ve Kur’an’a müracat etmeden yapılan çözüm arayışları sonuç vermediği ve huzuru getirmediği gibi Kur’an’la çatışmak mecburiyetinde de kalır. Bu halde ise Kur’an hükmü sabit olduğundan değiştirilemez ama inkar veya yok sayma kolay yoldur ve o sistemler bunu yapar.

Aklına ve nefsine ilah gibi tapanlar ise, kainatı aklettiklerini sanarak, bünyelerini kaplayan kibir sayesinde o hükmü modası geçmiş olarak isimlendirip dine ihanet ederler.

Tekrar etmekte fayda vardır ki modern hukuk, toplum kabulleri, eşitlik ilkesi, hukuk vs. gereği bu nassları aynen tatbike mecbur değildir (icma, biat, şura, örfler zaman zaman nassın hayata yansıtılmasını geciktirebilir) lakin bu ilkeyi inkar etmek kimsenin harcı değildir.

Kur’an hükümleri hayatın dışına çıkarılırsa (mehcur bırakılırsa) Hz. Peygamber ahirette tüm ümmetten şikayetçi olacak ve şefaatinden de mahrum bırakacaktır.

Din anlaşılmayı ve gereğinin yapılmasını isteyendir. İbadet ve beşeri alanda nassların tatbiki tam uygulanamasa da iman cephesinde nasslara karşı tereddüt olmamalıdır. Nikah kadının, boşanma (talak) erkeğin kontrolünde ise buna uymak Allah emridir. Yani evlilik kadının rızasıyla, boşanma erkeğin rızasıyladır. Buna riayet edilmezse, bu kaide inkar edilirse nassa karşı gelinmiş olur.

İş burada da kalmaz elbet. Hırsızlıktan, kamu malı talanına, terörden zulme, adaletsizlikten haksızlığa, dinde aşırılıktan dini hafife almaya kadar pek çok alanda Kur’an nassları belirleyici iken, zavallı insan yetmiş senelik ömrünün beyhude çırpınışlarını sonsuz hayata ve fıtrata egemen kılmaya çalışmaktadır ve bu gafletinin ardında şeytanların olduğunun farkında dahi değildir.

Kamu çıkarı ve örfler ve maruf (ortak insanlık değerleri) eşitliği, özgürlüğü işaret eder ama bu özgür ve eşit olma hali yaratılış itibarıyladır. Sonrasında kullar dine ve imana ve doğal olarak Kur’an’a verdikleri kıymet nispetinde değerlenir veya değersizleşir. Bu takvayı bilen sadece Allah’tır lakin insanlar bu anlamda asla eşit değildir. İnkarcılarla iman edenler bu yüzden farklıdır ve yaşamları da, ahiret akibetleri de farklıdır.

Dünya sınavı beşeri hukuk ve kabullerden değil, Kur’an’dan’dır.

Günahın asıl vebali, mahiyetine ve varlığına itirazdan gelir. Yani günah işlemek insana hastır ve sakınca yoktur. Zaten Allah günah işlesin diye insanı yaratandır. Lakin o hemen tevbe ve dua ile kendisine dönülsün isteyendir. Şeytanlık ve küfür ise o günahın vebalinden ve ahiretteki hesabından çekinmemektedir. Asıl dinden çıkartan ve azaba mahkum eden budur.

Özetle; nassların yorumu, alternatifi, nüansı yoktur. Kaide konmuştur, din adına hüküm sadece Allah’ındır. Bu kabul edilmek zorunda olan kaidedir. Toplumsal ve bireysel yaşama yansıtılmasa da inanmayı ve teslimiyeti gerektirir. Kabul edilir ama uygulanmazsa günah olur ama uygulanmadığı gibi bir de kabul edilmezse bunun adı küfürdür ve adamı dinden çıkarır.

O halde, çalanlar, taciz edenler, aşırı gidip haddi aşanlar, anlamsız felsefelerin esiri olanlar, İslam’ın hukuki emirlerine itiraz edenler durup bir daha düşünmelidir.

En büyük şefaatçi Kur’an’dır ve Kur’an ancak kendisini anlayarak okuyanlara, hayata yansıtanlara ve emrettiği tüm hükümlere teslim olanlara şefaat edecektir.

Kur’an’ın bir kısmına inanmamak ise en basitinden küfürdür ve şirke komşu olmaktır.  

Bu yazıyı okudunuz mu?

Tabi olmasanız da hesabınız Kur’an iledir

Tabi olmasanız da hesabınız Kur’an iledir

Tabi olmasanız da hesabınız Kur’an iledir Kur’an, Allah kelamı, hakikat pınarı ve hidayet rehberidir, okuyucusuna ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir