Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Küresel felaketler ve Allah’ın azabı
imanilmihali.com
Küresel felaketler ve Allah’ın azabı

Küresel felaketler ve Allah’ın azabı

Küresel felaketler ve Allah’ın azabı

Dünyanın ilk halini ve cennetin inşallah göreceğimiz yüzünü bilemiyoruz ama Kur’an’dan anladığımız kadarıyla ilk yeryüzü cennet olarak tasvir edilmiş olabilir diye düşünüyoruz. Yani berrak sular, yeşil ormanlar, masmavi gökyüzü, verimli toprak, ahlaklı insanlar, iman dolu kalpler, tüm mahlukatın huzur, barış ve esenlik içinde yaşadığı bir ortam, ilahi bir ahenk, mübarek bir ezgi, dillere destan ve kıskanılacak güzellikte nimetlerle dolu bir dünya.

Dünyanın ilk hali ve doğrusunu Allah bilir cennet böyle bir şey olmalı.

Bir de yaşadığımız zamana ve dünyaya bakalım. Kirlenen gök, delinen atmosfer, pis ve kimyasal sular, yetmeyen içme suları, kesilen ormanlar, eriyen buzullar, patlayan yanardağlar, göğü kaplayan siyah bulutlar, verimsiz topraklar, depremlerle yıkılan nice yerler, aç insan ve hayvanlar, meyve veremeyen ağaçlar, binlercesi ölerek sahile vurmuş balıklar, topluca intihar etmiş kuş sürüleri, ısınan hava, kirlenen denizler, çölleşen dünya, biten su ve enerji kaynakları, artan nüfusa yetmeyen ekinler, minicik bir sınıfta toplanan para, açlıkla can çekişen çoğunluk, yakılan ormanlar, postu, dişi veya sadece zevk için katledilen hayvanlar, petrol ve sanayi atıkları,, nükleer denemeler, gücü artan silah teknolojisi, yapısıyla oynanan genler, hormonlu gıdalar, dünyayı terk edip başka dünyalar arama gayretleri.

Bu karamsar tablo, çok yakın zaman sonra ( Allah başkaca bir akıbet dilemezse) çok daha kötüleşerek devam edecek gibi görünüyor. Açlık ve hastalıktan ölen insanlar, nükleer savaşlar, susuzluk, verimsizlik vb.

Küresel yani dünya çapındaki bu felaketler kader değildir. Çünkü Allah dileseydi ilk baştan bu halde yaratırdı. Oysa O, en güzelini, temizini yaratmış ve hayata teslim etmiştir. Ama mahlûkata hükmeden, akıl kullanan, zalim ve nankör insan tüm bu bahşedilenleri düşüncesizce kullanıp ziyan etmiş, yok etmiş ve pisletmiştir.

Allah zulmetmez ama insan zulmeder ve etmiştir. İnsan tabiata da, mahlûkata da, insanlığa da, gelecek nesillere de zulmetmiştir ve etmektedir.

Buzulların erimesinden, atmosferin delinmesine kadar her şey insanlığın aç gözlü ve düşüncesiz olmasından kaynaklanmaktadır.

Allah dileseydi helak eder, mü’minler dışında veya diledikleri dışında hiç kimseyi sağ bırakmaz ve bir kelimesiyle en baştaki muazzez ortamı yeniden yaratırdı. Ama suçlu olan Rabbimiz değil tüm insanlıktır.

Bu insanlık yüzyıllarca savaşlarla, katliamlarla kanlar dökmüş, tabiatı sınırsızca sömürmeyi ilke edinmiş, çevreye verdiği zararı yok saymış, menfaatini tüm insanlık diğerlerinden üstün tutmuş ve ben öldükten sonrası tufan zihniyetiyle mirasa, emanete ihanet etmiştir.

Kötüye kullandığı bilim, savurduğu miras, kötüye hizmet ettirdiği bilgi ile hükmedecek tutkusuyla, güce erişmek adına her türlü pisliği yapan insandır.

Allah rızkı ve nimeti veren, kimine az kimine çok verendir. O, cimri değildir. O rahmeti ile dört yanı kuşatan, insanı seven, merhameti ve af etmeyi sevendir. Bugün dünya hala yaşıyorsa O’nun rahmeti iledir. Bugün hala çocuklar doğuyorsa, ceylanlar yavrulayabiliyorsa, hala içecek su varsa, hala güneş bizi kavurmuyorsa O’nun rahmeti nedeniyledir.

Ama insan geçmişten ders almaktan uzak hala ve daha etkili halde yaşamı yok etme çabasındadır. Fütursuz, korkusuz, düşüncesiz be gayretler korkulur ki yaşamın sonunu getiremeyecek ama yaşanacak acıları artıracaktır.

Tabiata, mahlûkata, kainata, insan bedenine, tüm insanlığa yapılan bu hâksiz saldırı ve tecavüzlerin elbet karşılığı olacaktır. Tüm kâinat ayetlerle doluyken yok edilmeye çalışılan Allah’ın ayetleridir.

Küresel felaketlere en çok yol açanlara, silah sanayi sektörlerine, kimyasal atık jeneratörlerine, uluslararası –çevre koruma- anlaşmalarına imza koymayanlara bir bakın. Bunların cahil, nankör, imansız, kâfirler sürüsü olduğunu göreceksiniz.
Daha yakına gelin. Ormanları yakarak kendisine tarım alanı açan, ekili arazileri gasp edip şatolara çeviren, milyonlarca ağacı kesip kendisine deniz manzaralı malikâneler yaptıranlara bir bakın. Malikânesinin koridorlarındaki kesik kaplan başlarına, fildişlerine, hanımının timsah derisi çantalarına bir bakın.

Daha az yer ve zamanda, daha az parala daha çok verim için domateslere hormon verenlere, kimyasal atıklarını denizlere salıverenlere bir bakın.

Kim diyebilir ki bunlar Allah kulları, mü’minlerdir! Heyhat. Bunlar cani, zalim ve kâfirlerdir.

Zulüm insana mahsustur. O insan değil midir ki ormanları kesip nükleer santraller yapar, o insan değil midir ki dereleri mecrasından çevirip kurutur, o insan değil midir ki körfezleri balık yaşayamaz hale getirir, o insan değil midir ki havayı solunamaz hale getirir.

O insan o denli zalimdir ki çıplak güneş deriyi yakarken bile, kanser vakaları artarken bile bir an durmayı düşünmez.

O insan değil midir ki tıbbı, bilimi, ilimi hayırlara kullanmayı düşünmez.

Teknoloji, medeniyet, çağdaşlık adına olan her şey şeytana hizmet eder haldedir ve hızla insanlığın sonunu hazırlamaktadır.

Oysa Rabbimizin illaki teknoloji diye, uzay yolculukları diye, yüz yirmi beş yıl yaşayın diye bir beklentisi yoktur.
O’nun domateslerin teki bir kilo gelsin diye bir beklentisi de yoktur.
O’nun beklentisi bizlerin iman edip buna göre yaşamamızdır.

Allah azap eden, merhamet eden, helak eden, yerimize yenilerini getirendir.

O dilerse tüm insanlık bir emirle yok olur ve yerine bir dakika içinde milyonlarcası gelir. Ama dünya hayatının sınav olması özelliği gereği ve son peygamberin de gelmiş olması nedeniyle artık helak yaşanıp yaşanmayacağını sadece Rabbimiz bilir.

Helak edilen kavimlerin bizim şu an yaptıklarımızın binde biri nedeniyle helak edildiğini düşünürsek Rabbimizin nasıl bir büyük sabır, merhamet ve kudret sahibi olduğunu daha iyi anlarız.

Eşcinsellik, ölçüde hile, büyüklenme, gaddarlık, vefasızlık, küfür, nankörlük, fuhuş, bozgunculuk gibi nedenlerle helak edilen sayısız kavim varken bizlerin şu an helak edilmiyor olması doğrusunu Rabbimiz bilir ama ahir zamanın sonuna yaklaştığımızın işareti olsa gerekir.

Şeytan ordularının uzay yolculukları ile aradıkları işte budur. Yeni bir dünya ya da cennetin bizzat kendisi. Elleriyle kirletip yok ettikleri dünyadan ayrılıp yeni dünyalara sığınma hayalindeki bu küfür odaklarının maksadı muhakkak ki gerçekleşmeyecektir.

Bu zamana kadar bolluk içinde sınanan insanlık, bundan sonra bir de darlıkla sınanacaktır. Bolluğa şükretmeyen ama aksine hunharca bu bolluğu israf eden insanlık acaba darlık anlarında sabır gösterebilecek ve az olanı eşit olarak paylaşabilecek midir? Korkarız hayır!

Bu hoşnutsuzluk en temel ihtiyaçların karşılanmasına yaptığı menfi etkiden dolayı gidişatı daha da kötüye çevirecektir.

Oysa insanlık sahip olduğu bilgi ve güç ile, kurtuluş adına, her daim bir şeyler yapabilme imkanına sahiptir. Ama bu iradeyi asla göstermemekle kalmaz aynı zamanda arayışlarını da hızlandırır.

Mü’min önce kendisini düzelten, sonra yakın halkadan başlayarak etrafını düzelmeye davet edendir. İyilikler paylaşıldıkça, yaşandıkça çoğalır. Mü’min sona yaklaşılan bu ahir zamanda doğru tarafta yer almaya devam etmek mecburiyetindedir. Bu yan, Allah tarafıdır.

Allah ve dostları, kadere iman eden, ahirete iman eden kullardır. O kullar, tabiata, insanlığa, çevresine zarar ve rahatsızlık vermekten korkan kullardır.

İnsanlığın ve dünyanın bugün yaşadığı acı ve keder Allah’ın azabı değildir. Bu yaşananlar sadece insanın zulmüdür. Zulümse öldürmekten beterdir. Öldüren, zulmedenlerin mekanı ise cehennemdir.

Allah Türk’e bu mübarek toprakları bahşederek ödüllendirmiştir. Bolluk, bereket, yer altı ve yer üstü zenginlikleri ile Anadolu Türk’ün gelecek zamanlardaki barınağı ve dert ortağı olacaktır. Bu yüzden bu topraklar muhafaza ve müdafaa edilmek zorundadır.

İnsanlığın gidişatı helakı, büyük azabı hak eder mahiyettedir. Yüce Allah’ın ahdi de bu yöndedir. Bu yaşadıklarımızın anılan büyük azap olup olmadığını da bilen sadece Rabbimiz Allah’tır.

“Ne kadar memleket varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helâk edeceğiz, ya da şiddetli bir azapla cezalandıracağız. İşte bu, Kitap’ta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış bulunuyor.” (İsra 17/58)

Rabbim Türk ve Müslüman olanları korusun.
Rabbim hayatı pisliklerden, zalimlerden, şeytana tapanlardan temizlesin.
Rabbim Nuh Peygamberin dualarına bugün yeniden cevap versin.
Rabbim tüm insanlığı Kur’an’a ve İslam’a kılavuzlasın.
Amin!

Küresel felaketler ve Allah’ın azabı

Bu yazıyı okudunuz mu?

Atatürk’ün Dini Yönü ve Din Eğitimine Bakışı

Atatürkçülüğün dini yönden analizi

Atatürkçülüğün dini yönden analizi İslam dini, ahiret yaşamı dahil kıyamete dek ve kıyamet sonrası tüm ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir