Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Kur’an’la yeniden yapılanmak
imanilmihali.com
Kur’an’la yeniden yapılanmak

Kur’an’la yeniden yapılanmak

Kur’an’la yeniden yapılanmak

Yüzyılın bu kesiminde giderek artan öfke, zulüm ve cehaletin ardında Müslüman kitlelerin dinden ve özellikle imandan uzaklaşması önemli yer tutmaktadır. Sokakları kan gölüne, şirketleri haram odaklarına, kulları para delisine, dini hurafelerle bezenmiş şirke çeviren hep bu gaflet ve delalettir.

Neredeyse tamamı Müslüman etiketli toplumun bugün geldiği nokta Arap dinciliğinden hala çok ötedeyse de içler acısı haldedir ve çıkmaza doğru hızla yuvarlanmaktadır. Din hurafelerle, örflerle, rivayetlerle, beşeri alışkanlıklarla, dini çıkar ve endişelerle tanınmaz hale gelmiş ve asli İslam telaffuz edilmez olmuştur.

Yazık ki tehlikenin farkında bile olmayan milyonlarca insan şirkle sabah akşam abdest alır, riya ve gösterişle secde eder, haramla rızkını kazanır, dini menfaat aracı kılar ve bunların sonucunda da bilerek veya bilmeyerek şeytana hizmet eder haldedir.

İslam Yüce Rabbimizin korumaya aldığı Kur’an rehberliğinde kıyamete kadar sürecek dindir. Esenlik, huzur, barış ve sadece Allah’a teslimiyet demek olan İslam asla değişmeyecek, bozulmayacak ve Allah dilemedikçe yerine başkaca bir din gelmeyecek olandır. İslam ilk günkü gibi duru ve saftır çünkü Kur’an ile ilkeleri belirlenmiş bu din Kur’an değişmediği için ilk günkü gibi parlak ve temiz muhafaza edilmektedir.

Bugün yaşanan İslam ise… İslam değil bir hurafe ve şirk dinidir ki yobaz ve dincilerin elinde Yahudileştirilmiş, harama tamah edenlerin elinde dünyevileştirilmiş, münafıkların ellerinde Araplaştırılmış, yazık ki din adamlarının elleriyle ayetlerden ziyade Arap örflerine bezenmiş haldedir. İslam bugünkü haliyle kurtuluş ve esenlik vadetmekten uzak, ateşlere götürür hale gelmiş, Peygamberin yaşayarak gösterdiği İslam’ın sadece şekli kısmı muhafaza edilmiş, ahlaki-beşeri-imani ve hatta ibadet ile alakalı olanları yok sayılmış veya değiştirilmiştir. Dahası son Peygamber gelip gittiği halde İslam bugün hala onlarca, yüzlerce sahte Peygamberin egemenliğinde bin bir parçaya bölünmüştür.

Ne hilafet, ne mezhep, ne Kur’an dışı yazılı kaynak, ne de sevgili Peygamberimizin dine ait söz ve davranışları dışında başkaca kaynak kabul etmeyen İslam bugün sayısız Kur’an üstü kitap ve sayısız peygamber üstü evliya ile dolup taşmış haldedir.

Acıdır çünkü çoğu Müslüman etiketli insan ve hatta din adamı bu işi isteyerek, gönüllü olarak yapmakta ve dini bozup aslından uzaklaştırırken iyi niyetli olduğunu söyleyebilmektedir.

Din; yalancı, zalim, riyakar, cahil, haksız, adaletsiz, ilimden uzak, art niyetlilerin elinde perişan haldedir. Bu satırların yazarının da Muhammed İkbal’ler, Yaşar Nuri Öztürk’ler gibi kanlı gözyaşları bu yüzdendir ki hiç değilse bazılarının kurtuluşuna vesile olur umudu ile yazılmaktadır.

Yüzyıl bilimin, teknolojinin, medeniyetin çağ atladığı ama her şeye rağmen bilimin Kur’an’ın gerisinde kaldığı haldeyken Müslüman camiası Kur’an’ın da, biliminde çok gerilerindedir. Çünkü İslam alemi savaşlar, mezhep kavgaları, kısır seçim dolanları ile meşgul edilmekte ama diğer yandan akıl işleterek dini yaşama egemen kılma ilkesinden bilerek uzak tutulmaktadır.

En aydın kesim bile ya dini reddederek – sözde laiklik ilkesine sığınıp dinsizliği destur edinerek- ya dini kendisinin sahip olduğu ideolojiye göre yorumlayarak İslam’a zarar vermekte, bu kesim dini tanımadığı için yobazlar güruhu ile mücadele edememektedir. Çoğu zaman yobaz dincilerce arpalanan bu aydınların çoğu dini bayram namazları veya kurban kesme ile sınırlı saydığından da ilimde derinleşememekte, bu işe soyunanları da yazık ki işin aslını bilen diğer alimler bile tek başına bırakmaktadır.

Ekranlar, dinden sayısız ganimet elde eden din tacirlerinin imanı öteleyip ibadeti öne çıkaran resitalleriyle, körpe kızları dansözleştiren tarikat şovlarıyla, çocuk tecavüzlerini saklayan yöneticilerle, kadına şiddeti adeta öven spikerlerle, ahlaksızlıkları cezasız bırakmayı öven dizilerle, mafya ve silah tüccarlarının dudak uçuklatan servetlerini reklam eden filmlerle, evlilik programlarıyla vs. doluyken gelecek nesillere örnek olmakla sorumlu orta yaş kesiminin vebali her geçen gün artmakta, bunlara sessiz kalan yöneticilerin boynuna her geçen gün biraz daha yük binmektedir. Kur’an’la yeniden yapılanmak işte bu kötü gidişe dur demenin adıdır.

Mesele hak yolcularının tek başına kalması değildir. İnşallah Allah’ın destek ve yardımıyla o bir kişi cihanı değiştirecek kudrete erebilir ama mesele dinden habersiz yaşayan milyonlarca Türk insanının Müslümanlığı yaşıyor sanarken kendisinin şirke battığını bilmiyor olmasındandır ki bu gıybet ve inkar sürüsü aydınların çokluğu o cahil kitleyi de dini doğru tanıtmaya gayret edenlere karşı doğru tarafta olduğu kanısını yaratmada pek başarılıdır.

Hakikat anlaşılacak ve hesaplar elbet görülecektir. Bu dünyada da vebal ve azap elbet yaşanacak ve kör gözler elbet Hakk’ı ayetlerinden tanıyacaktır. Lakin o zamana değin Allah’ın rahmet ve merhametinden, Kur’an’ın şefaatinden mahrum bu toplum zulüm ve haksızlık kıskacında önce başka dinlere kayacak ve sonra dinsizleşecektir.

Tüm gayret ve emekler bu kötü gidişatı durdurup zulme ve dinsizleşmeye karşı Kur’an’ı siper etmekte birleşmelidir ki din İslam, İslam Kur’an’dır. Tüm ilke, felsefe, söz, hadis ve rivayetler, içtihad ve şuralar, beyat ve alışkanlıklar ‘Kur’an’a uygun ise kabul edildiği’ zamandır ki kötü gidiş yavaşlayacak ve kısa sürede iyiye yön değiştirecektir.

Bu tertemiz İslam havuzuna zehir döken imansızların hiç istemeyeceği, uğruna canlar alacakları bir dilektir. Bu haktır, hakikattir, mutlaka gerçekleşecek olandır ama bu zalimlerin de en istemediği şeydir. Çünkü onlar arpalandıkları bu hurafe dinciliği ile insanları kendilerine tabi kılarak dünyevi çıkarlar sağlamakta, yönetimleri elde bulundurarak dokunulmazlık elde etmekte, milyonları siyasallaştırarak, cennet anahtarlarını haşhaşilerin yaptığı gibi sahte hülyalarla kendi ellerindeymiş gibi göstererek mevki ve makamlarını garantiye almak ve sömürü sürecinin devamını dilemektedirler.

İslam alemi davar veya koyun sürüsü değildir ki Kur’an bunu zinhar yasaklamıştır. İnsanlar halktır, halk İslam’ı hak eden Müslüman kitledir ve Kur’an sömürülenler uyansın ve yönetime gelsin isteyendir.

Günün en çok arzulanan adalet, barış, huzur, esenlik, rızık ve bereket gibi kavramları bizler Kur’an’dan uzaklaştıkça da hayal olmaya devam edecektir. Çünkü ayetin ifadesiyle Peygamber şöyle diyecektir. “Peygamber, “Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey hâline getirdi” dedi.”(Furkan 30/25)

Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi “Kur’an göklere çekildi ve onun dini adına yeryüzünde yalan ve hezeyan kaldı.” Yazık ki toplumun bugün Kur’an’la dostluğu kalmamıştır. Hâlbuki kese doldurmaktan başka bu hayattan beklediği kalmayanlar Kur’an’la kucaklaşma sürecini başlatacak olurlarsa dinimiz bizim aleyhimize yıkım aracı olarak kullanılamayacak ve kader ufuklarımızda yepyeni aydınlıklar parlayacaktır. Ancak o zaman ki İslam, oy delisi particileri, para delisi kodamanları, şirk askerlerini boğacak ve toplum üzerine esenlik ve bereket yağacaktır.

Muhammed suresinde (47/7) bildirildiği gibi “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.” Bu uyanış, yeniden Kur’an’la yapılanma ve dini tekrar ayağa kaldırma manasınadır ve muhafazası gerekli olandır. Bu bir kulluk görevidir ki Allah rızasına ulaşabilmenin yolu da budur.

Bugün sünnetin peşinden koşup farzları unutanlara şunu hatırlatmakta fayda vardır; sünnetin geçerli olması şartı ikidir. Kur’an’da yer alan bir buyruk ve bu buyruğun Peygamber tarafından verildiğine dair kesin belge. Bu iki şartı taşımayan söz ve fiiller dine temel teşkil edemez ve İslam’a katıldıkça din bulanır, özden uzaklaşır. Kimsenin peygamberimizin söz ve davranışlarını yok sayma veya hafife alma hak ve yetkisi yoktur. Lakin bugün hadis diye bizlere pazarlanan çoğu şey, sahabe veya başkalarının rivayetleridir ki hadisler tanzim edilirken söz birliği yerine Kur’an’a uygunluk ilkesi esas alınsaydı bugün pek çoğu duyulmayacaktı bile. Ama bu yapılmamış, yapılamamıştır. Çünkü Emevi milliyetçiliği ve zulmü buna imkan tanımamıştır.

İslam kaynaklarını pisleten zehir odaklarından kurtuluş arı dine, doğru yola, Hakk’a yönelerek mümkündür ki bunun en temel ve değişmez kaynağı Kur’an’dır. Bu bu kadar net ve kolayken itirazlar boşuna değildir. Çünkü din esası olarak Kur’an kabul edilirse yalan atılamaz, hurafeler ayet diye yutturulamaz ve dinciler palazlanamaz.

“…Sizden kim dininden döner de kâfir olarak ölürse, öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır.” (Bakara 2/217) ayeti dinden dönenleri en ağır ithamla uyarmış ve hak yoldan ayrılmamayı, dini sulandırmamayı, dini alet edinenleri takip etmemeyi emretmiştir. Oysa ki bugün gelinen noktada yine Kur’an tespitiyle insanların çoğu şirke düşmek dışında iman etmezler. Toplum şirki din haline getiren zalimlerin peşinden koyun gibi gitmektedir.

Bu küfür inanış yöneticilerin de zalim ve sefih olsa da yönetimden alınamayacağı yanlışını inanan kesimlere farz kabul ettiren kesimdir ki baştan sona zulümle savaşı yegane savaş sebebi sayan Kur’an’a tamamen aykırıdır. Bu kesimin toplumları gütmeye ve çıkar sağlamaya devam etmesinin tek yolu budur.

Kişileri rableştiren, din adamlarının haram ve helallerini aynen kabul eden, Allah’a yaklaştırıcı-şefaatçi edinenlerin yaptığı gizli şirktir ki şirk affedilmeyecek tek suçtur. Bugün toplumun bu istikamette kat ettiği mesafe akıllara durgunluk verecek vehamettedir ki şirk tevhidin önüne set gibi çekilmiştir. Zaten Emevi İslam’ının yaptığı en büyük kötülük tevhidin tanınmasına müsaade etmek ama şirkin tanınmasını engellemek şeklindedir ki kitleler şirke düştüğünü anlayamasın.

Cennete gidiş belgesi ve Allah’ın rızasının kazanılması sertifikası yalnız ve yalnız Rabbimizin imzasıyla makbulken bugün binlerce insan bozuntusu bu belgeyi bedava dağıtmaktadır ve yazık ki pek çok Müslüman da bu belgeye sahip olmak adına dinden çıkmakta, Allah’a ortak ve rakipler tutmaktadır. Yine acıdır ki bu rakipler arasında Peygamberimizi de katmaktalar.

Kur’an ile yeniden yapılanmak denilince anlaşılacak olan şudur; bu bir reform değildir çünkü reform bozulan bir şeyi yeniden düzenlemek ve rayına oturtmaktır ki İslam için bu yanlıştır. Çünkü İslam bozulmamıştır, bozulmaz. Bozulan dinci tayfasının şirkleştirdiği yapma dindir ve bunun İslam’la alakası yoktur. İslam bozulmadığı içinde bu yapılanma bir reform değil İslam’a geri dönüştür.

Yeniden yapılanma Kur’an’a dönüş hareketi olmalı, Kur’an devrine veya coğrafyasına dönüş hareketi olmamalıdır.

Yine bu yapılanma sözde kalmamalı, yaşamın her kesimine adalet, huzur, esenlik olarak yansımalı, hem yönetilenler hem yönetenler bu rehber doğrultusunda ilahi kural ve ilkelere tabi olmalıdır.

Kur’an dışı yobaz dinciliği besleyenlerin İslam düşmanları olduğu artık açıktır. Fikir de finansmanda onlarındır.

Çünkü İslam’ı yok saymanın en emin yolu onu çirkin göstermektir ve yobaz dincilikbu iş için biçilmiş kaftandır.

Peygamberimiz şöyle diyor; “Benim mezarımı mabet haline getirenlere Allah lanet etsin!” Şimdi durun ve düşünün ülkemizde kaç tane mezar bu halde ve oralarda insanlar neler yapıyor ve Peygamber onlar hakkında ne diyor!

Yazık tır! Bir taraftan ibadet ve kutsal mantığı olmayan mezar ziyaretlerini putçuluk diye yerlere çalacaksın sonra binlerce türbeyi cennet aracı yapacaksın. İkiyüzlülük ve kandırmaca işte bu boyutlardadır.

Allah’ın dışında biri için davetlerin sokulduğu mabetlerde fıkhen namaz kılmak caiz değildir. Yani particilik, ticaret, üye toplama gibi din dışı amaçlarla kirletilen mekanlarda namaz kılmak beyhudedir. Bunun devamında şu da hakikattir ki ardında namaz kılınan kişi duru ve saf iman ehli olmalıdır. Değilse onlar arkasında da kılınan namaz boşunadır.

Peygamberimiz kızına şöyle diyor; “Kızım Fatma, seni ben bile kurtaramam.” Şimdi ise toplumda ne kadar şefaatçi var ve kimler cennet biletlerini bedava dağıtıyor görün.

İş camilere bone olmak değil Kur’an’ı yaşama egemen kılmaktadır. Çünkü din iman ve salih ameller bütünüdür ki iş ve değer üretmek, Kur’an emirleriyle amel etmek camilerde görüntü vermekten çok daha yeğdir.

Peygamberimiz “Çalan kızım Fatma da olsa cezalandırırım” diyor. Birde toplumumuzdaki hırsızların mevkisine, dokunulmazlığına, meydan okumasına, çalımına bakın. Kur’an’ı dine egemen kılmak işte bunlar yüzünden elzemdir. Peygamberimiz Hayber seferi dönüşünde şehit olduğu düşünülen sahabe için “kamu malından çaldığı için cehenneme gitti” diyerek tüm çıkışları kapatıyor ve Kur’an emrini bir kez daha tebliğ ediyor. Bir de günümüze gelin ve kimleri alkışladığınızı düşünün.

Hz. Ali “Küfe yakınlarında bir gayri müslimin tokatlandığını duydum. Onun hakkı ona verilinceye kadar gözüme uyku girmez!” diyor. Bu Kur’an idealindeki dünyadır.

Ülkeler küfür üzere yürüyebilir ama zulüm üzere yürüyemez. Yürüseydi firavunun egemenliği bitmezdi. Haksızlık, zulüm, adaletten uzaklaşma toplumda yadırganmamaya başladığı anda tehlike çanları çalıyor demektir ki islam’ın saf beyaz ışığı o andan itibaren artık toplumu aydınlatmaz olur.

Kur’an’ın anladığı manada demokrasi faziletler zinciri, hakların muhafazası, toplumun ortak kabul ve istekleridir ki çoğulcu despotizm demek değildir. Demokrasi dahil tüm yönetimler adaleti ve Kur’an ile bütünlüğü sağlamak zorundadır. Yoksa dinen bir anlam ifade etmez ve takipçileri ziyandadır.

Kur’an’da evlerin, bedenlerin dokunulmazlığı da ana ilkelerdendir. Yazık ki özgürlük gibi haklarda dokunulmakta (!) ve İslam’ın koruyucu zırhı her geçen gün daha çok delinmektedir.

Kur’an Allah’ın ayetlerini evren, insan, Kur’an şeklinde derlemekte ve bunların üçünü de Kitap olarak ifade etmektedir. Dolayısıyla okunması gereken bu üç kitap Allah’ın ayetleridir ve görülmesi, muhafazası, sevilmesi gerekendir. Şimdi doğa katliamlarına, hayvan mezalimlerine, insan genleiyle oynamalara bakalım ve karar verelim. Ne kadar Kur’an ahlakı ile ahlaklanmış haldeyiz.

Vefatından sonra Hz. Aişe validemize Peygamberi soruyorlar. Diyor ki; “Kur’an okuyun. Peygamberin hayatı, davranışları ondadır.” O yüce insanın dini, imanı, ibadeti, ahlakı Kur’an’daysa hepimizin ki Kur’an da olmalıdır. Toplumun ahlaki olgunluk ve değerlerini şimdi tarafsız olarak mukayese edelim. Sonuç? Hüsrandır.

Muhammed İkbal şöyle diyor; “Kur’an’ın menzil ve maksadı başka, bugünkü Müslümanların hareket ve ayinleri başkadır. Onların kalbinde ateş yanmıyor. Onların göğsünde Muhammed Mustafa yaşamıyor” Yine İkbal şöyle sesleniyor; “Softa ve mollanın eserisin, Kur’an’daki hikmetten hayat almıyorsun. Kur’an ayetleri ile senin ilgin, Yasin okuyup rahat ölmekten ibaret.” (Cavidname, beyit, 244,991)

Sözü daha fazla uzatmaya gerek yoktur. Türkiye bugün adı konmamış kahırlı bir putçuluğun pençesinde kıvranmaktadır. Allah şöyle sesleniyor; “Ey iman edenler! Allah’a ve Resulüne hıyanet etmeyin…” Hem de iman edenlere yapılmış bu sesleniş gerçeğin sesi, tehlikenin ayak izleridir.

Söz hakkı Kur’an’ın, din Allah’ındır. Okunmayan, anlaşılmadan okunan, üzerinde düşünülmeden okunan Kur’an’ın dine katkısı olmaz, yeniden dirilmeye hiç olmaz. Kur’an mealen, düşünülerek, rehber edinilmek gayesi ile okunmalı ve manası anlaşılmaya çalışılmalıdır. Arapçaya gömülmüş Kur’an molla ve softaların tek gayesidir ki insanlar bir şey anlamasın ve danışılacak makam onlar olsun ve bu sayede payelensinler. Oysa Allah ile kul arasında hiçbir varlık veya kişi olmaz. Tek aracı Kur’an’dır ve aranan herşey ondadır.

Aydınlanmanın, dirilişin tek çıkış yolu Kur’an dinine geri dönmek ve yanlışlardan arınmaktır. Yoksa korkulur ki çok geç olacaktır.

Bugün dünya Siyonist yahudiciliğin kontrolü altındadır. Önce Hristiyanlaşacak, sonra Yahudileşecek en nihayetinde dinsizleşecek bir Türk toplumu tüm ulusların ortak gayesidir ki ülkemizde bu maksada hizmet eden sayısız insan ve kurum vardır. Daha da acısı bu odakların pek çoğu zehirli dillerini saklamayı becerebilmekte, finansal, siyasi, coğrafi desteklerini gizleyebilmekte, maksat ve gayelerine her geçen gün daha fazla yaklaşmaktalar. Kanan Müslümanlar güruhu ise onların peşinden cennet umudu ile koşmakta. Uyanış, Kur’an yaşam dışı ilan edildiği için gerçekleşememektedir. Zavallı kitleler mürid olma, taraftar ve destekçi olma, cennetleri paylaşma umuduyla şirk batağında debelenip durmaktadır.

Kısa bir anekdot olarak haşhaşilerin cennet vaadinden bahsetmek zorunlu görülmektedir.

Taraftar toplayan haşhaşiler, bir emirle ölüme razı olacak yani gelenleri birkaç aşamalı eğitimden geçiriyor. Muazzam korumalı kalenin bir yanında gözlerden uzak bir mini saray ve cennet tasvirlerine benzer bahçeler var. Eğitim gören adaylar bir gece afyon ile uyuşturulup bu bahçeye taşınıp, yatağa yatırılıyor. Huriler (!) onu uyandırıyor ve şöyle diyor; “Şimdi cennettesin ama uykunda. Eğer liderin dediğini yapar ve yaparken ölürsen ben hep seninim ve mekânımızda sonsuza dek burası.” Adamın gönlü hoş (!) ediliyor ve sonra tekrar afyonla uyuşturulup bu kez kendi yatağına taşınıyor ve kendi halinde uyanmasına imkan sağlanıyor. Zavallı adam uyandığında rüya sandığı şeyi arkadaşlarına anlatıyor ve benzer rüyayı görenlerin hepsi de (!) adamı doğruluyor. Sonra o adam liderin bir parmak işareti ile kulelerden atlayıp, cennet vaadiyle hayatına son verebiliyor. Gittiği yer cehennemin dibi de olsa kimseler gerçeği göremediği için hepsi her daim ölmeye ve cennete (!) gitmeye hazır hale geliyor.

Maksat kitleleri cennet (!) vaadiyle kandırıp cehenneme yollamaksa kıssa iyi okunmalı ve kimlerin cennet vaadinde bulunduğuna dikkat edilmelidir. Rüyalarda o insanlara gösterilen sahte cennetler (!) bugün nasıldır bilemeyiz ama sınırsız ahlaksızlık ve para ile o saray ve bahçenin çok daha güzelinin yapıldığına ve hurilerin sayısının da binleri bulduğuna eminiz. Hz. Peygamber kendisinin ve Ehlibeyt’inin cennetinden emin değilken, cennet tapusu dağıtanlara artık dur deme vaktidir. 

Gerçek cennet Allah’ındır. O cennetin anahtarı ise Kur’an imanıdır. Ötesi boş ve nafiledir.

İslam’ın ve Türk’ün selameti, Yüce Allah’ın himayesinde Kur’an’dadır.

Din Allah’ın, hüküm Allah’ın, kudret ve ilim sadece Allah’ındır ve Kur’an Yüce Allah’ın mübarek kelamıdır. 

Rabbim tüm Müslümanları bir an önce Sırat-ı Mustakim üzere toplasın.
Rabbim akıllara, şuur ve ruhlara Kur’an nurunu değdirsin.
Rabbim herkese hak yolcusu olan ve olmayanı ayırt etme kabiliyeti versin.
Rabbim iman edenleri korusun.

Rabbim Kur’an’la yatıp, Kur’an’la kalkmayı nasip etsin.

Amin!

Merhum Yaşar Nuri Öztürk’ün aynı adlı eserinden esinlenilmiştir. 

Kur’an’la yeniden yapılanmak

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an’da beş büyük kıssa

Kur’an’da beş büyük kıssa

Kur’an’da beş büyük kıssa Allah kelamı Yüce Kur’an’da hiçbir söz, hiçbir kelime boşuna değildir. Akıl ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir