Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kur’an’ın savaşı zulümledir
imanilmihali.com
Kur’an’ın savaşı zulümledir

Kur’an’ın savaşı zulümledir

Kur’an’ın savaşı zulümledir

Zulüm sadce adam kesmek, adaleti engellemek değildir.

Aksine zulüm çok geniş manada; Allah’a yalan söylemek, yedek ilahlar tanımak, Hakk’ı inkar etmek, Kur’an ayetlerini değiştirmek, Peygambere yalan ithaf etmek, bozgunculuk yapmak, fitne üretmek, hakkı ait olduğu yere ulaştırmamak, batılı egemen kılmaya çalışmak, hurafeleri dinin üzerine çıkartmak, aklı kenara koymak, kan ve göz yaşına sebep olmak, kardeşi kardeşe düşman etmek, parayı ilahlaştırmak, ahiret hesabını unutturmaktır.

Yani adam öldürmekten de beter illet olan zulüm hak ve Hakk’a karşı olan, huzur ve barışı bozan, Kur’an’a aykırı olan herşeydir.

Şirk dahi, en büyük zulüm olduğu için afsızlığa sebeptir ve Kur’an’ın savaşı zulümledir.

“ .. artık düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır.” (Bakara 2/193)

“ .. Zulüm ve baskı, adam öldürmekten daha ağırdır..” (Bakara 2/191)

Ve Allah zerrece zulmetmez, sadece yapılanın karşılığını tam olarak verir.

“Şüphesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar zulüm etmez.” (Nisa 4/40)

Yine Allah zalimlere süre verendir. Böyle olması tevbe kapıları kapanmasın veya zulümleri artsın da helakleri hak olsun ve o zalimlere uyacaklar belli olsun diyedir.

“Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” (Nahl 16/61)

İnsan ise zalimdir, cahildir, nankördür.

“ .. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.” (İbrahim 14/34)

İslam’ın ve tevhidin gayesi huzur, barış ve esenliktir. İslam sadece Allah’a teslim olabilmektir. Bunun dışındak tüm yollar batıldır, haksızlıktır, zulümdür. Ve hak herkesin, herşeyindir. Yoldan geçen kedi yavrusunun da, ormanın içindeki minik fidanın da, otobüs sırasındaki yaşlı teyzenin de hakkı vardır.

Bu hakka riayet Allah emridir ve bu hakka saldırmak, gasp etmek, elinden almak, geri vermemek, adaletsizce hükmederek haktan mahrum bırakmak, hakkı yerine koymaya çalışanlara mani olmak, hak yiyenleri alkışlamak, haksızlık edenleri cezalandırmamak zulümdür.

O halde hak ve zulüm, adalet ve zulüm birbirine zıt tabirlerdir ve Kur’an ancak hak ve adaleti emreder.

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 16/90)

Yüce Allah’ın öğütleri emirdir, farzdır. Hele ki yeminle, and ile vurgu ile bildirilenlerin vebali de, kefareti de büyüktür.

En büyük haksızlık ise Yüce Allah’a yapılan sadakatsizlik ve teslimiyetsizlik ile Kur’an’a gösterilen vefasızlık ve Hz. Peygambere yalan ithaf etmektir.

Dini temelden sarsan, tevhidi yaralayan, şeytanlara hizmet eden bu gafletler zulmün zirvesidir ve yedek ilahlar icat etmekle, dini bölmekle, servetle büyüklenip ezmekle devam eden bu safahat şeytanlaşma ile son bulur.

Çünkü zulme sessiz kalanlar bir süre sonra zalimleşir, şeytana direnmeyenler bir süre sonra şeytanlaşır, hak ve adaletten yana tavır koyamayanlar bir zaman sonra o adalete muhtaç hale gelir. Bu Allah’ın kuralıdır.

O halde, Kur’an’ın savaş açtığı zulme karşı durmak ve zulmetmemek esas olandır.

Allah kötü sözün açıklanmasını istemeyen ama zulme uğrayanın feryadına müsaade edendir. Aranmayan ve savunulmayan haklar hak olmaktan çıkar ve alacak hanesinden düşer. Yani hakkın bakiliği o hakkın savunulmasındadır.

Kur’an işte bu mücadeleyi över ve can pahasına küfür cephesine savaş açmayı emreder ki bu sadece kılıçtan ibaret bir mücadele asla değildir. Bu mücadele elle, sopayla da olur, kalem ve fikirle de. Bu mücadele elle de, dille de kalp ile de olur. Yeter ki kalpler zulme teslim olmasın. İmanın en güçlü hali ise elle yani amel ve davranışla zulme direnmektir.

Kur’an safında olmak, Allah dostu olmayı dilemektir. Bu da Kur’an emirlerini baş üstünde taşımak ve gönle yazmak iledir. Cennetler Allah’a verilen kıymet nispetinde göreceğimiz değere bağlıdır. Kur’an ve Allah emirlerine kayıtsız kalanlar, boşverenler, öldürülmek korkusuyla hakkı savunamayanların alacağı da o ölçüde olacaktır.

Birilerine yaranmak adına veya menfaat gereği sessizliği seçenlerin mükafatı, o hakkında susulanın verebileceği kadardır. Oysa Allah’ın nimetleri sonsuz, azabı fenadır!

Kur’an ise susmayı ve pısmayı değil mücadele ve feryadı ister.

Kur’an mü’minleri, ayakları kesilen köpek yavrusunun da, tecavüz edilen erkek çocuklarının da, sokak ortasında dövülen kadınların da, on yaşında evlendirilen kız çocuklarının da hakkını korumayı tüm ümmete vazife olarak alır ve zulüm görenlerin kurtuluşu için mücadele etmek o mazlumların İslam olmasına da bağlı değildir.

Mü’min, Kur’an ile yaşayan ve Kur’an ile ölendir. Kur’an en büyük şefaatçidir ve İman etmeyenler cennetlere giremeyecektir.

O halde zulmün her türüne, kaldırıma park etmiş araba sahibini ikaz etmekten, pirince taş katan bakkaldan alışverişi kesmekten, süte su katan sütçüyü şikayet etmekten başlayarak itiraz etmek iman gereğidir.

Bu yapılırsa taraf belli olur. Yapılmaz ise yine taraf belli olur ama bu yanlış taraftır, şeytanların tarafıdır. Çünkü şeytan dostlarına vahyeder, vesvese verir ve imansız dostalrını maymun eder. Sonra ahirette yüz üstü bırakır ve aldananlar aldandıkalrı ile kalır.

Allah ise vaadinden dönmez, haktır, Rahimdir.

Mü’min, Kur’an dostlarını dost, Kur’an düşmanlarını düşman bilendir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

İmanın alfabesi

İmanın alfabesi

İmanın alfabesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir